İçeriğe geç

Siyaz

Bölüm 4 · 15 dk okuma

Siyaz

Bölüm 4

Karanlığın Eşiği

4. BÖLÜM

“Karanlığın Eşiği”

Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)

Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

🎵 Cambaz 🎵

Sonsuza kadar beklerim sanıyordum ,ama öyle olmuyormuş benim sevgimi bildiği halde umursamadığını gördükçe yoruldum ,uzaklaştım mesela eskisi gibi heyecanlanmıyorum onu görünce tüm hevesimi ve heyecanımı yok etti böyle olsun istemezdim.

8 Ay Önce...

-Kavala/Yunanistan-

🌊

Sigara dumanı ciğerlerimin içinde dolaşırken dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. "Bir yabancıyla aynı masaya oturacak kadar cesur musun yoksa bugün sadece canın sıkıldığı için mi buradasın?" dedim.

Bakışlarımız buluştu, birkaç saniye sustu ardından elindeki bardağı yeniden kaldırıp son yudumunu içti ve boş bardağı yavaşça tezgâha bıraktı. "Canım sıkılsaydı yalnız kalmayı tercih ederdim" dedi. Gülümsedim, meydan okurcasına ona baktım.

"İlk defa biri beni iki cümleyle susturmayı başarıyor.” dedim. Başını geriye atıp kahkaha attı, ilk kez yüzünde bu kadar gerçek bir gülümseme görüyordum onu güldürmeyi başarmıştım ve nedense bu bana büyük bir zafer gibi gelmişti.

"Peki ya sen?" dedi bana bakarak. Kaşımı hafifçe kaldırdım, "Ben ne?" dedim, meraklı yüz ifademle. "Her tanıştığın yabancıyla bu kadar rahat konuşur musun?" dedi, evet ya ben önüme gelen her yabancıyla böyle oturup yemek yiyorum…

Sigaramdan bir nefes çekip dumanı yavaşça havaya bıraktım "Hayır ama ilk defa biri adını söylememek için bu kadar direniyor" dedim.

Cidden niye bu kadar saklama gereği duyuyor, sanırsın ingiltere kraliyet ailesinden.

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı, "İşe yarıyor gibi duruyor" dedi.

Bilerek böyle yapıyordu, “Ne?" dedim, mimiklerim kendini ele veriyordu. "Merak ediyorsun" dedi, ben mi merak ediyorum? Evet ediyordum.

Gözlerimi devirip hafifçe güldüm ve başımı hafifçe yere eğdim utanıyor musun Duru? "Kabul ediyorum biraz merak ediyorum ama bundan kendine fazla pay çıkarma" dedim.

Bakışlarını bir an olsun üzerimden çekmedi, sanki söyleyeceği başka bir şey vardı ama vazgeçti, yapma işte şöyle gitsin…

Cebinden sigara paketini çıkarıp bir dal aldı ardından çakmağını yakıp sigarasını dudaklarının arasına götürdü derin bir nefes çekti, dumanı yavaşça denize doğru bıraktı. Denizle alıp veremediği neydi bu adamın,

"Merak bazen insanın başına iş açar" dedi uyarıcı sesiyle, gülümseyerek baktım ona, " Benim başım zaten dertten kurtulmuyor" dedim, omuz silker gibi yapınca dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı, "Fark ettim" dedi.

"Neye göre karar verdin" dedim sigaramdan bir nefes daha çekerken gözlerini bir an bile kaçırmadan bana baktı "Gözlerinden" dedi. Sesi sakindi ama söylediği o iki hece içimde beklemediğim bir yere dokunmuştu.

Sigarasından bir nefes daha çekti ardından bana baktı, "Levreği beğendin mi?” dedi, konuyu değiştirmeye çalışıyordu, gülümsedim "Güzeldi ama bizim ülkede yediğim balığın yerini tutmadı.” dedim, kaşını hafifçe kaldırdı,” Demek kolay kolay beğenmiyorsun" dedi omuz silktim "Yemek konusunda seçiciyimdir özellikle balıkta.” dedim dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Hele bi doğru yerde yeseydin böyle konuşmazdın" dedi.

