İçeriğe geç

Soğuk İntikam

Bölüm 13 · 15 dk okuma

Soğuk İntikam

Bölüm 13

12.BÖLÜM

Başımı okuduğum kitaptan kaldırdığımda Güneş batmak üzereydi. Kaldığım sayfaya bulduğum bir kâğıt parçasını koyduktan sonra ayağa kalktım ve giysi dolabıma yöneldim. Gece hiç uyumadığım için fazlasıyla uykusuzdum. Ayrıca bugün de çok yorucu geçmişti. Geceliğimi giyindikten sonra perdeleri ardına kadar çekip odanın daha çok karanlık olmasını sağladım. Hemen yatağın içine girip yorganı belime kadar çektim ve kendimi uykunun huzurlu kollarına bıraktım.

Gözlerimi açtığımda hemen saate baktım. Kendi evrenimde olsaydım şimdi telefonuma alarmımı kurar gecikmeden uyanırdım. Fakat burada böyle bir lüksümüz yoktu. Dersin başlamasına yarım saat falan vardı. Hemen yataktan kalktım ve perdelerimi açtım. Pencereyi de hafif açıp odanın havalanmasını sağladım. Giysi dolabımdan siyah bir elbise seçtim. Ardından saçlarımı da hafif bir şekilde ördüm. Son olarak dudak nemlendiricimi de sürdükten sonra dün Natuse’nin verdiği defteri ve kalemi de yanıma aldım. Artık hazırdım.

Akademi de ki kalabalığı yararak kızları bulmaya çalışıyordum. Etrafa göz gezdirirken pencerenin orada durmuş pembe saçlı ve kanatları olan bir kızla konuştuklarını gördüm. Artık bu tarz görünüşlere alıştığım için çokta garibime gitmemişti. Onlara doğru ilerlediğimde kızın elf kulakları olduğunu gördüm. Perilerin hükümdarı falan olabilir miydi acaba? Yanlarına gittiğimde kızın beni görmesi ile kanatlarını çırpmaya başladı. “Merhaba” dedi narin bir ses ile. “Merhaba.” Kız yanıma biraz daha yaklaşıp beni daha yakından inceledi. Bu bana garip hissettirmişti. “Sen buzların hükümdarı Lunara Aeron’sun değil mi?” dedi heyecanla. Neden bu kadar heyecanlandığını anlayamadım. “Evet, peki sen?” tahminimin doğru olup olmadığını merak etmiştim. “Bende Alira Roya. Perilerin hükümdarı.” Belli oluyordu zaten. Kendisi de bir peri olduğu için bunu tahmin etmekte o kadar zor değildi.

Uzattığı eli tutup tutmamak arasında kalmıştım. En sonunda tutmaya karar verdim. Zaten buzların hükümdarı olduğumu biliyordu o zaman elimin soğuk olduğunu da tahmin etmesi lazımdı. Elini tuttuğum anda soğuk ile irkilmişti ama elini geri çekmedi. Bunun yerine tebessüm etti. Bende tebessümüne karşılık verdim.

Dördümüzde beraber dersimizin olduğu sınıfa doğru ilerliyorduk. Eleanora kulağıma eğilerek “bugün dersler bittikten sonra kasabayı gezeceğiz. Senin için. Belki etrafı tanımak istersin diye düşündük” dedi. Evet, gerçekten de burayı çok merak ediyordum. Burası böyleyse dışarıda kim bilir neler vardı? “Bana uyar. Peki, nereye gideceğiz?” Umarım taverna falan olmazdı. Çünkü okuduğum kitaplardan bildiğime göre barbar adamların bulunduğu bir ortamdı. “Taverna ve pazar yerlerine gideriz.” Tam da düşündüğüm şeyin üstüne Eleanora böyle bir şey deyince gülmemek için kendimi zor tuttum. Neyse kimseye bulaşmazsam bir sıkıntı olmazdı, değil mi?

