İyi Okumalar 🦋
_____________
~hyunjin~
Nefes alamıyordum...
Sanki hava ağırlaşmış, ciğerlerime dolmak yerine boğazımda asılı kalmıştı. Zombilerin çıkardığı o hırıltılar... kulağımın dibindeydi artık. Islak nefeskerini yüzümde hissediyordum sanki.
Felix'in sırtı göğsüme yaslıydı. Minho ise sırtını benim sırtıma yaslamıştı. Hepimiz köşeye sıkıştığımızın farkındaydık. Felix'in vücudunun titrediğini hissediyordum. Kollarım onu sarmıştı ama bu, onu korumaya yetecek miydi bilmiyordum. Tek elimle de sıkıca boruyu tutuyordum. Artık o bile bir işe yaramıyordu.
Sırtıma yaslanan Minho demir çubuğu iki eliyle tutuyordu. Nefesi düzenliydi ama omuzları hafifçe inip kalkıyordu. O bile yorulmuştu.
Bizim içinde bulunduğumuz çember ise durmadan daralıyordu. Zombiler yaklaştıkça yüzlerini daha net görüyordum. Açılmış çeneler, siyahlaşmış diş etleri, kurumuş kanlar. Bazılarının cidden gözleri yoktu ama yine de bize bakıyorlardı. Daha doğrusu bizi görmüyor ama hissediyorlardı.
Felix'in kulağıma fısıldayan sesi neredeyse ağlamaklıydı. Romantik olacağını düşündüğüm gecenin sonuna bakar mısınız...
F: "Hyunjin... çok yakındalar"
Yutkundum. Şimdi yüzüğü çıkarıp da ona evlenme teklifi etsem çok mu abartmış olurdum? Tam o anda, garip bir şey oldu. Evren evlenme teklifi edemeyim diye tüm gariplikleri bize gönderiyordu.
Önümdeki zombilerden biri aniden duraksadı. Başını yana eğdi, hırıltısı anında kesildi. Sonra bir diğeri onun hareketlerini tekrar etti. Bir başkası daha geri çekildi.
H: "Minho... sen de gördün mü?"
Kaşlarımı çatarak Minho'ya taraf fısıldadım. Üçümüzün de ağzı açık kalmıştı. Minho da fark etmişti. Gözleri zombilerin arkasına kaydı. Önümüzü açan bedenlerin arasından boş yola bakınıyordu sanırım.
M: "Evet."
Hırıltılar hala vardı ama giderek uzaklaşıyordu. Sanki bir şey dikkatlerini dağıtmıştı.
J: "BU HAVADA GİDİLMEZ..."
Dağılan zombilerin arasından çığlıklar duyulmaya başladı. Bu zombilerin hırıltısından daha tehlikeli bir ses miydi?
Tehlikeli olup olmadığına emin değildim ama Üçümüz de aynı anda irkmeyi başarmıştı bu ses.
Felix başını kaldırdı ve umut dolu gözleriyle yüzüme baktı.
F: "O insan sesi mi?"
Zombiler de dönmüştü sesin geldiği yöne doğru. Ama garip bir şekilde yaklaşmıyorlardı. Sokak lambasının titrek ışığının biraz ötesinde, bir siluet belirdi. Dengesiz adımlarla yürüyordu. Bir elinde cam bir şişe vardı.
Üzerindeki ceketin yakası açıktı. Saçları dağınıktı. Yüzü kızarmıştı. Ve yan bir şekilde gülümsüyordu. Sanki etrafında zombiler yokmuş gibi rahat bir şekilde hareket ediyordu.
Sanki bu, normal bir gece yürüyüşüymüş gibiydi onun için. Zombiler ise geri çekiliyordu. Hatta kelimenin tam anlamıyla kaçıyorlardı.
Minho'nun ağzından istemsiz bir küfür çıktı. Hepimiz olayı kavramaya çalışıyorduk. Önümüzdeki çocuk zombilerin kralı falan mıydı?
M: "Siktir.. yok artık..."
J: "ZOMBİLİ GÜNDE GİDİLMEZ.."
Felix elini ağzına bastırarak, kaçarak buradan uzaklaşan zombilere baktı. Gerçekten mucizevi bir şekilde kurtulmuştuk.
F: "Hyunjin onlar ondan uzaklaşıyor..."
Sarhoş çocuk, yalpalayarak biraz daha yaklaştı. Bir zombi tam önünde durdu ama çocuk da tereddüt etmeden durdu. Zombinin yüzüne baktı, sanki kendi dillerinde anlaşıyorlarmış gibi.
J: "Kardeşim senin nefesin benim nefesimden bile beter..."
Zombi kötü söz duyduğu için utanıp kaçan insan gibi uzaklaştı ondan. Oysa ki biraz öne doğru atılırsa rahatça çocuğu ısırabilirdi.
J: "ASLINDA HİÇ GİDİLMEZ"
Genç çocuk zombinin uzaklaşmasının ardından şarkısını söyleyerek yürümeye devam etti.
Benim ağzım açık kalmıştı. Çenem tutulmuştu ağzımı kapatamıyordum. Sarhoş genç bizi fark ettiğinde gözleri kısıldı. Önce Minho'ya baktı. Sonra bana, sonra Felix'e.
J: "Aaa..."
Bize doğru bir adım daha attığında artık etrafımızdaki tüm zombiler kaçarak uzaklaşmıştılar. Sokak eski sakinliğine kavuşmuştu.
