13. BÖLÜM
“Ben kimsenin ölmesini istemem, özelliklede senin Luna.” Söyledikten sonra yanımdan geçerek sınıfı terk etti. Etrafıma göz gezdirmem ile dersin bittiğini fark ettim. Keegon’un ne demek istediği hakkında en ufak fikrim yoktu. Sanırım sarhoştu.
Bunu daha fazla düşünmeden Natuse’nin yanına gittim. “Şu Aaron sanırım kemiklerimi kırdı.” Natuse’nin durumu benden daha kötüydü. Ayrıca topallayarak yürüyordu. “Bugün ki balo için çok kötü oldu.” Natuse’nin koluna girdim ve söylediği şey ile kaşlarım çatıldı. “Balo mu?” Başı ile beni onayladı. “Kallistar diyarına kar yağdığı için bir balo yapacaklar. Gerçekten de yüz yıllardır bu diyara kar yağmıyor.” Bu balo işinin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu ayırt edemiyordum. Dans edecek bir sevgilim olmadığı için iyi denebilirdi. Bir köşeye geçip herkesi incelerdim. Sanırım nötr oluyordu.
“Niye kimse bana bunu söylemedi?” diye sordum. Aslında baloyu kaçırsam da çok umurumda olmazdı. “Koridorda büyük bir posteri var. Oradan gördüğünü düşündüm.” Başımı olumsuz anlamda salladım. Bir anda omuzumda hissettiğim el ile irkildim. Eleanora gülümseyerek bize bakıyordu. Visha’dan sonra onunda sakat kalmasını bekliyordum ama hiçte sandığım gibi olmamıştı. Sapasağlam bir şekilde karşımda duruyordu. “Biri balo mu dedi?” tebessüm ettim ve başım ile onayladım. “Ben eşimi buldum.” Kolumu heyecanla yumrukladı. “Kimmiş?” diye sordum. “Cole Eros. Sen tanımazsın. Kendisi zamanın hükümdarı ayrıca çok yakışıklı. Bana da Güneş’im diye hitap ediyor. Kesin benden hoşlanıyor.” Onun bu çocuksu heyecanına daha fazla dayanamayıp gülmeye başladım. “Senin eşin kim?” diye sorması ile bu gülüş soldu. “Ben dans etmeyeceğim.” Gözlerini fal taşı gibi açtı ve yüzünü buruşturdu. “Tabi ki edeceksin. Bence Luan Mavros tam sana göre. Ayrıca eminim ki senden hoşlanıyor. Çünkü o adam kadınlarla hiç konuşmaz, sen hariç. Bugün sizi koridorda gülüşürken gördüm. Yoksa seni tavernada o adamın elinden de kurtaran o muydu?”
Eleanora’ya göz devirdim. Benden hoşlandığını hiç sanmıyordum. Sadece arkadaştık. “Luan ile aramda hiçbir şey yok. Ayrıca dans etmeyeceğim dedim.” Eleanora omuzlarını silkeledi. “Seni bu konuda zorlayamam. Sen bilirsin. Ama eğer istersen Luan tam sana göre.”
Eleanora ile bu konu hakkında daha fazla düşünmeden yemekhaneye indik. Yine her zaman ki gibi bir tane elma aldım ve kızların olduğu masaya oturdum. Hızlıca elmamı yedikten sonra yemekhaneden hemen çıktım. Buraya acilen pencere gerekiyordu. Mide bulandırıcı yemeklerin kokusu ve ter kokusunun birleşimi olan bu yer midemi alt üst ediyordu. Bundan sonra elmamı alıp dışarıda yiyeceğim.
Yemekhanenin önünde duvara sırtımı yaslamış kızların yemeklerinin bitmesini bekliyordum. Bir anda kapı açıldı ve Luan dışarıya çıktı. Nefes nefese kalmıştı. “Ne oldu?” diye sormam ile irkildi ve bana doğru döndü. Demek ki beni görmemişti. “Bu lanet yere acilen bir pencere gerekiyor.” Söylediği şey ile gülmeye başladım. Aynı düşüncedeydik. “Sende mi bu iğrenç ter kokusuna tahammül edemiyorsun?” Kim edebilirdi ki? “Aynen öyle” dedim yüzümü buruşturarak. “Ben dışarıya hava almaya çıkacağım. Gelecek misin?” Başım ile onu onayladım.
