İçeriğe geç

Soğuk İntikam

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Soğuk İntikam

Bölüm 4

4.BÖLÜM

Banyomu yapıp kendimi terden arındırdıktan sonra üstümü giyindim. Hizmetçiler hazır odamdayken bana giydirmek konusunda yardım etmelerini rica ettim. Onlar sayesinde hazırlanmam daha kıssa sürdü. Hizmetçiler en son makyajımı yaptılar ve sonra da odamı terk ettiler. Prenses Violet ile yaptığımız idmandan sonra odama geldiğimde hançerimi hemen yastığın altına saklamıştım. Onu yastığın altından aldım ve bacağıma sağlam bir şekilde sabitledim. Son kez odamı kontrol ettim ve her yerin düzenli olduğunu görünce odamı terk ettim.

Yemek salonuna girdiğim de birkaç kişi hariç herkesin orada olduğunu gördüm. Boş bir yer buldum ve oturdum. Tam kahvaltımı yapmaya başlamıştım ki prenses Lony “elin nasıl prenses Rose?” dedi. Ağzıma attığım lokmayı yuttuktan sonra sorusuna cevap verdim. “Gayet iyi, bugün kontrol için küçük odaya gideceğim” dedim. Prenses Lony gülümsedi ve “ben de gelsem senin için sorun olur mu?” Şahsen yalnız gitmeyi planlıyordum ama prenses Lony böyle bir şey söyledikten sonra fikrimi değiştirdim. “Olur, eğer istiyorsan gelebilirsin.” Ben onun teklifini kabul ettikten sonra ikimizde kahvaltımıza döndük. Bir süre sonra prenses Violet, “ben de gelebilir miyim?” dedi. Bunu söylerken sesi o kadar soğuktu ki kaşlarımı çatmama sebep oldu. Kesin bir şey olmuştu. “Tabi, sende gelebilirsin.”

Tam kahvaltıma dönecekken prens Xaigon’da bana bir soru sordu. “Elin acımıyor değil mi?” Başımı olumsuz anlamda salladım. Hizmetçiler banyo yaptırırken azıcık acımıştı ama abartılacak kadar değildi. “Peki, şu katiller nasıl görünüyorlardı?” diye devam etti prens Xaigon. “Üç kişilerdi. Biri kızdı diğeri erkekti. Üçüncü kişide büyük bir ihtimalle erkekti. Kıyafetleri gözleri hariç her yerlerini kapatıyorlardı. Bu yüzden kim oldukları belli olmuyordu. O sırada da gözleri hiç dikkatimi çekmedi.”

Ben onları anlatırken masada ki herkes bana meraklı gözlerle bakıyordu. Onlara beklediklerinden az bilgi verdiğim için bir süre sonra herkes tekrardan yemeğine dönmüştü. Ne bekliyordular ki? O sırada bir panik içerisindeydim. Durup salak gibi onların gözlerini inceleyemezdim, değil mi? Herkesin yemeğine dönmesiyle bende yemeğime döndüm.

Kahvaltımı yaptıktan sonra yemek salonunu terk ettim. Sarayın penceresine doğru ilerledim. Ben bahçeyi seyrederken prenses Violet yanıma gelmişti. “neden bu kadar soğuk davrandın?” dedim bahçeyi izlemeye devam ederken. “Birbirimizin katil olmadığına eminiz ama onun olmadığına emin değiliz. Belki de senle revire giderken sana suikast planlıyordu. Ayrıca o kızı gözüm hiç tutmadı. Dikkat et.” Dedikten sonra prenses Lony yanımıza geldi.

Evet, prenses Violet mantıklı düşünüyordu. Fakat ben tekken kendimi korumayacağımı düşünüyordu. Kardeşinden sonra beni de kaybetmek istemiyordu ama bana güvenmesi lazımdı. Ben her zaman onunla yapışık ikizler gibi dolanmayacaktım.

“Ne zaman gidiyoruz?” diye sordu prenses Lony. Bu kızın her zaman neşeli olmasını seviyordum. Prenses Lony’nin koluna girdim ve diğer koluma da prenses Violet’ı alarak “şimdi” dedim.