Dudaklarının arasından dökülen o tek kelime dikkatimi çekmişti, gün boyunca tek bir mimik vermeyen, her cümlesini ölçüp biçerek kuran adamın ağzından istemsizce çıkan o küçük şive, bütün gizeminin arasından sıyrılan küçücük bir iz gibiydi.

İnsan bazen birini tanımak için uzun cümlelere ihtiyaç duymazdı, tek bir kelime bile geldiği yeri, büyüdüğü sokakları ve çocukluğunu ele verirdi. O ise farkında olmadan kendinden minicik bir parça bırakmıştı önümde.

"Az önce şive yaptın" dedim, yüzüme baktı ardından sandalyesini düzeltti, "Olur öyle bazen" dedi, sanki söylediği şeyin üzerinde durmaya hiç niyeti yoktu ben de üstelemedim her insanın anlatmak istemediği bir hikâyesi vardı belli ki onunki de onlardan biriydi.

8 Ay Sonra…

-İstanbul-

Savcı'nın kapısına geldiğimde elimdeki dosyayı biraz daha sıkı tuttum derin bir nefes aldım ve sekreter içeride ifade işleminin sürdüğünü söyleyince kapının önünde beklemeye başladım, koridordaki sessizlik birkaç ayak sesiyle bozuldu.

Başımı kaldırdığımda iki polis eşliğinde yürüyen Karan'ı gördüm, yüzünde her zamanki gibi tek bir duygu okunmuyordu…

Sanki ifade vermeye değil sıradan bir toplantıya gidiyordu, bu kadar sakin olmasını istemiyordum hayatta kalmak için mücahede etmesini istiyordum.

Kapı açıldığında önce içerden ifade veren kişi çıktı ardından Karan içeri önce o girdi ben de peşinden savcının odasına girdim, elimdeki dosyayı masanın üzerine bıraktım.

Savcı kısa bir selam verip oturmamızı işaret etti ve önündeki dosyayı açtı birkaç sayfayı sessizce inceledi odanın içini birkaç saniyelik sessizlik kapladı ardından başını kaldırıp doğrudan Karan'a baktı, bu bakış yargılamıyordu ama şüpheciydi.

"Başlamadan önce şunu bilmenizi isterim bu odada unvanların bir önemi yok, burada sadece dosya konuşur" dedi. sakin ama kararlı bir sesle, açıkça diyor ki adaletten kaçış yok.

Ardından Dağhan Savcı bana doğru baktı, "Avukat Hanım dosyaya eklemek istediğiniz bir husus var

mı?“ dedi, elimdeki dosyalara bakarak. Aslında vardı ama şimdi değil ifade sonrası bahsetecektim.

“Şimdilik yok Savcım" dedim ifadenin başlamasını beklerken artık başlayalım da uçak gitmeden şu yurt dışı yasağını koyalım dosyaya.

"O zaman başlayabiliriz" dedi Dağhan Savcı, Karan derin bir nefes alıp savcıya baktı yüzünde hâlâ tek bir duygu okunmuyordu sanki bu odada konuşulacak hiçbir şey onu tedirgin etmiyordu, ama etmesini gerekiyordu

İçimde tek bir soru dolaşıp duruyordu gerçekten savcının soracağı her soruya cevap verecek miydi yoksa sekiz ay önce Kavala'da yaptığı gibi yine konuşmaktan kaçmayı mı seçecekti.

Dağhan önündeki dosyayı kapatıp Karan'a baktı,” Dosyada yazanları ben okudum şimdi sizden dinlemek istiyorum o gün ne oldu ?” dedi, Karan konuşmaya başlamak için bana baktı başımla onayladım konuşması gerekliydi, bir zahmet konuş artık.

