3. BÖLÜM
“Kırılma Noktası”
Kitabıma Hoş Geldiniz Kitabıma Şereflendirdiniz Keyif Dolu Okumalar Diliyorum Sizlere Ve Sizi Kitabımın Gizem, Tutku Dolu Macerasına Çıkartıyorum Kemerleri Sıkıca Bağlayın Yolculuğa Çıkıyoruz :)
Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan, ve rahatsız edici öğeler içermektedir . Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .
🎵 Kül 🎵
O kadar şey oldu dağılmadım,
Bir sözünle yerle bir oldum.
8 Ay Önce...
-Kavala/Yunanistan-
🌊
Dakikalar önce adını bile bilmediğim adamla şimdi aynı masadaydım önümde bir kaç dakika önce buharı üstünde gelen ızgara levrek duruyordu.
Elimde ise bir kadeh Ouzo vardı yunanların sözde milli rakısı duruyordu, itiraf Duru tadı güzel değil, hayat bazen gerçekten insanı şaşırtıyordu şuanda olduğu gibi.
Karşımda ki adam ise sadece denizi izliyordu " Neden böyle bir teklifte bulundun? " diye sordum aynı zamanda çatalımla ızgara levrekten küçük bir parça aldım ve yemeğe başladım, bana kısa bir bakış attı ardından kadehini eline alıp bir yudum içti, ”Sanki sen de böyle bir teklif etmemi bekliyormuşsun" dedi, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle, gözlerini üzerimden ayırmadı bir süre.
Salata kasesinden bir küçük bir çatal aldım ve tabağıma yerleştirdim ardından kısa bir lokma aldıktan sonra, "Nerelisin yani nerede yaşıyorsun? " diye sordum. Acaba gene çok mu soru sormaya başladın Duru?
Yanımda duran kadehten bir yudum daha aldım, bizim rakıya benziyordu ama bizimkinin yanında süt dökmüş kedi kalırdı, rakı dediğin biraz boğazı yakacak, insanı kendine getirecek.
Bu daha masumdu, “GBT'mi de ister misin?“ dedi gülerek, yemekten bir çatal daha aldı. Konuşmaya pek niyeti yok gibiydi, “ Konuşulacak konulara sen mi karar veriyorsun yoksa benim tekrar denememi mi istersin“ dedim, kaşımı hafifçe kaldırarak artık bu suskunluk gerçekten sinirimi bozmaya başlamıştı, kısa bir süre sustu ardından derin bir nefes aldı, “İstanbul'da yaşıyorum ama yurt dışına sıklıkla giderim.“ dedi sonunda, en azından ağzından birkaç cümle almayı başarmıştım bu da bir şeydi herhalde.
“O yanında duran adamlar kimdi koruma falan mı? “ dedim gülümseyerek, ama o yüzündeki ifade bir anda değişti, sanki az önceki rahat tavrından eser kalmamıştı bakışları sertleşti birkaç saniye bana baktı sonra kadehini eline alıp bir yudum daha aldı, “Onları boş ver“ dedi sakin ama mesafeli bir sesle “ Sen sadece yemeğini ye“ dedi gözlerini yeniden denize çevirirken, içimden sadece tek bir şey geçirdim bu adamın sakladığı şey sadece mesleği olamazdı.
Yemekten kalkmıştık, sonuç olarak bu akşam ondan öğrendiğim tek şey İstanbul'da yaşadığı ve sık sık yurt dışına çıktığıydı yanında duran adamları sorduğumda ise yüzündeki ifade bir anda değişmişti, sanki yanlış kapıyı çalmıştım; o bakışları hâlâ aklımdaydı, "Bar kısmına geçmek ister misin?" dedi, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi.
Olur anlamında başımı salladım birlikte yavaş adımlarla bar kısmına doğru yürüdük, ”Ne içmek istersin?” dedi bar taburesine oturmamı beklerken, ayağa kalktığında daha net göre bilmiştim fiziğini maşallah allah sahibine bağışlasın, " Pina Colada " dedim sesim farkında olmadan biraz kısılmıştı, hadi ağzının suyu aktı deme daha içecekler bile gelmedi ama sen çoktan içmiş gibisin.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı galiba benim onun kadar sert içkiler içmediğimi anlamıştı,”Bari adını söyle de sana nasıl hitap edeceğimi bileyim.” dedim, meraktan çatlıyorsun deme Duru, bir insanın adını öğrenmek için bu kadar uğraşılır mıydı bilmiyordum ama ben uğraşıyordum.
