İçeriğe geç

Siyaz

Bölüm 5 · 15 dk okuma

Siyaz

Bölüm 5

Kırılan Hayatlar

5. BÖLÜM

Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)

Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir . Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .

🎵 Centuries🎵

3 Yıl Önce…

-İstanbul-

Bakışlarım yerde duran adamın tavana bakan gözleri ile buluştu ellerim sanki buz tutmuş gibi soğuktu. Etrafta kimse yoktu “Öldün mü ? “ diye sordum adama sanki cevap vereceğini bekliyorum, salak mısın Duru başına o kadar darbe alan birinin yaşama ihtimali yok !

Kafasından akan kanlar zemine birer birer damlıyordu duya biliyordum, cebimden çıkardığım telefonun flaş ışığını yaktım etraf çok net görünmeye başlamıştı.

Sakin olmalıydım yoksa yanlış kararlar alıp bütün hayatımı bitire bilirdim bir kaç adım atıp yerde ki adama yaklaştım; sonra duraksadım delil bırakmak istemezsin değil mi Duru?

Bunun yerine elimde az önce tuttuğum sopayı aramaya koyuldum. Masaların üzerlerini karıştırmaya başladım burda olması gerekiyordu, zaman kalmamış gibi endişeleniyordum onu bırakıp gidemezdim. Bir adım atmamla yere kapaklanmam bir olmuştu sopa yerdeydi ve ben ona takılıp düşmüştüm, cidden mi Duru ?.

Diğer koridordan gelen sesler yükselmeye başlamıştı “ Kim var orda, Hocam siz misiniz ? “ dedi, kapıyı açamaya çalışan güvenlik; Kaçmalıydım hemde hemen; Ayağa kalkmak için diğer masadan destek aldım yerde ki sopayı elimle kavrayıp köşede ki pencereye yöneldim ve pencereyi açtım tereddüt edemezdim atlamalıydım, atlamazsam burda katil olarak çıka bilirdim bu ihtimalle duramazdım; derin bir nefes aldım ve kendimi Üniversite’nin ikinci katınıdan kendimi aşağıya bıraktım.

3 Yıl Sonra…

-İstanbul-

Beynim sanki az önce olan olayları bloke ediyordu sesler yarıya inmiş gibi sadece silahtan çıkan sesleri derinden duyuyordum…Arabanın köşesine eğildim, zeminle yakınlaşan bedenimi sakinleştirmem gerekliydi “ Duru! İyi misin neyin var ? “ dedi, Utku elinde ki silahı hiç bırakmadan bana bakıyordu nefes nefese kalmıştı, gözlerimi kapatıp bir kaç saniye düşündüm ola bilecek her şeyi ya ölürsem tam şuan da başımda veya farklı bir uzvumdan vurula bilirdim.

Bir kaç saniye geçmişti kendime gelmem için ama ben sanki aynı noktada duruyordum “ Duru! “ dedi Utku tekraradan bana dönerek zeminden yardım alıp ayağa yavaşça kalktım arabanın kapısını açıp kendimi zor bela koltuğa attım.

Kaşla göz arasında hiç göremediğim başka bir siyah araba gelip tam yanımızda durmuştu, arabadan çıkan bir kaç kişi bu sefer onları hedef alırcasına Utku’ya destek oluyordu.

Tek bir kurşun sadece benim oturduğum koltuğu saniyesi ile ıskalamıştı “ Siktirrrr ! “ dedim çığlık atarak, ölüm korkusunu iliklerime kadar hissederken kapımın açılmasını önlemek için kapıyı sıkıca tuttum arabanın dışında bağıran “ Onlarla git Duru! seni koruyacaklar “ diyen Utku, omzuna saplanan kurşunla yere yığıldı gözlerimin önünde, telaşla kapımı açan korumalardan biri beni bileğimden yakalayıp çıkardılar sıkıca tutuyordu acıyı hissettiğim sırada beni diğer hasar görmemiş arabalardan birine doğru sürükledi.