“Dosyadaki imzaların bana ait olduğunu kabul etmiyorum. “ dedi netti, Dağhan sert bakışları ile elinde tuttuğu kalemi çevirdi,” İmzaların size ait olmadığını mı beyan ediyorsunuz? “ dedi, Dağhan Savcı ise sanki böyle bir bilgiyi duymayı bekliyormuş gibi ama savunmayı zayıf bulmuştu.

“Evet belgelerde kullanılan imzalar benim imzam değil, incelenmesini talep ediyorum.“ dedi, sanki konuşmama hakkını kullanır gibi.

Araya girerek.,”Müvekkilim dosyada bulunan imzaların kendisine ait olmadığını açıkça beyan etmiştir bu aşamadan sonra Grafolojik inceleme yapılmadan yöneltilecek soruların varsayıma dayanacağını düşünüyoruz, bu nedenle müvekkilim şimdilik susma hakkını kullanacaktır. “ dedim tek kaşımı hafifçe kaldırdım.

Kısaca imza incelemesi talebinde bulunmuştum ve susma hakkını kullanmıştım bu durumda yapa bileceğim en doğru karar buydu. “İmza incelemesi talebi de zapta geçirilsin. “ dedi, katibine dönerek.

Ama yapmam gereken tek şey suçlamadan savcının aklına Kemal Karahanı sokmamdı çünkü yurt dışına kaçmayı düşünüyordu, “Bir de mümkünse soruşturma sonuçlanıncaya kadar dosyada adı geçen tüm yetkililerin yurt dışı kayıtlarının incelenmesini ve gerekli görülmesi hâlinde adli kontrol tedbirlerinin değerlendirilmesini talep ediyorum.“ dedim, yavaşça ayaklandım, Dağhan birkaç saniye yüzüme baktı ardından önündeki dosyayı kapattı.

“Talebinizi değerlendireceğim Avukat Hanım.” dedi, Karan’da ayağa kalkıp yanımda duraksadı, bakışlarım ona doğru kaydı kapıyı açmak için yöneldim, “Durumun nasıl? “ dedim, ona bakarak hiç bir şey konuşmaya niyetinin olmadığını biliyordum ama gene de sormak içimden geliyordu.

“İyiyim Avukat Hanım.“ dedi, soğuk ve ciddi bir tonla söylemişti, kapıdan çıkarken polislerin onu alıp tekrardan karakola götüreceklerini biliyordum, ama onunla konuşmalıydım.

“Müvekkillimle görüşme talep ediyorum. “ dedim, öne doğru iki adım attım ve polislerden biri durdu, “ Kısa tutmanız gerekiyor, sevk işlemi bekliyor.“ dedi, polislerden biri karşıda duran avukat görüşme odasının kapısına yönelerek açtı, arkasından odaya giderek Karanın oturmasını bekledim.

Odanın kapısı kapanırken derin bir nefes aldım “Kemal Karahan’ın yurt dışına gitmeyi planladığını biliyor muydun? ” dedim, gözlerimi ondan ayırmadan onun vereceği tepkiyi merak ediyordum açık açık.

“Oğlunu şirketin varisi yapmak istediğini biliyorum” dedi, sesi sakindi demek ki olan bitenden haberi vardı. Nasıl haberi olmaz Duru…

“Madem biliyordun neden en başında bana söylemedin? Bak Karan! beni avukatın olarak tuttun ama susarsan bu iş yürümez” dedim, sesim istemeden biraz yükselmişti ki Karan çenesini sıktı.

“Evet seni avukatım olarak tuttum ama bilmen gereken tek şey kardeşimi koruduğum” dedi, sesin sonunda ki ton onu savunmama yeterliydi fakat bu kez onun sesi de sertleşmişti.

İlk defa kontrolünü kaybetmeye bu kadar yakındı ama bir an duraksayıp yeniden konuştum “Bilge bana Ares’ten bahsetti, o da bu işin içinde olabilir mi? ” dedim, göz göze geldiğimiz anda sinirle güldü “O herifi bir elime geçirsem…” dedi, cümlesini tamamlamadı.