Onun ile beraber okulun bahçesini turluyorduk. Hala kar yağmasına rağmen Luan üşümüyordu. Ya da bana belli etmiyordu. Çünkü yarım saattir dışarıdaydık. En son burnunun aktığını fark edince “içeri gidelim mi?” diye sordum. Hemen teklifimi kabul etti ve beraber akademiye girdik. Koridorda öylesine gezerken beraber bir şeyler konuşan kızları gördüm. Luan’a döndüm ve “benim gitmem lazım. Beni bekliyorlar” dedim. Luan biraz sıkıntılı görünüyordu. Bir anda kaşlarım çatıldı. “Bir şey mi oldu?” dedim merakla. “Şey… Ben bir şey soracaktım.” Tebessüm ettim. “Tabi dinliyorum.” Derin bir nefes aldıktan sonra “şey acaba baloya benim ile beraber gelir misin?”
Korktuğum şey başıma gelmişti. Bu tarz şeyleri reddetmekte de güçlük çekiyordum. “Ben dans etmeyi bilmiyorum” dedim yumuşak bir ses tonu ile. Onun kalbini kırmak istemiyordum. “O zaman bir köşeye geçip milleti izleriz.” Son cümlesi ile biraz rahatlamıştım. “Milleti izlemek daima favorim.” Güldü ve başı ile onayladı. “Tamam, o zaman milleti izlemekte hem fikiriz, değil mi?” Başım ile onu onayladıktan sonra vedalaşıp kızlara doğru ilerledim.
“Seni baloya davet etti değil mi?” diye sordu Eleanora. İç çektim ve “evet davet etti. Dans edemediğimi söyleyip onunla bir köşeye geçip milleti izlemeye kara verdik.” Eleanora verdiğim cevap karşısında yüzünü buruşturdu. “Dedikodu yapacaksınız yani” dedi Natuse gülerek. “İğrenç. Romantik bir şekilde dans etmek varken neden milletin arkasından atıp tutmayı seçtiniz ki? Sana dans etmeyi öğretebilirdim.” Eleanora’ya göre bu iğrençti ama bana göre gayet iyiydi. “Dans etmeyi sevmiyorum Nora.” Benim taklidimi yaparak “dıns ıtmıyı sıvmıyorum Nırı” dedi. Natuse sesli bir kahkaha attı. Bende Eleanora’ya göz devirdim. “İnsanların sevmediği şeylere saygı göstermek zorundasın Nora.” Omuzlarını silkeleyerek “gösteriyorum ama aptallıklara karşı göstermiyorum. Çocuğu resmen reddetmişsin.” Bir iç çektim ve “tamam, bu kadar yeter” diyerek konuyu kapattım.
Koridorda sessizce dolaşırken Natuse’nin hala sırıttığını gördüm. Kolumla onu dürttüm. “Baloya ne giyineceksiniz?” en nefret ettiğim konu da buydu. Giyinmek. Her gün başka bir kıyafet giyindiğim yetmiyormuş gibi şimdi de balo için bulacaktım. Bir anda dolabımdaki lacivert elbiseyi hatırladım. “Ben lacivert bir elbise giyineceğim.” Eleanora hemen ortaya atladı. “Hayır, bence beyaz bir elbise seçmelisin. Çünkü bu balonun yapılış amacı kar. Karda beyaz olduğu için ayrıca senin gelişin ile ilgili olduğu için beyaz ideal bir renk. Eğer istersen bende birçok beyaz elbise var. Verebilirim.” Sanki iki dakika önce beni taklit etmemiş gibi konuşuyordu. Trip falan atacağını düşündüm ama tam tersi olmuştu. “Sağ ol, benim var.” dedim ve başımı öne doğru eğdim. “Bende sarı bir elbise giyineceğim. Çünkü Cole sarı renginin bana daha çok yakıştığını söyledi.” O Cole denen adamdan bahsederken sesindeki neşe ortaya çıkmıştı. “Bende koyu yeşil giyineceğim. Ten rengime uyum sağladığı için.” Başımı çevirip Natuse’yi baştan aşağıya süzdüm. Koyu yeşil en iyi seçim olabilirdi. “Senin bir eşin var mı?” diye sordum Natuse’ye. Başı ile onayladı. “Kendisi Haru. Hayvanların hükümdarı.” Doğa ve hayvanların hükümdarı. Tencere kapak gibiydiler.
