İçeriğe geç

Şizofrenin kanlı çığlıkları

Bölüm 4 · 12 dk okuma

Şizofrenin kanlı çığlıkları

Bölüm 4

4~ Doğum günü

"Abla, ben de sizinle oynayabilir miyim? Benim su silahım var onu getiririm." Gözlerimden yaşlar akarken arkamdaki minik kız çocuğuna baktım. Bu dünya için fazla temizdi. Fazla masum... Ama ben Akif değildim. Ben asla öyle bir pislik olamazdım. Zorla gülümsedim ve eğildim.

"Olur ablacım. Ama benim şimdi çok önemli bir işim çıktı gidiyorum. Bir dahaki sefere söz."

"Söz." dedi ve gülümsedi. Arkamda bıraktığım Akif Sönmez'in sırıtan yüzüne döndüm.

"Senin Allah cezanı versin. Ben senin gibi bir miyim sanki? Ben seni kızının önünde öldürmem. Cesaretin varsa tek çık karşıma." Çekip gidecektim. Son kez o masum kız çocuğuna baktım, sonra o masaya, o salona... Döndüm arkamı gittim. Bahçedeki merdivenlerden birine oturup hüngür hüngür ağlamaya başladım. Telefonum sessizdeydi birkaç saattir. Birsürü arama ve mesaj vardı. Galerime girdim ilk önce, babamla çok az fotoğrafımız vardı.



Babam kumral saçlarımı bağlarken... Burda heralde dediniz ki 'tamam anladık kumralsın.' Ama bıkmıştım. Akif Sönmez ban aher seferinde çakma kumral derdi. Bu yüzden sürekli açıklama gergi duyardım. Onun dediği her kelimeye gıcık olurdum.



Akşamları bana kitap okurken... O zamanlar 4 kardeş aynı odayı paylaşırdık. Üçü uyurdu bir ben uyumazdım, babamın tepesine çıkar kitaptaki resimleri izlerdim. Sonra babamın kucağında uyuyakalırdım. Masalla değil huzurla uyurdum.



Ve bu son fotoğrafımızdı. Çünkü bu gün o gündü. Ayrılmak istemeye istemeye sarılıyordum. Akif'in yanına gidiyordu ve gizlice takip ettim. Olanlar oldu... Bizim son fotoğrafımızdı bu, üzerimizdeki beyazlar kırmızı olmuştu o gün... İkimiz de kırmızıya bürünmüştük. O günden sonra zaten bıcır bıcır kıyafetler sevmeyen ben bir daha siyah dışında hiçbir renk giyinmemiştim. Renkler bana travma yaşatmıştı.

Galeriden çıkıp mesaj sayfasına girdim. Birkaç mesaj ve yüzden fazla arama vardı

Deniz'den mesajınız var. Kalbim küt küt atıyordu. Onu seviyordum.

Deniz- Selam, nasılsın?

Deniz- Olanları duydum, çok geçmiş olsun. Yapabileceğim bir şey varsa yazabilirsin. Mesaj atman yeterli. Bu arada Barış nasıl?

Bahar- İyiyim, teşekkür ederim. Henüz pek bir şey söylenmedi. Ama her şeye hazırlıklı olun diyorlar...

Anında mesaj geldi.

Deniz- Merak etme, o çok güçlü ve hemen iyileşecek. Takma kafana. Ben burdayım...

Mesaj sayfasından çıkıp diğerine geçtim.

Melis'ten bir mesajınız var.

Melis- Kızım nolmuş öyle lan. İyi misin? Sen güçlüsün dayan, Barış da çok güçlü iyileşecek. En kısa zamanda yaz bana tatlım.

Bahar- İyi olmaya çalışıyorum. Durumu ağır dediler, ne yapacağımı bilmiyorum. Çok korkuyorum...

Gözlerimi silip telefonu kapattıyordum ki telefonun çalmaya başladı. Baran arıyordu. Hemen açtım.

"Alo abi, noldu?"

"Nerdesin sen kızım, yarım saattir her yerde seni arıyorum, telefonun da kapalı."

"Ben onun evindeyim."

"Kimin." Konuşmadım...

"Söylesene kimin dedim." Yutkundum.