“Bu saray artık çok sıkıcı olmaya başladı. Bu yüzden ben de gelmek istedim hem senin yanında olmak için hem de farklı bir ortama girmek için. Aslında çok farklı değil de idare eder” dedi prenses Lony. Neredeyse odaya varmıştık. Hala kol kola duruyorduk. “Haklısın, oturup milletin ölümünü izlemek istemiyorum. Ayrıca sarayımı özledim.” Prenses Lony başını olumlu anlamda salladı. Prenses Violet hiç muhabbete katılmıyordu çünkü prenses Lony’e güvenmiyordu. Buz gibi soğuk ifadesiyle odaya doğru gidiyordu. Bir süre sonra kolumdan çıktı. Başımı hemen ona doğru çevirdim. “Siz ikiniz gidin benim yapacağım bir şey vardı.” Diyerek bizden uzaklaştı. Bir süre onu izledikten sonra tekrar prenses Lony’e döndüm. “Bu aralar bir soğuk davranıyor” dedim. Prenses Lony başıyla beni onayladı. “Kardeşinin ölümü onu gizemli birine çevirdi.”

Odanın önüne gelmiştik. Kapıyı açmak için kapı kolunu çevirdim fakat kilitliydi. “Kilitli” dedim prenses Lony’e. “Bir de ben deneyeyim.” Prenses Lony ile kapıyı zorladıktan sonra odanın kilitli olduğunu kabullendik ve geldiğimiz yönden geri gitmeye başladık. Bir anda etrafa göz gezdirdiğimde bizden başka hiç kimse olmadığını gördüm. Şu yukarıda ki muhafıza baktım. Gitmişti. Lanet olsun!

Bir gariplik sezdiğim gibi hemen prenses Lony’e döndüm. Hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam ediyordu. “Eteğim takıldı” dedim ve eğilerek eteğimi düzeltiyormuş gibi yaptım ama hançerimi çıkarıyordum. Prenses Lony öylece durmuş bana bakıyordu. “Sen devam et” dedim prenses Lony’e. Beni başı ile onayladı ve yoluna devam etti. Burada bir bokluk dönüyordu. Prenses Lony etrafıma göz gezdirmeye devam ettim. Belli ki bu katiller hep aynı taktığı kullanıyorlardı. Ya da bu sadece bana özeldi. Arkamda duyduğum adım sesleri ile hemen arkamı döndüm. İşte başlıyorduk. Katil ok ile yayını germiş bana bakıyordu. Bir anda ellerim ve saç diplerim karıncalanmaya başladı. Bir süre sonra ellerim ısınmaya başladı. Sanki kaynar bir suya koymuşum gibi. Nefes alışlarım hızlanmaya başlamıştı. Neler oluyordu be?

Katil okunu yüzüme doğru bıraktı. Tam o sırada elim ile oku tuttum. Ben bunu nasıl yaptım? Hareket halindeki bir oku nasıl tuttum lan! Artık elimde ki acı bütün vücuduma yayılmıştı. Ben neler olduğunu sorgularken üç kişi etrafımı sarmıştı. Beni öldürmeye kararlılardı. Oku yere fırlattım ve şoku üzerimden atıp içgüdülerimle hareket etmeye başladım. İçimdeki bir ses komutanım gibi bana emirler veriyordu.

“Pozisyonu al ve odaklan. Şu revire yakın olan sana ilk o atlayacak. Hepsi aynı anda saldıracak ama ilk o başlayacak. Kulağın daima benim ile olsun. Şimdilik sana ancak böyle yardım edebilirim.” Neler olduğunu düşünmeyi bıraktım ve zihnimin içinde yankılanan sese uymaya kara verdim. Pozisyonumu aldım. Sesin söylediği gibi ilk olarak revire yakın olan atlamıştı. İdmanlardan öğrendiğim birkaç hareketi yaptım. “Eğil!” diye bağırdı o ses. Ona uydum ve hemen eğildim. Kafamın üstünden bir hançer geçti. Aralarından kız olan bana hançer fırlatmıştı. “Arkana dikkat et!” Hemen arkama baktım. Diğer katil tam bana hançeri saplayacakken yana doğru çekildim.