Bir süre sonra üçümüzde odalara dağıldık. Balo için hazırlanmamız gerekiyordu. Giysi dolabımı açıp içinden Natuse’nin aldığı beyaz dekolte elbiseyi çıkardım. Yatağın üstüne koyduktan sonra üzerimdeki kıyafetlerimi çıkardım. Nazikçe elbiseyi giyindikten sonra aynanın önüne geçerek kıvrılan eteğini düzelttim. Elbise o kadar narin gösteriyordu ki çok hoşuma gitmişti. Hafif kabarık eteği ayaklarımı ötüyordu. Ayrıca bel kısmı dar olduğu için ince belim ortaya çıkıyordu. Sırt kısmı ve kollarımı çıplak bıraktığı için kendimi rahat hissediyordum. Gerçekten harika bir elbiseydi.
Bu narin elbiseye yakışacak bir şekilde dağınık topuz yaptım. Beyaz bir yarım topuklu ayakkabı giyindikten sonra hazırdım. Saate baktım. Başlamasına daha yarım saat vardı. Mecburen beklemekten başka bir çarem yoktu.
Yarım saat sonra…
Pencereden başımı kaldırıp saate baktığımda. Başlamak üzere olduğunu gördüm. Derin bir nefes alıp verdim ve odadan çıkmadan önce hançerimi bacağıma sabitledim. Bu hançeri yanımdan ayıramıyordum. Alışkanlık olmuştu. Son kez odaya göz attıktan sonra aşağıya doğru ilerledim.
Yemekhanenin önüne ilerlemek zorlaşmıştı. Aşırı kalabalıktı. Bir köşeye geçip kalabalığın dinmesini bekledim. Bir anda yanımda Keegon’un belirmesi ile irkildim. “Ne o sevgilin gelmedi mi?” ona gözlerimi devirdim ve kalabalığa odaklandım. “O benim sevgilim falan değil. Ayrıca sen bizi mi takip ediyordun?” hemen başını sağa sola doğru salladı. “Hayır, yemekhaneden çıktığımda koridorda geziniyordum. Elmamı yerken bir duvara yaslandım. Sizde benim biraz çaprazımda durarak bunu konuştunuz. Ayrıca dans etmeyi gerçekten de bilmiyor musun?” lanet olsun. Nasıl onu fark etmemiştim. Omuzlarımı geriye attım ve başımı hafifçe yukarıya kaldırarak “evet, bilmiyorum. Ayrıca bundan sana ne?” eminim ki fazla ukala görünmüştüm. Gözlerini kısarak bana bir süre boyunca baktı. Sonra hiç beklemediğim bir anda elini uzattı. Boş bakışlar ile bir eline bir de onun yüzüne bakıyordum. “Ne?” diye sordum. “Sana dans etmeyi öğretebilirim” dedi sırıtarak. Tam onu reddedeceğim sırada Luan uzaktan bana “Lunara!” diye bağırdı ve el salladı. Keegon ona göz devirerek elimi tuttu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan beni kalabalığın içine doğru sürükledi. İnsanların arasından geçerken sıcak teni benim soğuk tenime denince karıncalanmaya başlamıştı. Sonunda balonun olacağı salona geldiğimizde kalabalık azalmıştı. Bu yer sandığımdan daha büyüktü. Salona girdiğimizde Keegon bana doğru döndü. Ben bu büyük salonu incelerken o da beni izliyordu. Önüme döndüğümde hala el ele tutuştuğumuzu fark ettim. Hemen elimi ondan çektim. “Ne yaptığını sanıyorsun?” diye sordum çatık kaşlar ile. “Dans etmeyi öğretmemi istediğini sanıyordum.” Bu da nereden çıkmıştı şimdi? “Böyle bir şey söylemedim.” Kollarımı birbirine bağladım. “Bunu kim öğrenmek istemez ki?” o da benim gibi kollarını birbirine bağladı ve başını yana doğru hafifçe eğdi. Özen ile şekillendirdiği siyah saçlarından bir tutamı kalabalıktan geçtiğimiz için alnına düşmüştü. “Ben” dedim sinirle ve yanında geçerek ondan uzaklaştım. Kızlar eşleri ile ilgilendiği için daha fazla ilerleyemeden durdum ve bir köşeye geçtim. Buraya gelmemeliydim.