"Akif Sönmez"

"Kahretsin, senin ne işin var o itin evinde. Hemen geliyorum çık dışarı."

Merdivenlerden kalkıp dış kapıyı açtım. Gitmeden önce eve doğru baktım. Akif pencerede durmuş sırıtıyor önünde de kızı el sallıyordu. Ters bakışlar atıp çıktım o evden. Baran geldiğinde hastaneye gidene kadar olanları anlattım.

🦩🦩🦩

Tam olarak 4 ay geçmişti. Barış daha iyiydi. Ben Akif'in yanına gittiğim için tek tek herkesten azar yedim. Başak yine konuşuyordu.

"Bak sınırı aşmışsın ama ha, adamın evine gidip silah doğrultmak ne demek ya?" Kimseye silahla gittiğimi söylememiştim sadece hesap sormaya gittiğimi biliyorlardı ama Başak bir şekilde öğrenmişti.

"Ya kızım kaç kere diycem sana adam kati-"

"Ya sen kendi ağzınla söylüyorsun adam katil diye, adam katil diye sen de mi katil olacaksın mal!"

"Başak ne yapayım yani Barış için...-"

"Abla sen Barış'ı bu şekilde koruyamazsın sadece zarar verirsin. Sana ne kadar değer verdiğini görmüyor musun? Senin saçının teline zarar gelse Barış biter,Baran abi biter, ben...biterim abla. Yalvarırım sana bir dur, evet babam öldü. Ne ben ne de Barış hatırlamıyoruz bile. Babamız sadece elimizdeki birkaç fotoğraf ve anlatılanlardan ibaret. Ama... Ama sen böyle yapınca ben kendi babamdan soğuyorum artık. Anla bizi de. Gidip Akif'i öldürürsen o mezara sen hapse... Sen bu kadar vicdansız biri misin?" Değilim, değildim, olmayacaktım. Bahar'ın durduramadığı gözyaşlarını sildim. Neredeyse hıçkırıyordu .

"Ben... Ö-özür dilerim ablacım. Hiç böyle düşünmedim. Her şeyin suçlusu benim. Her şey benim yüzümden oldu. Ben sizi de kendimi de ateşe sürüklemişim." Başak biraz daha yaklaşarak ellerimi tuttu. Desteklercesine baktı.

"Hiçbir şey senin suçun değil. Ayrıca sen ateşe düşüyorsan biz seni ya o ateşten çıkarırız ya da arkandan atlar yalnız bırakmayız." Hafifçe tebessüm ettim, hafifçe tebessüm etti. Benim küçük kız kardeşim büyümüş koca genç olmuş. Bir şeylerin farkına varmış...

***

Akşam ailemle güzel bir yemek yiyip erkenden odama çekildim. Odamı biraz daha toparlamak istiyordum. Kitaplığımın en üst rafında birkaç kutu vardı. Merdivene çıkıp kutuları tek tek indirdim. Birinci kutuyu açtım, en küçüğünü, içinde bebeklik kıyafetlerim vardı. Dalin gibi kokuyorlardı. Tek tek çıkardım. Bazıları serseri kıyafeti gibi bazıları renkli bıcır bıcır elbiseyken bazıları tam benim tarzımda siyah, ciddi kıyafetlerdi. Kutunun en altında küçük bir not defteri buldum ilk sayfaları boş olduğu için kenara ayırdım, daha çok zamanım vardı sonra bakabilirdim.

İkinci kutuyu açtım, dışı pembeydi. İçinde oyuncaklarım vardı. Peluş köpek, zıplayan top, minik insanlar falan... Aklıma çocukluğum geldi, ne de çok oyun oynamıştım. Saate bakmadan, kabuslar görmeden, en umursamazca...

3. kutuyu açtım. Deniz vardı. Hem de bir sürü... Deniz'in fotoğrafları kutuyu doldurmuştu. Benim çocukluk arkadaşımdı ama gönlümü kaptırmıştım.





Yanağıma akan göz yaşını elimin tersiyle silip burnumu çektim. Diğer kutuyu açtım. İçinde birkaç tane masal kitabı vardı, bunu da daha sonra incelemek için not defterinin yanına koydum.

