İçeriğe geç

Şizofrenin kanlı çığlıkları

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Şizofrenin kanlı çığlıkları

Bölüm 3

3~ Hastane

"Abla?" Barış bana sesleniyordu. Cevap veremedim.

"Abla?" Yine cevap veremedim... Öylece donup kalmıştım...

Arkamda yükselen kahkaha sesiyle kendime geldim. Kafamı yana çevirdiğimde gözleri kapalı, omzumda yatan Barış vardı.

Bir hıçkırık kaçtı ağzımdan "hayır" bir damla gözyaşı... "Barış! Barış uyan!" Sesim yankı yapıyordu. Bağırıyordum. Susamazdım. O ölemezdi. Arkamı döndüğümde sırıtarak bakıyordu. Yine o...

"Akif Sönmez"

"Çakma kumral"

O pislik adama küfürler saldırırken hızlıca Barış'ı kaldırdım. Sırtıma alıp arabaya götürdüm. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Son sürat hastaneye giderken abimi aradım.

Direksiyondaki titreyen ellerime baktım. Arada arka koltukta hareketsiz duran kardeşime bakıyordum. O yaşayacaktı, yaşamak zorundaydı. Eğer o da beni bıraksaydı ben ölürdüm. Beden olarak yaşayabilirdim ama ruhen olmazdım. Fakat Akif Sönmez ne bedenen ne de ruhen yaşardı. Kendi ellerimle öldürdüm. Sırf zaman kaybetmemek için onu orda bırakmıştım. Ve şu an yaşayıp yaşamayacağını bile bilmediğim kardeşimi hastaneye yetiştiriyordum. Bunları anlatmanın sırası değildi. Abim telefonu açtı.

"A-Abi Barış."

"Güzelim! Ne oldu?"

"Barış vuruldu." Bir hıçkırık, "hastaneye gid-" bir hıçkırık, "abi o ölmesin... Barış ölmesin..."

"Ben hemen geliyorum korkma."

Telefon kapanmıştı. " Ablacım bırakma beni bırakma beni n'olur. Barış!"

Elimi arkaya doğru uzatıp Barış'ın elini tuttum. Bu olamazdı. Şakaydı... Barış'ın eli buz gibiydi. Ağzım açık kalmıştı. Ses dahi çıkaramadım. Barış buz gibiydi, aynı o gün babamın olduğu gibi...

***

Hastanenin yoğun bakım ünitesine alınmıştı. Baran, Başak, Alev, annem... Başka kimi vardı ki... Hepimiz onu bekliyorduk. Yaklaşık 3 saattir ameliyatı devam ediyordu. Sakinleşmiştik. Biraz hava almaya ihtiyacım vardı fakat dışarısı çok soğuktu. Barış'ın ceketi bendeydi. Üstüme alıp dışarı çıktım.

Hastanenin büyük bahçesindeki banklardan birine oturup elimi ceketin cebime attım. Elime bir cüzdan çarptı. Barış'ın cüzdanı... İlk bölmeyi açtım, para koymuştu. İkinci bölmeyi açtım, içi fotoğraf doluydu. En öndeki fotoğrafı çıkardım.



İlk fotoğrafta kendisi vardı. Evet bu Barış. Güzel yüzlüm benim. Kardeşim... Tepeme kara bulutlar çöküyordu sanki. Babamınkinin aynısı yeşil gözleri vardı. Fotoğrafı dudaklarıma götürdüm. Hafif bir öpücük kondurdum. Kokusu fotoğrafa sinmişti. Bu sefer kalbime götürdüm. Ona sarılır gibi sarıldım. Kalbime sığdırmak istedim onun fotoğrafını. Gözlerimi yeşillerine diktim. Öylece...Bir süre baktıktan sonra diğer fotoğrafa baktım.



Bu da Başak. Benim güzellik perim. Kız kardeşim, aynı annemdi. Onunki gibi simsiyah saçları vardı. Ela gözleri vardı. Bebek gibi cildi vardı. Birlikte çok iyi anlaşıyoruz. Kim bu güzelliğe sahip olurdu ki bizden başka. Büyümüştü ama hala benim küçük kız kardeşimdi.Diğer fotoğrafa geçtim.