“Adımı öğrenecek kadar samimi daha olmadık.“ dedi, daha mı samimi olmamız gerektiğini ima ediyordu yoksa.
Söylediğim içkiyi bana uzattığında, “Katil olduğumu biliyor muydun?“ dedim, aslında tamamen sallıyordum belkide…
Aklımdan geçen tek şey polis olabileceğiydi ama yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı ama tam aksine başını hafifçe geriye atıp güldü.
“Polis falan mı olduğumu düşünüyorsun?“ dedi, zeki adamdı hemen çakmıştı neler düşündüğümü, “Değil misin?“ dedim içkiden bir yudum alarak, bakışları hayır anlamında söyleniyordu “Hayır değilim olsamda söyler miydim, zannetmiyorum“ dedi, kendi içkisine uzanarak parmaklarıyla bardağı sertçe kavradı, bu adamın ağzından iki kelime almak bile ayrı bir mücadeleydi.
Cebinden sigara paketini çıkardı, ilk kez onu sigara yakarken görüyordum içtiğine şaşırmıştım ama yakışmıştı, paketten bir dal alıp dudaklarının arasına sıkıştırdı çakmağını çakıp derin bir nefes çekti ardından dumanı ağır ağır havaya bıraktı, "Bir tane de ben alabilir miyim?" dedim, elindeki sigara paketini işaret ederek dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı paketi bana doğru uzattı, ”Sigara kullandığını tahmin etmezdim” dedi, niye ben insan değil miyim…
"Pek içmem ama konuşacak başka ortak nokta bulamadım " dedim, paketten bir dal alırken, çakmağını bana doğru uzattı ve çakmağı yaktı ardından eliyle araladı ateşin sönmesini engelleyerek, sigarayı alevin üzerine eğip yaktım, derin bir nefes çekip dumanı yavaşça havaya bıraktım…
8 Ay Sonra...
-İstanbul-
Deniz göz ucuyla bana baktı " Nereden tanıyorsun sen bu adamı " dedi, derin bir nefes alıp bardağı masaya bıraktım, ne sen sor ne ben söyleyeyim.
"Aslında ben de tam tanıyorum sayılmam, sekiz ay önce Kavala'da tesadüfen tanıştık birlikte yemek yedik sonra herkes kendi yoluna gitti, o günden sonra da hiç görüşmedik. " dedim, Deniz birkaç saniye yüzüme baktı sonra hafifçe güldü. O gülüşü tanıyordum…
"Sen şimdi bana koskoca Büyükelçinin seni tek akşamlık bir tanışmadan sonra unutmadığını mı söylüyorsun.” dedi, kaşımı kaldırdım, “Ben de zaten bunu anlamaya çalışıyorum.” dedim. Aslında ben çoktan unutmuştum onu ama belli ki o unutmamıştı.
Utku dışarıdan gelip tekrar sandalyesine oturdu, ”Hanımağam artık işlemlere başlamanız gerektiğini söyledi " dedi, sanki Bilge'nin her dediği kanundu.
"Senin hanımağan biraz da kendi işine karışsın ve zaten seni de peşime taktı" dedim ayağa kalkarken, Utku'nun yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu, hahaha çok komik dercesine yüzüne baktım.
"Hanımağamın sözü emirdir Karakız" dedi umursamaz bir tavırla, gözlerimi devirip çantamı omzuma taktım ve evet bu adamla daha ilk günden didişmeye başlamıştık bile. Hem Karakız ne ya!
Deniz'le göz göze geldim, "Seni ofise bırakırım oradan da ben eve geçerim." dedim, bir an önce kendimi eve atmak istiyordum.