Derslerin hepsine girmiştik. Şimdi ise yemekhaneye doğru ilerliyorduk. Karnım ne kadar acıksa da bu iğrenç yemekleri yememeğe kararlıydım. Bütün yemek çeşitlerini inceliyordum. Hepsi lapa şeklinde ve mide bulandırıcıydı. En sona geldiğimde bir köşede kırmızı elmalar olduğunu gördüm. Hemen bir tane elma aldım ve kızların olduğu masaya doğru ilerledim. Ağzımdan birkaç lokma geçeceği için çok mutluydum. Elmayı üstüme sürüp temizledikten sonra iştahla yemeye başladım. Masadaki herkes bana garip bir şekilde bakmaya başlamıştı. Onların tabağına baktığımda bütün o lapa yemeklerden aldıklarını gördüm. Bence garip bakılması kişi onlardı.

Yemeklerimizi bitirdikten sonra kızlar odasına çıktı. Sebebi ise hala kar yağdığı için daha kalın giyineceklerdi. Onları dışarıda biraz bekledikten sonra sonunda giyinip geldiler. Alira’nın gelmesini isterdim fakat ödevleri olduğunu söyleyerek bize katılmayı reddetmişti. Bu yüzden Natuse ve Eleanora ile gidiyordum. Hep beraber kol kola girdikten sonra akademiden uzaklaştık.

Kasabaya indiğimizde aslında çokta farklı olmadığını gördüm. Tek dikkatimi çeken evlerin rengârenk olmasıydı. Siyah, sarı, yeşil, mavi, beyaz… Daha bir sürü renkte ev vardı. Hepsi çok tatlıydı.

Kasaba çok kalabalık değildi fakat tavernalar çok doluydu. Ayrıca Natuse’nin bizi götürmek istediği tavernayı bir türlü bulamıyorduk. “Natuse sen bu tavernanın yerini bildiğine emin misin?” diye sordu Eleanora. Natuse onu başı ile onayladı. Eleanora kulağıma eğilerek “bence yalan söylüyor” diye fısıldadı. “Bence de” diyerek onu onayladım. Birkaç sokak daha yürüdükten sonra sonunda o lanet tavernayı bulmuştuk. İçerisi diğerleri gibi doluydu ama yine de girmiştik.

Köşede bir tane boş masa bulduk ve oraya doğru ilerledik. Masamıza geldiğimizde okuduğum kitaplarda bana saçma gelen o taverna şarkısını dinledim;

O beyaz saçlarını her savurduğunda,

O mavi gözlerini bana doğru çevirdiğinde,

Nabzım hızlanır ve o anda bütün düşüncelerim uçup gider.

Senin ile Ay ışığının altındayken,

İncelerim o mükemmel yüzünü.

Ninni gibi gelir sesin bana.

Acaba bana büyü mü yaptın?

Çünkü daha önce hiç böyle âşık olmamıştım sevgilim.

Benim gibi sözleri dinleyen kızlarda bir anda gülmeye başlar. Anlamsızca onlara baktım. Natuse, “şarkıda resmen seni anlatıyor.” Gerçekten de beni anlatıyordu. Beyaz saç, mavi göz ve Ay ışığı. Bu gerçekten de çok korkunçtu. Bir anda bende gülmeye başladım. Eleanora, “buradalar lanet olsun!” Bakışlarımı hemen onun baktığı noktaya yönelttim. Aaron ve Visha tavernanın ortasında dans ediyorlardı. Hallerine bakılırsa ikisi de sarhoştu. Bunlar buradaysa eminim ki Keegon’da buradadır. Hemen etrafta onu aradım. Bir süre sonra köşe de bir kadın ile masada bira içerken gördüm. Belli ki kendine bir flört bulmuştu.

Keegon bira bardağında ki bakışlarını bir anda kaldırınca göz göze geldik. Hemen bakışlarımı ondan ayırarak yanında tepsi ile duran garsona baktım ve onu çağırdım. Hayır, hayır, hayır. Sanırım gerçekten de ahmaktım. Sadece bakışlarını kaçırman yeterliydi. Neden çağırıyorsun ki aptal? Şimdi onu çağırdığım için bira almak zorundaydım.