Bu da en büyüğümüz Baran. Abim... Koca kalplim... Kahramanım...O hiçbirimize benzemiyordu. Yani normal olarak. Çünkü o bizden biri bile değildi. Bunu sadece ben ve babam biliyorduk. Ve ben sır gibi saklıyordum onu . Öz olmasa da öyleydi. Bu gerçeği bilse yıkılırdı. İşte tam da bu yüzden asla söylememeye söz verdim babama. Asla ama asla onun sırrını söyleyemezdim. Diğer fotoğrafa ben vardım.



Bu fotoğrafı abim çekmişti. Güneş güzele çarpar demişti... Kumral saçlarım maşalanmıştı.Yeşil gözlerim kapalıydı. Bir sonraki fotoğrafta hepimiz bir aradaydık.



En büyükten en küçüğe, binbir çaba göstererek çekilmişti bu fotoğraf. Ama mutluyduk... İnsanlar bize nefret doluydu belki de rahatsız olmuşlardı. Umrumuzda değildi. Onlar etrafta olunca etraftaki insanlar silinirdi zaten.



Sonra da ben ve Başak vardık. Bunu Barış çekmişti... Abla ve kardeş dayanışmasıydı adeta. Diğer fotoğraflara tam geçecekken Başak koşarak yanıma geldi.

"Abla doktor geliyor."

Hemen hastaneye girip asansörü beklemeden çıktık katları. Daha gelmemişti doktor. 5 dakika sonra ameliyathanenin kapısı yavaşça açıldı.

"Hastanın durumu ağır, her an her şeye hazırlıklı olun..."

Kalbimi ateşler içinde bırakan cümleyi kurmuştu. Diken diken olmuştum. Çaresizce ağzım açık kalmıştı. Yanımda duran Başak yavaşça yere eğiliyordu, bir eli ağzını kapatıyordu. Desteklercesine yanına eğilip sarıldım. O kadar güçsüz kalmıştık, o kadar da bitmiştik. Ama şu an kendimi düşünme zamanı değildi... Doktorun yanına koştum. Herkes perperişandı. O an bizim kalbimiz durmuştu sanki. İzin veremezdim, vermemeliydim.

"Doktor bey, benim acilen kardeşimi görmem lazım." dedim. Doktor kaşlarını çattı. Ağır çekimli bir halde konuşmaya başladı

"Maalesef bu mümkün değ-"

"Doktor bey anlamıyorsunuz, onun bana ihtiyacı var. Ne yapın edin ben yine de onunla konuşuyum." Yapardım. Yalan yok, eğer bir şeyi yapabileceğimi düşünüyorsam yapardım. Ya görecektim ya görecektim. Başka çare yoktu.

"Anlıyorum. Ama imkansız." İçimden birkaç küfür saydırdım. Arkasını dönüp yürümeye başlayan doktoru kolundan tutup kendime çevirdim. İki elimle yakasına yapıştım.

"İmkansız diye bir şey yok! Ya sen beni kardeşimin yanına götürsün, ya da ben bir yolunu bulur da içeri girerim doktor. Kararı sen ver."

"Bu bir tehdit mi?" Evet tatlım tehdit. Çok seversin değil mi?

"Nasıl anlarsan." Yakalarındaki ellerimi iyice sıktım hafiften nefesini kesiyordum.

Anlaşılan biraz da olsa ikna etmiştim. Şimdi kafamda ve üstümde galoşla Barış'a yaklaşıyordum. Çok az vaktim vardı. Elini tuttum. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu.

"Ablacım, beni bırakmazsın değil mi? Beni bırakma... Hem senin daha hayallerin var... Hatırlıyor musun? Sen ilk okula giderken bir çocuk seninle uğraşıyordu, sen de gelip bana söyledin. Ertesi hafta boyu çocuk okula gelmedi, geldiğinde de her yeri morarmıştı. Şimdi ben o köpek Akif Sönmez'i de morartırım. Hadi kalk ama , üzülme..."

Birden kalp atışları durdu. Teni daha soğumuştu. Makinedeki çizgi dümdüzdü ve aynı tonda ses çıkarıyordu. İçeri doktorlar dolaşmaya başladı. Ben de gözlerimi kocaman açmış izliyordum.