Deniz de ayağa kalktı ve “ Bu adam da mı seninle gelecek?" dedi, başıyla Utku'yu işaret ederek ardından derin bir nefes aldım.
"Bilmiyorum ama evime sokmayacağımdan emin ol.” dedim, Utku ikimizin konuşmasını duymuş olacak ki kollarını göğsünde birleştirip bana döndü. "Hanımağam eve kadar eşlik et dedi Karakız kapının önünde nöbet tut demedi merak etme." dedi, dudaklarımı birbirine bastırdım.
Yok bir de deseydi, yani gerçekten git kal dese kalmasına ben müsade mi edecektim, daha neler!
“Çok şükür. bir de onu yapaydın” dedim, yapta görelim dermişcesine baktım, deniz arkadan kahkaha atarken kafeden çıktım ve arabaya doğru yavaş adımlarla yürüdüm.
🕯️
Deniz'i ofisine bırakmış gerekli belgeleri teslim etmiştim ve arabada sadece ikimiz kalmıştık, Utku son ses açtığı türküyle bütün mahalleye konser veriyordu, şaka gibi gerçekten hayatım dün nasıldı bugün nasıl.
"Şu müziğin sesini biraz kısar mısın!" dedim sitemle, sanki ağası hapiste olan bendim.
Tamam anlamında başını salladı ve radyoya uzandı sesi hafif kıstı, bende denize dönüp “Sen gerekli belgeleri incele ben eve gidip şu flash belleğe bakacağım“ dedim, Deniz bir kaç adım atıp ofisin içine geçti, Utku da arabayı çalıştırıp ilerlemeye başladı, “Nerelisin sen?“ dedim ona bakarak, gülerek bana baktı “Belli olmuyor mu?“ diyerek soruyu tekrar bana yöneltti, sanırım o da doğuluydu hatta belki diyarbakırlı da ola bilirdi.
“Diyarbakırlı mısın? “ dedim, başıyla onayladığında emin olmuştum “Sen nerelisin ? “ dedi, sorusunu yarım bırakmadan, “Malatyalıyım“ dediğimde gülümsedi “Malatya ha…” dedi başını hafifçe sallayarak “Neden şaşırdın mı” dedim “Yok” dedi, ama baya bir şaşırmış gibiydi yüz ifadesi.
“Sadece insan kendi memleketine yakın bir yer duyunca ister istemez dikkat ediyor.” dedi, sevinmiş gibiydi de yakın olduğumuza kendine inandırmıştı sanırım.
“Sen Diyarbakırlısın sonuçta” dedim, başıyla onayladı “Evet” dedi, ardından.
“Doğunun insanı başka olur.” dedi, sanki yıllardır memleketine hasret kalmış gibiydi ya da bana öyle gelmişti, davranışları ile sadece bir memleket sohbeti yapıyordu ne fazlası vardı ne de eksik sadece iki farklı şehirden gelen iki insan aynı yolun içinde kısa bir sohbet.
Saat: 12:00
Eve girdiğimde derin bir oh çektim, sonunda diyebilmiştim ne gündü be valla bu kadar yorulacağımı bilseydim hiç gitmezdim. Şaka yapıyorum tabi ki giderdim, yoksa meraktan ölürdüm büyük ihtimalle.
Çantamı masanın üzerine bırakıp üzerimdeki ceketi çıkardım ardından günün bütün yorgunluğu üzerime çökmüştü ama dinlenmeye hiç vaktim yok gibiydi, aklım hâlâ flash bellekteydi.
Salondaki masaya geçip bilgisayarı açtım çok geçmeden küçük siyah flash belleği elime aldığım, içimde garip bir huzursuzluk oluşmuştu peki bu benimle mi ilgiliydi yoksa bu dosyalardan ötürümü böyle hissetmişti.
Bazı şeyleri öğrenmek istemezsin ama bilmediğin her şey daha büyük bir tehlike yaratırdı.
Flash belleği bilgisayara taktım sonrasında ekranda birkaç klasör belirmişti birine tıkladım, dosyanın üzerinde yazan isimle birlikte “Kemal Karahan. “ dedim, sesim farkında olmadan çıkmıştı, belgeler çok fazlaydı ilk önüme gelen dosyaya tıklamıştım ama karşıma çıkan isim hiç beklemediğim biriydi.
