Reşit olduğumda evden kaçmıştım. 3 gün annemin mezarının yanında kalmıştım. Gece oraya gidip uyuyor sabah erkenden kalkıp çıkıyordum. Bu yüzden kimse varlığımı hissetmemişti. Daha sonra iş bulmuştum. Kolay olmuştu ve işime gelmişti. Ne babam ne abim beni bulabilmişti. Belki de ikiside beni hiç aramamıştı.
İlk başlarda kimseyi tanımadığım için girdiğim iş yerlerinde uyuyordum.
Daha sonra ordan bı arkadaş edindim ve onunla kalmaya başladım. Gizem merhametli, iyi kalpli bir kızdı.
Benimle kaldığı yıllarda kısa bir süreliğine ailesinin yanına Londra'ya girmişti. Ve bilmediğimiz bir sebepten hayatını kaybetmişti. Son nefesini vermeden öncede "kaldım evde Rüya kalsın satmayın." olmuş.
Onun sayesinde hayata tutunabilmistim fakat oda annem gibi beni bırakıp gitmişti.
***
Gözüme vuran güneşle gözlerimi araladım.
Bir kaç dakika yatakta oyalandıktan sonra odamdaki banyoya yöneldim. Banyoda işlerimi halledip kıyafet dolabımdan giyecek bişeyler aradım.
Bugün okul arasında düzenlenen bir program vardı ve görevli olarak ben seçilmiştim. Ailesi olamayan çocukları eğlendirmemiz için bı etkinlik hazırlamışlardı. Çocukların ailesi olmadığından veya varsa da terk edildiklerinden gösterişli giyinmek istemedim.
Üzerime beyaz bir badi altımada siyah bir kot geçirdikten sorna makyaj masasına yöneldim. Bir rimel ve açık toprak rengi ruj sürüp binadan çıktım.
***
Okula gelip konferans salonunda düzenlenecek program için çocukları beklemeye başladım.
Bir anne ve bir baba kendi çocuğunu nasıl bırakıp gidebilirdi? Nasıl çocuğunun yokluğunda başını yastığa koyabilirdi? Ya da nasıl yemek yiyebilirdi ki? Çocukları her gece onlara kavuşmak için dua ederken onlar gönül rahatlığıyla uyurken nasıl hissediyorlardı? Onlar nasıl hissediyor bilmiyorum ama kesinlikle gurursuzlardı.
Bütün bunları düşünürken salonun kapısı açıldı. İçeriye yaklaşık 25 çocuk girerken gözlerimi kocaman açtım. Bu kadar çocukla nasıl ilgilenecektim ki? Arkalarından gelen Rümeysa ablayı görünce ayağa kalktım. Bana doğru yaklaştığını fark edince bende gülümseyerek ona doğru adım attım.
"Rüya'cım şaşkınlığını gördüm, merak etme birazdan Sevda gelecek yanında biri daha var onu henüz tanımıyorum ama yakın zamanda ikimizde tanışırız. Ben gidiyorum bişey olursa araman yeterli" diyip salondan ayrıldı. Sevda ve arkadaşı gelene kadar bu kadar çocuk bana emanetti.
Kısa bir an içeri girmiş utana sıkıla neyi beklediklerini bilmeyen çocuklara baktım. Gülümseyip onlara doğru ilerledim.
Hepsini peşime toplayıp sahneye çıkardım. Hepimiz sahnenin üstünde daire kurarak oturduktan sonra ne yapacağımızı düşündüm.
Düşünürken aklıma gelen şeyi hemen söyleyiverdim. "Hadi birbirimize günlük hayatımızda yapmayı en çok sevdiğimiz şeyleri anlatalım." Tabi daha sonra pişman oldum. Ailesi olmayan bir çocuk hayattan ne kadar zevk alabilirdi...
"Ben hergün 100 tane ip atlıyorum!" Sesin geldiği yöne başımı çevirdim ve "100 mü?" Diye sordum. Ben hergün aralıksız çalışsam değil 100 günde 10 tane bile atlayacağımı sanmıyorum...
"Evet ama en az. Sana da öğreteyim mi?" Şaşkınlığım yüzümdeki yerini terk edip sırıtışa dönüştü. Hemen ardından " Çok iyi oluur!" Dedim.
