İçeriğe geç

Soğuk İntikam

Bölüm 3 · 18 dk okuma

Soğuk İntikam

Bölüm 3

3.BÖLÜM

Boş bir sandalyeye buldum ve oturdum. Sanki beni bekliyormuşlar gibi benim oturmamla herkes kahvaltısına geri döndü. Bende onlar gibi kahvaltıma döndüm ve yemeğe başladım.

Herkes kahvaltılarını yapmıştı. Yavaşça ayağa kalktım ve salonu terk etmek için kapıya doğru yöneldim. Tam o anda gelen çığlık sesiyle durdum. Arkamı döndüm ve etrafı kontrol ettim. Hayır, çığlık buradan gelmemişti. Lanet olsun. Kitabın işte kaldığım sayfasına gelmiştim. Buradan sonra neler olacağını bilmiyordum. Artık her şey bana da sürpriz olacaktı.

Prenses Daisy yanıma geldi. Altın döşemeli ağır kapıyı açtı. Birkaç adım atarak yemek salonundan çıktım. Etrafa göz gezdirdikten sonra yerlerdeki kanları gördüm. Yavaş adımlarla kanları takip ettim.

Yeni bir cinayet daha işlenmişti belli ki. Ceset kokusu bütün salonu sarmıştı. Bu belli ki daha ağır bir cinayetti. Çünkü kanlar merdivenlere kadar gidiyordu. Kan kokusu gittikçe çoğalıyordu. Arkamı dönüp baktığımda bütün prens ve prenseslerin beni takip ettiğini gördüm. Onlarda en az benim kadar korkuyorlardı. Neler olacağını bilsem bu kadar korkmazdım. Lanet olsun, şimdi işler daha da zorlaşmıştı. Bende artık diğerleri gibi neler olacağını bilmiyordum. Beni nelerin beklediğini bilmiyordum.

Sonunda bir ayak gördüm ama bu ayak çıplaktı. Biraz daha ilerledim. Büyük bir ihtimalle prens Gamal ölmüştü. Fakat bu normal değildi. Bu katiller sandığımızdan daha psikopattı. Prens Gamal çıplak bir şekilde yerde uzanmış duruyordu. Galiba karnı yarılmıştı. Bekle buda ne? Prens Gamal’ın organları… Hepsi dışarıdaydı. Çok net görünüyorlardı.

Gördüğüm görüntüden sonra geriye doğru sendeledim. Tam düşecekken prens Danix beni belimden yakaladı. “Leydim iyi misiniz?” dedi her zaman ki tok sesiyle. Nefes alamıyordum. Panik atak geçiriyordum. Prens Danix hemen hizmetçilerden soğuk su istedi. “Leydim sakin olun.” Olamıyordum işte. Bunu yapamıyordum. Eğer yapabilseydim bu halde olmazdım.

Yüzümü avuçlarının arasına aldı. “Benimle beraber derin nefes alın ve verin.” Bir süre boyunca bunu yaptıktan sonra hizmetçi soğuk suyu getirdi. Prens Danix yavaşça bana suyu içirdi. Evet, şimdi kendimi daha iyi hissediyordum. “Teşekkür ederim prensim” dedim onun yeşilliklerine bakarken. Onları daha önce fark etmemiştim. Bana en sevdiğim yeri doğayı hatırlatıyordular. Ben onun yeşilliklerine bakarken o da benim maviliklerime bakıyordu. İkimizde gözlerimizden etkilenmiştik.

Bir süre sonra yanımıza prenses Violet’ın gelmesiyle birbirimizin gözlerine bakmayı kestik. “İyi misiniz prenses Rose?” Başımla onu onayladım. Yavaşça ayağa kalktım ve kendimi cesedi görmeye hazırladım. Gözlerim hemen cesedi buldu. Hizmetçiler dışarıya saçılmış organları temizlemişti. Prens Danix, “isterseniz bahçeye çıkalım” dedi. “Hayır, şuan iyiyim.” Onun kollarından kurtulduktan sonra cesede doğru ilerledim.

Prens Widen beni görür görmez yanıma geldi. “Yardım edeyim mi prenses Rose?” dedi elini uzatarak. Biz konuşurken yanımıza prens Widen’ın ikizi prens Topen’da geldi. “Hayır, teşekkür ederim” dedim ve cesede doğru ilerlemeye devam ettim. Adım kadar eminim ki bir yerinde mektup olmalı. Prens Widen beni takip ediyordu. Bundan ne kadar rahatsız olsam da bir şey demedim.

