Parça parça uzunca dik kayalıklardan oluşmuş iki dağın arasından, kurumuş ağaçlar dağınık bir sırayla vadinin kıvrımını takip ediyorlardı. Vadinin önüne sıkı bir şekilde metal ağ örülmüş, önüne de sarı bir şerit çekilmişti fakat alınan önlemlere rağmen teller çoktan kesilmiş, bir insanın geçebileceği boyutta bir delik oluşturulmuştu.
Şeritlerin bazıları beyaz karın içine gömülüp eskimeye bırakılmış, birkaçı da hala geçişin önünde sert esintilerden etkilenmeden durmaktaydı. Meryem şerite takılmadan kopmuş boş alanlardan geçerek demir telin önüne gelmeden önce durdu. İhtiyatla dönüp arkasını kontrol edecekken benim hala şeridin arkasında beklediğimi görünce " Gelmiyor musun ? " dedi yatıştırıcı bir tonda. " İlerisi fazla tehlikeli sayılmaz. Sorun yok, ilerleyebilirsin."
Rüzgarın doğrudan yüzüme çarpmasına izin verirken elim şeritin üzerinde öylece dikiliyordum. Gözlerimden kararsızlık okunuyor olmalıydı fakat korkudan değil, tereddüt ettiğimden dolayı. Yaşananlar hayal değildi ama gerçek de değildi ancak bu vadi her ikisini birden hissettiriyordu. Rüya gibi. ' Neresi burası ? ' ' Az önceki olayla bir alakası var mı ? '
Elimi şeritin üzerinden çektim ve Meryem'i eve dönmeyi ikna etmak istemiştim. " Emin misin ? Girişler bile sıkı bir şekilde kapatılmış, gerçekten geri dönsek olmaz mı ? İlk geldiğim andan itibaren başıma bela almak istemiyorum. "
Meryem bana doğru birkaç adım atarak " Bu tellerin çekilmesini kasabanın yardımıyla biz sağladık. Aynı şey şeritler içinde geçerli. Niye diye sorarsan ? Yabancıların gözünü korkutmak için fakat boşu boşuna yapılmış bir önlem değil . Bu söylentiler yakında senin kulağına gelir. Buraya ait birkaç hikaye ve efsane vardır , bu efsanelerde kasabayla uyuşan ayrıntılar gizli. Normal şartlarda kimse buraya tek başına girmez fakat birkaç yabancının çocuğuna tesadüf eseri rastladık. Neyseki çok geç olmadan çıkardık. Başta yaramazlık yaptıklarını düşünmüştük fakat bazı yetişkinlerde aynı durumla karşılaşınca onların çoğu rüyalarında bir ışığı takip ettiklerini ve gözünü açtıklarında ise birden kendilerini burada bulduklarını belirttiler. Şeritleri geçenlerin bazıları kayboldu ve geri gelmedi. Odalarına ait olan birkaç anahtarı vadide bulduk. Şimdi sadede gelirsek seni buraya getirdim çünkü aniden burada uyanırsan ve kimseyi göremezsen yolunu bulman gerekir. Yoksa kaybolursun ve kim bilir nereye gidersin ? " dedi uzunca bir açıklamayla. " Şimdi ben varken sana en azından nerede olduğunu anlaman için iki üç yol gösterebilirim. Haydi ! "
Aniden şeridin üstündeki elimi yakalayıp ileri çekti. " Dur ! Düşüreceksin. Bırak en azından kenardan geçeyim. "
Meryem aniden canlansa da eski sakinliğini tamamiyle yitirmemişti. Sadece biraz havayı rahatlatmak için neşeli davranıyor gibiydi. Demir telin boşluğuna gelince " Haydi ! Acele et. Arkada kalma . " dedi vadinin içine hızla girdi.
" Geliyorum dedim. Hızlanma bu kadar ! " diye bağırdım.