Garson bana doğru gelip önüme tepsinin üstünde duran biralardan birini koydu. Şimdi hem içmek zorundayım hem de parasını ödemek zorundaydım. Neyse şükür biraydı. Bu diyara ait bir içecek olsaydı kesin kusardım. Bilindik bir tat olduğu için rahattım. Eleanora omuzuma dokunarak “ o neden bize bakıp gülüyor?” diye sordu. Kimi kastettiğine bakmak için bakışlarımı kaldırdığımda gülen Keegon’u gördüm. Bence gülmekte haklıydı. Bende böyle aptal birisini görsem bende gülerdim. “Boş ver” dedim ve önümdeki biraya döndüm. Küçük bir yudum aldım. Ardından büyük bir yudum aldım. Ne kadar hızlı bitirirsem o kadar iyiydi. Büyük yudumlar bitmek bilmemişti. En sonunda bardağı kafama diktikten sonra masada ki peçete ile ağzımın kenarını sildim. Kızlar dans etmek için tavernanın ortasına gitmişlerdi. Ben ölsem dans etmezdim. Çünkü bana hep çok utanç verici bir şey gibi geliyordu. Ayrıca beceremeyeceğime de emindim.

Bir süre sonra yanıma sarhoş kocaman bir adam geldi. Masaya kollarını koyarak bana yaklaştı. “Dans edelim mi güzellik?” diye sordu. Hiçbir mimik oynatmadan “hayır” dedim. Gayet net bir cevap olmuştu. “Belaya bulaşma.” Bende buna gayret ediyordum ya. Bir anda bileğimden tutup beni çekiştirdi. “Ne demek hayır. Tabi ki edeceksin.” Ben kendimi ondan uzaklaştırmaya çalışırken bir anda bir adam geldi. Beni çekiştiren adamın bileğini setçe tuttu. “Kız istemiyor Dylan. Zorlamanın bir anlamı yok değil mi?” yumuşak sesi ile Dylan denen adamın buradan uzaklaşmasını sağlamıştı. Onu uzaklaştırdıktan sonra bana döndü. “Dostumun kusuruna bakma. Tam bir barbardır.” Başım ile onu onayladım ve saçlarımı düzelttim. Bir an evvel buradan çıkmak istiyordum. “Bu arada ben Luan Mavros. Enerjinin hükümdarıyım.” Onu incelediğimde çevresinde mavi bir dumanının olduğunu gördüm. Onun haricinde gayet normaldi. Siyah saçlı, yeşil gözlü biriydi. Şahsen yakışıklıydı. Uzattığı ele bakınca bunu yapmalı mıyım diye düşündüm? Ne olurdu ki? En fazla başka bir bela daha alırdım.

“Lunara Aelon. Buzların hükümdarı.” Uzattığı eli tuttum. Bir anda etrafındaki mavi duman yok denecek kadar azaldı. “Teninin soğukluğu enerjimi etkiliyor” dedi ve güldü. Elimi onun elinden çektim. Enerjinin hükümdarı nasıl oluyordu ya? “Gücün ne?” diye sordum merakla. Siyah saçlarını eli ile geriye attıktan sonra boğazını temizledi. “Elektrik fırlatabiliyorum diyelim.” Şimdi daha iyi anlamıştım. “Bence çok zevkli bir güç” dedim elbisemi düzeltirken. Luan bir anda gülmeye başladı. Dirseklerini masanın üstüne koyarak “nedenmiş?” diye sordu. “Çünkü sevmediğin insanlara küçük bir elektrik verirsin. Bence gayet güzel.” Bende böyle bir güç olsaydı şimdiden Keegon’a falan elektrik vermiştim bile. “Aynen öyle. Bende o yanını çok seviyorum. Bana laf atanlara falan parmağımın ucu ile elektrik veriyorum. Böylelikle akıllanıyorlar.” Söylediği şey ile gülmeye başladım. “Sen akademi de misin?” diye sordum Luan’a. Başı ile onayladı. Ona doğru eğildim ve “hiç Aaron’un çetesine elektrik verdin mi?” dedim. Sesli bir kahkaha attı. “Özellikle Aaron’a çok verdim. Kıvrılışını izlemek çok güzel oluyor. Sonra da gelip önümde goril gibi derin nefesler alıp bir şeyler böbürleniyor ve defolup gidiyor.” Onunda benim gibi nefes alışını gorile benzetmesi çok komikti. Başımı çevirip hala dans eden Aaron’a baktım. Kıvrılışını hayal ettim. Bunu görmek için can atıyordum. “Umarım sen de diğer öğrenciler gibi onlardan korkmuyorsundur” diye sordu Luan. “En son korkacağım kişi onlar. Bir keresinde bende o goril gibi nefeslerine şahit oldum. Gülmemek için kendimi çok zor tutuyordum. Bu elektrik vermeyi bana da göstermen gerekiyor. Ama ikisine de.” Bunu görmek için can atıyordum. “İkisine de derken. Visha ile mi?” Onunda bu kıvrılışını görmek isterdim ama en çok istediğim Keegon ile Aaron’du. “Hayır, Keegon ile” dedim. Karşıda duran garsonu eli ile çağırdı. “Keegon’un pek etkileneceğini sanmıyorum. Soğuk ile sıcak gücümü etkiliyor.” Garson gelip önümüze iki tane bira koydu. Hemen reddettim. Bir tanesini içmek için zaten kendimi zorlamıştım. İkincisine hazır değildim. “Ben içmeyeceğim” dedim ve birayı garsonun tepsisine tekrar koydum.