Dosyayı açtım ekrana gelen ilk şey hesap dökümleriydi, tarihler, rakamlar ve farklı hesaplara yapılan para transferleri vardı sayfaları inceledikçe kaşlarım daha da çatıldı ve neden huzursuz olduğumu anlamaya başlıyordum.
Bazı belgelerde Kemal Karahan’ın imzası bulunuyordu, yıllar öncesine ait anlaşmalar, ödeme kayıtları ve onaylanmış evraklar vardı hepsinde aynı isim tekrar tekrar karşıma çıkıyordu Kemal Karahan.
Parmaklarım yavaşladı, bu belgeler neden Bilge’nin elindeydi ve neden bana vermişti ki?
Bir sonraki sayfaya geçtiğimde yine aynı şeyi gördüm yeni bir transfer kaydı, yeni bir imza ve cevaplanmayı bekleyen onlarca soru.
Bir kaç dakika durdum ve düşünmeye başladım Bilge dedesinin bütün varlıklarını babasına devrettiğini söylemişti, kinlenmekte haklı demiyorum ama yapması en ihtimal olan tek kişi o adamdı.
Farklı bir dosyaya bakmaya başladım bu sefer de, ama pek sonuç doğuracak tek bir bilgi yoktu zaten, telefonumu alıp güncel haberlere bakmaya başladım ve hala Büyükelçi Karan Karahan’la alakalı tek bir haber yoktu, zaten bu kadar erken olmayacağını biliyordum gizlilik en üst korumada olmalıydı.
Telefonu kenara bırakıp duş almak için banyoya geçtim.
Duştan çıktığımda bornozun ipini sıkıca bağladım vücudum sonunda rahatlamayı başarmıştı ıslak bedenim havluyla temas ettiğinde mayışmaya başlamıştım bile fakat hala yapmam gereken bir ton iş vardı, bende odamdan çıkıp oturma odasına geçtim ve koltuğa yayılarak ayaklarımı uzattım.
Saçımdan damlayan damlalar yüzümden akarken kapının sesi beni bir saniyeliğine irkiltti, kimseyi beklemiyordum bugün kim ola bilirdi ki?
Kapıya doğru yaklaştığımda dışardan bir ses yükseldi, “Duru’m, kapıyı aç güzel kızım“ dedi, karşıda ki ses annemindi.
Derya sultan mı gelmişti? Yok artık ya gerçekten.
Kapyı yavaşça araladım onun burda değil malatyada olması gerekiyordu çünkü, “Anne? Burda ne işin var“ dedim, ama benim yanımdan hızla içeri girerek elinde ki torbaları mutfağa bıraktı, hangi ara geldin ki insan arar evde misin işte misin diye.
“Geldim işte hem seni görmeden benim içim rahat eder mi? “ dedi, bana doğru gelip sıkıca sokulmamı sağladı sonra yüzümü yavaşça ellerinin arasına alıp,
“Benim güzel kızım zayıflamışsın gene.“ dedi, işten güçten zaman mı var annem.
“Ama bak sana memleketten bir sürü şey getirdim.“ diyerek mutfağa geçip büyük bez torbayı açmaya başladı, harika en iyisi ona yardım etmek ve sonra işime devam etmekti.
“Tereyağını dolaba koyalım da erimesin, çökelekte getirdim seversin sen“ dedi, dolabın donduran kısmını açtı ardından yerleştirmeye yavaştan başladı, “Anne gerek yok, asıl sen dinlen o kadar yol geldin ben hallederim“ diye bildim, ne yaparsın annem işte gene evde ne var yoksa buraya getirmişti her zaman ki gibi.
“Tamam o zaman sen kapıda ki bavulu getir sadece.“ dedi, bende açık olan kapıdan bakarak bavulla göz göze geldim kalmaya niyetliydi…
Çay koymuş her şeyi hazırlamıştı annem, bu huyunu o kadar çok seviyordum ki evde pişen yemeklerin kokusunu en son iki ay önce koklaya bilmiştim.