Etrafa göz gezdirdiğimde merdivenlerin yanındaki sehpa yere devrilmiş ve üstündeki vazoda kırılmıştı. Prens Gamal sanki kurtulmaya çalışmış gibiydi. Duvara sürülmüş kan lekeleri, kırılmış tablo ve yere düşen kanlı kılıç gibi bunların hepsi prens Gamal’ın darp gördüğüne dair bir işaretti.

“Acaba bunda da mektup var mıdır?” dedim cesede doğru eğilirken. “Olabilir” dedi cesedin etrafına bakarken. Evet, cesedin elinin içinde bir kâğıt parçası vardı. “Bakın şuarada var!” Benim bağrışımdan sonra bütün gözler bana döndü. Prens Danix hemen yanıma geldi. Yemin ederim bu adam bana annemden daha çok değer veriyordu. Prens Widen hemen cesedin avucunun içindeki kâğıdı dikkatlice çıkardı. Yavaşça mektubu açtı. Küçük bir göz gezdirdikten sonra okumaya başladı;

Bizi bu kadar çok küçümsememeniz lazımdı. Bu kadar kolay ölmeyeceğiz.

Bu mektup diğerinden daha kıssaydı. Demek ki prens Gamal katili öldürecekken ölmüştü. Hayır, katilleri öldürecekken ölmüştü. Bu katiller sandığımdan daha güçlüydüler.

Prens Topen ikizinin elindeki mektubu aldı. “Ne yani katil bir kişi değil mi?” dedi. Küfürler savurarak mektubu yere attı. “Sizce kaç kişi?” diye sordu prenses Lony. Ardından prens Topen, “bence üç kişidir.” Kim bilir belki beş kişiydi. Şuan tek bildiğimiz bir kişi olmadığıydı.

Prens Gamal’ın cesedini alıp götürmüşlerdi. Keşke tek başına öldürmeye çalışmasaydı. Evet, artık yavaş yavaş insanları elemenin zamanı gelmişti. Şimdi öncelikle kesinlikle prenses Violet değildi. Çünkü o Rose’un çocukluk arkadaşıydı, birbirlerinin bütün sırlarını biliyorlardı. Zaten kitapta da Rose ona güvenmeyi seçmişti. Ondan sonra prens Danix geliyordu. Ona gerçekten babamdan çok güveniyordum. Hele ki o yeşilleri beni benden alıyordu. Tüm benliğimle ona güveniyordum. Üçüncü kişi ise hala yok. Üçüncü sıraya kimse gelmiyordu. Zamanla eminim ki üçüncü sıraya da biri gelecekti.

Herkes asık suratlarla yerde kalan kanlara bakıyordu. Bu saraya geldiğimde bile biliyordum. Bu beyaz granitlerin eninde sonunda kana bulanacağını çok iyi biliyordum. Evet, bundan sonra ne olup bittiğini bilmiyordum. Ama her ne olursa olsun yaşayacaktım. O katillerden de bu kitaptan da kurtulacaktım.

Yavaş yavaş midem bulanmaya başlamıştı. İçerideki ağır kan kokusu midemi etkilemişti. Bende bahçeye çıkmaya karar verdim. Bahçeye çıkan kapıya yöneldim. Tahta kapıyı açtıktan sonra bahçedeki bir banka oturdum.

Kuş sesleri, beni sakinleştiren tek şey. Küçüklüğümden beri en stresli günlerimi bahçeye çıkıp kuş seslerini dinleyerek geçirirdim. Şimdi ise yine aynı şeyi yapıyordum. Gözlerimi yummuş sadece seslere odaklanıyordum.

Güneş tam tepeye geldiği için güneşe kalmıştım. Banktan kalktım ve sarayın içine girdim. Saray neredeyse boşalmıştı. Belli ki herkes odasına çekilmişti ya da yemek salonundaydı. Öğlen yemeği yiyor olabilirlerdi. En yakın muhafıza gittim ve sordum. “Diğerleri nerede?” dedim. Muhafız bana yemek salonunu gösterdi. Tahmin ettiğim gibi yemek yiyorlardı. Ben yemek salonuna doğru ilerlerken muhafız gitti. Evet, şimdi koskoca koridorda tek başımaydım. Neden bu kadar az muhafız vardı ki?