Bir süre sonra salon daha çok kalabalıklaşmıştı. Şimdi Luan’ı bulmak daha zordu. Tek başıma köşede durmak yerine biri ile köşede durmak daha iyi geliyordu. Bir anda Keegon’un önümde belirmesi ile irkildim. “Ne oldu o veledi bulamadın mı?” bu adam neden benim peşimi bırakmıyordu. “Bak Luna. Bir kere dansa şans versen ölmezsin. Emin ol ki kendini rahatlamış hissedeceksin” dedi ve tekrardan elini uzattı. Karasız kalmıştım. Acaba dediği gibi olacak mıydı? En son Danix ile dans ettiğimde sadece yönlendiriliyordum. Hiç rahatlama falan hissetmemiştim. Peki ya şimdi? “Şans ver.” Sesin söylediği ile elimi yavaşça Keegon’un eline doğru götürdüm. Keegon hemen elimi havada kaptı ve salonun ortasına doğru ilerledik. Elim karıncalanmaya başlamıştı fakat bunu düşünmemeye çalıştım. Keşke reddetseydim. Çünkü dans edeceğim kişi Keegon’du. Buzlar aşkına. Keşke reddetseydim. Şuan büyük bir pişmanlık içindeydim.
Salonun ortasına geçtiğimizde keman ve piyano karışımlı müzik çalmaya başladı. Keegon elini belime koydu ve beni kendine doğru çekti. Bütün bedenim onun dokunuşu ile karıncalanmıştı. İç çektim ve bende onun omzuna elimi koydum. Keegon kulağıma eğildi ve “gözlerini kapat ve rahatlamaya çalış. Şuan bütün bedeninin karıncalandığını biliyorum. Benimde öyle. Ama şuan bunu düşünme sadece müzik ve sen varsın” diye fısıldadı. Tanrım bunu yaptığıma inanamıyordum. Nedense bütün gözler benim üzerimdeymiş gibi hissediyorum. Etrafa göz gezdirdiğimde gerçekten de öyle olduğunu gördüm. Herkes bizi izliyordu. Keegon’un söylediğini yapıp gözlerimi kapattım. Müziğin yumuşak notalarına odaklandım. Sanki bütün notalar elbisemin eteklerini sarmış gibi hissediyordum. Bir anda hareket etmeye başladım. Keegon’da benim ile aynı hareketi yapıyordu. Sırada ki hareket için beni yönlendirdi. Etrafta süzülerek hareket ediyorduk. Keegon bir anda beni etrafında döndürdü. Tekrardan belimden tuttu. Aynı hareketleri yapmaya başladık. Bunu nasıl yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Keegon ile olan dansımız bitmişti. Güzel bir son yapabilmek için geriye doğru eğildim ve bacağımı bükük bir şekilde yukarıya kaldırdım. O da benim belim ile bacağımı tuttu. Alkış sesleri duyunca gözlerimi açtım. Dikildim ve şaşkınca etrafıma baktım. Keegon’a döndüğümde onunda beni alkışladığını gördüm. O kadar iyi miydi ya? Keegon şaşkın yüzümü görünce gülmeye başladı. Ardından kulağıma eğildi ve “mükemmeldin” diye fısıldadı. Onun bana bunu söylemesi ile gülmeye başladım. Geri çekilip benim gülüşüme baktı.