Nefesim kesilmişti, yarım yamalak yürüyorken kolumun sıkılışı canımı yakmaya devam ediyordu; kurşunlar yanımızdan hızla geçerken kapısı açık olan siyah arabanın içinde buldum kendimi.

Saçlarıma değen rüzgar terden sırılsıklam olmuş olan bedenime vuruyordu kolumu bırakan adam kapımı büyük bir endişe ile kapatıp arabanın ön tarafına koşarak geçti, durmadı duramazdı da zaten arabayı çalıştırdı geri dönüş aldı hızlı limitini aşarak ilerliyordu, “ Utku vuruldu! “ dedim bir hışımla dikiz aynasından bana kısa bir bakış attıktan sonra sesini bile çıkarmadı “ Beni duymuyor musun!? “ dedim tekrar eden cümlelerimden sıkılmış gibi.

“Yeter kes artık sesini! “ dedi kaşları çatılmış yüzünde beliren o öfkeyi tanımasamda okuya biliyordum “ Ne dedin sen ? Bir daha söylesene ! “ dedim sesimde ki öfke tonu onun ki ile bire bir aynıydı bu cesaret nerden geliyordu bana ? “ Bilge seni bekliyor sesini çıkarmadan otur ve oraya varmamızı bekle “ dedi sesinde ki ton bu sefer düzelmişti diğerlerine göre ona sadece adıyla hitap ediyordu “ Kimsin sen ? “ dedim yerimde durmayan çocuklar gibi.

Umursamaz tavırla dikiz aynasına bakıyordu sadece sanırım kim olduğunu söylemeyecekti, aklım Utku da kalmıştı iyi miydi acaba diye düşündüm.

“ Onlar kimdi ? “ dedim hala soru sormaya devam ediyordum ama ne yapa bilirdim ki hele kim olduklarını öğrensem işte o zaman hapishanenin keyfini ömür boyu çıkarta bilirlerdi “ Kimlerle uğraştığından haberdar bile değilsin deme “ dedi bu soruyu bana yöneltmişti nerden bile bilirdim az önce ölümle burun burna nasıl gelinirmiş sayesinde öğrendim bak “Az önce ölümle göz göze geldim zahmet olmazsa sen söyler misin“ dedim alaycı bir tonla “ İlerde inecek var “ bana baktı ve o sinirli tavrını takınmaya devam etti.

Kemal’in adamları ola bilir miydi ? Yok ya daha yeni duymuştur yurt dışı kapılarının kapandığını, o zaman farklı biri ya da gerçekten Kemaldir veya Baran kafam o kadar doldu ki ne düşüneceğimi bile karar veremiyordum .

En sonunda kafamı ön koltuğa yasladım ve yolun bir an önce bitmesini bekledim, her şeyim arabada kalmıştı telefonum dosyalar…o dosyaları unutmasam iyiydi, ellerimle başımı hafifçe sıvazlarken arabanın sağ doğru girişini hissettim.

Kafamı kaldırıp camdan dışarı baktığımda eski ahşap köşkü gördüm, devasa görünüyordu bahçe kenarında duran onlarca koruma gelen araca bakıyordu, sanırım çoktan herkes toplanmıştı “ İnin “ dedi dikiz aynasında bana kısa bakış attıktan sonra, arabayı diğer araçların yanına çekti.

Kapıyı yavaşça açtım ve kendimi dışarı attım “ Bilge Hanım nerde ? “ dedim bütün hıncımı ondan çıkarmak zorunda kalmak istemiyordum ama bu olanlar da neydi ! “ Ofisinde seni bekliyor “ dedi arkamdan gelen soğuk ses, araçtan çıkıp yanıma kadar geldiğinde “ Noldu Avukat dilini mi yuttun ? “ dedi, bugün onu soru yağmuruna tuttuğum ima ederek.