Daha fazla oyalanmadan yemek salonuna doğru ilerlemeye devam ettim. Ben hızlı adımlarla yemek salonuna ilerlerken bir yandan da elim korsemin içinde ki hançerdeydi. Keşke bacağıma falan saklasaydım buradan çıkarmak zor olacaktı. Arkamdan gelen sesle hemen korsemdeki hançeri çıkardım. Arkamı dönüp baktım. Hiçbir şey göremeyince önüme döndüm ve ilerlemeye devam ettim. Tam salona girecekken önüme bir ok geldi.

Birkaç adım sağa doğru sendeledikten sonra hemen arkamı dönüp baktım. Siyah cüsseli biri yayını germiş bana bakıyordu. Fiziğine bakılırsa kadındı ve benden uzundu. Saçlarını siyah kapüşonun içine saklamıştı. Hançerimi kavradım ve artık hazırdım.

Tam atlayacakken merdivenlerden gelen bir ok kızın bacağına saplandı. Başımı hemen okun geldiği yöne doğru çevirdim. Prenses Violet merdivenlerin orada durmuş, kızın acı içinde kıvrılmasına bakıyordu. Belli ki oku atan oydu. Bir süre sonra gözleri bana kaydı. Ona gülümsedim. Fakat bu gülümseme uzun sürmedi. Koşarak kızın üstüne atladım. Yüzü bana bakacak şekilde çevirdim. Tam maskesini açacakken sol elime saplanan hançer ile yere devrildim.

Çığlık atmamak için alt dudağımı ısırdım. Ben daha ne olduğunu anlayamadan diğeri yanımda ki katili aldı ve gittiler. Koşarak prenses Violet yanıma geldi. İşte şimdi çığlık atabilirdim.

Elimi dikmişlerdi. Biraz acı dolu olsa da yine de bitmişti. Beni bilmediğim bir odaya getirmişlerdi, burası küçük revir gibi bir şeydi galiba. Çünkü sağlık adına bir sürü şey bulunuyordu. Bir tane kadın ile içeriye prenses Violet’da girmişti. İçeriye giren o kadın benim elimi iyileştirmişti. Birkaç şeyi kontrol ettikten sonra kadın gitti, prenses Violet kapıyı kapattı ve yanıma geldi. “Kaçtılar” dedi iç çekerek. Bir süre tavanı izledikten sonra aklıma hançerim geldi. “Hançerim, o nerede?” dedim prenses Violet’a. Elbisesini kaldırdı ve bacağında ki hançeri çıkardı. Uzanıp onu aldım. Lanet olsun. Bu hançer onun kardeşine aitti. Eminim ki bunu anlamıştır. “Ah, Violet gerçekten çok özür dilerim ama gerekliydi.” Başıyla beni onayladı ve benden uzaklaştı.

“Misafirlerin var. Saklasan iyi edersin.” Ona küçük bir tebessüm ettim. Hançeri yastığın altına koydum ve başımı hazırım anlamında salladım. Prenses Violet kapıyı açtı, gitti. Hemen ardından odaya prens Danix girdi. Koşarak yanıma geldi. “Leydim iyi misiniz? Ah, keşke en baştan yanınızda olsaydım. Gerçekten özür dilerim.” Onun yeşillerine bakmak beni her şeyden çok rahatlatmıştı. “Senin bir suçun yok prensim.”

Gece olmuştu. Yanımda kimse yoktu. Oda karanlıkta daha korkunç oluyordu. Küçücük odada bir tane bilene gaz lambasının olmaması cidden çok garipti. Bu saraydaki her şey garipti. Mesela katiller bana saldırmadan önce neden o muhafız gitti? Yoksa bana saldıracaklarını biliyor muydu? Ya da onlara mı çalışıyordu? Eğer öyle olursa cidden nalları dikmiştik.

Odada beklemekten cidden çok sıkılmıştım. Soğuk olduğu için üstümdeki ince battaniyenin içine girdim. Son birkaç gecedir uyumadan idman yaptığım için çok uykusuzdum. Gözlerimi kapattım ve kendimi uyumaya zorladım.

Yüzüme vuran Güneş yüzünden erken uyandım. Daha Güneş yeni doğmuştu. Eminim ki herkes hazırlanma aşamasındaydı. Bu eski dönemde herkes sabah ilk ışıklarla uyanıp hazırlanırlarmış. Okuduğum kitaplardan çok iyi bilirdim.

Biraz esnedikten sonra içeriye prenses Lony girdi. “Günaydın!” dedi haykırarak. Onu bu kadar mutlu görmek biraz garibime gitmişti. “Günaydın da niye bu kadar mutlusunuz?” dedim küçük bir tebessümle. “Seni mutlu etmek için.” Prenses Lony ile bu kadar yakın olmamamıza rağmen beni düşünmesi hoşuma gitmişti. Şahsen ben olsam sabahın köründe gelmezdim. “Teşekkür ederim.” Gerçekten çok mutlu olmuştum. Bu kadar kişi arasından sadece yanıma onun gelmesi cidden beni çok mutlu etmişti.