Salonun ortasında daha fazla durmayarak bir köşeye geçtim. Etrafı izlerken yanıma kızlar geldi. Harika şimdi onlara ne diyecektim? “Muhteşemdiniz” dedi cıyaklayarak Eleanora. “Bir de dans etmeyi sevmiyorum diyordun. Az önce resmen Keegon’un kollarında süzülüyordun” dedi Natuse. Utanarak başımı yere doğru eğdim. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Bir anda belimde hissettiğim el ile irkildim. “E kızlar performansımızı beğendiniz mi?” diye sordu Keegon. Bu adam bir anda nasıl ortaya çıkabiliyordu? Belimdeki eline vurarak geri çekmesini sağladım.
Keegon, kızların bizi övmesi ile yüzüme doğru eğildi. “Bir de dans etmeyi bilmiyorum diyordun. Az önce de buradaki kızlardan daha iyi bir performans sergiledin. Ben senin dans etmeyi bilmediğine inanmıyorum.” Onu işaret parmağım ile geriye doğru ittim. “Bilmiyorum dediysem bilmiyorumdur. Ayrıca az önce ne olduğu hakkında en ufak fikrim yok.” Sanki içimdeki gerçek Lunara kalkmış onun yerine başka biri geçmişti. “Sende hiçbir şey bilmiyorsun ki.” Söylediği şey ile kızlar gülmeye başladı. Gözlerimi devirdim. “Biz gidelim o zaman” diyerek kızlar bizden uzaklaştılar. Beni bu adamla yalnız bırakmışlardı. Tam o sırada Luan yanımıza geldi. Lanet olsun şimdi ne diyecektim ben? “Harika bir performanstı. Tebrik ederim Lunara” dedi alkışlayarak. Boğazımı temizledim ve tam neler olduğunu anlatacağım sırada Keegon araya girdi. “Sağ ol Luan. Eşini bir süreliğine aldım. Kusura bakma.” Bunları söylerken alaycı bir ses tonu vardı. Luan başını yere eğdi. “Önemli değil. Ben kendime başka bir eş buldum zaten” dedikten sonra gitti. Ağzımı açıp arkasından seslenmek istedim ama yapamadım. “Boş ver zaten kendini bir şey sanıyor velet.” Söylediği şey ile Keegon’a döndüm ve koluna vurdum. Bana bakıp gülerken kolunu ovalıyordu. Bu adam niye her şeye gülüyordu ki? “Sen yoksa ona âşık mısın?” dedi. Dönüp ona ters bir bakış attım.
“Sen niye her şeyi aşka bağlıyorsun ki?”
“Ne o aşktan korkuyor musun?”
“Niye korkuyor muşum?”
“Söylediğim her zaman garip davranıyorsun da o yüzden.”
“Korkmuyorum sadece iğrenç geliyor.”
“Biri kalbini fena kırmış.”
