İyi Okumalar 🦋
________________
~hyunjin~
Seungmin helikopter kelimesini ağzından çıkardığı anda, dünyanın sonu fikri ilk kez kulağa mantıklı gelmişti, çünkü yürümekten ayaklarımız su toplamış, gecenin soğuğu kemiklerimize işlemiş, üzerimizdeki ilaç zombilerden koruyor olma ihtimali olsa bile zihnimiz hala "her an bir şey çıkabilir" gerilimiyle doluydu.
Busan askeri üssü şehrin kuzeyindeydi, yolların çoğu çökmüş, köprülerin bazıları yıkılmış, bazılarıysa devrilmiş araçlar yüzünden geçilmez hale gelmişti, bu yüzden kestirme sandığımız her sokak bizi daha karanlık, daha sessiz ve daha ürkütücü yerlere çıkarıyordu.
Ama garip olan şuydu... Biz yürüdükçe zombiler kaçıyordu. Artık roller değişmişti. Sanki zombi olan bizlerdik ve onlar bizden kaçıyorlardı.
İlk fark eden Felix olmuştu. Elimden tutuyordu, her zamanki gibi biraz fazla sıkı ama bu sefer korkudan değil, şaşkınlıktandı.
F: "Hyunjin..."
Başımı çevirdim, sokağın köşesinde duran üç zombinin bize baktıktan sonra senkronize şekilde geri geri adım attığını gördüm, biri ayağının altındaki hurda parçasına takılıp neredeyse düşüyordu, diğeri hırlamaktan vazgeçip kafasını diğer tarafa çevirmişti.
İlacın işe yaradığını anlayan Jisung gözlerini kocaman açtı. Onun eğlencesi yeniden başlamıştı. Yol boyunca tüm zombileri kovalayacağına emindim.
J: "Oha... korktular enayiler"
Minho yavaşça ileri doğru bir adım attı. Zombiler koşmaya başladı. Zombi antivirus ilacı gibi Busan sokaklarında geziyorduk.
J: "KAÇIYORLAR."
Jisung küçük bir çocuk gibi ellerini iki yana açarak sokağın ortasında seke seke zıplıyor, yolumuzun üzerindeki tüm zombileri kovalıyordu.
Felix de neşeyle elimi bırakıp onun peşinden koştuğunda boşta kalan elime baktım. Belki o piste varamayacaktık, belki vardığımızda Seungmin'in özel helikopteri gelmeyecekti. Belki de bu son saatlerimizdi. Ama en azından mutluyduk...
Changbin'in ağzı şokla açık kalmıştı. Yanında yürüyen Jeongin'e baktı. Onlar da ayrılmaz bir ikili olmuşlardı. En azından Chan ve Seungmin gibi sürekli didişmiyorlardı değil mi..
CB: "Biz korkunç muyuz ya aşk olsun"
Minho'ya baktığımda onun dudak kenarı hafifçe yukarı kalkmıştı, bu, onu tanıdığım sürede gördüğüm belki de ilk gülümsemeydi.
M: "Kovalayın. Hepsini kovalayın. Bize bulaşmak neymiş görsünler!"
Ve işte o an, dünyanın dengesi tamamen bozuldu. Sekiz kişi, karanlık bir Busan sokağında, elinde silah olanlar, olmayanlar, sarhoş gibi yürüyen bir Jisung, korkudan bağırarak koşan bir Jeongin, "yakalarım seni" diye bağıran Changbin ve arkasından sakin adımlarla ilerleyen Minho...
Zombileri kovalıyorduk...
Felix koşarken gülmeye başladı, nefesi kesiliyor, kahkahası onu daha da nefessiz bırakıyordu. Uzun süredir doğru düzgün yemek yememiştik, uykusuzduk. Belki de vücutlarımız tükenmek üzereydi.
Ama adrenalinin ve hayatta kalmanın verdiği duygularla hala ayaktaydık ve kendimiz için savaşıyorduk.
Ben de gülüyordum ama kalbim hala göğsümü yumrukluyordu, çünkü korku geçmemişti, sadece şekil değiştirmişti.
Bir ara dar bir ara sokağa girdik, çöp bidonları devrilmiş, yerlere siyah sıvılar akmış, duvarlara kan sıçramıştı, normalde kalbimizin duracağı bir ortamda şimdi hepimiz nefes nefese gülüyorduk, çünkü bir zombi korkudan bir arabaya tırmanmaya çalışmış ama kaputun üstünden kayıp düşmüştü.
Minho yanından geçerken saydı.
M: "Kaçtı, düştü, bayıldı, bunları kill olarak sayamam."
Minho yine kendi öldürdüğü zombilerle övünmeye başlamıştı. Elindeki silahı sırtındaki çantasına atarak, çantasındaki sopayı çıkardı.
O sopayla ne kadar zombi öldürmüştü tahmin bile etmek istemiyordum. Bizimle de ilk karşılaştığında zombinin kafasını o sopayla uçurmuştu.
Gerçi Minho bizim yanımıza ilk geldiğinde her şeyi biliyordu ve hiç de olaylardan korkmuşa benzemiyordu. Onun ne iş yaptığını merak etmiştim.
Yolun ortasında Jisung ile birlikte koşuşturan Felix'e baktıktan sonra Minho'nun yanına yaklaştım. Yan bir şekilde bana bakarak sopasını elinde sallamıştı.
H: "Ne iş yapıyorsun Minho?"