“O zaman giyinmemede yardımcı olursun” dedim yataktan doğrulmaya çalışarak.

“Tabi, dur sen bekle ben kıyafetlerinden birini alıp geleyim.”

Üstümde sadece iç çamaşırım vardı onun haricinde yeni doğmuş bebek gibi çıplaktım. Gecede çok soğuk olduğu için çok üşümüştüm.

Bir süre sonra prenses Lony elinde mavi bir elbise ile gelmişti. “Gelirken o kadın ile görüştüm. Kendi odana geçebilirsin.” Bu şu zamana kadar duyduğum en güzel şeydi. Bu soğuk yerde bir dakika bilene kalmak istemiyordum. Prenses Lony elbiseyi yatağın üstüne koydu. Elbisenin içinden korsemi aldı. Arkadan geçirerek giydirmeye başladı. “Tenin çok soğuk” dedi korseyi bağlarken. “Gece çok soğuktu” diye cevapladım.

Nazikçe bana mavi elbiseyi giydirdi. Bide saçımı yaptı. Gerçekten ona ısınmıştım. Üçüncü sıraya o gelebilirdi. Saçımı taç şeklinde ördükten sonra yemek salonuna doğru ilerledik. “Her şey için teşekkür ederim” dedim tebessüm ederek. Aralık olan koluma girdi ve “rica ederim” dedi yumuşak bir sesle. Aniden koluma girmesiyle şaşırdım. Prenses Lony insanlarla çok samimiydi galiba. Kişiliği böyle olmalıydı. Biz yemek salonuna doğru ilerlerken bir anda karşımıza prenses Violet çıktı. “Günaydın prenses Violet” dedim. Önümde hafif eğilerek bana selam verdi. “Günaydın prenses Rose. Size de günaydın prenses Lony.” Hem bana hem de koluma giren prenses Lony’e bakıyordu. Tabi o da birazda olsa şaşırmıştı. Yanımıza geldi ve bizimle beraber yemek salonuna ilerledi.

Yemek salonuna girdiğimde prens Danix yanıma geldi ve belimden beni tuttu. Onun yanında ki sandalyeye beni oturttu. “Daha iyi misiniz leydim?” dedi yumuşak bir sesle. “Evet, prensim” dedim ve kahvaltımı yemeğe döndüm.

Ağzıma birkaç lokma attıktan sonra ayağa kalktım. Yemek salonundan çıktım. Koridora çıktım ve camın önünde durdum. Bir süre sonra prenses Violet yanıma geldi. “Dün katilin bacağını yaraladığıma eminim ama bugün herkes sapasağlamdı. Kafam karıştı.” Gerçekten de haklıydı kahvaltıda herkes iyiydi. Katiller aramızdaydı fakat herkes sağlıklıydı. “Ya saklıyorsa?” dedim fısıldayarak. “Katiller çok profesyonel olabilirler. Böyle bir yarayı eğer saklıyorsa kimseye fark ettirmeden gözlemleyeceğiz.” Herkesi yavaştan gözlemleyecektik. Ya topallar ya da bacağına değince irkilirdi. Kimseye fark ettirmeden yanlışlıkla bacağına çarpacaktık. “Yaralanan bir prensesti. Ayrıca katil bana saldırmadan önce nöbetçi muhafız ortamı terk etti. Belli ki muhafızlar onlara çalışıyor.” Söylediğim şeyle prenses Violet’ın kaşları çattı. Keşke muhafızlar kask takmasaydı. Hepsi birbirine benziyorlar.

“Muhafız kılığına girmiş bir katil olabilir. Çünkü dün burada nöbeti olan muhafız bahçedeymiş. Birkaç hizmetçi söyledi. Ben oranın boş kaldığını sandım. Katillerden biri muhafız kılığına girdi ve kimse var mı yok mu kontrol etti. En mantıklı seçenek bu.”

Evet, haklıydı en mantıklı seçenek buydu. Peki, muhafız giysilerini nerede buldular? Tam ben bunu düşünürken bir hizmetçi koşarak yanımıza geldi. “Prenses Violet! Yiyecek deposunda bir muhafız ölü bulundu! Hem de çıplak bir şekilde.” İşte şimdi bütün parçalar yerine oturmuştu. O zaman katil bir değil, iki değil, üç kişiydi! Lanet olsun. Umarım daha fazla kişi çıkmazdı.