“Hızlısın.” Sesin beni övmesiyle sırıttım. Bana hançeri saplayacak olan katil afallamıştı. “Hançeri karnına fırlat.” Pozisyonumu aldım ve hançerimi katilin böğrüne fırlattım. Şimdi silahsız kalmıştım. “Ya da sen öyle sanıyorsun.” Yaraladığım katil hançerini yere düşürdü. Bende hemen onu yerden aldım. Oku ve yayı olan kişi arkadaşının yaralandığını görünce üstüme ok yağmuru yağdırdı. “Sadece koş! Sakın durma! Sonra da bir kolonun arkasına sığın.” Hızlıca bir kolona doğru koştum. Elbise ile koşmak sandığımdan daha zordu ama bunu yapmak zorundaydım. Hiçbir ok saplanmadan kolunun arkasına sığınmayı başarmıştım. Hemen eğildim ve ayakkabılarımı çıkardım.

Çıplak ayak bana birçok avantaj sağlayabilirdi. “Kadın kılıcı ile sana saldıracak ve şuan arkanda. Sağ tarafından saldıracak. Kendini kıza fark ettirmeden sola doğru yavaş adımlar at. Diğerleri gitti.” Kolonu sırtıma alarak yavaş adımlarla sola doğru kaydım. Cidden diğerleri gitmişti. Arkadaşını yaraladığım için gitmişlerdi ve kızı da beni öldürmek için görevlendirmişlerdi. “Kadın senin orada olmadığını fark etti. Koşarak kılıcını fırlatacak sonra da yumruklarını kullanmak zorunda kalacak.” Bu sesi sevdim he. “Bende seni.”

Ben kolonun arkasında saklanırken katil sesin dediği gibi koşarak bana kılıcını fırlattı. Hemen eğildim. Kılıcı kafamın üstünden geçerek yere düştü. Kız artık silahsız kalmıştı. Yumruklarını sıktı ve pozisyonunu aldı. Bana doğru yavaş adımlarla ilerledi. “Ona sadece ufak yaralar aç. Sonradan hemen gardını düşürüp gidecektir.” Hançerim ile pozisyonumu aldım ve kızın bana yaklaşmasını bekledim.

İlk bana o atladı. “Sana ufak yaralar açmasına izin ver.” Sesin dediği şeyle biraz şaşırdım ama yine de onu dinledim. Kızın dudağıma yumruk atmasıyla geriye doğru sendeledim. Cidden çok güçlü yumruk atıyordu. Elimle dudağımı sildiğimde gördüğüm kan ile dudağımın patladığını anladım. Neden buna izin veriyordum ki?

Bir süre sonra onun kollarına ve bacaklarına küçük sıyrıklar açtım. O ise bana öldürecekmiş gibi vuruyordu. Dudağımı, kaşımı patlatmıştı. Gözümü ise morartmıştı. Hepsi ses yüzündendi. Son olarak koluna bir tane daha sıyrık attım. Buna sinirlenip benim yaralı elime topuklu botu ile tekme atmıştı. “Sakın çığlık atma!” diye bağırdı ses. Yine salak gibi onu dinledim ve bağırmamak için alt dudağımı ısırdım. Yaralı elimi göğsüme bastırdım ve dizlerimin üstüne yere düştüm. Kız gitmiş mi diye başımı kaldırmamla botuyla yüzüme tekme atmıştı. Tekme atmasıyla bilincim kapandı.

Gözlerimi açmaya çalıştığımda hala yerde yattığımı fark ettim. Kendime geldikten sonra her yerimde hissettiğim acı ile inledim. Elim, Yüzüm ve kaburgam acıyordu. Hem de çok kötü bir şekilde. Biraz daha kendime geldikten sonra koluma giren keskin bir acı ile yine inledim. Başımı çevirip koluma baktıktan sonra hançerimi koluma sapladığını gördüm. Hançeri çıkarmak için hareket edecektim ki kaburgama giren acı ile vazgeçtim. Ayağa kalkmam imkânsız gibi görünse de denemek zorundaydım.

Uzun uğraşlar sonucunda ayağa kalkmayı başarmıştım. Nasıl ki bacaklarımı sağlam bırakmıştı sürtük. Normalde bu kadar çok küfür eden biri değildim ama şuan içimden fazlasıyla sövüyordum. Yavaş ve dikkatli adımlarla yemek salonuna doğru ilerlemeye başladım. Duvardaki dev saate baktığımda öğle yemeğinin başlamak üzere olduğunu gördüğüm için yemek salonuna gidiyordum.