Garson gittiğinde kaldığımız sohbetten devam ettik. “Peki, o zaman sadece Aaron’a yaparız. Çok komik olacak.” Birasından büyük bir yudum aldıktan sonra dudakları ince bir çizgi halini aldı. “Senin ile aynı düşüncedeyiz Lunara.” Başımı çevirip kızlara baktığımda yorulmuş bir şekilde kenarda dinlendiklerini gördüm. “O zaman benim akademiye geri dönemem lazım, görüşürüz Lunara.” Birasını tek yudumda bitirdikten sonra el salladı ve tavernadan çıktı. Sonunda kendime bela dostu bulmuştum. Evet, Luan benim bela dostum olacaktı.

Kızlar başka bir şarkının çalması ile tekrardan dans etmeye başladılar. Bu sefer kendilerine rastgele bir eş bulmuşlardı. Bu şarkı sözleri de diğeri gibi aşk ile alakalıydı. Ama müziği daha sakindi. Merak ederek sözlerine odaklandım;

Bir yaz akşamı sahilde,

Ellerimi seninkilere kenetlemiş bir şekilde geziyoruz.

Denizde Dolunay’ın yansıması var,

Senin gözlerinde ise yıldızların yansıması.

Aşk artık bana bir saçmalık gibi geliyordu. Eskiden de aşk bana saçma geliyordu. Bir süre sonra bu düşünceye ara verdim. Ama şimdi tekrardan aynı şeyi düşünüyordum. Çünkü önüme çıkan ahmak bir erkek yüzünden ihanete uğramıştım. Ayrıca en kötüsü hala o gözlerini unutamamam. Bana sevgi ile bakan gözleri…

Şarkı bittiği anda kızlar yanıma geldiler. Natuse, “Keşke sende gelseydin. Amacımız seni eğlendirmekti.” Başımı sağa sola salladım. “Ben dans etmeyi sevmiyorum ayrıca amacınız sadece beni değil, kendinizi de eğlendirmek olsun.” Eleanora üzerine kürkünü giyindiğinde gideceğimizi anladım. “Neyse hadi pazara gidelim paramı harcamak için can atıyorum.” Neden parasını harcayacak diye bu kadar mutlu ki? Tam gideceğim sırada içtiğim bira aklıma geldi. “Şey ben biranın parasını ödemedim.” Natuse sırtıma hafifçe vurarak “biz hallettik” dedi. Ne ara hallettiler ki? Belli ki ben Luan ile konuşurken yapmışlardı.

Biz pazara doğru ilerlerken “O yanındaki erkekte kimdi?” diye sordu sırıtarak Eleanora. “Siz dans ederken bir tane erkek gelip benim ile dans etmeye zorladı. Luan yani bahsettiğin adam ise beni ondan kurtardı. Biraz da sohbet ettik. Ardından işim var diyerek tavernayı terk etti. Sandığın şey değil yani.” Eleanora tahminleri tutmadığı için dudaklarını büzdü. “Nasıl ki adama yumruk atmadın” dedi Natuse şaşkınlıkla. “Bela almayacağıma söz verdiğim için maalesef ki yapamadım.” Eleanora gülerek “yani yapacaktın” dedi. Başım ile onu onayladım.