Önce katillerden biri rastgele bir muhafızı öldürmüş onun giysilerini giyinerek muhafız kılığına girmişti. Baktı ki kimse yok diğerlerine gizlice emir verdi ve geri çekildi. Diğer katil ise bana saldıracakken prenses Violet sessizce ortaya çıktı ve onu etkisiz hale getirdi. Bende tam onun yüzünü açacakken bir diğeri geldi. Sonrada beraber kaçtılar.

Muhafız katilse bende ona diğerlerinin nerede olduğunu sormuştum. Katile çok yaklaşmıştım fakat fark etmemiştim. Bu katiller çok profesyonellerdi. Bunları tek başıma alt etmem imkânsız denecek kadar azdı.

Prenses Violet ile beraber yiyecek deposuna gittik. Adam kalbinden aldığı darbe yüzünden ölmüştü. Artık çok fazla ceset gördüğüm için midem kötüleşmiyordu. Adam bu kadar iri olmasına rağmen katile karşı kendini savunamamıştı. Prenses Violet şok olmuş bir şekilde geriye doğru sendeledi. Muhafız ya bir tanıdığıydı ya da bir sevdiğiydi.

“Bunu nasıl yaptılar? Bu sarayımızın en güçlü, en yetenekli muhafızıydı. Onu öldürmek imkânsızdı.” Bu katiller sandığımdan daha güçlülerdi. Benim odada kendi kendime hançer savurmamla bunların karşısına geçemezdim.

Prenses Violet ile koridorda öylesine geziyorduk. “Prenses Violet katiller bizden bayağı güçlüler. Onlara karşı kendimizi güçlendirmemiz lazım. Yoksa onlarla yüzleştiğimiz gün ölüp gideriz” dedim onu ikna etmeye çalışarak. Evet, artık tek başıma güç arttırmak için alıştırma yapmayacaktım. Katiller çok güçlü olduğu için tek olamazdım. Eğer ölmek istemiyorsam bunu teklif etmeliydim.

“Peki, yakalanırsak ne olur? Bizden şüphelenirler” dedi. “Gündüz yapmayacağız ki gece yapacağız. Herkes derin uykudayken bir idman yapıp kendimizi onlara karşı güçlendireceğiz.”

Bir süre sonra sonunda kabul etti. İkimizde gece alıştırma yapacaktık hem de boş bir salonda. Ben hançerle çalışacakken o ok ve yay ile çalışacaktı. Tam o anda hançerimi yatağımda bıraktığım aklıma geldi. Eteklerimi hafif kaldırdım ve koşarak revire gittim. Prenses Violet öylece arkamdan baka kalmıştı.

Kaldığım odaya girer girmez yattığım yatağa geldim ve yastığı kaldırdım. Hançerim… Orada yoktu. Her yere baktım fakat yoktu. Biri odama girip onu almıştı. Ben hançerimi ararken prenses Violet odaya girdi. “Ne oldu? Ne arıyorsunuz?” dedi tedirgin bir sesle. “Hançerim y-yok.” Prenses Violet’da bana yardım ederek beraber aramaya başladık.

Her yere baktım fakat hançer yoktu. Elimi çok yorduğum için giren acı ile öne doğru sendeledim. “En son prenses Lony girdi.” Evet, en son o girmişti ama gözümün önündeydi. Bana kıyafetlerimi giydirdikten sonra beraber yemek salonuna gittik. Başımla onu ret ettim. Onun olmadığına emindim. “Benden sonra biri girdi” dedim ağlamaklı bir sesle. O hançeri cidden çok sevmiştim. Benim mavilerimle aynı renkte olan taşları yüzünden onu almıştım. Elime yakışıyordu, tam benlikti. Prenses Violet bana yaklaştı ve “üzülme başkasını buluruz” dedi. Yapacak bir şey yoktu. Başka bir tane bulmaktan başka çarem yoktu. Onun yastığımın altında olduğunu sadece prenses Violet biliyordu. Onun aldığından şüphelenmedim çünkü o da benim yanımdaydı.

Odadan çıktım ve merdivenlere doğru yöneldim. Prenses Violet bana kendi hançerlerinden verecekti. Ben merdivenlerden düşündüğüm tek şey katilin bulmamasıydı aslında masum birinin bulması da iyi bir şey değildi. İki seçenekte de kötü sonuçları vardı. Eğer katillerden biri aldıysa onlardan gizli idman yaptığımı anlayacaklardı. Eğer katil olmayan biri bulduysa beni katil sanacaktı. Umarım gece alıştırma yaparken suikasta uğramam ya da umarım biri beni katil sanıp öldürmeye çalışmaz.