J: "Oha taş"
Sarhoş genç bizi es geçerek yanımızda duran Minho'nun önünde dikildi. Minho ise demir çubuğu indirerek karşısındaki bedene baktı.
J: "Ölmeden önce dileğim sizin gibi yakışıklı biri tarafından sik- sevilmek. Sizi bana Tanrı mı gönderdi beni si- sevin diye?"
Sarhoş adamın yüzü bir anda aydınlandı. Gerçekten de ne söylediği hakkında hiçbir fikri yoktu. Minho ise istifini bile bozmadan öylece duruyordu.
J: "ÇOK YAKIŞIKLI"
Bağırarak Minho'nun üstüne doğru yürüdü. Felix irkilip bana daha da sokuldu. Sarhoş genç kollarını Minho'nun boynuna sardı. Komik olan tarafı şuydu ki şişeyi hala bırakmamıştı.
J: "Ben Jisung, Han Jisung sizin isminiz neydi? Malum dünya bu haldeyken nikah şahidi bulmamız mümkün değil. Biz yine de evlenelim olur mu?""
Minho derin bir nefes aldı ve ona sarılan genci kollarından tutarak uzaklaştırmaya çalıştı. Jisung ona daha çok sokulduğunda Minho yüzünü buruşturarak onu biraz daha itti.
M: "Nefes alma, leş gibi alkol kokuyorsun"
Jisung kahkaha atarak güldü. O kadar sesli güldü ki tekrar etrafımızı zombiler saracak diye korktum. Ama yanımızda bu çocuk olduğu sürece zombiler bize yaklaşmayacak gibilerdi.
J: "O zaman beni nefessiz kalana kadar si-"
Minho aceleci bir şekilde elini Jisung'un ağzına bastırdığında ben de iki elimi Felix'in kulaklarına bastırdım. Masum bebeğimin böyle şeyler duymasını istemiyordum.
Felix sinirli bir şekilde ellerimi iterek benden uzaklaştı ve önümüzdeki ikiliye doğru yaklaştı.
F: "Onun adı Minho. Şimdi sen de bize söyle onlar neden sana yaklaşmıyor?"
Minho gözlerini Jisung'a dikti. Sanki Minho cevabı çoktan almış gibiydi.
M: "Çünkü kanında alkol var."
Jisung gururla göğsünü kabarttı. Bu bir başarıymış gibi şişesini havaya kaldırdı ve dudaklarına yaklaştırarak birkaç yudum daha aldı.
J: "Hem de çooook"
Sokağın diğer tarafından bir zombi daha yalpalayarak bize doğru yaklaştığında Jisung ona doğru eğildi ve şişeyi tuttuğu kolunu havada salladı. Sanki sinek kovuyormuş gibi..
J: "Git dedik sana. Şurada sohbet ediyoruz sen anca hrrrrr"
Zombi geri kaçtığında elimi alnıma vurarak güldüm. Ne tür bir olayın içindeydik ya biz böyle?
F: "Biz de hayatta kalmak için sarhoş mu olmalıyız?"
Endişeli bir şekilede konuşan sarışınımı kendime doğru çektim ve ona sıkıca sarıldım. Biz gülüyorduk ama aramızda olayın ciddiiyetinin farkında olan tek kişi Felix olduğu için en çok o korkuyordu.
M: "Bizi bilmiyorum ama Jisung'u silah olarak kullanabiliriz"
Bunu duyan sarhoş beden uzaklaşan zombinin arkasından bakmayı bırakarak tek elini Minho'nun omzuna atarak kocaman gülümsedi.
J: "Senin silahın olurum yakışıklım. Sıkıca tut beni, istediğin zaman tetiğimi çek ve ateş et"
İğrenir bir şekilde yüzümü buruşturduğumda Minho da yüzünü buruşturmuştu aldığı alkol kokusu yüzünden.
H: "Hepimiz sarhoş olursak aramızda mantıklı düşünen kalmaz"
M: "Doğru, mantıklı bir kaçış yolu bulmalıyız, sonsuza kadar böyle kaçamayız. İlla ki güvenli bir bölge vardır. Hem belki virüs sadece Busan'dadır. Diğer şehirlere daha yayılmamıştır."
Başımı onaylar anlamda sallayarak göğsüme sokulan bedeni biraz daha sıkı sardım. İkimiz de üzerimizde paltolarımız olmadan ortada kaldığımız için sarışınımın üşüdüğünün farkındaydım.
H: "Önce kendimizi güvende tutabilelim diye silah bulmalıyız"
Minho sırıtarak başını onaylar anlamda salladı ve omzunda duran Jisung'un kolunu omzundan uzaklaştırarak demir parçasını tekrar eline aldı.
Kalın ve uzun demir parçasını diğer sokağa taraf çevirerek gideceğimiz yolu işaret etti.
M: "Hadi karakalo gidelim. Orada işimize yarayacak şeyler bulacağız"
_________________
Jisung'un hikayeye böyle dalacağını biliyordunuz bence. Ben ve iconic Jiji karakterlerim.. hepsini çok seviyorum.
Bu fici yazdığımda dah Richard hayatımıza girmemişti. Ama keşke onu da zombi kertenkele olarak Jiji’nin arkadaşı gibi ekleyebilseydim. Daha erken gelmeliydin Richard 😭