Karlardan bata çıka ilerledikten sonra bir sürü tezgâhın olduğu o pazara gelmiştik. Üçümüzde takıların olduğu o tezgâha doğru ilerledik. Eleanora kolyelere, Natuse yüzüklere ve bende küpelere bakıyordum. Aralarında en çok dikkat çekenler genelde uzun olanlardı. “Lunara sana göre bir şey buldum!” diye bağırması ile Eleanora’nın yanına gittim. Elinde tuttuğu şeyi gösterdi. Kırmızı taşlardan oluşan gümüş bir kolyeydi. Boynuma taktı. “Gerçekten de zarif boynuna göre” dedi. Kolyeyi çıkarıp yerine geri koydum. Evet, beğenmiştim fakat param yoktu. Yaptığım şey ile Eleanora kaşlarını çattı. “Beğendim fakat param yok Nora.” Bunu söylemek o kadar aşağılayıcı bir şey gibi gelmişti ki. Kendimi kötü hissetmiştim. “Lunara senin burada bir ailen yok farkındayım fakat biz senin aileniz. Bu yüzden istediğin beğendiğin bir şey olunca bize lütfen söyle.” Kolyeyi alıp tezgâhın başındaki kadına parayı verdi. Tebessüm ederek ona sıkıca sarıldım. Kolyeyi bana verdiğinde ise hemen taktım. Çünkü gerçekten de hoşuma gitmişti.

1 saat sonra…

Bütün tezgâhların hepsini gezdikten sonra akademiye gelmiştik. Eleanora bana bir kolye almıştı. Natuse ise bana beyaz dekolte bir elbise almıştı. Arada bir düzenlenen balolar içinmiş. Odama geldiğimde hepsini yerleştirdim ve geceliğimi giyinerek yatağıma atladım. Çok yorgun olduğum için erken uyuma kararı almıştım.

Gözlerimi açtığımda korku ile hemen saate baktım. Geç kalmaktan çok korkuyordum galiba. Dersin başlamasına henüz yarım saat vardı. Hemen yataktan kalktım ve hazırlanmaya başladım. Hançerimi bacağıma sabitleyip defterimi kalemimi aldıktan sonra hazırdım.

Odadan çıkıp kızları bulmak için koridorda dolaşırken bir anda karşıma Aaron ve çetesi çıktı. “Ne oldu korktun mu?” dedi Aaron. Başladı yine bizim goril. Yüzüme yaklaşıp “bize böyle davranmanın bir bedelinin olacağını söylemiştim” dedim. Belaya bulaşma, belaya bulaşma, belaya bulaşma…

Bir anda Aaron beni itmeye başladı. Bir kere daha itmek için uzandığında eline vurup engel oldum. Aaron eline vurmamdan sonra kıvrılmaya başladı. Kaşlarım çatıldı. Etrafa göz gezdirdiğimde Luan’ın duvara yaslanmış bir şekilde işaret parmağı ile Aaron’a elektrik verdiğini anladım. Kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Benim güldüğümü gören Luan elektriği vermeyi bıraktı ve yanıma geldi. “Sana kimseye bir daha bulaşma demedim mi Aaroncuk?” Kendine gelen Aaron derin nefesler almaya başladı. Gülemem arttı çünkü gorile dönüşmeye başlamıştı. “Bak yine özüne dönüyor bizim goril.” Luan biraz daha elektrik verdikten sonra bana döndü. “Gel gidelim bu ufaklığın yanından.” Elini omzuma koydu ve oradan uzaklaşmaya başladık. Gülerek biraz ilerledikten sonra sınıfa girmek üzere olan kızları gördüm. “Ben kaçar” dedim ve el sallayarak sınıfa girdim.