Prenses Violet odasına girdi ve kardeşininkine benzer bir hançer getirdi. Prenses Pemon’dan çaldığım hançer gibi onunda kabzasında mavi taşlar vardı. Fakat bu ondan daha güzeldi çünkü bunun rengi buz mavisiydi. Kabzası dâhil her yeri buz mavisi rengindeydi. Üstünde ise küçük bir gül deseni vardı. Yavaşça uzandım ve onu aldım. İlk hançerimden daha iyi gibiydi. Birkaç hareket yaptıktan sonra prenses Violet’a teşekkür ettim. Diğer elindeki kemeri bana uzattı. “Bacağına sabitlemek için bunu bulabildim.” Gerçekten çok düşünceli bir insandı. Kemeri aldım ve merdivenlere doğru yöneldim.

Kemeri ve hançeri odama saklayıp gelmiştim. Bahçede öylesine oturuyordum. Yanımdaki güllerden birine uzandım ve kokladım. Gerçekten çok güzel kokuyorlardı. Tam o anda yanlışlıkla elime gülün dikeni battı. Kanamaya başladı. Tam o sırada prens Danix yanımda belirdi ve pansuman yaptı. “Başıma bir şey geldiğinde her zaman beliriyorsun prensim” dedim onun yeşilliklerine bakarken. Önümde eğilmiş kanayan parmağımla pansuman yapıyordu. Ah, keşke şu adam gerçek olsaydı.

Parmağımla işi bitince başını kaldırdı ve maviliklerime bakmaya başladı. Lanet olsun! Bu adam aşırı yakışıklıydı. “Biraz gezmek ister misin leydim?” dedi o etkileyici sesiyle. Elini nazikçe uzattı ve ayağa kalktı. Uzattı eli tuttum, ayağa kalktım.

Bahçenin içinde geziyorduk. Bir süre sonra aptal gibi önümdeki taşa takıldım. O sıra prensim beni elimden tutarak yakaladı. Bu adamın reflekslerine bayılıyordum. Duruşumu düzelttim ve ona teşekkür ettim. Yürümeye devam ettik fakat o hala elimi tutuyordu! Nabzım cidden hızlanmıştı. Elimin terlememesi için dua ediyordum. Bir süre sonra yanımda bir gül gördüm. O heyecanla prens Danix’in elini bıraktım. Gülleri gerçekten çok fazla seviyordum. Kitaptaki ismimden mi kaynaklanıyor bilmiyordum. Bu güller maviydi. Diğerlerinden daha farklıydı. Bir tanesine yaklaştım ve kokladım. Prens Danix’de benden sonra yanıma geldi. “Güllerle ne kadar çok ortak özelliğiniz var. Onlar mavi sizin de gözleriniz mavi, onların adı gül sizin de adınız Rose1, onlar çok güzeller sizde çok güzelsiniz.” Sonda dediği şeyle yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Başımı yavaşça kaldırdım ve onun yeşilliklerine baktım. “Sizin de doğayla çok ortak özelliğiniz var prensim. Doğada her yer yeşil sizin de gözleriniz yeşil, doğa insanı rahatlatır sizde beni, doğa insanın nabzını düzeltir ama siz benimkini hızlandırıyorsunuz. Tek zıt noktanız bu.” Son cümlemi söylerken sırıtıyordum.

Hiç beklemediğim anda prens Danix bana doğru yürümeye başladı. Geriye doğru yavaş yavaş adım atıyordum. Bir süre sonra sırtımı duvara vurdum. Prens Danix bana yaklaşmaya devam ediyordu. Aramızdaki mesafeyi kapatınca kolunu duvara dayadı, beni duvarla kendisinin arasına almıştı. Kulağıma yaklaştı ve “izninizle leydim… Daha fazla dayanamayacağım” dedi fısıldayarak. Ne! Beni öpecek miydi? Oha! Şimdiden çok yaklaşmıştı. Aramızda parmak mesafesi vardı. Gözlerini yumdu tam öpeceği sırada durdu. Dudaklarımız birbirine değiyordu fakat öpmüyordu. Gözlerini açtı ve gözlerime bakmaya başladı. “Bölmek istemezdim” dedi bir ses. Kafamı eğip baktığımda prenses Lony olduğunu gördüm. Prens Danix benden uzaklaştı ve omuzlarını dikleştirdi. Prenses Lony’e döndü. “Bir sıkıntı mı var prenses Lony?” sesi ne kadar sakin çıksa da gözlerine bakınca ne kadar sinirlendiği belli oluyordu. “Prenses Violet fenalaştı” dedi.