Yumruk yaptığı eli yavaşça gevşetti ama onu sakinleştirmeye çalışmadım aksine bunun hiçbir işe yaramayacağını biliyordum “Suskunluğunu koru sen anca, tıpkı tanıştığımız günkü gibi.” dedim, yüzündeki ifade bir anlığına değişti.

Hatırlamama şaşırmıştı o da, yutkundu ardından gözlerini benden kaçırdı “Birimizin susması gerekiyordu” dedi ve konuşmayı orada bitirdi.

Polislerden biri içeri girip konuşmamızı böldü “Artık gitmeliyiz” dedi bana ve yanımda ki müvekkilime bakarak, Karan çoktan ayağa kalkmıştı bile, belli ki o da bu konuşmanın bittiğini anlamıştı, Ama daha bitmemişti ki.

“Tamam” dedim utana sıkıla, ne yazık ki ondan öğrenmek istediğim kadarını öğrenememiştim ve şimdi tek umudum Savcı’nın talebimi ciddiye alıp Kemal hakkında yurt dışı çıkış yasağını değerlendirmesiydi.

Çünkü bunu yapmazsa ona kaçması için zaman kazandırmış olacaktık, Karan kapıya yöneldi tam çıkacakken durdu, hep böyle duraksıyordu, söyle be artık adam! İçinde ne fırtınalar kopuyorda o maskenin ardında gizliyorsun.

Bana dönmeden konuştu “Evime git, kasadaki belgeleri güvenli bir yere taşı.” dedi, işte böyle bana ipucu ver de canımı ye.

Başımı hafifçe salladım, en karmaşık anlarda bile birkaç adım sonrasını düşünebiliyordu.

Belki de onu bu kadar tehlikeli yapan buydu kim bilir? İçimde beliren o düşünceyi inkâr edemedim ama bu adama gitgide daha fazla saygı duymaya başlıyordum.

🕯️

Adliyeden çıktığımda Utku arabanın yanında beni bekliyordu yine peşime takılmıştı bu adam “Oo sonunda geldi Malatya güzeli” dedi gülümseyerek, belli ki benimle arkadaş olmaya çalışıyordu ama benim zaten bir tane arkadaşım vardı. Aman Duru he he de geç,

“Sen de hoş geldin de beni takip etmeyi ne zaman bırakacaksın?” dedim, yanına doğru yürürken ve büyük ihtimalle hanımağası yine onu göndermişti, gerçi bu kez işime geliyordu Karan’ın evini başka türlü nasıl bulacaktım ki.

“Karan evine gidip kasadaki dosyaları almamı söyledi.” dedim, Utku’nun kaşları hafifçe çatıldı, “Ben bütün evrakları polislerin götürdüğünü sanıyordum ama bir bakalım, gene de ağam dediyse vardır bir bildiği” dedi sonra elini anahtarı ister gibi uzattı.

Çantamdan çıkarıp anahtarı avucuna bıraktım ardından arabanın diğer tarafına geçip içeri bindim.

Telefonumu elime aldığımda birkaç cevapsız çağrı olduğunu fark ettim, ilki her zamanki gibi Deniz’dendi ardından annem aramıştı.

En altta ise Alev ve Damla’nın aramaları vardı, hepsini tek tek aramadan önce Deniz’i aramak için tuşa bastım bir kaç kere çaldıktan sonra açtı hemen, “Nasıl geçti” dedi, telefonu açar açmaz.

Sesinden meraktan çatladığı belliydi, kısa bir an sustum “Fena değil” dedim.

O iki kelime bile ona yetmişti pek ala, işlerin pek yolunda gitmediğini anlamıştı “Ama eğer Savcı söylediklerimi dikkate alırsa yurt dışı yasağı gelmesi an meselesi olabilir.” dedim, tam o sırada telefonun diğer ucundan hışırtılar gelmeye başladı.