Yemek salonunun kapısına geldiğimde hançer saplı kolumla zor açmıştım. Kapıyı açmamla hemen kendimi içeriye attım. Duvardan tutunarak dengemi sağlamaya çalışıyordum. Beni fark eden prens Danix hemen sandalyesinden kalktı ve yanıma koşarak geldi. Bir anda herkesin gözleri beni buldu. Prenses Violet hemen yanıma geldi ve “Ne oldu sana!” diyerek çığlık attı. Prens Danix hemen beni kucağına aldı. Kaburgam hareket ettiği için biraz inledim. “Kaburgası kırılmış” dedi prens Danix.

Prens Danix beni hemen o odaya götürdü. Bu sefer odanın kapısı kilitli değil de açıktı. Demek ki gideceğimizi biliyorlardı. Prens Danix beni nazikçe bir yatağın üzerine yatırdı. Hemen yanıma o kadın geldi. “Odayı boşaltmanız lazım” dedi hemşirelerden biri. Bir süre sonra boşalmıştı. Bir dakika narkoz vermeden mi olacaktı bu! “Ben bütün acıyı hissedecek miyim?” diye sordum kadına. “Nasıl yani? Başka bir yol yok ki.” Lanet olsun! Korktuğum başıma gelmişti. Şu ses yüzünden diri diri ameliyat edilecektim. “Seni bayıltmamı ister misin?” diye söyledi ses. Eğer zahmet olmazsa ameliyatın sonuna kadar beni bayıltsanız iyi olur. Çünkü diri bir şekilde ameliyat olmak istemiyorum!

3 saat sonra…

Gözlerimi yavaş yavaş araladıktan sonra etrafıma göz gezdirdim. Belli ki ameliyat bitmişti. Hemen yanımda siyah bir siluet gördüm. Her yer bulanık olduğu için kim olduğunu anlayamamıştım. Kulağım çınlıyordu. O kişinin bana bir şeyler demeye çalıştığını anlayabiliyordum ama ne demek istediğini anlayamıyordum. Ardından bir tane kadın geldi ve adama bir şeyler dedi. Kadının söylediği şeyle adam sustu ve bana bakmaya devam etti.

Bir süre boyunca gözlerimi kırpıştırarak kendime gelmeye çalıştım. Artık kulağım çınlamıyordu ve etrafı bulanık görmüyordum. O adam dediğim kişi prens Danix’miş. O kadın ise prenses Violet’mış. Beni iyileştiren kişi gitmişti. “Neler oldu?” diye konuşmamla ikisini de gözleri bana döndü. Prens Danix yanıma geldi ve saçlarımı okşayarak “Ameliyat sırasında bayılmışsın” dedi. Evet, şimdi hatırladım. Sese beni bayıltmasını söyledim o da bayılttı. Şu sürtük katil yüzünden her yerim tekrardan ağrımaya başlamıştı. “O katilleri gördüğüm anda geberteceğim” dedi prens Danix. “İyi misin?” diye sordu prenses Violet. Her zaman ki gibi sesi gene soğuktu. Büyük bir ihtimalle prens Danix gidince beni bir güzel azarlayacaktı. Ama prenses Lony’nin bir suçu yoktu ki ben ona gitmesini söyledim.

Bir süre boyunca prens Danix ile muhabbet ettik sonra da prens Danix gitti. Prenses Violet kapıyı kapattı ve ardından kilitledi. “Her şeyi baştan aşağıya, en ufak detayına kadar anlat.” Acaba ona sesten bahsetsem mi? “Sakın beni kimseye söyleme! Benim dediklerimi tekrar et.” Tamam, dediklerini tekrar edeceğim lanet ses. “Revirin kapısının kilitli olduğunu görünce geri dönüyorduk. Eteğim takıldı ve ben onu düzeltirken prenses Lony’e gidebileceğini söyledim. Prenses Lony uzaklaştıktan bir süre sonra eteğim düzelmişti. Tam Lony’e doğru koşuyordum ki katil beni durdurdu. Hançerimi çıkarıp pozisyon aldım. Kız hançerimi elimden aldı. Silahsız kaldım. Sonrada beni bayıltana kadar dövdü. Sonra da yemek salonuna geldim. Aynen bunları söyle.”

Hem sesi sevmiyordum hem de ona uyuyordum. Bana söylediklerini teker teker prenses Violet’a söyledim. Beni dikkatlice dinledikten sonra odada ki sürahiden kendine su doldurdu. “Anladım. Burada dört gece boyunca kalacaksın. Ben de dört gece boyunca burada kalacağım. Eminim katillerin öldürecekler listesinde birinci sıradasındır. Merak etme yanıma birkaç silah aldım” dedi ve suyunu yudumladı.