Diğer kutuya baktım. Günlüklerim vardı... Tahmin edeceğiniz gibi onları da diğer kitapların yanına koydum. Günlüklerimin en altında siyah kapaklı üzerinde kırmızı kana benzeyen lekeleri olan şifreli defter vardı. Kaşlarım çatılı şekilde defteri kenara bıraktım.

Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Oysa incelemem gereken kara defter, not defteri, günlükler ve masallar ...

Odamdaki balkona çıkıp sallanan sandalyeye uzandım. Bu gün olanları düşündüm, Baran'ı düşündüm... Ama en çok Bahar'ın sözleri ve Barış'ı düşündüm.

Saat beşe yaklaşırken gözlerimi araladım, kısa ama huzurlu bir uykuydu. Rüzgardan üşümüş bedenimi ısıtmak için hırkama sarılıp içeriye geçtim. Uyumadan önce kitaplığıma koyduğum defterlere baktım. Yaklaşık 9 yaşımda yazdığım günlüğü aldım ve ilk sayfasını açtım. Bir zamanlar havalı sandığım yazı vardı.

Kimse açmasın , bu benim günlüğüm izin almadan bakamazsınız. Şimdi sayfayı açtığın gibi kapat...

Dudaklarım hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. Sayfayı geçtim.

23 Nisan 2015

"Sevgili günlük. Bu gün çocuk bayramı olduğu için annem bana istediğim bir şeyi alabileceğimi söyledi. Ben de seni seçtim. Ben Bahar. Senin de adın Ponçik olsun... Bu gün sabah uyandım. Okul çok kalabalıktı. Deniz benimle uğraşıyordu. Balonumu aldı ve yanlışlıkla uçurdu. Ben üzüldüm diye Deniz'in babası Ekrem amca bana yeni balon aldı. Deniz'le pamuk şeker yedik sonra parka gidip oynadık."

24 Nisan 2015

"Bu gün uyandım, iyi geceler ben uyumaya gidiyorum."

Son cümleyle gülümsemem ufak bir kahkahaya dönüştü. Dünyanın en mantıklı günüydü belki de. Diğer sayfalar da aynı şekilde birbirinden saçma şeylerle doluydu. 9 yaşımda günlüğüme almıştım Deniz'i. Ve bir sayfa daha vardı.

6 Eylül 2018

"Bu gün Deniz'in yanına gittim yine. Çok güzel kokuyordu. Ben 13 o ise 16 yaşında. Onunla biraz sohbet ettim. Birini seviyormuş. Deniz birini seviyormuş. Aşık olmuş ve o ben değilim. Hazal diye bir kız. Çakma sarı ama çok güzel bir kız. Fotoğraf gösterdi. Yarın onunla konuşmaya gidecekmiş."

7 Eylül 2018

"Bu gün Deniz yanıma geldi. Hazal'la konuşmuş. Sevgili olmuşlar. Beni de en yakın zamanda tanıştıracakmış. Ben Hazal'ı istemem ki ben Deniz isterim. Banane..."

Sayfa komple ıslaktı. Yazarken çok ağlamışım belli ki. Kalbimi ne kadar da kırmış benim. Vay eşek vay...

Deniz ve Hazal gerçekten çok tatlı bir çift olmuşlardı. Ben de Hazal'la çok iyi anlaşıyordum. Ama biraz ters biriydi. Bir zaman sonra ayrılmışlardı fakat hâlâ görüşüyorlardı.

Deniz'in WhatsApp profiline girdim.



Buradan çıkıp bu sefer de Hazal'ın profiline girdim.



Tam tahmin ettiğim gibi. Aralarındaki hiçbir şey yok ama profiller değişmemiş. Umursamazca telefonu yerine bırakıp kendimi uykuya verdim.

Birkaç saate uyandığımda saat 8 olmuştu. Kalkıp yüzümü yıkadım. Canım tost istemişti. Civcivli sarı pijamamla dışarı çıktım. Evet bu asla yapmayacağım bir şeydi. Ama artık ne gerek vardı ki. Hazal Deniz'e aitti bense yalnızlığa...

