İçeriğe geç

Skalf

Bölüm 8 · 5 dk okuma

Skalf

Bölüm 8

Efsane ll

Meryem efsanenin devamını anlatmadan önce kuruyan boğazı için biraz su içip yarım kalan kısmı anlatmaya başladı.

" Vadinin yakınında oturan Selim ve Fatih olayların sebebini bilmek isteseler de Fatih pervasızca hareket etmemekte ısrar etmişti fakat Selim çocuğun belki korku anında yanlış gördüğünü ve isterlerse gidip vadiyi şimdi kontrol edebileceğini söyledi. Duyulanlardan sonra iki kardeşte olayı merak ettiler ancak Fatih 'e göre karanlığın ortasında vadiye dalmak düpedüz saçmalıktı.

" Akşamleyin vadiye girmeyeceğiz. " dedi sert bir sesle.

Bunun üzerine Selim ısrarlarında epey bir diretti. Bir şey olmayacağına o kadar emindi ki... En sonunda kardeşler küçük bir tartışmaya sürüklendi. Fatih epey kızgın olsa da küçük kardeşinin başını ütülemesine fazla dayanamadı ve " Tamam " demek zorunda kaldı.

Koridorun ortasına yürüyüp dolapların içinde sağlam bir fener bulmaya çalıştılar. Birisi ayakkabılığın üstündeki kutuları, biriside dolapları karıştırdı. Kutuların birkaçı yere düştüğünde " O kadar gerek var mı ? Şuradan bir mum yakıp gidelim işte. " dedi umursamazca. Fatih bu yakınmanın üzerine " O fenerleri bulamazsak bugün ne vadiye gidebilirsin ne de yemek yiyebilirsin Selim. " diyerek tehdit etti. Selim daha fazla üstelemedi. Kardeşinin öfkesine yakalanmamak için yavaşca arka odaya geçerek aramaya devam etti.

Fenerleri bulup ikiside evden çıktığında vadinin karanlığına doğru ilerlediler. Nehrin ilerisi, daha doğrusu tehlikeli bölge olarak kodladığımız yere yürüdüler ancak hiçbir şey yoktu. Ne ses ne de hareket. Artık Selim dediğinde haklı olduğuna emindi ama Fatih korkuyordu. Açık bir şekilde bir şeyden korkuyordu . Ne olup bittiğini anlayamıyor fakat bir şeylerin ters olduğunu net bir şekilde hissediyordu. Bu yüzden kardeşine seslenecekti fakat bir anlığına ondan kafasını çevirdiğinde rastgele bir mağaranın içine girdiğini gördü. Hikayenin bu kısmında dayanamayıp " Allah aşkına ! Kim ilk gördüğü mağaraya hadi gireyim deyip içeri dalar ? Hadi küçük çocuk olsa neyse diyeceğim ! " dedim hikayeyi sorgularken.

Meryem biraz gülüp " Başta bende öyle düşündüm ama sonra anladım ne olduğunu. Sonunda sende anlayacaksın. " dedi. Daha fazla soru sormayıp Meryem'den devam etmesini istedim. Meryem hemen sözüne geri döndü. " Bıkmıştı artık kardeşinin pervasızlığından fakat onu bulmak için girdiği mağarada farkında olmadan derinlere ilerledi ve çıkmaz yola vardı. Sonuna geldiğinde buz tutmuş duvarları seyredip elinde tuttuğu ufak bir ışık kaynağıyla etrafı taradı. Karanlığın içinde görüş alanı ne kadar kısıtlı olsa da üzerinden fazla geçmeden kuytu bir köşede kemik parçaları fark etti ve incelemek için yaklaştı. Kemiklerin neye ait olduğunu anlamak için çabaladı. Belli bir süre gözlemlemeye devam ettiğinde kemiklerin ne hayvana ne de insana benzerliğinden söz edebildi. Kemik yapıları açıkça farklıydı. İşte o zaman kafalarda yankılanan en büyük soru ' Bu kemikler neye ait ? ' sorusuydu. Fatih biraz ürkerek geriledi ve hemen mağaradan çıkması gerektiğini anladı ancak Selim'in mağarada olup olmadiğını bilmiyordu. Onu yol boyunca bulamadı. Bu yüzden etrafa dikkatle bakarak ilerledi.

Üzerinden fazla zaman geçmeden arkasından bir sürünme sesi duydu. Çok büyük bir karasızlık içindeyken mağaranın çıkışındaki ışığı gordü ve koşmaya karar verdi fakat mağaradan çıksa da gördüğü ışık sürekli kendisinden uzaklaştı. Fatih ise o ışığın Selim olmasını dilerken buldu kendisini. Yinede bunun üzerinde fazla duramazdı. Arkasında ki her ne ise epey hızlı ve giderek yaklaşıyordu. Fatih karanlığın içinde umutsuzca koşarken elinde ki fener ışık vermeyi kesti. Fatih ' Ne yapacağım ?' diye düşünse de bir şekilde ışığı takip etmiş , kötü bir düşüş yaşamadan nehire varmayı başarmıştı.

