İçeriğe geç

SKZVIVOR

Bölüm 3 · 5 dk okuma

SKZVIVOR

Bölüm 3

{3} Dönüşüyorlar

İyi Okumalar 🦋

______________

~hyunjin~

M: "YEHUUU 71. KİLL"

Başını göğsüme gömülü halde tutan Felix'i biraz daha kendime doğru çektim. Kalbinin deli gibi attığını hissediyordum. Benimkinin de ondan geri kalır yanı yoktu.

Az önce... az önce gözlerimin önünde bir insan kafası yerinden kopmuştu. Hem de tek bir hamlede.

Sokak lambasının titrek ışığı altında yere yuvarlanan o baş... hala gözlerimin önündeydi.

Felix'in yüzünü göğsüme bastırırken bakışlarımı yavaşça karşımdaki kişiye kaldırdım.

Uzun boylu, siyah kıyafetler içinde, elinde kanlı bir demir çubuk tutan biri duruyordu karşımda. Yüzünde en ufak bir panik, korku ya da şaşkınlık yoktu. Sanki az önce bir insanı değil de, bir sineği öldürmüştü.

Yüzünde tuhaf bir sırıtış vardı. Bundan zevk mi alıyordu yoksa genel olarak deli miydi anlam veremiyordum.

M: "71 de ne? ah, pardon."

Elindeki demir çubuğu sallayıp zombinin gövdesine baktı. Düşünüyormuş gibi gözüküyordu. Dudakları kıpırdıyordu. Sanki içinden bir şeyler sayıyordu.

M: "72 oldu bu"

Kaşlarım istemsizce çatıldı. Şu an karşımdaki adam zombilerden bile korkunç geliyordu gözüme.

Felix hala göğsüme gömülüydü ama başını biraz kaldırıp temkinli bir şekilde bana bakıyordu. Sanki benim yüzümden neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kendisi dönüp de olanlara bakamıyordu.

Korktuğunu bildiğim için onu biraz daha arkama aldım. Refleks gibiydi bu, düşünmeden yaptım. Bir şey olursa ona zarar gelmesin istiyordum.

H: "Sen de kimsin?"

Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı. Ortam sessiz olduğu için böyle çıkmıştı bence. Açıkçası titremesinden iyidir.

Karşımdaki adam başını yana eğdi. Gözleri önce beni, sonra Felix'i süzdü. Özellikle Felix'in bana tutunuşunu fark ettiğinde dudak kenarı daha da yukarı kıvrıldı.

M: "Hmm..."

Bir adım attı bize doğru. Felix'in parmakları kıyafetime daha da sıkı sarıldı.

M: "Merak etme. İnsan yiyorum gibi bir tipim yok"

Elindeki demir çubuğu omzuna yasladı, sanki ağırlığı yokmuş gibi. Oysa demir o kadar ağır gözüküyordu ki..

M: "Minho"

Sokakta sadece rüzgarın sesi vardı. Ama bu adam, bu Minho denen adam, tüm o kaosun ortasında fazlasıyla rahattı.

H: "Az önce o şeyi gerçekten öldürdün mü?"

Minho omuz silkti.

M: "Öldürmek denmez. Zaten ölüydü"

Felix başını arkamdan biraz daha çıkarıp fısıldadı. Bizim aksimize onun sesi hala titriyordu.

F: "Hyunjin... çok korkunç"

Kast ettiği şey yerde başı vücudundan ayrılmış ceset miydi yoksa önümüzde dikilen kısık gözlü adam mıydı? Elimi belime sarılan elinin üzerine yaslayıp tenini okşadım. Sonra tekrar bakışlarımı Minho'ya çevirdim.

H: "Neler oluyor burada? Bir tür oyunun içinde falan mıyız?"

Minho'nun yüzündeki o alaycı ifade bir anlığına silindi. Demir çubuğu yere dayayıp iki eliyle yaslandı.

M: "Şehir dışında bir laboratuvar var."

Başımı onaylar anlamda salladım. Arkamda dikilen beden de başını çıkararak dikkatli bir şekilde dinlemeye başlamıştı.

M: "Resmiyette yok. Haritalarda yok. Devletle bağlantılı mı, özel mi hala bilmiyorum"

Bir an durdu. Etrafı kolaçan etti. Sanki zombiler değil de meraklı insanlar dinliyormuş gibi temkinliydi. Oysa ki sokakta bizden başka canlı olmadığına emindim.

M: "Orada bir deney yapılıyordu. Hücresel yenilenme, sinir sistemi canlandırma, ölü dokuyu tekrar hareket ettirme üzerine falan filan. Anlarsın işte Stranger Things"

Felix'in nefesinin kesildiğini hissettim. Sanırım sevdiği dizinin ismini duyduğunda tüm korkularını çoktan yenmişti.

H: "Ne demek istiyorsun?"

Minho bana doğru biraz daha yaklaşarak gözlerimin içine baktı. Yakından yüzünü görmek beni etkilemişti. Yüzü fazlasıyla orantılı ve yakışıklıydı psikopat birine göre.

M: "Ölüleri.."

Anladığım şeyle mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Nefeslerim düzensizleşti. Normal bir dünyada yaşadığımızı sanıyorduk oysa ne gibi deneylerin yapıldığından habersizdik.