“Siz kimsiniz ki bana altı kapalı ima da bulunuyorsunuz ?“ dedim yanına hızlı adımlarla giderken arkasını dönmedi bile sadece yetişmem için duraksadı bir süre “ Ben genelde böyle kapalı falan ima etmem ama bir daha ki ne söyleyin açıkça da ima ederim “ dedi hu sefer gerçekten ima etmiyordu açıkça söylüyordu.

Köşke adımı mı atar atmaz derin bir sesizlik olmuştu cidden diğer eve göre açık renkler tercih edilmişti, bir kaç adım attığımda aşağıya inen topuklu seslerini duyuyordum “ Demek gele bildin ? “ dedi arkamda ki kadın sesi ona doğru döndüğümde Bilge olduğunu anlamıştım.

“Evet ölmeden gele bildim.“ dedim sesimde ki tonu ona yansıtarak, “ Bir de sana verdiğim korumayı da beğenmemiştin…” dedi Utku’yu hedef alarak sesinde bak ben sana bütün imkanları sağlıyorum der gibiydi.

“Anlaştık onunla ya.“ dedim, alaycı ama samimi bir ifadeyle ama sonra yüzümde ki ton değişti,

“O nasıl ?“ dedim Bilge’ye bakarak ne diyeceğini merak ettiğimi anlamıştı, “İyi durumu hastanede.“ diyerek onu takip etmemi söylercesine bakıp ilerliyordu .

Açık kapıdan içeri girdiğimde ilk bakışta mutfak ve bar karışımı olduğunu net bir şekilde söyleye bilirdim ama büyük ihtimalle sadece bar için buraya gelmiştik.

“ Ne içersin? “ dedi elini büyük içki büfesine götürürken, kafamı toparlamalıydım “Sek viski ve bir dal sigara varsa ala bilirim “ dedim. bu kadar açıktım işte ben, ne yapayım huyum kurusun tutamıyorum içimde.

Alt raftan sigara kutusunu çıkarıp bana fırlattı küçük bir hamle ile havada kapıp paketi kaptım “Refleksler iyi“ dedi onay verici bir gülümseme ile, paketin jelatinini söküp içinden bir dal çıkardım geri kalan paketi tezgaha bıraktıktan sonra etrafa kısaca göz gezdirdim.

Çakmak bulamayacağımı anladığım sırada arkamda beliren o ses “Al bakalım “ dedi, az önce ki adam yine burdaydı; ona doğru döndüğümde elinde ki çakmağı kısa saniyeliğine göre bilmiştim elinden almaya uzandığımda geri çekmişti.

“Oyun oynayacak yaşı geçmedin sanırım? “ dedim, ona baktığımda yüzü tanıdık gelmişti bir kaç saniyeliğine, “Ama sen bütün bunları zaten bir oyun sanıyorsundur. “ dedi, çakmağı uzatarak, oyun istemiyorum artık der gibi baktım ona “Ares! Rahat bırak Duru’yu.“ dedi Bilge, dolu bardaklarla yanımıza geldiğinde.

Ares bu adam mıydı ? Ben daha ürkütücü birini bekliyordum.

Çakmağı elinden kaptığım anda sigarayı dudaklarımın arasına aldım sanki birazdan elimden kapıpı kaçacakmış gibi hızlı şekilde yaktım sigarayı, duman ciğerlerime hücum edermiş cesine çektim içime, “Demek Ares sensin? “ dedim, büyük bir zafer kazanmışcasına ona bakarken çakmağı ona geri uzattım.

Bilge’nin uzattığı viski bardağını elime aldım ve devam etti, “Evet benim Avukat, beğenemedin mi. “ dedi gülerek, Bilge elinde tutuğu şarap kadehinden kısa bir yudum alarak “ Abim nasıldı ? “ dedi yüzünde meraktan çok acı vardı.

“Karan bu tabi ki iyi olacak. “ dedi, Bilgeye teselli bir cümle kurarak, sigaranın külleri dışardan gelen rüzgarla uçuşmuştu saçlarıma “ İyi görünüyordu, abini anlamak zor “ dedim, sigarayı tekrardan dudaklarımın arasına alarak.