Vadinin tam önünde dikildiğimizde Meryem hemen yanıma döndü. Eskisinden daha ciddi bir tonda konuştu. " Mutlaka yanımda yürü ! Önlem amaçlı eğer şimdi bir şey olurda kaybolursan yollari bilmediğinden hareket etme. Ne ileri ne de geri, sadece bekle ! Vadinin ilerisin de bir nehir ve hemen arkasında taşlı bir yapı var eğer o tarafta olduğunu anlarsan her koşulda gece ya da sabah hiç bir şekilde durma ! Nehirin diğer tarafına koş , yorulsan da koşmayacak hale gelsen de anlaşıldı mı ? "
" Anlaşıldı. "
' Bu biraz ürkmeme sebep oldu sanki. '
Uzaklardan gelen suyun akış sesi rüzgarın uğultusuna eşlik ediyor, kar taneleri hem havayı hemde kuru ağaçların üstlerini süslüyordu. Vadi katman katman yükselirken çam ağaçları beyazlığın içinde neredeyse bulutla kaplı göğe kadar uzanmış, tüm vadi sanki uykuya dalmış gibi bir tek ses bile çıkarmıyordu. Ne belirli bir patika ne de yol görünüyordu artık. Geldiğimiz yönü kaybettiğimde her yer birbirine benziyordu. Kuru ağaçların ardından ince bir derenin akış sesi vadinin içinde yankılanıyordu. Taşlı yapılar yükseldiğinde mağaranın girişinde ufak çukurlu alanlar oluşmuş , tavanda ise uzun sarkıtlar yıllardan beridir orada gibi daha da aşağıya uzanıyordu. Geniş bir arazi gibi dursa da ilerledikçe mağara havasıni veriyordu.
Vadinin merkezine yakın kücük ince bir dere gözüktü. Akışını yavaşlatan tümsek taşların üstünden atlayıp karşı tarafa geçtik. Bileklerimize kadar kara gömüldük fakat rüzgarlar şiddetlense de kar tipiye dönüşcek olsa dahi hala ilermeye devam ediyorduk.
Sonunda kuru bir ağaca dayanıp Meryem'e seslendim. " İşler daha kötüye gidecek. Hava hiç iyi durmuyor. "
Rüzgarın uğultusunun arasında Meryem'in sesini duymak için yaklaşırken sert esintiler birden kesildi. Ne bir çatırdı ne de bir uğultu geliyordu artık. Etraf tamamiyle sessizdi. Meryem iki üç adım attıktan sonra aniden durdu ve başını kaldırıp etrafı hızla incelemeye başladı. Eski sakinliği giderek yok oluyor ve yavaş yavaş soğukanlılığını kaybetmeye başlıyordu. 'Neler oluyor ?'
Bir şeyler saklanıyordu gölgelerin içinde. Hafifçe açıklığın sınırlarına kümelenmiş ağac topluluklarının ardında kıpırdanıyorlardı. Onların ne olduğunu sormak istedim fakat Meryem elini aniden kaldırdı ve endişeli bir sesle bağırdı. " Sakın hareket etme ! "
'İlk elden neye bulaşmış olabiliriz ? '
İşte o zaman fark ettim. Beyazlığın içinde ikimizin durduğu açık alanın etrafını sarmış siyah silüetleri gordüm. Her bir ağacın ardından başlarını uzatmış ve kırmızı gözleriyle dikkatle bizi süzüyorlar ve giderek bizi saran daireyi küçültüyorlardı. Gölgelerin çöktüğü yerlerde çoğalıyorlar ve gün ışığından uzak kalarak bize yaklaşmaya çalışıyorlardı. 'Şimdi ne yapacağız ? '
Meryem korkuyla yanıma koştu ve aceleyle kolumdan çekip güneşin aydınlattığı yüksek bir kayaya çıkarttı bizi ama bu sadece geçici bir çözümdü. Sık sık bulutlar güneşin önüne kapatıp ışığı kesiyor ve büyük bir gölgelik oluşturuyordu. Burada birkaç dakika dayansak bile bir yol bulamazsak hava çok geçmeden kararacaktı. Meryem 'e " Gerçekten şimdi gitmemiz gerekli miydi ki ? " dedim korkuyla. " Şimdi ne yapacağız ? "
Meryem ellerini dizinin üstünden çekip biraz daha soluklandıktan sonra kısa bir cevap verdi. " Bu durumla ilk defa karşılaşıyorum. Böyle bir şey olacağını nereden bilebilirdim ki ! " Darmadağan olmuş onüne düşen saçlarının arasından siyah silüetlere bakıyor, ne yapacağız diye sesli sesli düşünürken bahsi geçen tehlikeli şeyler yavaş yavaş durup doğrudan başlarını yukarı kaldırıyorlardı. 'Neden ? '
Meryem'in omzuna dokundum. Onları göstererek " Yavaşlıyorlar hatta durdular. " dedim.
Ön kesimdeki silüetler iki uzvunu havaya kaldırdı ve havaya tek bir ses yükseldi.