Hemen ekmek alıp eve dönüyordum. Bu kabus muydu? Ahh hayır gerçek. Ne yapmalıyım, ne?

"Selam" dedi civcivli pijamama bakarak Deniz.

"Şeyy, ıı..." Dilim de tutulacak zamanı buldu. Hem ne demiştim ben evden çıkmadan önce. Hazal Deniz'e aitti bense yalnızlığa. Evet aynen öyleydi.

"Selam mı diyecektin?"

"Evet, selam Deniz. Nasılsın?"

"İyiyim, sen?" Kaşlarını kaldırdı.

"İyiyim." Aramızda bir sessizlik vardı. Bir bana bakıyordu bir civcivli pijamama. O an arkadan bir Deniz'in boynuna sarıldı.

"Günaydın aşkım, çok beklettim mi?" Ağzım hafif aralık şekilde Hazal'a baktım.

"A-a Bahar da burdaymış. Günaydın canım." Canım?? Beni Deniz'le karıştırdı heralde.

"Yok yok sana dedim." Bir dakika ben içimden söylemiştim onu yoksa zihnimi mi okudu bu cadaloz.

"Hahahaa cadaloz."

"Ben eve gidiyim." Deniz'e son kez baktım, bu bir veda bakışıydı. Bu duygularımın Deniz'den ayrılmasının anıydı . Çaldığı kalbimi geri alışımdı. Dışardan sessizdim evet ama bu fırtına öncesiydi. Kalbimi elime aldığımda yere düşürmüştüm , kırılmıştı, paramparça olmuştu. Sağanak yağış başlamıştı iç dünyama. Çarşaf gibi Deniz benim içimde dalgalanmıştı, hırçınlaşmıştı. Dalgaları kıyıma vuruyordu ve bir daha gitmiyordu.

Dolan gözlerimi sildim. Neden akıyordu ki gözlerim? Bana olmayan duyguları için mi? Kalbimi geri almama izin vermemeliydi. Ama verdi, çünkü beni değil Hazal'ı seviyordu, ondan hoşlanıyordu, ona aşıktı.

Uzaklaşmalıydım, yok olmalıydım, toprağın altında olmalıydım.

Gözyaşlarımın arasına hıçkırıklarım da karışmıştı artık. Eve gittim. Olabildiğince sessizce ağladım. Doyamadım ağlamaya. Bir geldi mi gitmiyordu. Susmalıydım. Her yerim yara bere olmuş hissettim ama geçmiyordu acım. Normal yara belirli yerde ağırırdı. Şu an tüm vücudumdaydı ağrı.

İnternette gördüğüm söz ne kadar doğruymuş. Küçükken bağırarak ağlardım, biri sesimi duysun diye. Şimdiyse sessizce ağlıyorum, kimse sesimi duymasın diye.

Fazla bir şey istemiyordum ki ben. Bir isteğim vardı. Çok mu istiyordum, belki çoktu. Bana fazalydı. Tek isteğim ya bir dileğim vardı. Babama sarılmak. Ne olurdu sanki yanımdan ayrılmasaydı, o gün beni bırakmasaydı?

Gözlerimi kapattım, cenin pozisyonunda hayal kurdum. Babam yanımda ben ona sarılmışım. Sanki elimden kayacakmış gibi sımsıkı... Ağlıyorum... Sırtımı sıvazlıyor... 'ağlama yavrum ,bu da geçecek' diyor. Ben konuşmuyorum. O huzurla orda babamın güvenli kollarında uyuyakalıyorum. Sonra , sonra, sonraa.... Hayır, baba... Uyandığımda o yok. Kaybolmuş. Yine gitmiş. Gitmesin...

Kurduğum hayallerin bu şekilde bitmesinden nefret ediyordum ama engel olamıyordum. Hayal bile kurmak yasaktı bana.

Bu kısım için ayrı bir şarkı var. Ayrıca bu bölüm doğum günü bölümü.

Şarkı: Sen evlisin

***

Bu gün güerden o gün. Benim doğum günüm... Bu yıl 18 oluyorum. Tarih 3 Ağustos...

Sabah uyandığımda ev çok sessizdi. Uyanmamışlardır diyip dışarı çıktım -civcivli sarı pijamamla-. Mutlu mutlu yolda yürüyordum. Eee bir harika doğdu bu gün sonuçta.