Yine bir şeyler yiyordu “Tamam o zaman seni nerede bekleyeyim” dedi, ağzındaki lokmayı yutmaya çalışırken bir anda öksürmeye başladı.

İstemsizce güldüm “Helal, önce bir su iç” dedim, Utku arabayı çalıştırırken ben de hâlâ Deniz’in nefes alıp almadığını anlamaya çalışıyordum.

“İyi misin” dedim yeniden, bu kez sesi daha rahattı “İyiyim ben annenin yanına geçiyorum, orada görüşürüz” dedi, annemi tamamen unutmuştum.

Kim bilir evde şimdi neler düşünüyordu, “Tamam” dedim kısa keserek, telefonu kapatıp başımı cama yasladım ve yol boyunca uzanan ağaçları sessizce izledim.

🕯️

Karan’ın evinin önüne geldiğimizde Utku bana baktı “İşte geldik KaraKız” dedi, ardından tek hamlede kontağı kapattı.

Çantamı alıp arabadan indiğimde kapının önündeki korumalarla göz göze geldik ama onlar çoktan Utku’yu fark etmişti.

“Ne yapıyorsunuz koçum” diyerek, arabadan inip yanlarına gitti.

Bir anda hepsi konuşmaya başladı “İyiyiz abi seni sormalı” “Çok şükür abi”, sesler birbirine karışıyordu.

Ben ise bir an önce içeri girmek istiyordum “Ben Karan Bey’in avukatıyım” dedim göz temasını bozmadan, Utku bana dönüp “Avukat Hanım, ağamızı kurtarmaya geldi biraz mahremiyet tanıyın” dedi, sanki burada garip konuşan tek kişi bendim.

İçlerinden biri gülerek “Buyrun Avukat bacım” dedi, bacı senin diye geçirdim içimden tövbe tövbe biraz daha konuşsalar beni de aşirete katacaklardı.

Utku önden yürüdü ben de peşinden içeri girdim, topuklu ayakkabılarımın sesi evin içinde yankılanıyordu.

Etrafı dikkatle süzdüm, her şey sadeydi ve Siyah rengin ağırlığı her köşeye hâkimdi aralarda kullanılan lacivert detaylar bile o karanlık havayı değiştirmeye yetmiyordu.

Merdivenlerden yukarı çıktığımızda Utku sağdaki ilk odaya yöneldi, ben de peşinden içeri girdim “Burası artık senin geri kalanını sen halledersin” dedi umursamaz bir tavırla, Karan kasadan bahsetmişti ama şifresini nereden bilecektim k?

“Kasa nerede bir de şifresi ne” dedim etrafa göz gezdirirken, oda baştan aşağı dağılmıştı polisler bulabilecekleri her şeyi didik didik aramış gibiydi.

Utku masayı işaret etti “Kasa masanın altındaki gizli bölmede, şifresi de sanırım…” dedi kısa bir an duraksadı hafızasını yoklar gibi “180882” diye ekledi, daha başka hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve sanki birileri peşindeymiş gibi odadan çıkıp beni tek başıma bıraktı.

Kasayı bulup şifreyi girdikten sonra kapağını açtım, en üstte duran beyaz klasörü çıkardıktan sonra altındaki kırmızı klasöre uzandım, karşımdaki sandalyeyi çekip oturdum ve ilk açtığım klasörde şirketin mali raporları ve devir sürecine ait belgeler vardı, Karan bütün hisselerini Bilge’ye devretmişti.

Bu da demek oluyordu ki artık şirket adına atılacak imzalarda Karan’a ihtiyaç kalmamıştı, Bilge’nin tek imzası yeterliydi ama içimden tek bir soru geçti, bu kimin işine yarıyordu ki ?

Ares ile olan temasları devirden sonra da devam etmiş miydi, bunu öğrenmem gerekiyordu ardından kırmızı klasörü açtığımda karşıma Kemal ve Baran’la ilgili gizli belgeler çıktı.