Söylediği şeyle elbisemi hafif kaldırdığım gibi koşmaya başladım. Saraya girdiğimde prenses Violet’ın koltuğa oturmuş nefes almaya çalışırken gördüm. Yanına gittim. “Prenses Violet iyi misiniz?” dedim. Benim gelmem ile beraber beni iyileştiren kadında geldi. Aniden kalabalıklaşma ile ben biraz kenara çekilmek zorunda kaldım. Pencere kenarına geldim ve sırtımı duvara yaslayarak kalabalığın gitmesini bekledim. Tam o anda aklıma iki dakika önce yaşadıklarım geldi. Prens Danix ile o kadar yaklaşmışken prenses Lony’nin gelmesi…

Artık kalabalık gitmişti. Prenses Violet’a yaklaştım, yanına oturdum. Elini tuttum. Elini tutmamla hafiften irkildi. Belli ki geldiğimi anlamamıştı. “Neler oldu?” dedim prenses Violet’a.

“Sadece birazcık fenalaştım. Rose, buradan hemen gitmemiz lazım. Ne kadar hızlı olursak o kadar hızlı kurtuluruz. Ben burada bu şartlar altında daha fazla yaşayamam.”

Kimse bu şartlar altında yaşamak istemiyordu zaten. “Prenses Violet, bu katiller sizin küçük kardeşinizi öldürdü. İntikam için ayakta durmamız lazım. İlk pes eden siz olamazsınız.” Durdu ve dediklerimi düşündü. “Haklısın. Ne yaparsam yapayım kardeşim için” dedi. Gözlerindeki intikam ateşi tekrardan yanmıştı.

Akşam olduğu için herkes odasına girmişti. Revirden taburcu olduğum için bende odama geçmiştim. Yatağıma uzanmış bugün olanları düşünüyordum. Az daha prens Danix ile öpüşeceğimi düşündüm. Bir süre boyunca yatakta salak saçma hareketler yaptım. Bu adam beni değiştirmişti. Eskiden aşkı saçma bulan ben şimdi ise aşk kadını olmuştum.

Kapımın çalmasıyla ayağa kalktım ve kapıyı açtım. Bir muhafız elinde bir paket ile kapımın önünde dikiliyordu. Ben daha ne olduğunu sormadan elime paketi verdi. Sonrada uzaklaştı. Uzaklaşması ile kapıyı kapattım ve yatağına üzerine oturup paketi açmaya çalıştım. İçinden kahverengi deri bir pantolon, siyah deri bir badi ve bir çift bot çıktı. Hançer koymak içinse kın koymuşlardı. Paketin sonunda ise bir mektup vardı. Aldım ve açtım. Mektupta şunlar yazıyordu;

İdmanlar için yardımcı olur diye düşündüm. Gece sana söylediğim odaya gelmeyi unutma!

Prenses Violet

Prenses Violet’ın bu ince düşüncesi beni çok mutlu etmişti. Tek başıma idman yaptığım sırada elbisemin eteğimi keserek yapıyordum. Hemen elbisemi ve korsemi çıkardım. Ardından prenses Violet’ın gönderdiği kıyafetleri giyinmeye başladım. Aynaya baktığımda incecik vücudumu ortaya çıkardığını gördüm. Son birkaç günde doğru düzgün yemek yemediğim için daha da zayıflamıştım. Biraz pencerenin önüne oturdum ve karanlık olan dışarıyı izledim.

Odamdaki saate baktığımda saattin gece iki olduğunu gördüm. Prenses Violet’ın verdiği hançeri kınıma sabitledim. Odanın kapısını yavaşça açtım. Önce kafamı çıkarıp koridoru kontrol ettim. Dışardan kendimi görsem suikastçı zannederdim. Hiçbir muhafız yoktu. Sessizce prenses Violet’in söylediği odaya doğru ilerledim.