Arkasındaki sesler birden kesildi. O zaman durup yavaşça arkasına baktığında hiçbir şey göremedi. Aynı şekilde önündeki ışıkta yok olmuştu. Fatih korktuğundan kalan yolu koşarak gitti. Nihayet ışıkları kapadığından emin olduğu evine geldiğinde mutfağın ve kardeşinin odasının sarı sarı parladığını gördü. Eve kendisini zor attığında mutfağın kapısına gelip çöktü ve hemen ardından kardeşi yanına geldi. Kardeşi endişeli bir şekilde " İyi misin ? Ne oldu ? " dedi hemen. Fatih derin nefeslerin arasından soruları sıralar. " Nasıl kaçabildin ? Seni göremedim bile. Ne zaman geri döndün ? Bana neden söylemedin ? " Duyulup duyulamayacak en garip cevap burada verildi. Selim kardeşinin demek istediğini anlamaya çalışarak yavaşça diz çöktü. " Ne kaçması Fatih , düzgünce anlat. Neler oluyor ? " Selim korkuyla kardeşine bakmaya başladı ve kardeşinin dediklerini dehşet içinde dinledi. En sonunda olayların etkisiyle zar zor konuştu. " Fatih ben eve yeni geldim. İşten ancak şimdi çıktım. İstersen diğerlerini arayabilirim. Onlardan da onay isteyebiliriz. " Selim'in söykediği sözlerin üzerine Fatih kaskatı kesildi.

" Ne ?... Ne demek oluyor bu ?"

Selim kardeşine endişeyle baktı. " Yanında olan her kimse o ben değildim. Sen iyi olduğuna emin misin ?"

Fatih hiç kuşkulanmadan anında cevap verdi. " Hayal görmedim Selim. O şey tamamiyle sana benziyordu. "

Ufak bir sessizliğim ardından iki kardeş aynı odaya geçip olayları mantık çerçevesinden açıklamak için uğraştılar ancak sonuç, hiçbir şekilde akla yatkın bir bir duruma varmadı.

" Selim aynı olay tekrar gerçeklesirse ne yapacağız ? " dedi korkuyla. " O mağarada bir şey beni kovaladı. "

" Bir daha ki sefere ne olursa olsun o vadiye gitme. " diye cevap verdi Selim. " Benimle görüştüğünde davranışlarımı iyi incele. Bir kereliğine görüntü seni kandırdı ama aynısı kolay kolay seni bir daha kandırmaz. Haksız mıyım ? "

Fatih biraz olsun rahatlayarak " Doğru , haklısın. Garip davrandığını fark etmiştim. " diye yanıtladı.

Olayların üzerinden birkaç gün geçtiğinde kasabalılar Selim'in ortadan kaybolduğuna dair söylenti yaydılar. Gerçektende ne eczanede ne de yollarda artık görülmedi. Kimse ne olduğunu ya da bir sorunun olup olmadığını anlayamadı. Bu durumda hikaye iki yola ayrıldı. Kimisi Fatih'in başına gerçekten ciddi bir şey geldiğini ve musallat olan bazı şeylerin en sonunda kardeşine zarar verdiğini söyledi. Devamında efsanenin ismini aldığı ' Skalf ' kelimesi geçmeye başladı. Fatih Skalf adında bir şeyden bahsediyor, fısıldıyor ve bazen çılgına dönmüş gibi kaçıyordu fakat kimse Skalf'ın gerçek olup olmadığını anlayamadı. Eğer gerçekse iki kardeşe zor, ciddi zamanlar geçirtti ve Selim'i vadinin ötesindeki diyardan gelen bir lanetle ruhu hapsedildi. Fatih ise kardeşini kurtarmak uğruna bir daha girmeyecğine söz verdiği vadiye laneti ortadan kaldırabilmek için incelemeye başladı ve en sonunda kötü işlere bulaştı. Bir diğer tahmin ise Fatih'in psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu ve kontrolü kaybedip kardeşine saldırdığı ihtimali. Bana göre ikinci tahmine dair ayrıntılar yavaş yavaş yıkılıyor. Son zamanlarda kasabanın insanları neden olduğunu bilmediği bir şekilde ortalıkta yeni uyanmış gibi dikiliyorlar ve onlara neden burada olduklarını sorduklarında hiçbir cevap veremiyorlar. Yani hatırlamıyorlar fakat beyaz gözleriyle insanların bedeninde gözüken birisinden bahsediliyor. O kişi hakkında tek bir isim var.

Fatih .

Şimdi sizce bu efsane hakkında bahsedilen iki yoldan hangisi doğru ? '

Bölüm sonu

1 yorum