Kemal Bey aslında Baran’ı evlat edinmişti yani öz oğlu değildi, bu da şirkette hak iddia edemeyeceği anlamına geliyordu.

O zaman neyi planlıyordu bu adam, tam o sırada telefonum çalmaya başladı dikkatim dağılarak, elimi cebime atıp ekranı açtığımda karşıdan gelen ses robotikti, belli ki sesini değiştirmişti.

“O dosyayı hatırlıyor musun Duru, hani sesin bile isteye sustuğu dosyayı” dedi, tırnaklarımı avuç içime geçirip gözlerimi kapattım “Kimsin sen” dedim, sesim bu kez daha sert çıkmıştı ki kısa bir sessizlik oldu,ardından aynı mekanik ses yeniden konuştu.

“Ya bu dosya da öyle kapanırsa?” dedi, içimi kaplayan o soğukluk üç yıl öncesini yeniden hatırlattı.

Sandalyeye oturup titreyen ellerimi sıkıca birbirine kenetledim “Saldırı olduğunda neredeydin Duru” dedi, bu kez nefesim düzensizleşmişti.

Sus artık! diye geçirdim içimden tam o sırada elimdeki telefon kayacak gibi oldu ama Utku uzanıp telefonu benden aldı.

“Güzel numara” dedi “Tehdit edeceksen adam gibi et koçum! He bir de arayacağın başka kimse kalmadı mı lan” diyerek, telefonu yüzüne kapattı ama sonra hiçbir şey olmamış gibi telefonu bana uzattı.

Neydi bu şimdi?

Utku sanki biraz önce hiçbir şey olmamış gibi bana baktı “Buldun mu bir şeyler KaraKız” dedi, bu adamın ani ruh hâli değişimlerine alışamayacaktım sanırım.

“Merak etmiyor musun” dedim, sorunsuz bir hayatım yoktu sonuçta az önce biri geçmişimle beni tehdit etmişti, omuz silkti “Neyi merak edeyim KaraKız ya atıp tutuyorlardır.” dedi, bu kadar rahat konuşabilmesi şaşırtıyordu beni.

Derin bir nefes alıp masanın üzerindeki dosyaları topladım ve artık buradan gitmeliydim, “Sen arabaya geç ben buraları son bir kez kontrol edip geliyorum.” dedi, başımı sallayıp odadan çıktım.

Ama aklım çoktan başka bir yere kaymıştı bile, koridorda duran fotoğraflar istemsizce dikkatimi çekiyordu. Ne bu merak Duru yerinde dur azıcık.

Ama nafile, kendimi çoktan fotoğrafların önünde bulmuştum.

Fotoğraflardan biri Karan’ın lise mezuniyetindendi, Ne kadar da tatlıymış, sonra diğerine uzandım.

Bu kez Bilge de vardı ve yanındaydı ama ikisinin de bakışları aynıydı sert soğuk ve mesafeli, o an anladım ki bu sadece Karan’a ait bir ifade değildi sanki bütün aile aynı gözlerle bakıyordu.

Bir diğer fotoğrafı elime aldığımda bu kez yanında kızıl saçlı bir kadın vardı fakat Karan’ın yüzündeki gülümseme diğer fotoğrafların hiçbirine benzemiyordu.

İlk kez gerçekten mutlu görünüyordu acaba kadın ona ne söylemişti de böyle gülebilmişti.

İstemsizce merak ettim ama bir süre sonra fotoğrafı yerine bıraktım ve koridora çıktım, o sırada Utku hızlı adımlarla merdivenlerden iniyordu “Sen daha binmedin mi arabaya?” dedi, binmiş gibi bir halim mi var burdayım işte.

Başımı hayır anlamında sallayıp kapıya yöneldim, korumalar kenara çekilince bahçeden geçip sonunda arabaya binebildim.

Derin bir nefes aldım ve içeride geçen konuşmayı düşündüm yalnız hâlâ rüyalarıma bile giren bir kâbustu, gözlerimi kapatıp koltuğa yaslandım.