Sonunda odadan çıkıyordum. Prenses Violet eşyaları toplarken ben de ona elimden geldiği kadar yardımcı oluyordum. Dört gün boyunca sadece yatmıştım. Bazen yürüyüş yapmak için kalkıyordum ama genelde yatmıştım. Hala eğilip kalkamıyordum çünkü kaburgaların çok acıyordu. Her yerim sarılmıştı. Mumyalara benziyordum. Yüzüm hala yaralıydı morluğum yavaş yavaş iyileşiyordu ama yine de kötü görünüyordu. Bu dört gün boyunca prenses Violet uyumamış benim için nöbet tutmuştu. Her an bir suikasta uğramamızdan çok korkuyordu. Benim de kardeşi gibi ölmemden çok korkuyordu.

Ona sesten hiç bahsetmemiştim. Eğer anlatsam da bana inanmazdı. Aslında burada tek yaptığım yatmak değildi, ses ile konuşmakta vardı. Ona o kadar çok soru soruyordum ki bir süre sonra cevap vermemeye karar verdi. Önceden sorduğum sorulara ise uyduruk şeyler söylüyordu zaten. Bu ses çok gizemli bir şeydi. İçimde benle konuşması onu daha gizemli ediyordu. Mesela neden ben? Veya neden o an ortaya çıktı? Ona bunun gibi bir sürü sordum ama hiç birine cevap vermedi.

Son olarak yastığımı da aldıktan sonra odadan ayrıldık. Bana beyaz bir elbise giyindirdiler. Kaç kere ayakkabı giyinmemi söyleseler de onları dinlemedim. Çıplak ayakla odama doğru ilerliyordum. Tam merdivenlerin oraya gelmiştik ki bize doğru gelen prens Danix’i gördüm. Prens Danix o güzel yeşil gözlerini kaldırıp benim ile göz göze gelince gülümsedi. Adımlarını hızlandırarak yanıma geldi. “Bakıyorum da çok mutlusunuz leydim.” Demesiyle salak gibi sırıttığımı fark ettim. “Evet, sonunda kendi odama geçiyorum” dedim ve sırıtmayı bıraktım. Bunu fark eden prens Danix sırıtmaya başladı.

Danix, Violet’a dönerek “prenses Violet isterseniz elinizdekileri bana verin götüreyim. Siz de odanıza çıkın.” Prenses Violet dört gündür uykusuz kaldığı için uykusuzluktan geberiyordu. Hemen elindeki yükü prens Danix’e verdi ve revirin kapısını açıp odasına gitti. Prens Danix biraz şaşırsa da bir şey demedi.

Prens Danix eşyalarımı getirip odama koyduktan sonra kendi odasına girdi. Saat sabah dörde geliyordu. Kahvaltı için hazırlanmam gerekiyordu fakat önce güzel bir banyo yapmaya karar verdim. Hala üstümde dikişler için sürülen ilaçlar duruyordu. Ayrıca üstümde kan lekeleri vardı. Kısacası berbat bir haldeydim.

Birkaç hizmetçi bulmak için odamın kapısına yöneldim. Hizmetçileri bana küvet hazırlamalarını falan söyleyecektim. Koridora çıktığımda aceleyle yemek salonunun sofrasını hazırlayan bir hizmetçiyi durdum ve bana küvet hazırlanmasını istediğimi söyledim.

İki hizmetçi odama geldiler ve bana ılık bir küvet hazırladılar. Bu sefer onlardan beni yıkamasını istemedim. Kendi kendime yıkanmanın daha iyi olacağını düşündüm. Hizmetçiler odamdan gittikten sonra pencerelerin perdelerini çektim ve yaralarıma dikkat ederek soyunmaya başladım. Nedense bugün içimde kötü bir his vardı. Şu his ve sesler buraya gelince olmaya başlamıştı. Kendi dünyamdayken altıncı hissimin bu kadar yoğun olduğunu sanmıyordum.

Soyunma işini hallettikten sonra ılık suya yavaşça girdim. İlk başta biraz ürpermiştim ama sonradan alışmaya başladım. Yaralarım sargıda olduğu için çok fazla acımıyordu. Küvete oturduktan sonra gözlerimi kapattım ve kafamı küvetin bir köşesine yasladım.

Bölüm sonu

2 yorum