Ares ise karmaşık bir gülümseme ile “İlk değilsin merak etme. “ dedi Bilge’ye doğrudan olmasada bakarak sessizliğini korudu belli ki geçmişte Karanı anlamakta o da zorlanmıştı.

Yanımıza doğru gelen ayak sesleri ile Ares’in ve Bilge’nin gözleri kapı tarafına kaymıştı, “Allah muhabbetinizi artırsın. “ dedi Utku, mutfaktan içeri girdiğinde, gözlerim koluna takılmıştı, sargılıydı “Durumun nasıl ?“ diye sordum içeri girdiği anda.

Kısa bir bakış attı koluna sanki ben sormasam hiç aklına gelmeyecekti “İyiyim ya küçük bir şey.“ dedi geçiştirerek.

Bilge dış bahçeye doğru yönelmişti elinde ki şarap kadehi ile, diğerleri ise sanki bu olayı bekliyor gibi onu takip etmişti “Bu saldırıyı polise bildirdiniz mi ? “ diye sordum aniden, sessizliği bir anlığa bozmuştum.

Ama onlar sanki duymamış gibi bahçeye geçtiler, elimde ki sigarayla onları takip ettim bahçeye kadar.

Bu olay hiç olmamış gibi susturuyorlardı beni. Ama ben susar mıydım ki? ASLA!

Bahçeye çıktığımda yeşilliğin göz kamaştırıcı olan manzarası ile karşılaşmıştım. Bir adım daha attım, yağmurdan sonra gelen o toprak ve çimen kokusunu içime çektim. Taze biçilmiş çimen kokusunu en son Malatyada ki evimizde koklamış gibiydim fakat geçmişe bile gidemeden dikkatimi toparlamam gerektiğini bana hatırlattı Bilge “Umarım burayı seversin.” dedi, dikkatimi ona çevirdiğimde.

“Anlamadım neden sevmem önemli ki? “ dedim şaşkın bakan gözlerimle, elim hafiften karıncalanmaya başlamıştı. Bilge hafiften gülümsedi ve elinde ki bardağı yanında cam sehpaya bıraktı “Bir süre burda kalmaya başlayacaksın.” dedi ciddi ama karasız sesiyle, ne demek bu şimdi beni korumaktan çok gazdan ayağımı çekmeye zorluyorlardı.

“Dalga geçiyorsun sanırım.” Dedim alaycı bir gülümseme ile ama onlar bana sadece bakıp utana sıkıla gözlerini aşağıda tutuyorlardı, Ares hariç “ Bugün ölümden dönen ben değilim sensin” dedi araya giren ses, “Ben burda kalmıyorum nokta.” dedim sakin olmayan ve sınırlarımı kısaca belli eden tonda.

“Ben size demiştim, bu kız kabul etmez diye!” dedi Ares vurgulayıcı tonla, ama Bilge sanki beni hiç dinlememiş gibi “Abimin fikri bu, ama istersen onun fikrini değiştire bilirsin.” dedi dalga geçer gibi, “Tamam.” dedim kısa ve net. Hadi görelim senin o vahşi yüzünü Duru.

🕯️

Kendimi karakolun tam önünde buldum bir anlığına, nasıl gelmiştim buraya veya ne diyecektim ona,

"Pardon biz bir saldırıya uğradık ve sende benim üzerinde sanki bir hakkın varmış gibi beni..." dedim öfkeyle ardından durdum, kendimle mi yoksa dış dünya ile mi konuşuyordum, bilmiyordum.

Bildiğim tek şey kendimi özgür kılmamı istemem di belkide.

Yürüdüm.

Karakoldan içeri girdiğimde kalabalığın içine dalmış gibiydim, en yakında duran polisin yanına giderek "Karan Karahan ile görüşmem gerek." dedim, polis durdu ve beni süzerek.

“Bugün de bitmedi bu adamla görüşmeleriniz." diyerek sitem edercesine bana baktı.