“Sende git üstlerini değiştir, üşütme.“ dedi, üşütme ile alakası yok bence.
Ama ben gene de dediğini yapıp odama doğru geçtim, ardından dolabın kapağını açıp beyaz tişörtümü ve şortumu çıkardım, üzerime geçirip havluyu başıma sardım, ve tekrardan mutfağın yolunu tuttum.
Annem bardaklara çayı doldurmuştu hiç vakit kaybetmeden, Sultanımın yanına oturdum, ve gene soru sormaya başladım neden hiç soru sormadan geçinemiyorum?
“Babam nasıl ?“ dedim, bayadır babamla konuşmuyorduk gözleri ile beni süzerek baktı, “ yidir iyi “ dedi, geçiştirerek, kesin bir şey vardı acaba bilerek mi buraya geldi yoksa babam tekrardan oraya mı dönmemi istiyordu?
“Sen onu bunu boşver, Deniz ne yapıyor ?“ dedi, gene başlıyorduk illa aramızı yapıcaksın deme yani arkadaşım olmasa ben bile yutucam bu numaraları.
“İyi bir dava aldık bugün, onlara bakıyor ofiste.“ dedim, annemin yüzü düşmüştü ben biliyorum senin karın ağrını da neyse annem.
“Çocuğu çağırda gelsin boğazından bir parça bir şey geçsin.“ dedi mırıldanarak, yani bana bunu yaptıracaksın cidden annem, “Tamam ararım şimdi gelmek isterse gelir.“ dedim geçiştirerek, çünkü ne yapmaya çalıştığı belliydi.
Çaydan bir yudum aldım ki tükürmeme ramak kalmıştı, “Anne gene mi!“ dedim, masada ki peçeteye uzandım “Kaçak çay sevmediğimi daha kaç sefer söylemeliyim sana.“ dedim, asla sevmezdim zaten çayda sevmezdim hele kaçak çay asla, “İdare et bu seferlik.“ dedi, gözlerimin içine bakarak, telefonumu almak için kalktım ve salona geçtim masanın üzerinde ki telefon alıp mutfağa geri döndüm.
Denizi aramak için ekran dokundum ve telefonun bir süre açılmasını bekledim, “ Efendim…Karakızzz “ dedi, açtığı sırada, Utku’nun taklidini yaparak.
Hahaha çok komikti, “Annem geldi, seni çay içmeye çağırıyor. “ dedim kısa ve net bir ifadele ile, arkadan gülerek devam etti, “ Tamam birazdan gelirim, Derya teyzem gelmiş gelmesem olmaz.“ dedi, “Gelirken bir şey lazım mı? “ diyerek ekledi, “ Hayır bütün malatyayı toplayıp gelmiş zaten.” dedim gülerek.
Ardından telefonu saniyeler içinde kapattı…
Annem hem çayını içiyor hemde bana bakıyordu “Noldu sizin iş? “ dedi, hadi buyur gene başladık ya.
“Ne işi anne? “ dedim, Denizle aramızda bir şey var mı dercesine bakıyordu ama sanki inatla aramızda bir şeyler olmasını istiyordu, “ Hala evlenemedin Duru, 30 yaşına geldin.“ dedi, sistemle bana ne evlenmeyeceğim diyemedim dersem o bana birini zorla ayarlatırdı sonuçta yapmadığı şey değildi.
“Annem ben kariyerimin zirvesindeyim, he eğer turşu kurmamı istiyorsan onu da yaparım. “ dedim kahkaha atarak, ama o buna pek sevinmemişti.
“Tek bir kızım var onun mürvetini görmek bizimde hakkımız. “ dedi, bu konulara karnım toktu, “Ben o işler için fazla gencim annem.“ dedim, bu sefer kurtulmak için kaçmalıydım, artık yoksa bu konularla başım yanacaktı.
“Dosyalara bakmam gerek yarın ifade vericek müvekkilim.“ dedim, ayağa kalktım annem ise tamam anlamında sessizce durmuştu, salondan bilgisayarı alıp odama geçtim ardından yatağa yayılarak bilgisayarı dizlerimin üzerine aldım .