"Bende hergün resim çiziyorum!" Çocuklar sırayla günlük hayatlarında yaptığı şeyleri söylemeye başladı. Gözüm sanki burda olamktan memnun olmayan bir çocuğa kaydı. "Peki sen ne yapmayı seviyrosun?"
"Hiç birşey" düz bı sesle verdiği cevap kaşlarımı çatmama neden oldu.
"Hiç birşey mi?" En azından bir şeyi sevmeliydi. Hayata bu kadar karanlık bakmamalıydı. Henüz çocukken...
Sorumun üzerine bana dik dik baktı ve "Evet hiç birşey."
"Peki neden." Şaşkınlığım yüzümde silinmezken sorularımı sıralamaya devam ettim.
"Sen nerden bileceksin? Annen baban ayrı mı? Veya öldüler mi? Onlardan ayrı kalsaydın sende hiç birşey derdin!"
Sert çıkışı değil söylediklerinde hem haklı hem de haksız olması doldurmuştu gözlerimi.
Kapıya kayan gözlerim bizi gözlerim bizi izleyen 2 kişide takılı kaldı. Sevda ve yanındaki arkadaşı... Ayağa kalktım ve buğulu gözlerimle yanlarına geçtim.
"Bakma sen ona hadi bir elini yüzünü yıka gel' dedi Sevda. Lavaboda elimi yüzümü yıkayıp bahçeye çıktım. Annemin gözleri belirdi zihnimde.
Çok güzeldi. Yeşile çalan ela gözleri, uzun kirpikleri, ve hareleri...
Beni uyandırıyordu. " Rüya" diyordu çok beğendiğim sesiyle. "Uyan kahvaltı hazır" diyordu. Uyanıyordum. Annemi. Katili ile kahvaltı yapıyordum. Çok mutluydum o zaman. Hepimiz mutluyduk.
Başka bir görüntü canlandı zihnimde. Babamın annemi öldürdüğünü gün...
Her babanın bir prensesi ve her prensesin bir kahramanı olur ya... Benim kahramanım 12 yıl önce kayboldu...
Yanıma oturan küçük beden irkilmeme sebep oldu. Küçük bedene baktım ve gülümsedim.
"Annen nerde?" Bir anda sorduğu soru beni şaşkına çevirdi. Niye böyle bir soru sormuştu ki
Gülümseyip "Cennette" dedim.
"Benimde annem cennette." Söylediği şey beni hayal kırıklığına uğratırken hayatını anlatmaya başladı.
Ben daha bebekken babam annemi silahla öldürmüş. Annem babamı çok seviyormuş. Babamda öyleymiş ama annemi öldürürken acımamış ve öldürmüş.. Hayat hikayelerimiz neredeyse aynıydı...
"Kaç yaşındasın?" Şuan bile küçük bir kız bunları hatırlıyorsa anlattıklarını kaç yaşında yaşadığını merak ettim.
"Sekiz. İsmim Hayal, 11 temmuz doğum günüm. Orda söylemedim ama en sevdiğim şey...
Diyeceği şeyi beklersen cevap verdi. "Ben bazen yurttan kaçıp annemin mezarına gidiyorum. Gözlerim şaşkınlıkla ardına kadar açıldı. "Tek başına mı?"
"Hım hım" başını sallayarak verdiği cevap beni daha da şaşırtırken ismini söyledim.
"Hayal" bana baktı ve "Efendim?" Dedi.
"Bunu yapmam doğru değil. Yurttakiler seni bulamayabilir.
"Yurdun yolunu biliyorum."
"Yine de başına bişey gelebilir."
"Endişelenme gelmez."
"Büyümüşte küçülmüş tavırları mı takınıyorsun sen?" Gülerek söylediğim cümle onuda güldürdü..
"Rüya abla..."
"Efendim?"
"Beni yurttan alır mısın? Seninle yaşamak istiyorum. Annem olmasan da ablam olur musun?"
Ayayayayayayayayaya. Rüya bunu kabul etsin miiiğğğ
Bence etmesin akdkaodhduwkslnad
ALLAH RIZASI İÇİN BİR OY VE YORUM İSTİYORUM SİZDEN
TEŞEKKÜRLER🙏🏻
KAJDKANXİSHDKAHSEWKS