" Işık "
Sesin şiddeti artti, arttı ve neredeyse tüm vadide yankılanmaya başladı. Hepsi bir ağızdan "ışık " diye fısıldarken bazıları "Geri geldi." diyerek öne atılıyor fakat bedenlerine beyaz ışık vurduğu anda siyah bir duman patlayarak kollarinı yakıyordu. Hepsi birden geri çekiliyordu. Sesin şiddeti kısıldı fakat bu fısıltı değildi artık. Çok azı acıyla haykıyordu " Işık geri gel. "
Tüm bu kargaşanın içinde yüksek bir patlama sesi duyuldu ve büyük bir kar kütlesi havaya uçtu. Bir anlığına önümüzü göremeyecek kadar ağır bir beyaz toz bulutuna maruz kaldık, tanecikler soğukça yüzümüze çarparken silüetlerin kaçışmasıyla oluşan fırsattan yararlanıp derenin diğer tarafına koşmaya başladık. İkimizde farkındaydık. Bu durumdan kurtulmak için tek şansımızdı. Bunu sonuna kadar kullanmamız gerekiyordu. Bu yüzden hiç korkmadan beyaz sisin içine dalıp ayakalarımızın götürebildiği kadar uzağa , şerite doğru koşacaktık fakat tam karşımızda belinden ayaklarına kadar uzanan keskin, siyah bir aleti sıkıca kavramış birisi gözüktü. Beyaz montuyla her yerini sıkıca örtmüş, saçlarında ki kar taneleri siyah tellerine ince bir beyazlık katmıştı.
" Adem " diye bağırdı birden. Meryem kolumdan çekerek karşımızda ki adamın üstüne yürüdü. Meryem onu gördüğüne rahatlamış olsa bile bir şeyler yanlış duruyordu. Bizi görmek için gözlerini kısıp elini alnının üstünde tutuyordu. Sonuçta onun yanına kadar gelmiştik. Adem ,Meryem'i kısa bir şekilde uyardı. " Geri dönün bu saatten sonra kendi başına burayla ilgilenemezsin, güneş batmak üzere. Ne olursa olsun şerite varmanız lazım. Yoksa sizi kimse kurtaramaz. Acele etmelisiniz. "
Meryem önce rahat olsa da birden iki adım geri çekildi. Bende o anda gri gözlerini fark ettim. Keskin bir şekilde ikimizi inceleyen korku dolu gözleri ...Meryem gitmeden önce sadece tek bir soru sordu. " Sen kimsin ? "
Adam yavaşça başını eğip doğrudan bize yürüdü. " Sandığın kişi olmadiğımı soylersem beni dinleyecek misin ? Durumun tehlikesini farkında değil misin ? Yine dediklerimin tersini mi yapacaksın ? "
Artık Meryem'in yüzünde öfke hakimdi. Adamda aynı şekilde karşılık veriyordu. 'Şimdi bunun sırası mı ? '
Meryem sertçe konuşmaya başladı. " Kim olduğunu bilmiyorum ama tahmin ediyorum. Sürekli bir şeyleri engelleyen ya da önümüze taş koyan kişi değil misin ? Yine neyin peşindesin ? "
Gri gözleri birden beyaza döndü ve parladı. " Ben sadece sizi korudum ama işin şakası yok. Artık geri dönmeniz gerek. "
Meryem o anda köpürerek şiddetli bir şekilde bağirdı " Ölümüne sebep olduğun insanları koruduğunu mu söylüyorsun ? Şimdi seni tekrar dinlememi istiyorsun !"
Meryem'i kolundan hafifçe sarstım. " Bunun sırası değil. Yine geliyorlar. Ne yapacağımıza hemen karar vermeliyiz. Tartışmanın sırası değil. "
Adamın beyaz gözlerinin parıltısı solmuştu. Yavaşca bana bakarak hafifçe başını eğdi. " Evet haklısın . Bu yüzden başka ölümler olmasını istemiyorum. Şimdi çabuk gitmelisiniz." Adam arkasını dönüp karaltılara ilerlemeden önce son kez arkasını kontrol etti. Meryem geriye donüp şerite giderken adam uzakta da olsa bir şeyler söyledi. " Teşekkür ederim. "
Bunu Meryem 'in duyduğunu sanmıyordum. Çünkü bu ses doğrudan bana ulaşmış gibiydi.
' Gerçekten sen kimsin ? '
Hafifçe gülümseyip önüne döndü ve eliyle ayrıldığını işaret edip gözden kayboldu. O saatten sonra siyah silüetlerle bir daha karşılaşmadik.