Birkaç saniye sonra kendimi toparlayıp gözlerimi açtığımda Utku’nun karşıdan arabaya doğru geldiğini gördüm, bu adamın nasıl bu kadar rahat olabildiğini gerçekten anlayamıyordum.

Kapıyı açıp şoför koltuğuna oturdu, “Yolculuk nereye Malatyalı. ” dedi gülerek, kontağa anahtarı takıp arabayı çalıştırdı “Eve.” dedim sadece, sesimdeki durgunluğu o da fark etmiş olacak ki kısa bir bakış attı.

“Noldu sana? normalde bu kadar sessiz olmazsın sen.” dedi, tam cevap verecekken telefonum titredi aniden bütün dikkatim ekranda beliren mesaja kaydı.

Deniz: Savcı talebini kabul etti Kemal Karahan hakkında yurt dışı çıkış yasağı kararı verildi.

Savcı belli ki doğru yolda ilerliyordu bu iyi bir şey, en azından Kemal Bey artık elini kolunu sallayarak ülke dışına çıkamayacaktı.

Telefonu kilitleyip çantama bıraktım ve sonra camdan dışarı bakarken aklımda tek bir düşünce vardı köşeye sıkışan insanlar en tehlikeli hamlelerini yapardı umarım geç kalmamıştık.

Başımı çevirip Utku’ya baktım bu sefer gereğinden fazla sessizdi birkaç dakikadır tek kelime etmiyordu ve gözlerini yoldan ayırmıyor ara ara dikiz aynasına kayıyordu “Ne oldu” dedim.

Kısa bir an bana baktı sonra tekrar önüne döndü, “Bir şey yok” dedi, ama sesindeki o rahatlık kaybolmuştu, o sırada duyulan silah sesiyle irkilip koltuğa yapıştım. Noluyor?

Utku refleksle direksiyonu sertçe kırdı o kadar ani olmuştu ki bu hareket, “Eğil Karakız!” dedi, sesi ilk defa bu kadar ciddiydi, ne olduğunu bile anlayamadan kendimi koltuğun altına doğru bırakırken buldum.

Kalbim sanki göğsümden çıkacak gibi atıyordu.

Noluyordu silahlı bir çatışmanın içine bu kadar hızlı mı girmiştim ben “ Bunlar kim?!” dedim, sesim istemeden yükselmişti.

Utku cevap vermedi belindeki silahı çıkarıp emniyetini açtı ve gözlerini bir an bile yoldan ayırmadı, “Kafanı kaldırma!” dedi, sert bir sesle tam o anda ikinci bir silah sesi duyuldu mermi arka cama isabet edince istemsizce çığlık attım.

Utku dişlerini sıktı “Si*KT*rr…! ” diye söylendi, direksiyonu sertçe tekrardan kırarken silahını elinden bırakmadı.

Ama peşimizdeki araç hâlâ arkamızdaydı ve tam kurtulduk derken önümüzde siyah bir araç yanlayarak yolu kapattı.

Utku frene öyle bir bastı ki emniyet kemeri omzuma saplandı, “ Ciddi misiniz siz ya! ” dedim, sinirle başımı koltuğa yaslayıp derin bir nefes aldım.

Bugün savcılık, tehdit telefonu şimdi de silahlı saldırı vallahi millet bana kafayı takmıştı,“Arabadan inme.” dedi, Utku gözünü bile kırpmadan belindeki silahı kavrarken önümdeki araba’nın kapıları tek tek açılmaya başladı.

İçlerinden siyah giyinmiş adamlar indi dik dik bize bakıyorlardı, “Hay allah belanızı versin! ” diye söylendim, tam da bugün mü bulmuştunuz beni, sanki memlekette vuracak başka kadın kalmamış gibi hepsi beni bekliyordu.

İçimden kaçmak gelmiyordu, tam tersine kim olduklarını öğrenmek istiyordum.

Devam Edecek...

Wuhuuu! Nasıl Bölümde Ama 😅

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.