Dudaklarını kıvırarak tekrar gülümsedi ve adımlarını durdurarak önüme geçip elindeki sopasını omzuna attı.
M: "Neden merak ettin?"
H: "Korkusuzsun, grubu iyi yönetiyorsun, bilgilisin, çözüm odaklı ve soğuklanlısın. Merak ettim ne iş yaptığını"
Verdiğim cevaplardan memnun olmuş bir şekilde başını sallayarak benim dediklerimi devam ettirdi.
M: "Karakolda silahların nerede olduğunu biliyorum, silah nasıl kullanılır biliyorum, sizi askeri üsse kestirmeyle hiçbir navigasyon olmadan götürüyorum"
Söyledikleriyle kaşlarımı kaldırdım. Benim değindiğim noktalardan daha derindi onun dedikleri. Korku anında bunları düşünmemiştim hiç.
M: "Eski bir FBI ajanıyım. Bazı nedenlerden dolayı işten çıkarıldım. Deşifre oldum diyelim. Bu yüzden rahat konuşuyorum"
Gözlerimi sonuna kadar açarak baştan sona onu süzdüm. Kasları, yığılmaz vücudu bas bas bağırıyordu zaten. Biz açlığa ve uykusuzluğa dayanamazken onun için her şey normaldi.
Hayran kalmıştım.. bizi böyle birisinin bulması da şans eseriydi. Minho ile karşılaşmasaydık bir köşede saklanarak ölmeyi bekleyecektik hepimiz.
Ama açıkçası neden deşifre olduğunu merak etmiştim. Sonuçta donanımlı birisine benziyordu. Soru sormak için ağzımı açtığımda ben sorumu soramadan aniden Jisung, arkadan Minho'nun boynuna atladı.
J: "Ajan mısın? Ohaaa. OHAA HİÇ GİZLİ GÖREVDE OLDUN MU? YA DA SAHTE KİMLİK KULLANDIN MI? HİÇ YURTDIŞINDA RUSÇA KONUŞARAK ÇETENİN İÇİNE SIZDIN MI?"
Minho boşta olan elini boynuna sarılan Jisung'un ellerinin üzerine koydu ve onu iterek boynundan indirdi. Kesinlikle ikisi tamamen zıt kutuplardı.
Minho aşırı sakin ve ciddi birisiydi. Jisung ise kontrolsüz bir manyaktı. Ama ne demişler zıt kutuplar birbirlerini çekermiş.
M: "Yol boyunca sessiz olursan hepsini anlatacağım"
Jisung hemen dudaklarını birbirine sıkıca bastırarak başını onaylar anlamda salladı. Onlar fısıldaşarak yola devam ettiklerinde elimi Felix'e uzattım bana doğru gelmesi için.
Elimi tutarak yanıma yaklaştığında yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. Yanımızda insanlar var diye utanmıştı ama umrumda değildi. Diğer yanağına da kocaman bir öpücük bıraktım.
O kadar koşuşturmuştu ki nefes nefese kalmıştı. Bakışlarım kurumuş dudaklarına kaydığında kendimi tuttum. Şimdi öpemezdim. Tüm bunlar bittiğinde onu doya doya öpecektim.
H: "Su vereyim mi güzelim?"
Pembe yanaklarıyla başını onaylar anlamda salladığında çantamdaki şişeyi çıkardım. Suyumuz da bitmek üzereydi. Ben mümkün olduğunca az içiyordum Felix'e yetmesi için.
Şişeyi alarak suyu içtiğinde duyduğum garip sesle başımı havaya kaldırdım. Hani rüzgar evin camına çarptığında garip bir ses çıkar ya aynı öyle bir ses geliyordu gökyüzünden.
Diğerleri de adımlarını durdurarak başlarını kaldırdılar ve havaya baktılar. Gökyüzü patlamak üzere değildi umarım. Bir de onu kaldıramazdık.
M: "Helikopter sesi"
Minho bağırarak konuştuğunda etrafımda dönerek gökyüzünde helikopteri aradım lakin sadece sesi vardı, kendisi gözükmüyordu.
F: "Hyunjin kurtulduk!"
Felix mutlulukla bağırdığında kollarımı kocaman açarak bana sarılmasını bekledim. Kollarımın arasına sokularak sıkıca sarıldığında ben de ona sıkıca sarıldım.
Hepimiz mutluluktan ne yapacağımızı şaşırmıştık. Ses giderek yaklaştığında başımızı yukarı kaldırarak gökyüzüne baktık.
Helikopter pervanelerini hızla çevirerek üzerimizden uçmuş ve bize rüzgarını çarptırarak biraz uzağımızda olan yüksek binanın tepesinde havada kalmıştı.
Pervanelerin dönüşü yavaşladıkça aşağı doğru iniyor, binmemiz için binanın üzerine park ediyordu.
S: "Hemen gidelim! Hadi koşun!"
Seungmin bağırdığında Felix'in parmaklarının arasına parmaklarımı geçirdim ve elini sıkıca tutarak koşmaya başladık.
Attığımız her adım bizi geleceğe götürsün ve bu ölümcül olaydan kurtulalım diyeydi. Daha da sıktım küçüğümün elini. Dünyanın sonu bile olsa onun elini asla bırakmayacaktım.
___________________
Enayiler helikopter sesine tüm zombi sülalesini etrafınıza toplayacaksınız. Çabuk binin şu araca sıçacağım gerginlikten.