İçeriğe geç

SIZINTI

Bölüm 4 · 6 dk okuma

SIZINTI

Bölüm 4

3. BÖLÜM

Hata ve yazım yanlışlarım için şimdiden çok özür dilerim.

Keyifli okumalar...

Dediği şeyi biraz düşündüm."O zaman beni buradan çıkar."dedim sonunda.

Kaşlarını çattı. "Seni buradan çıkarmamı mı istiyorsun?" Buna epey şaşırmış görünüyordu.

Sırtımı arkamdaki duvara yasladım."Evet,"dedim sakince.

Kurnaz bir ifadeyle gülümsedi. "Bunun için bana güveniyor musun peki?"

Tükenmiş gibi çıkan boğuk bir sesle mırıldandım."Hayır."

Alçak sesle güldü. "Kabul edilebilir bir cevap."

Kırmızı tulumlu adamın beni az önce kıstırdığı köşeye baktı, şırınga yerde duruyordu. Ne zaman düştü bilmiyorum ama içindeki kuru ilaç, etrafa dağılmıştı.

"Bunu ne zaman yapıyorlar?"diye sordu. Başını kaldırdı, bana baktı.

"Kriz geçirdiğim zamanlarda." Ona koluma taktıkları saati gösterdim. "Kalbimin ve nabzımın atışlarında ani bir değişim olduğunda." Durdum. Ona neden cevap verdiğimi düşündüm. Bunu zaten biliyor olması gerekmiyor muydu?

A lejyonunu lideriydi. Bir zamanlar babamın sahip olduğu konumdaydı. Şimdi ise bu adamın elindeydi ve o, çok fazla gençti. Bir lejyona liderlik yapamayacak kadar gençti. Ona güvenmemeliydim. Dört yıldır, mahkûm edildiğim dört yıl boyunca, hücreme asla bir lejyon lider gelmemişti. Uzay gemisinden Yüksek Mahkûm Birliği sorumluydu. Ordu değil.

Kuşkuya,"Neden buradasın?"diye sordum.

"Seni sorguya çekmek için gönderildim. Seninle biraz talihsiz bir karşılaşma yaşamış olsak da bunu karışıklık sağduyuyla toparlayabileceğimize inanıyorum." Benimle alay edip etmediğini anlamaya çalıştım. Bu deliğe tıkıldığımdan beri hiç kimse benimle bu şekilde düzgün bir ağızla konuşmamıştı.

"Bunu genelde Sandra ve Güven yapardı. O ikisi beni alırdı. Neden orduyu gönderdiler?"

"Dün gece ikisi de kendi evinde ölü bulundu. Cesetlerini almaya ben gittim. Kinci bir saldırıydı." Omuz silkti."Ceset parçalarını toplamak epey vaktimi aldı."

"Benden şüpheleniyorlar, değil mi? Bu yüzden orduyu gönderdiler." Nefret ve öfkeden yanmaya başladığımı hissettim. "Ölümleriyle uzaktan yakından hiçbir alakam yok. Burada hücremde tutuluyorum."

"Hadi ama, zeki bir kadın olduğunu herkes biliyor. Onlar, sana fazlasıyla baskı uyguluyorlardı."

"Dışarda tanıdığım hiç kimsem yok. Hepsini öldürdünüz zaten. Söylesene, nasıl bağlantı kurmuş olabilirim ki? Bunu aklın alıyor mu? Beni lânet bir uzay gemisine kapattınız. Dünyadan kilometrelerce uzaktayım ve dünyadan herhangi biriyle iletişime geçmek için elimde uyduların olması gerekiyor."Soluklanmak için duraksadım. "Ölmeleri beni çok mutlu etti ama onları ben öldürmedim."

"Bundan asla emin olmayız, değil mi hanımefendi? Mantıklı konuşuyorsunuz ama babanız gibi manipülatifsiniz."

Yastığım kapıp suratına fırlatım. Omzunu hafif kenara çekerek kendini hiç yormadan darbemden kolaylıkla sıyrıldı."Bir daha babam hakkında tek kelime etmeye cüret etme seni adi herif." Boş su bardağını da hemen ardından attım. Tek eliyle bardağı havada yakaladı. Avucunda küçük kalan bardağa biraz baktıktan sonra yatağın üstüne gelişigüzel fırlattı. Bardak yatakta sekti, yuvarlandı ve yere düşüp karşı duvara kadar gitti.

İkimizde onu izledik. Hareketsiz kalana kadar.

Bana keskin bir bakış atıp cık cık etti. "Enerjinin böyle şeyler için harcamamalısın hanımefendi."dedi huysuzca.