Bakışlarımı başka bir yöne doğru çevirdim. Bunu anlamasını beklemiyordum. Tam karşıma geldi ve ellerini ceplerine koydu. “O kitap karakteri mi?” kesin dalga falan geçecekti. Fakat neler yaşadığım hakkında en ufak fikri yoktu. Evet, bir aptallık etmiştim. Ama bunu fark etmem geç olmuştu. “Ondan intikamını alacaktın değil mi?” sorduğu soruların hiç birine yanıt vermiyordum. Anlamadığım bir şekilde gözlerim dolmuştu. Gözlerimi kırpıştırarak düşmelerine engel oldum. Sanırım bu yolda yanımda olması gereken arkadaşlarım öldüğü için böyle olmuştu. “Peki, senin ile beraber onunla savaşacağım.” Keegon’un söylediği şey ile hemen ona doğru döndüm. Şaka yapıyor olmalıydı. “Bu şaka yapılacak bir şey değil.” Sesim sandığımdan daha sert çıkmıştı. Saçımdan bir tutam alıp parmağına doladı. “Ben ciddiyim.” Onunda sesi sandığımdan daha ciddi çıkmıştı. Gözleri beyaz saçlarımdan mavi gözlerime doğru kaydı. Yutkundum. “Kabul et Lunara. Düşmanın bile olsa kabul et.” Boğazımı temizledim ve arkada dans eden kişilere baktım. Neden ona bakamıyordum ki? “Ben ne diyeceğimi bilemiyorum” dedim etrafa bakarken. “Sen hiçbir şey bilmiyorsun ki.” Güldüm. “Peki” diyebildim. Peki, mi? Adam senin ile savaşmak istediğini söyledi ve sen sadece peki mi diyorsun? Rezil Lunara. “Bunun için konuşmamız gerekecek ve bu burada olmaz. Bence yarın yemekhane çıkışı iyi olur.” Başım ile onu onayladım. Bu iyiliğini asla unutmayacağım.
Bir saat sonra…
Keegon ile olan konuşmamızdan sonra o Aaron’un yanına gitmişti. Bende biraz milleti izledikten sonra odama geri geldim. İçimde garip bir his vardı. Bu his mutluluktu. Üzerimdeki elbiseden kurtulup rahat bir şeyler giyindim. Pencerenin önüne geçerek dışarıyı izledim. Kar yağışı durmuş bulutlar çekilerek Güneş’in ortaya çıkmasına izin vermişlerdi. Karlar, Güneş’in ışığı ile erimeye başlamıştı. Yeşillikler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı. Keegon’un söylediği şey aklıma geldikçe sırıtıyordum. Bu zorlu yolda birini benim yanımda olması güzel hissettiriyordu. “Peki, senin ile beraber onunla savaşacağım.” Keegon aslında güçlü birisiydi. Bunu iri yapılı bedeninden anlayabiliyorduk zaten. Bende güçlü sayılırdım. İkimiz bir araya geldiğimizde bizim gibi güçleri olmayan insanları yenebilirdik. İster kılıçları olsun ister zırhları onları kolayca yenebiliriz. Diye düşünüyorum. Bu kesin bir şey değil. Kim bilir belki de Danix’in de bizim gibi bir gücü ortaya çıkar. Artık o adamdan her şeyi bekliyorum.
Canım sıkıldığı için kitaplığımdan kalın bir kitap alıp koltuğa oturdum ve okumaya başladım. Sayfa sayısına baktığımda altı yüz yetmiş olduğunu gördüm. Tozlanmış kapağını elimin tersi ile silkeledim. Koyu yeşil renkteki kapağı şimdi ortaya çıkmıştı. İlk sayfasını yavaşça açtım ve okumaya başladım.
İki saat sonra…
Kitabı yarıladıktan sonra Güneş’in batmaya başladığını fark ettim. Kaldığım sayfaya bir kâğıt parçası koyup banyoya doğru ilerledim. Kaç gündür pislik içerisindeydim. Bu yüzden acilen banyo yapmam gerekiyordu. Banyo kapısını açıp içeriye girdim. Küvetin musluğunu açtım. Su dolana kadar bende üstümü çıkardım. Odada tek olsam da banyo kapısını kapattım ve kilitledim. Temkinli olmak her zaman en iyisidir. Su dolunca musluğu kapattım. Ilık su dolu küvetin içine oturduğumda ilk başta biraz irkildim ardından alıştım. Köşede bulduğum bir sabunu nazikçe vücuduma sürdüm. Ardından su ile vücudumu duruladım. Saçlarımı da yıkadıktan sonra daha fazla durmayarak küvetten çıktım. Dolabın içinde bulduğum büyük havluyu vücuduma sardım. Ardından küçük olanı da saçıma doladım. Banyo kapısındaki kilidi çevirip giysi dolabıma doğru ilerledim. İçerisinden geceliğimi ve iç çamaşırımı bulup yatağın üzerine koydum. Ardından pencerelerin perdelerini çekerek rahatlıkla üstümü giyindim.