Bu odanın kapısı diğer odalara göre biraz daha sadeydi. Kapıyı yavaşça açtım ve içeriye girdim. Kapıyı açar açmaz ciğerlerime dolan toz ile öksürmeye başladım. Prenses Violet karşımda dikilmiş bana bakıyordu. Başımı kaldırdım ve etrafı incelemeye başladım. Ay ışığıyla aydınlanan bu odada beyaz örtü ile örtülmüş bir sürü eşya vardı. Lacivert granitler ile dikkat çekiyordu. Önümde duran büyük pencerenin üstünde ise birbirine çapraz bakan iki kılıç vardı. Acaba bu odayı önceden ne olarak kullanıyorlardı? Pencerenin yanında şömine bilene vardı. Lacivert granitlerin üstünde oluşan tozlar ben adım attıkça uçuşuyordu.

Prenses Violet’a yaklaştım. “Bu küçük düşüncen için sana teşekkür ederim” dedim kıyafetlerimi göstererek. “İdman için gerekliydi.” Evet, gerekli bir şeydi.

Daha fazla oyalanmadan hançerimi kınından çıkardım. Prenses Violet’da çıkardı. “Benimle çalışman daha mantıklı olur” dedi pozisyonunu alırken. Evet, hava karşı hançer savurmaktansa prenses Violet ile beraber çalışmam daha mantıklı olacaktır. Pozisyonumu aldıktan sonra ilk atlayan ben oldum.

Hançeri ile benim hançeri tuttu ve yüzüne gelmemesini sağladı. Refleksleri sandığımdan daha kuvvetliydi. Onun ok ve yayını getireceğini sanıyordum ama hançerini getirmişti. Beni hançeri ile geriye itti. Birkaç adım sendeledikten sonra kendimi toparladım ve pozisyonumu aldım. Bu sefer ilk atlayan o olmuştu. Hançeri ile az daha yüzümü deşeceği sırada yere eğildim ve bacağına çelme taktım. Aniden yere düşmesi ile üstüne oturdum. Kollarını elim ile tutuyordum. Yaralı olmasına rağmen işimi görüyordu. Hançerimi prenses Violet’ın yanına fırlattım. Tam boğazının yanına, yere düşmüştü. Kızın üstünden kalktım ve hançerimi aldım.

“Gayet iyisin” dedi yerden kalkıp üstünü düzelterek. Bu iltifatına gülümseyerek cevapladım. Yerde duvarın orada duran elmalardan bir tane aldı ve bana gösterdi. “Hadi bu elmaya hançerini fırlat.” Söylediği şeyle biraz şaşırdım. Elmayı duvara doğru tuttu. “Hançerini elmanın tam ortasına tut ve hançeri elinin arkasına al. Hazır olduğun an fırlat” dedi sakin bir şekilde. Dediği şeyleri teker teker yaptım. Hançerimi elmanın tam ortasına hizaladım. Kendimi hazır hissettiğimde ise hançerimi fırlattım.

Hançer elmanın tam ortasına gelmese de yine de elmaya denk gelişti. Yaptığım şeyle kendimi alkışlarken prenses Violet başka bir elma daha aldı. Bu elmayı ise başının üstüne koydu. Bu kız kafayı sıyırmıştı! “pozisyonunu al ve hançeri elmaya doğru fırlat” dedi yine sakin sesiyle. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Boğazımı temizledim ve pozisyonumu aldım. “Ölürsen benden değil” dedim. Az önce anlattığı şeyleri tekrardan yaptım. Ve hançeri fırlattım.

Hançeri fırlatmamla gözlerimi yummam bir oldu. “Aferin.” Hemen gözlerimi açtım. Evet! Elmanın tam ortasına gelmişti. Kendimi yeniden alkışladım. “Gel hadi yemek molası.” Ne, yemek molası da mı vardı? Elmaları çıkardığı çantanın içinden iki tane sandviç çıkardı.

Yere oturmuş sandviçlerimiziz yiyorduk. “Prens Danix az daha beni öpecekti.” Söylediğim şey ile yediği sandviç boğazına takıldı. Biraz sırtına vurduktan sonra kendine geldi. “Nasıl oldu? Anlat.” Bahçede olanları anlattıktan sonra ağzından birkaç küfür kaçtı. “Şu Lony yok mu? Bence o kızda bir şeyler var. Of, keşke fenalaşmasaydım!” dedi ayağa kalkarken.

Biraz daha hançer ile çalıştıktan sonra odalarımıza dağıldık. Saat sabah dört gibi odama geçtim. Hemen geceliğimi giyindim. Odama birkaç hizmetçi çağırarak bana bir küvet hazırlamalarını söyledim. Odamdaki küveti hazırlamışlardı. Beyaz köpüklü suyun içine yavaşça girdim. Hizmetçiler yardımıyla kendimi biraz temizledikten sonra küvetten çıktım.

Bölüm sonu

5 yorum