"Ben avukatıyım!" dedim öfkeyle bağırarak karşımda ki adam şaşkınlık içinde bana baktı, "Sesinize dikkat edin! Burası karakol." dedi aynı tonda beni uyararak.

"Haklarımı biliyorum." dedim sesimi düzleyerek."Ve bu çok acil, onunla görüşmeliyim." diyerek, polisin beni ona götürmesi için yalvarmam falan mı lazımdı?

"Tamam geçin oturun biraz bekleyin görüşmesi hala bitmedi." dedi, tek kaşımı kaldırdım ve arkamı dönüp oturacak bir yer bulmaya başladım.

Kimdi acaba yanında ki?

Düşüncelerimin arasından sıyrılırken karşıdan gelen kadına gözüm takılmıştı, kızıl saçlarını uzun parmakları eşliğinde hafifçe düzelterek bana doğru yavaş ve sakin adımlarla yaklaştı.

Gözlerinde ki hayal kırıklığı benzeri ifadeyle bana bakıyordu “Duru değil mi?” dedi soğuk tavrı etrafı buz gibi hissettirmişti bir anlığına “Evet benim.” dedim, doğrularak oturduğum yerden kalktım.

“Ben Sinem, Karan’nın eşiyim.” dedi.

Elini kısa bir sonra uzatarak, “Tanıştığıma memnun oldum.” diye ekledi, gülümsedim elini tutarak yavaşça sıktım “Bende memnun oldum.” dedim, belkide en mütevazi ama…en salak tavrımla.

Eşi olduğunu bilmiyordum. Bu biraz şok etkisi yaratmıştı ama ifade edemiyordum.

Mavi gözleri üzerimde toplandığında, “Sanırım sende onunla konuşacaktın, tutmayayım seni.” dedi, gözlerinin altı ağlamaktan kızarmıştı neden ağladığını bilmiyordum.

“Evet, prosedürler hakkında gelmiştim Karanla konuşmaya.” dedim koltuğun yanına bıraktığım çantamı aldım ve tebessüm ederek baktım.

Çıkışa doğru yöneldiğinde omuzlarında duran paltoyu sıkıca kollarından geçirip girdi bir çırpıda, sonra arkasına bile bakmadan karakoldan çıktı.

Daha demin konuştuğum polis yanıma doğru gelip “Gire bilirsiniz.” dedi, sorgu odasını göstererek.Sorgu odasına doğru yöneldim elimi kapının koluna attığımda duraksadım.

Artık resmi bir avukat olarak davran Duru lütfen.

Derin bir nefesle içeriye girdim, o nefesi verdiğimde karşımda duran Karanla göz göze gelmiştik. Sandalyede oturmuş benim gelmemi bekleyen bakışlarla bakıyordu “Merhaba.” dedim, “Merhaba?” diyerek devam etti ardından.

"Buradayım, çünkü beni esir tutamayacağını bilmeni istedim." dedim, sesim sertti kurallarım belli. Kollarını yavaşça birleştirerek beni süzdü ve gülümsedi “Seni esir falan tuttuğum yok aksine koruyorum.” dedi tek kaşını kaldırarak.

“Seni tanımıyorum bile, bir karın olduğunu bile daha yeni öğrendim!” dedim sesim bu aralar neden bu kadar yükseliyordu ki aslında sakin sakin anlatacaktım mevzuyu. Gülümsedi tekrar ama oturuşunu bozmadan “Gizlemeli miydim, hem kim kütüğüme bakarsa görür karım olduğunu.” dedi o gülümsemesinden bir gram bile kalmamıştı.

Haklıydı…

“Senden koruma falan talep etmiyorum, sadece seni savunmak için burdayım.” dedim kağıdı buruşturucasına katladım katladım yırtılıncaya kadar. “Peki.” dedi net sesi kulaklarıma kadar işitmiştim. Ardından ayağa yavaşça kalktı, oturmadığım masada öylece bana doğru gelmesini seyrettim.