Alt dudağımı dişledim. Kafamın içinde fokur fokur kaynayan öfke beni bitirmeye yakındı. Sakinleşmek için derin bir nefes aldım. Israrcı bakışlarına cüretkar bir karşılık verdim. "Sen,"dedim parmağımı sallayarak. "Defol hücremden."

Sabırla iç çekti. "Az önce söylediklerimin gayet açıklayıcı olduğunu düşünmüştüm. Ama sorun değil. Sizin tekrardan memnuniyetle açıklama yaparım."

"Hayır,"diye itiraz ettim. "Seni dinlemek istemiyorum. Çık dışarı." Ona sırtımı çevirdim ve diyeceği hiçbir şeyi duymamak için avuçlarımı sıkıca kulaklarıma bastırdım.

Ama aramızdaki yatağın kenara çekildiğini ve onun bana doğru yaklaştığını fark etmem saniyeler içinde gerçekleşti. Kaçmak için hamlede bulundum ama Beni yakalayıp kendine doğru çekti. Sırtım göğsüyle birleşti ve ayaklarımı yerden kesti. Başımı geriye doğru savurdum. Hedefimde burnu vardı ama hareketimi hızlıca kendi kontrolü altına aldı. Bir koluya beni sıkıca tutarken diğeriyle boynumu kavradı ve başımı geriye, onun omuzunun üzerine yasladı. Dudaklarını kulağıma yanaştırdı.

"Bizi dinliyorlar."diye fısıldadı. "Ne söylediğine dikkat et. Bunun senin başına dert açmasını istemezsin." Sesi yumuşak mırıltılar halinde üstüme dağıldığı. "Şimdi,"diye devam etti. "Seni bırakacağım ve uslu bir kız olacaksın."

Sert bir sesle, "Sana hiçbir şeyin sözünü vermem."diye debelenmeye devam ettim. "O ellerini üzerimden çek." Tüm kuvvetimle beni saran kollarına asıldım. Ayaklarının sabit durmasına engel oluyordum, birlikte odanın içinde hareket ediyorduk ama bana uyguladığı gücün altından çıkmama yakın bile olamıyordum.

Onu çok fazla zorlamama rağmen o sakin ve nezaket dolu bir sesle,"Hayır hanımefendi, siz bana uslu olacağınıza dair söz verene kadar sizi bırakamam."dedi. "Niyetim tarafların çıkarlarının zarar görmesini engellemek." Kolunu ısırmamı engelledi."Ve tabii bir insan olduğumuzu hatırlamak."

"Seni. Lânet. Herif. Beni. Bırak. Dedim." Kollarım uyuşuyordu ve yakında pes etmek zorunda olacak olmam canımı sıkıyordu.

"Hanımefendi, bu yaptığınız yalnızca sizi zararlı çıkarıyor. Sizin gibi teknoloji piyasasında adını duyurmuş bir kadının, çok daha mantıklı davranışlar sergilemesini beklerdim."

"Ben gayet mantıklı davranışlar sergiliyorum. Savaşmadan asla teslim olmam. Duydun mu beni?"

"Dünya'yı özledin mi? Tekradan görmeni sağlayabilirim."diye sordu birden,

Debenlenmeyi kestim. "Nasıl?"

"Konumum seni Dünya'da bir hücreye kapatılman için emir verebilecek yetkiye sahip."

Beni bıraktı ve uzaklaştı. Onu görmek için döndüm. "Konumun bana bazı şeyleri verebiliyorsa o zaman senden başka bir şey isteyeceğim."dedim, bir şey demesini bekleyerek duraksadım. İlgili göründü ama hiçbir şey demedi. Devam ettim. "Bana erkeklerin dokunmasını engelle. Yani beni sorguya götürmeye, kriz geçirdiğimde müdahale etmeye gelenler kadın olsun."

Tek kaşı havaya kalktı. "Neden sana tek birini verebileceğimi düşünüyorsun?"

Heyecanımı göstermeye çekinerek ellerimi yanlarda tuttum. "O zaman beni dünyaya geri götür." Yavaşça yutkunurken gözlerimi onun omuzunun gerisinde duran kapıya diktim. "Ve etrafımda sadece kadın askerler olsun."

"Şaşırtıcı." Ona baktım. "Bu hassasiyetin çoktan unutulduğunu düşünmüştüm." Gözleri, anlamını çözmekten korktuğum bir incelikle kısıldı. "Kendini korumaya çalışman hoşuma gitti."

Uzun süre ikimizden ses çıkmadı. Aklımda bir soru vardı ve ben, bunu nasıl soracağımı düşünüyordum. Zor olmasa gerek ama beni geriyodu ve o an, bunu neden merak ettiğimi tam olarak açıklayamıyordum.