M: "Bir şey ters gitti. Patlama oldu sanırım. Ben de emin değilim duyduklarımı söylüyorum. Duyduklarıma göre patlamada ölen, yanan cesetler tekrar dirildi. İyi tarafından bakarsak rahmetli dedemi özlemiştim. O da dirildi mi diye kontrol ettim. Ama zombileşen köpekler dedemin kemiklerini yemiş şerefsizler"

Bir adım geri attım istemsizce. Felix'i daha da kendime çektim. Duyduklarıma inanmak istemiyordum. Sanki korku oyununun içindeymişiz gibi hissediyordum.

H: "O yüzden mi bu kadar kan var ama hiç ceset yok?"

Minho başını salladı... üçümüz de etrafımıza bakındık. Yerde kan göletleri vardı ama tek bir ceset dahi yoktu. Az önce Minho'nun kafasını kopardığını saymazsak tabii ki.

M: "Dönüşüyorlar yavaş yavaş. Önce bilinç gidiyor, sonra açlık başlıyor"

Bir an durdu. Dudaklarını yaladı. Bazen o da zombiye dönüşüp bizi ısıracak diye çok korkuyordum.

M: "Sese, ışığa, harekete tepki veriyorlar. İstedikleri şey ise taze kan, et.."

Tam bunu sindirmeye çalışırken, Felix arkamdan titreyen bir sesle konuştu.

F: "Peki... ya biz?"

Minho bakışlarını Felix'e çevirdi. Yüzündeki ifade bir anlığına ciddileşti.

M: "Isırılmadıysanız, çizilmediyseniz şimdilik iyisiniz. Yani umarım.."

Şimdilik.... Bu kelime beynimde yankılandı. Sevdiğimle uzun bir hayat yaşamayı planlarken birkaç saat sonrasına hayatta olacak mıydık emin değildim. Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecektim ki etrafta korna sesi yankılanmaya başladı.

Ters dönmüş otobüsün kornası, gecenin sessizliğini paramparça etti. Aniden çalan korna yüzünden Felix irkilerek çığlık attı.

F: "Hyunjin.."

Minho'nun başı bir anda o yöne döndü. Sessiz olan rüzgarın sesi duyulan sokak bir anda gürültüye bürünmüştü.

M: "Siktir..."

Korna durmuyordu. Birileri ya da bir şey, otobüsün içinde sıkışmış olmalıydı. Ya da en basitinden takla atan otobüs daha yeni uyarı sesi çıkarıyordu.

Ama ne olursa olsun sonucu aynıydı işte. Tüm sokaklarda olan zombilerin dikkati buraya çekilmişti.

Hırıltılar önce uzaktan, sonra daha yakından duyulmaya başlandı.

Her yönden gölgeler hareketlenmeye başladı. Sokakların köşelerinden, ara caddelerden, yıkılmış arabaların arasından... Geliyorlardı.

Minho demir çubuğu iki eliyle kavradı. O ağır çubuğu sağa sola savurmak için sabırsızlanıyordu.

M: "Hazır olun"

Ben de yerde bulduğum metal bir egzoz borusunu hemen kaptım. Felix'i arkamda tutmaya çalışıyordum ama titreyen elleriyle belime sarılmıştı.

H: "Felix, sakın bırakma beni"

F: "Bırakmam..."

İlk zombi üzerimize atıldığında Minho hiç tereddüt etmedi. Kafasına indirdiği darbeyle yaratık yere yığıldı. O işi kavramıştı. Vücuda darbe indirmek yerine kafasına indirerek tek seferde bitiriyordu işi.

Ben de yaklaşan diğerine tüm gücümle vurdum. Kemik kırılma sesi midemi kaldırdı ama durmadım. Duramazdım, hiçbirimiz dudamazdık.

Bir tane daha, bir tane daha.. durmadan üzerimize doğru gelen yaratıkları indirmeye çalışıyorduk. Yüzüme sıçrayan kanları bile umursamıyordum artık.

Ama o lanet korna bugün durmayacak gibiydi. Bizi öldürene kadar bu ses durmayacaktı diye korku sardı içimi.

Dakikalar geçtikçe sayıları da kat kat artıyordu. On taneydi, sonra yirmi derken bir süre sonra sayamaz oldum.

Nefes nefeseydik. Kollarım yanıyordu. Felix ağlamamak için dişlerini sıkıyor, bana sıkıca tutunuyordu.

Minho'nun alnından kan akıyordu ama umurunda bile değildi. Yüzündeki kanlar zombilere mi aitti yoksa kendi kanı mıydı onu bile bilemiyordum.

Sonunda geri çekilmek zorunda kaldık. Zombiler bize doğru yaklaştıkça biz on adım geri atıyorduk. Ama arkamızı da sardıklarında adımlarımızı durdurmak zorunda kaldık.

Sırtımızı birbirimize verdik. Ben, Felix ve Minho. Üçümüzün etrafımız ölülerle doluydu. Hırıltılar çember gibi etrafımızı sarmıştı.

Felix'in titreyen bedenini arkama aldım. Minho sessizce küfretti. Sokak lambası bir kez daha yanıp söndü.

Ve biz Zombilerin arasında, sırt sırta kalmıştık...

____________________

Anaam anam noluyoooo

Yok mu yardımımıza yetişecek birisi? 😋

Fic nasıl ilerliyor? Beklediğiniz gibi mi? Yoksa daha farklı mı?

Sincapların marka elçisi olma izni var mıydı ya? 🤭🤭🤭

Bölüm sonu

5 yorum