“Kemal gidemedi yurt dışına.” dedim sanki söylemeyi unutmuşcasına kapıdan çıkacakken, durdu, “Güzel.” dedi umursamıyordu bile söylediklerimi neye kırılmıştı ki ya da kırıldı mı ki, yutkundum “Yaralandın mı diye bir sorar insan!” dedim öfkeyle.

Noluyor sana kızım ne bu öfke kız?

Arkasını hafifçe döndü tam kapını hizasında duruyordu ve göz göze gelmeden bakıyordu “Her şeyden haberim var.” dedi tahammülsüz bir ciddiyetle. Ona doğru yaklaştım hiç mi diyen gözlerimle ona öylece baktım.

Ve yanından, öyle bir hışımla çıktım ki ben bile kendimi tanıyamıyordum.

Öyle bir dışarı çıkmıştım ki yağmurun altında uzun bir süre kaldım, ıslandım iliklerime kadar hatta. Derin bir nefes aldım sanki hiç nefes almıyormuşum gibi, saçlarıma düşen her bir damla yağmur damlası kafamı hafifçe okşuyor gibiydi.

Neden böylesin Duru? Sana bir beklenti mi verdi ki, HAYIR! o zaman bu öfke niye.

Arabam yoktu burda öylece kala kalmıştım nereye gideceğimi bilmiyordum ya takip falan edilirsem, annem evdeydi oraya gidemem ikinci seçenek Deniz’di.

Telefonu yağmurun altında çıkardım ve arama yazılı olan tuşuna bastım, bir kaç saniye bekledikten sonra açan kimse olmadı tekrar denedim en sonun “Aradığınız numaraya şuanda ulaşı….” dinlemeden kapattım telefonu.

Bir kaç adım attım karakoldan dışarıya paltomu sıkıca kendime bastırdım rüzgar baya şiddetli esiyordu, korna sesi durdurdu beni tamda karşıya geçmeye çalışıyordum.

“Önüne baksana!” dedi adam dışarıya çıkardığı kafası ile, “KES SESİNİ! “ dedim büyük bir öfkeyle ellerimden kayıp giden telefon su birikintisi ile buluştu,”HA**S*TRRR” dedim öfkemi telefonla çıkartırken.

Bugünün benimle derdi neydi?

Elime aldığım telefonu yere hızla fırlattım arabanın camına büyük bir gürültü ile saplandığında, büyük bir şaşkınlıkla kala kalmıştım, bu öfke benden mi çıkmıştı?

“Bu kadarı yeter ama! şikayetçiyim.” dedi, arkadan gelen polislerden birine doğru söylenmişti. “Noluyor? sizi şöyle içeri alalım.” dedi polislerden biri kolumdan tutarak kaçmamı sağlıyordu sanki, bende bu topuklularla kaça bilirdim zaten, he bir de yağmurda.

“Tamam, uzatmayalım masraflarınızı karşılaya bilirim.” dedim uzlaşmaya çalışarak fakat adam diretiyordu,

”Asla olmaz şikayetçiyim memur bey.” dedi yanımıza doğru gelerek. Yutkunarak yanımda ki polislere baktım “Tamam sizde bizimle gelin ve şikayet dilekçenizi imzalayın.” dedi kolumu tutan polis.

Karakola tekrar giriş yaptığımda bu sefer avukat değil suç işlemiş bir vatandaş olarak girmiştim.

“Sizi şöyle nezarethaneye alalım.” dedi kolumu çekiştirerek, nezarethaneye geldiğimde dört hücre vardı birinde saçlarını toplamış ve ayağında terlik bile olmayan kadın diğerinde ise bir çocuk vardı.

Yutkundum onu gördüğümde ellerini başında tutmuş yere öylece bakıyordu, “Tamam geç içeri.” dedi memur elini kolumdan serbest bırakıp beni yanımda duran Hücre’nin içine soktu.

Bütün dikkatler benim üzerindeyken o hiç bakmadı bile hatta farkettiğini bile sanmıyorum.