İlk dersimiz güç yönlendirmeydi. Evrenin hükümdarı olan Bayan Erika gelince ders başladı. Yine arkamda Keegon oturuyordu fakat umurumda değildi. Bayan Erika derse girince geçen ders öğrettiklerini yapmamızı istedi. Bir masaya üç tane plastik bardak koydu. Kendisi sınıfın bir köşesine geçti. Herkes sırayla kalkıp güçlerini kullanarak bardakları devirdi. Sıra bana geldiğinde biraz stres olmuştum. Masanın karşısına geçtim. “Elini bardaklara doğru tut. Sonrada gücün gelecek ve bardakları devirebileceksin. Ayrıca sakin ol.” İçimdeki gücün yükseldiğini hissettim. Elimi ilk bardağa doğru tuttu. Sesin dediği gibi elimden küçük buzlar çıkarak üç bardağı da devirdim. Herkes bardağı devirdikten sonra Bayan Erika dersini anlatmaya devam etti.

Ders bittikten sonra kızlar ile beraber dövüş eğitimi dersinin sınıfına doğru ilerledik. “Dövüş dersinde giyinilen kıyafetlerden nefret ediyorum” dedi Natuse. Bende başım ile onu onayladım. Milletin giyindiği kıyafeti giyinmek cidden çok iğrenç hissettiriyordu. Ne yapalım işte zorunluydu. Sınıfa girer girmez giyinme odasına doğru ilerledim. Elbisemi çıkararak kendi bedenime olanı giyindim. Aynada ki sıska fiziğime baktıktan sonra derin bir nefes aldım ve hançerimi belime sabitledim. Burada ki iğrenç yemekleri yemek yerine sıska olmayı tercih ediyordum. Odamdan çıkmadan önce ördüğüm saçları düzelttim ve giyinme odasından çıktım. Kızlar da kıyafetlerini giyindi. Geçen sefer hiç susmak bilmeyen Alora’ya hiç yüz vermedim. Bir kere daha bu işkenceye katlanamazdım.

Öğretmen Raelyn Harlow ile beraber bizim çetede geldi. Çete bir köşeye geçtikten sonra Bayan Raelyn Harlow konuşmaya başladı. “Evet, arkadaşlar bugün ilk başta biraz esneme hareketleri yaptıktan sonra yumruk atmaya çalışacaksınız” dedi. “Aaron sen Natuse’ye, Visha sen Eleanora’ya, Keegon sende Lunara’ya yardım edeceksiniz. Bende Alora’ya.” O kadar kişi arasından Keegon ile mi beni eşleştirdi? Neyse yüz vermezsem bir şey olmaz herhalde. Keegon’a baktığımda suratıma bakarak güldüğünü fark ettim. Bende karşılığında göz devirdim. Bayan Raelyn, Alora’nın yanına geçti ve esnetme hareketleri yaptırmaya başladı. İlk başta bacak açma vardı. Lanet olsun. Bu dersten sonra yürümeyeceğim galiba.

Keegon yanıma gelip omuzlarıma baskı yaparak yere oturmamı sağladı. “Bacak açmayı da biliyorsundur herhalde. Sonuçta sen bir kitap karakterine savaş açacak kişisin yani.” Boş gözlerle yüzüne baktım. “Çok komik” dedim ve bacağımı açmaya çalıştım. Diz kapaklarım ister istemez bükülüyordu. Bacak açmada diz kapaklarının bükülmemesi lazımdı. Bir anda Keegon diz kapağımı tuttu ve yere indirdi. İstemsizce suratımı ekşitmiştim. Bacak kaslarım çok acıyordu.

Ardından Keegon ayağımı tuttu ve büktü. Bu acı ile yerdeki minderi sıkmaya başladım. “Bir de intikam alacakmış.” Ayağıma daha fazla baskı yaptı. “Bacak açamıyor olabilir ama seni iki dakika da etkisiz bir hale getirebiliyorum, değil mi?” Söylediğim şey ile Keegon gülmeye başladı. “Doğru.” Kabullenişi ile kaşlarımı havaya kaldırdım. “Bu arada sevgilin olduğunu bilmiyordum” dedi başını hafif yana eğerek. “Ne sevgilisi ya?” ben aşka inancımın bittiğini söylerken bana sevgilim olduğunu söylüyordu.

“Şu Luan denen velet senin sevgilin değil mi?”

“Hayır.”

“Ama öyle görünüyordunuz.”

“Ama değiliz. Ayrıca bende senin sevgilin olduğunu bilmiyordum.”

“Benim sevgilim mi varmış?”