"İyi ki doğdun civciv" arkamı döndüm. Oh neyseki bu Deniz değil. Uzun süre boyunca onu görmek istemiyorum. Daha 1 hafta önce kötü şeyler olmuştu sonuçta. Karşımdaki kişi o kadar sevdiğim biri de değildi.

"Teşekkür ederim Eymen." Evet Akif'in oğlu.

"Ee parti yok mu?" Ne diyebilirim ki?

"Bilmem, yani evdekiler uyuyorlar ben yürüyüşe çıktım."

"Hmm peki. Benimle gelmeye ne dersin? Ben de biraz dolaşmak için çıkmıştım." Ne diyeceğimi bilmiyordum. Ne de olsa o Akif'in oğluydu, güvenmek zordu fakat Eymen benim çocukluk arkadaşım ve iyi niyetli biri.

"Tamam. Ama uzun sürmesin." Gülümseyip gözünü kırptı. Birkaç adım ilerde motoru vardı. Bana bir kask uzattı. Ben takmayı beceremeyince de açık bıraktığım saçlarımı arkada tutup kaskımı taktı.

Beş dakika gittikten sonra bir bakkalın önünde durup birkaç bir şey aldı. Tekrar ilerlemeye başlamıştık. Saçlarım özgürce arkaya doğru dalgalanırken onun saçlarından gelen güzel koku başımı döndürüyordu.

Deniz manzaralı bir yere gelmiştik. Bir tepeye. Poşetten kendisine ve bana içeceklerimizi çıkardı. Vişneli soda. En sevdiğim. Küçükken sabahtan akşama kadar içerdim.

"Hatırlıyorsun?"

"Hatırlıyorum. Uyanır uyanmaz vişne diye ağlamaya başlardın sonra bitince de boş şişeyi yanında taşımaya devam ederdin. "

"Evet, benim yaşıtlarım bebeklerle oynarken ben şişe koleksiyonumla ilgililenirdim."

Bana büyüleyici bakışlarıyla bakıyordu. Daha birkaç gün öncesinde ondan vazgeçmişken şu an gözleri gözlerimdeydi, kalbimi deliyordu.

"Eee, var mı birileri hayatında?" Ne hakla bu soruyu sorar bana! Belki de arkadaşçadır.

"Hayır. Ben sanırım mutluyum ve hayatımda fazladan birine ihtiyacım yok ."

"Her zamanki gibisin, erkek Fatma seni." gülümsedim. "Belki de almalısın, seni seven biri vardır, senin de sevdiğin." Bunalmıştım. Konuyu değiştirmek istedim.

"Hazal'la nasıl gidiyor?" Sıkıntıyla iç çekti.

"Bilmiyorum. Kafam çok karışık, bazen yıldırım nikahı kıyasım geliyor bazense hayatımdan defolup gitmesini."

"Seni seviyor mu?"

"Büyük ihtimalle." Şimdi korktuğum o soru vardı sırada.

"Sen onu seviyor musun?" Korkumdan titriyordum.

"Hayır." Ne oluyor ya?

"Ne?" Kaşlarım çatılı ağzım açıktı.

"Ben onu seviyorum desem yalan olur. Çünkü içimde yaşadığım şey sevgi değil. Aşk. Ben ona aşığım. Deli gibi. Her an aklımda o oluyor, kaç kere saçmalama dedim kendime , aşık oldum." Gözlerimin dolduğu anlaşılmasın diye manzaraya döndüm.

Sessiz geçen birkaç dakika ardından Hazal'ın neşeli sesini duydum.

"Ben geldiiiim. Aşkım ne yapıyorsunuz? Gezmeleriniz bittiyse hadi gidelim." Gözlerim Hazal'ın sapsarı saçlarına kaydı, sonra yeşil gözlerine, beyaz tenine, ondan gelen hoş çiçek kokusuna odaklandım.

"Gidelim" dedi Deniz. Bana kısa bir bakış atıp Hazal'a gülümsedi.

Hazal kendi motoruyla beni aldı, Deniz de arkamızdan geliyordu.