Saçlarımı ıslak olduğu için ördüm. Böylelikle sabah dalgalı olacaktı. Küvetteki suyu tıpasını çekerek boşalttım. Sabunları ve havluları da tekrardan yerine koydum. Banyo biraz buhar içerisinde kaldığı için kapısını ardında kadar açıp havalanmasını sağladım. Çok yorgun olduğum için hemen yatacaktım. Yatağıma yattım ve yorganı kafama kadar çektim. Yastıklardan fazla olanı ise kollarımın arasına alarak sarıldım. Gözlerimi kapattım ve uyumaya çalıştım.
Gözlerimi açtığımda hemen saate baktım. Dersin başlamasına son on dakika vardı. Hemen hızlıca yataktan kalkıp dolabımdan elime gelen ilk elbiseyi giyindim. Kesin geç kalacaktım. Örüklerimi açıp saçımı taradım. Bu sefer dudaklarıma nemlendirici sürmek ile uğraşmayacaktım. Defterimi ve kalemimi alıp kendimi odamdan dışarıya attım.
Koridora bomboştu. Belli ki herkes derse girmişti bile. İlk dersimin olduğu sınıfı bulup heyecanla kapıyı tıklamadan içeriye daldım. Bir anda bütün gözler bana döndü. Bayan Erika sanırım biraz korkmuştu. Başımı öne doğru eğip “çok özür dilerim. Geç kaldığım için bir anda girdim. Özür dilerim” dedim. Umarım beni dersten kovmazdı. Biri kıkırdadığında başımı kaldırıp baktım. Keegon gülerek bana bakıyordu. “Çık dışarı” dedi Bayan Erika sinirle. “Ama isteyerek olmadı gerçekten özür dilerim.” Bayan Erika işaret parmağı ile kapıyı gösterdi. Aptal Lunara. “Sana çık dışarı dedim.” Söylediğini yapıp kapıdan dışarıya çıktım. Harika dersten kovulmuştum.
Ders bittiğinde sırtımı duvara dayamış dışarı çıkanları izliyordum. Keegon yanıma geldi. Aptal Beygir. “E sınıftan kovulmak nasıl bir histi?” kollarımı bağlayıp bakışlarımı başka bir tarafa çevirdim.
“Beni görmezden mi geliyorsun?”
“Evet.”
Hiç beklemediğim bir anda nazikçe çenemi kavrayarak ona bakmamı sağladı. Yüzüme yaklaşıp “o güzel mavi gözlerini benden sakın ayrıma” dedi. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Buda neydi şimdi? Ayrıca aşırı yakındık. Nefesini yüzümde hissedebiliyordum. Şuan neler oluyordu? Keegon’un gözleri dudaklarıma kaydığında hemen boğazımı temizledim ve işaret parmağım ile onu geriye doğru ittim. “Ben en iyisi kızların yanına gideyim.” Bunu söylerken maalesef ki kekeliyordum. Çünkü müdahale etmeseydim şuan… Söylemesi bile iğrenç.
Hemen ondan uzaklaştım. Resmen kaçıyordum. Hızlıca kızların yanına gittim. “Bayan Erika’nın dersinde eğer geç kaldıysan sınıfa girme. Çünkü her hâlükârda seni almayacaktır” dedi Natuse. Başım ile onu onayladım. Az önce yaşanana her şeyi unutmaya çalıştım. Yoksa gün boyu derslerime odaklanamayacaktım. Kızlar ile sanki hiçbir şey olmamış gibi diğer sınıfa doğru ilerledik.