“Tavernada gördüm.”

Söylediğim şey ile sesli bir kahkaha attı. Keşke ağzımı açmasaydım. Salak Lunara. “O kız benim sevgilim falan değildi. Kuzenimdi.” Bakışlarımı yere indirdim. Sanki niye söylüyorsam. İster olsun olmasın bana ne? “Ayrıca bira ile olan o küçük mücadeleni gördüm.” Hemen kafamı başka bir yöne çevirdim. Utanmıştım. “Gayet rahattım. Bir mücadele falan olmadı.” Başını yavaşça yukarı aşağı salladı. “Tabi canım. Olmamıştır.” Fark ettiğim bir detay ile gözlerimi kıstım. Şimdi utanma sırası ondaydı. “Sen beni mi izliyordun?” Boğazını temizledi ve benim gibi bakışlarını yere indirdi. “O zaman bira ile olan mücadeleni kabul ediyorsun yani.” Güzel yerden vurmuştu. Göz devirip susmak zorunda kalmıştım.

Bir süre sonra bacaklarımı rahat bıraktı. Tam oturup dinleneceğim sırada beni tuttu ve duvarın önüne doğru götürdü. Ellerimi duvara koyup eğilmemi sağladı. Bu seferde kol kaslarım acımaya başlamıştı. “Henüz bitmemişken dinlenebileceğini mi sanıyorsun?” dedi gülerek. Başımı kaldırdım ve tam bir şey söyleyecekken kafamı tuttuğu gibi eğdi. Kısık bir ses ile küfür ettim. “Ne dedin? Duyamadım.” Bir de dalga geçiyor aptal.

Esneme hareketleri sonunda bittiğinde Keegon küçük bir minder aldı ve karnına doğru tuttu. “Şimdi yumruk çalışacağız. Vur.” Anlamsız gözlerle biraz baktıktan sonra dediğini yaptım ve mindere sert bir yumruk attım. “Daha sert.” Tekrardan vurduğumda sendeledi. “Daha sert.” Bu sefer vurduğumda yumruğumu tuttu ve belimi tutarak sırtımı duvara dayamamı sağladı. Neden yaptı ki? Sırıttı ve “bende seni böyle etkisiz hale getirebiliyorum” dedi yüzüme yaklaşarak. Elimi kurtarmaya çalışsam da izin vermiyordu. Sıcak elleri soğuk tenime değdiği için karıncalanmaya başlamıştı. Boşta kalan elim ile karnının minderi kapatmadığı bir yerine sert yumruk attım. “Yumruk çalışıyorduk değil mi?” Keegon iki büklüm olup elimi bırakmıştı. Duvar ile onun arasından çıktım. Elini duvara dayadığında omzundan geriye sırıtarak bana baktı. Az önce yumruk yemesine rağmen hala sırıtıyordu.

Sırtını dikleştirip bana doğru döndü. “Tavernada seni tutup zorla sürükleyen adamada bu kadar sert yumruk atsaydın o velede ihtiyacın olmazdı. Şurada öğrendiğin şeyleri dışarıda da kullanabilirsin Luna.” Neyden bahsediyordu bu? Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. “Sen cidden beni izlemişsin.” Göz devirdi ve kollarını bağlayarak “sence şuan konumuz benim seni izlemem mi?” dedi. Bu adama neler oluyordu böyle? “Belaya bulaşmak istemedim.” Söylediğim şey ile gülmeye başladı. Komik bir şey mi vardı? “O adama asıl vurmasaydın belaya bulaşmış olurdun. Onu tanımıyorsun bile. O velet gelmeseydi sana…” Cümlesinin devamını getiremeden gözlerini yummuştu. Bu adamın başına saksı falan düştü bence. Beni umursamamasını düşünürken o resmen benim her hareketimi izlemiş. Ayrıca benim için endişeleniyor muydu? “Eğer öyle bir şey yapmaya kalkışsaydı hançerim ile onu öldürürdüm. Fakat sadece beni çekiştirdi. Sonra da defolup gitti. Ayrıca bu neden senin umurunda? Ölmemi istediğini sanıyordum.”

“Ben kimsenin ölmesini istemem, özelliklede senin Luna.”

Bölüm sonu

2 yorum