Bizim evin önünde durduğumuzda teşekkür ettim. Ama peşimden geliyorlardı. Şaşkınca onlara baktım.Aynı anda konuştular.

"Biz selam verip çıkarız." Gülümsedim, elimdeki anahtarla kapıyı açtım. Onlar annemle konuşurken odama çıktım. Baran arkamdan geliyordu.

"Ne oldu güzelime?"

"Sonra anlatırım. Bana yardımcı olur musun kıyafet seçeyim."

"Olur bir tanem." Dolabıma yöneldi ve kıyafetleri karıştırmaya başladı. Daha önce giymediğim bir kıyafet çıkardı.

"Ben seni bekliyorum, dışarda. Hazırlan gel " Başımı sallayıp kıyafetimi giydim.



Abime seslendiğimde yanıma geldi.

"Biraz açık sanki bua başkasını seçiyim." Elimle kolunu tuttum.

"Abi! " Sırt tarafı fazlasıyla açıktı ama hoşuma gitmiş olan bir elbiseydi. Peki der gibi baktıktan sonra koluna girdim ve aşağı gittik. Aile arası bir şey olduğunu düşünüyordum ama tanıdığım çok kişi burdaydı.

Annem, kardeşlerim, Deniz, Hazal, Melis, Alev, Eymen.

Başka da kimseyi tanimiyordum. Onlar da çok şıktı.

Deniz;



Hazal;



Melis;



Alev;



Eymen;



Barış;



Baran;



Başak;



Bir süre sonra ben bir sandalyeye oturmuşken Bahar yanıma geldi.

"Alev biraz abartmamış mı sence de? Derdi ne bu kızın, partiyi senden çalmak mı istiyor?" Ona bakıp gülümsedim.

"Partiyi değil abimi."

"Ne?!!" Gözleri kocaman kocaman açılmıştı. "İzlesene iki dakika anlayacaksın." dedim. Yan yana oturmuş Alev'i izliyorduk.

Sürekli gülimsüyordu ve bunu abime doğru yapıyordu. Arada ufak ufak temas ediyordu. İltifatlar edip duruyordu. Baran ise hiç istifini bozmadan, ciddiyetli davranıyordu.

"Sen niye tam kol giyinmişsin?" dedim. Başak bakışlarını kaçırdı.

"Bilmem, giyesim geldi. Hem baksana" dedi Hazal'a dönüp "o da öyle giymiş.

"Ama onunki çok ince."

"Boşversene."

"Peki." Eymen karşıma gelmişti.

"Dans edelim mi?" Ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Tamam gelmesinde sorun yoktu ama bu fazla gibiydi. Baran yan taraftan aceleyle yanaştı. Bir kahraman gibi beni kurtardı.

"Çok isterdi," dedi bana bakarak. Sonra Eymen'e döndü"ama ben varım" gülümsedi, gülümsedim. Elini uzatıp elimi yakaladı. Dans etmeye başlamıştık.

"Sen benim kahramanımsın." dedim. Az sonra Hazal ve Deniz dans etmeye başlamıştı. Yüzüm asık onları izliyordum. Alev bana ters ters bakarken Başak da Alev'i izle der gibi kaş göz yapıyordu. Ne olduğunu anlamadan Baran elimden tutup beni üst kata çıkardı. Odama geçtik.

"Senin anlatamadığın bir şeyler var, değil mi?"

"Neyle ilgili?"

"Küçük okyanusla ilgili." Abim denize bu şekilde lakap takmıştı.

"Yok."

"Emin misin?" Kaçırdığım gözlerimi çenemi tutarak ona yöneltti. Gözlerimin en derinine bakıyordu.

"Anlayabilirsin.

"

Anlattım, en ince ayrıntısına kadar her şeyi... Abimin omzunda ağlayarak anlattım. Hıçkırıklarla...

"Ben ağzından laf alıyım."diyordu. Kabul etmedim. Biliyordum ve söyledim çünkü. Aşıkmış ona... Deli gibi...

Abimi aşağı gönderip tuvalette kendimi topladım. Su içmek için mutfağa gittiğimde kapıda durdum. Deniz ve Hazal, dudak dudağaydı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.