2 saat sonra…
Derslerimiz bitince yemekhaneye doğru ilerledik. Her zaman ki gibi elmamı aldım. Bu sefer yemekhanede yemeyecektim. Koridorda bir duvara yaslandım ve yavaşça elmamı yemeye başladım. Tam o sırada benim gibi bir köşede yemeğini yiyen Luan’ı gördüm. Boğazımı temizleyerek yanına gittim. “Merhaba” dedim neşe ile. Başını kaldırıp bana baktı. Sonra gülümseyerek “merhaba. Sanırım suç ortağıyız.” Elmamı işaret ettiğinde ne demek istediği anladım ve gülmeye başladım. “Aynen öyle.” Balodaki konuyu açmak istemiyordum fakat kalbinin kırık olduğunu biliyordum. Sonuçta ona yalan söylemiş durumuna düşmüştüm. “Baloda bir anda Keegon beni piste doğru çekti ve beni yönlendirerek dans ettirdi. Yani sana yalan söylemedim.” Yemeğinden bir lokma alıp ağzına attı. Lapa olduğu için hemen yuttu. “Sorun değil. Zaten tahmin etmiştim böyle bir şey olduğunu.” Ona gülümsedim ve ikimizde muhabbet eşliğinde yemeğimizi yedik.
Luan yemek tepsisini götürmek için yemekhaneye gitti. Bende koridorda öylesine duruyordum ki duyduğum bir kahkaha ile irkildim. Bu Keegon’du. Bu adam beni neden rahat bırakmıyordu? “Öncelikle beni kötü duruma düşürdün. Ben baloda sana sordum ve sende kabul ettin. Ayrıca ben seni yönlendirmedim.” Bu adam bizi mi dinlemişti? “Sen bizi mi dinledin?” Galiba yetenekleri arasında görünmezlikte vardı ve bu korkunçtu. “Köşede duruyordum. Sen gerçekten ondan hoşlanıyorsun. Çünkü onun ile beraberken beni fark etmiyorsun bile.” Son cümlesi ile sesi biraz garip çıkmıştı. “Hayır, ondan hoşlanmıyorum. Ve bir daha bunu söylersen seni hançerim ile deşerim.” Bunu onun yüzüne yaklaşmış işaret parmağımı sallayarak bir şekilde söyledim. Dudaklarını yaladı ve sırıttı. Onu tehdit etmemden hoşlanmış mıydı? Salak. Bu adam tamamen salaktı. “Peki, bir şey demiyorum. Şu konuyu ne zaman konuşacağız” dedi. Boğazımı temizledim ve ondan uzaklaştım. Sol tarafımda gördüğüm boş bir sınıf ile orayı işaret ettim. “Şurada konuşalım” dedim ve sınıfa girip boş bir yere oturduk.
“Öncelikle bu adamın adı Danix. Kendisi bir prens. Yani karşımızda sadece o değil, onun ile beraber bir ordu var. Kendisi çok iyi kılıç kullanıyor. Arkadaşlarımın ölümüne sebep oldu. Bu yüzden intikam alıyorum. Amacım onun evrenine tekrardan gidip onu hak ettiği sona kavuşturmak. Bizi beklediğine eminim. Bu yüzden gizli bir plan yapmamıza gerek yok. Ayrıca şuan elinde eğer yaşıyorsa iki arkadaşım daha var. Onları da kurtarmamız gerek. Tek yapmamız gereken güçlenmek.”
Başı ile beni onayladı. “Karşımızda bir ordu olduğuna göre bize en az üç kişi gerekiyor.” Haklıydı. Karşımızda bir ordu varken ikimiz güçlerimiz veya yumruklarımız ile yenemezdik. Bu biraz zordu. “Kızları ikna etmeye çalışacağım.” En iyi seçenek buydu. “Bende Aaron’a söylerim.” Hemen bakışlarımı ona doğru çevirdim. “Şimdi dost ararken araya başka bir düşmanı sokmaya gerek yok.” Beyaz saçlarımdan bir tutam alıp parmağına doladı. “Merak etme o iş bende.” Başım ile onu onayladım. Hemen ayağa kalktım ve sınıfın kapısına doğru ilerledim.