Polis nezarethanenin kapısını sıkıca kitlerken “Avukat talep ediyorum.” dedim hırçın sesimle gülümseyerek. Gözlerim ona kaydığında beni fark ettiğini gördüm yüzünde beliren şaşkınlığı hiç unutamazdım.

“Senin burda ne işin var?” dedi, yüzünde ki şaşkınlığı gizlemeyerek, “Adamın arabasına telefonumu attım.” dedim net bir sesle.

Attım ama sinirliydim, sanırım malum olan gün yaklaşıyor ve hormonlar da doğal olarak…

“Ne yaptın?” dedi cevabımı duymak istemiyormuş gibi sordu, “Duydun işte.” dedim gözlerimi ona yoğunlaştırarak, bir kaç adım attım ve önümde ki bank’a oturdum. Parmaklıklar arasında ona baktım “Özür dilerim.” dedim şuan bir avukat olarak değil Duru olarak söylüyordum bu kelimeyi.

“Ne için? kendini nezarethaneye atırdın ve seni avukatım olarak seçtiğim halede hem.” dedi soğuk sesi kulaklarımda yankılanıyordu, üzerimde ki ıslak kıyafetlerle kalmıştım burda. Üzerimde ki paltoyu çıkarıp yanıma koydum, saçlarım bir hayli ıslaktı.

“Hasta olucaksın.” dedi oturduğu yerden kalkıp parmaklıklara yaklaştı, saçlarımı yavaşça geriye attım “Sana ne ki?” dedim ayağa kalkıp bir kaç adımla ona yaklaşırken. “Çünkü benim avukatıma ihtiyacım var, öfkeyle delirenlere değil.” dedi, “Aaa demek öyle ama sen beni tam araştırmadın sanırım, ben ayrıca öfkeli ve deli bir avukatım .” dedim kollarımı parmaklıklara yaslayarak.

“Büyükelçiyle şuan konuşmaya hak kazandın o zaman.” dedi ima edercesine, benim gözümü korkutmaya mı çalışıyor bu.

“Karan’nın susmasından iyidir.” dedim büyük bir meydan okuruna dönüşmüştü bütün bu olanlar o da bana baktı. “Sana istemeden bir yanlış falan mı yaptım ben? “ dedi sonra empati kurmaya çalışarak.

“Hayır sen hiç bir şey yapmıyorsun ve belkide beni deli eden budur.” dedim dudaklarımı kemirmeye başlayarak onu izledim, sustu gene hiç bir şey demedi. Güldüm hatta kahkaha attım “İşte bu huyundan nefret ediyorum.” dedim.

“Susmak zorundayım!” dedi kükreyerek elim ayağıma bir anlığına dolandı bu kadar tepki vermesini beklemiyordun değil mi Duru.

“Ben bu parmaklıklar arkasında otururken sen dışarda kurşunların ortasında kalıyorsun, bu benim problemim.” dedi tek elini duvara yaslayarak. Göz göze geldiğimde onun bu endişesini anladım kimsenin onun yüzünden zarar görmesini istemiyordu.

“Kendini, başkasının işlediği suçun faili gibi görme.” dedim ona doğru yaklaşarak, kendini suçlaması hiç bir şeyi değiştirmezdi aksine onu güçsüzleştirirdi.

Kollarını yavaşça duvardan çekip oturduğu yere geri döndü, sessizliğini aynı şekilde korudu otururken. “Senin burdan çıkarıcağım.” dedim kendimden emin bir ses tonuyla. Ama o sanki farklı bir konuda kalmış gibi hali vardı.

“Bugün Sinem ile ayrıldık.” dedi sesi soğuktu ama sanki bu büyük bir rahatlıkla söyler gibiydi, fakat bana söyleme gereğini anlamamıştım.

Sinem’in ağlamalı olan bakışları…

“Boşanma belgelerini senin ayarlamanı istiyorum.” dedi sözünü kesmemi istemiyordu sanki, madem boşanmak istiyordu ona istediğini verecektim.

Devam Edecek…

Bölümü Nasıl Buldunuz Yorumlarda Buluşalım:))

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.