"Hastayı kaybediyoruz." Birden tüm sesler bulanıklaştı.

Artık her şey karanlıktı. Gözlerim açıktı ama göremiyordum.

Arkamda tanıdık bir gülme sesi vardı ama ona dönemiyordum.

Kalbim atıyordu ama yaşamıyordum.

Burnuma oksijen girip çıkıyordu ama ciğerlerim dolmuyordu.

Karşımda cansız bir beden vardı ama düşünemiyordum.

Elimde hareketsiz bir el vardı ama hissedemiyordum.

Zaman geri alınmıyordu...

Şu an durdursam zamanı. Onunla bir daha konuşabilir miydim? Geçmişe gidebilsem, onu o silahtan kurtarabilir miydim. Silah? Evet silah.

***

Akif Sönmez'in evine gidiyordum. Giderken eve uğramış, evdeki silahı almıştım. Kapıya yetiştiğimde tüm gücümle kapıya vurmaya başladım. İçerden kısa boylu bir hanım açtı kapıyı. "Çekil!" diye bağırıp kadını yana ittim.

"Akif Sönmez... Akif Sönmez... Nerdesin? Hangi deliğe gidersen git seni bulup geberticem oğlum!" Tek tek odaları dolaşıyordum. Salona girdiğimde duraksadım.



Bu o odaydı. 2 ay boyunca cesetle kaldığım karanlık odaydı. Kapısını yemiştim, yenilenmişti... Sandalyeleri kırmıştım, değişmişti... Karanlıktı, aydınlanmıştı... Yerde kan izleri vardı, silinmişti... Orda ,masanın yanında babam vardı, yerde yatıyordu, gitmişti. O yoktu artık. Bu oda kan kokuyordu eskiden, benim hıçkırık seslerimle doluydu. Karnımın guruldamasıyla doluydu. Kabuslarımla...

Arkamda bir ses " sahte kumral duygulandı, peçete getirin yerler ıslanmasın daha yeni silindi. Ha bir de yemek getirin bu kız yine kaliteli, ultra pahalı kapımı yemesin." Arkamı döndüm. Bana sırotarak, utanmadan bakıyordu.

"Neden ona kıydın.? Ne yaptı sana, ne zararı vardı?"

"Benim hayatımı çaldı, tamam mı, oldu mu? Siz benden hayatımı çaldınız. Siz beni bitirdiniz!" Birbirimize karşı bağırıyorduk.

"Yanılıyorsun Akif Sönmez. Biz seni bitirmedik ama birazdan ben seni bitireceğim." Elimdeki silahı ona doğru tuttum.

"Bak, konuşabiliriz. Anlaşabiliriz."

"Sen niye babamla konuşmadın, anlaşmadın? Ha neden?"

"Bak güzel kızım. Hayatını böyle yazık etme. Benim küçük çocuğum var."

"Babamın da küçük çocuğu vardı. Hem de bir değil dört tane... Sen beni babamdan ayırdın."

"Ben seni babandan ayırmadım!"

"Doğru." dedim gülerek. "Sen beni 2 ay babamdan ayırmadın. Cesediyle kilitledin. Belki yaşardı, bir şansım olurdu. Bu gün vurduğun çocuk babasını hatırlamıyor bile ve hepsi senin yüzünden." Derin bir nefes alıp silahı alnına dayadım.

"Ben ona bu gün babamızı anlatıyordum.Hani hiç tanımadığı babamız var ya o işte. O çocuk küçük yaşlarında gece kabuslarından ağlayarak kalkıyordu 'benim niye babam yok abla' diyordu. Hiç mi acımadın, hiç... Bu gün ilk defa babamızı tanıyacaktı.Ama sen buna da engel oldun Akif Sönmez. Ben de sana engel olurum."

Yavaşça yutkundu. İçimdeki intikam ateşi güçleniyor

du. Merhametimi geride bıraktım, duygularımı... Gülümsedim. "Elveda Akif Sönmez... " Silahı daha sıkı kavradım. Akif'in alnına bastırdım...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.