"İnancın ne?" Tek bir nefeste ağzımdan fırladı cümle.

Kafasında bunu bir süre tartı. Cevabı hazırdı, bunu anlamıştım ama sorguluyordu. Benim aniden bunu sormam, onu kuşkulandırmıştı.

"Askerler, sisteme ve onun amaçlarına tapmak için yetiştirilir."dedi kesin bir dille. Üzerimde soğuk bir iz bırakmıştı.

Dikkatlice,"Bunu değiştirmek ister miydin?"diye sordum.

Tebessümün de en ufak sıcaklık yoktu. "Hayır,"dedi net bir şekilde. "Din bir palavradır."

"Eğer istersen sana bazı açıklamalar yapabilirim."

Amaçsız gözleri -rengi kehribardı. Az önce yakında baktığımda ayırt edebilmiştim- sertleşti. "Burada seninle kimse arkadaşlık kurmadı, öyle değil mi? Mahkumların hiçbiri sana yanaşmadı."

Bunu sormasındaki amacı çözemezsem de, "Evet,"diye itiraf ettim.

"Nedenini bildiğinden de eminim." Alay dolu ifadesi beni sarsmıştı. Konuyu nereye çektiğini fark ettiğim an incinmişlik duygusuyla soluğum kesilmişti.

Onun kızısın, sen insanları kandırmak için konuşursun. Bu yüzden hiçkimse yanında durmaz. Seninle arkadaş olmak için çabalamazlar.

Etiketlendiğim gün, mahkûm edileceğim uzay gemisine beni taşıyacak araca götürülürken emekli lejyon askerleri ve aileleri küçük gruplar halinde etrafımı çevrelmişti. O yüzlerde yatan ifadeler nefretin resmi gibiydi.

Güneş o gün tam tepedeydi ve cayır cayır yanıyordu. Üzerime geçirilen, bana yalnızca yürüme imkanı tanıyan zırhın içinde terden sırılsıklam olmuştum. Ucu enseme yerleştirilen ve uzantısı omurga kemiğime sabitlenmiş bir silah vardı. Başımı önümde tutmak zorundaydım. Aksi takdirde omurgamdaki sabit kol geriye doğru çekilir ve enmsedeki ağız kısmında gırtlağımı ikiye ayıracak sivri ucu ortaya çıkardı.

İki yanımda Sızıntı'nın beyaz giyen, yüzlerini metal bir maskenin ardında saklayan kaya gibi sert ve güçlü askerleri vardı. Kalçamın üzerine kelepçelenen kollarımdan demir gibi ağır ellerini geçirmiş, beni acımasızca ileri doğru sürüklüyorlardı. Tenimde yapis yapış bir his oluşuturan karmaşık duygular içerisindeydim. Rabbini kalbinde deli gibi arayan ruhum, dilimi düğümleyen acılar içinde çırpınıyordu.

Aşağıdaki meydana toplanan kalabalığı kısılan gözlerimle takip etmeye çalıştım. Hepsinin ağzından tek bir cümle: Sen onun kızısın, yalnız ölmeye ebediyen mahkûm olacaksın. Ardından yükselen kin dolu kahkahalar kulağımda hâlâ yankılanıyordu. Onların soğumuş çürük cesetlerine hapsolan ruhları, bana eziyet ederken saf mutluluk duyuyordu.

Sesim kısılana kadar bağırıp onlara kendimi anlatmaya çalışmıştım. Sızıntı'nın askerleri bana engel olmak için sert kuvvet kullanıyordu. Buna rağmen vazgeçmedim.

Ortaçağ geleneğine düşkünlüğü olan Sızıntı, uzaydaki hücreme götürülmeden önce beni o kalabalığa taşlatmıştı. İyileşmeyen ilk yaram, o gün açılmıştı. Yerde, kenara doğru sürülürken alanımdan akan kan, yüzümün her yerindeydi ve beni kör ediyordu.

Gözlerim o gün kandan kör olmadan hemen önce, labaratuvarın el koyduğu sekiz yaşındaki erkek kardeşimi gümüş saçlı, uzun ve zayıf bir kadının kollarında ağlarken gördüm. Beni izleyen o gözleri dört yılın ardından tekrardan görmek için her şeyimi vermeye hazırdım.

O günü hatırlayınca nöbetim tekrardan tetiklendi. Kolumdaki saatte baktım. Rakamlar hızla yükseliyordu.

"Vazgeçtim."Yutkunurken boğazımdaki acıyı görmezden geldim. "Beni dünyaya götürme. Burada mutluyum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.