Tekrardan dosyalara bakındım bir kaç sayfa daha çevirdikten sonra Baran Karahan adına yazılmış dilekçeleri gördüm o kimdi? Diye geçirdim içimden.
🕯️
Google açıp en mantıklı yaptığım araştırmayı yaptım ismi yazıp araştırdım tam da tahmin ettiğim gibi biriydi zengin, kızlarla yatıp kalkıp babasının parasını yiyen zengin çocuğuydu, artı olarak gazete sayfalarında baya iyi yazılmış olmasıydı,
Kapının zili gümbür gümbür çalıyordu Deniz gelmişti.
Deniz’e çay koyduktan sonra karşısına oturdum, “Kemalin bir çocuğu olduğunu biliyor muydun? “ dedim, hayretle bana baktı, “Hayır, kütükte görünmüyor. “ dedi ekleyerek, tabi ki görünmezdi belli ki gayrimeşru çocuğuydu ya da daha farklı.
“Oğlunu yeni varis olarak şirkete geçmesini istiyor ola bilir.” dedim. En mantıklı senaryo buydu belli ki, Annem yanımıza geldi, “Daha çok işiniz var mı? “ dedi araya girerek, kim bilir ne istiyordu ki “Bitti Derya teyzem,bir şey mi istiyorsun? “ dedi Deniz gülerek, annem bu sefer bana baktı.
“Siz Duruyla gidin gezin diyecektim.“ dedi, ne anne ciddimisin ya ben bu kadını anlamakta zorlandığım gibi hiç bir davada zorlanmadım.
“Anne? “ dedim, sesim bir tık yüksek çıkmıştı, kaşlarını çatarak bana baktı.
“Ne kızım Deniz oğlum yabancımı,“ dedi sesinde ki tını ile devam ederek, “Hem biraz kafan dağılır çıkın siz ben buraları toplarım. “ Dedi, Denizle ikimize baka kalmıştık gözlerimi yumarak büyük offff! çektim içimden.
“ Pekiii “ dedim, annemin bakışını yakalayarak, illa gitmemiz mi gerekiyor der gibi baktım, pes ederek. “Ama erken geliriz ona göre, yarın 9 da savcı ile görüşmem var “ dedim, sınırlarımı koyarak.
Deniz beni kapıda beklerken gülmemek için zor tutuyordu kendini, saçlarımı kurutup ve altıma sade eşofmanı çekip gelmiştim kapıya, gün sonunda kendini kafede bulacağımdan habersiz, halbuki ki bugün ki planlarım farklıydı.
“Kahve içeriz bir kafede sonra direk eve.“ dedim net bir ifadeyle, netlik seven biriyim ne yaparsın, Deniz tamam anlamında başını sallayarak ayakkabılarını giyiyordu bende sporlarımı giyinip anneme döndüm.
“Biz çıkıyoruz…” diye seslendim annem’e, koşar adımlarla yanımıza geldi ve her zaman olduğu gibi.
“Dikkat et bu kıza Deniz oğlum, ne yapacağı belli olmaz “ dedi, sanki ben kafede ne yapacaktım.
“Tamam Derya teyzem, sen merak etme dinlen. “ dedi sorun olmaz bakışları ile, biz çıkarken arkamızdan bakan annemin aklından neler geçiyordu kim bilir ona her zaman söylemeye çalıştım, Deniz benim en yakın dostum ama dinleyen kim…
🕯️
Kafeye geçtiğimizde en arkalara doğru geçip en köşe de ki masaya oturduk, “Ne içersin ? “ dedi Deniz, her zaman olduğu gibi, “Türk kahvesi.“ dedim, elini garsonun göreceği şekilde kaldırdı ve gelmesi için işaret etti.
“Yok artık! “ dedim sesli bir şekilde, Deniz baktığım tarafa doğru baktığında Utku’yu görmüştü.
Cidden bizi mi takip ediyordu? Tamam anladım korumaydı ama ben normal bir günümde arkadaşımla kahve içmeye bile çıkamayacak kadar nasıl bir davayı kabul etmiştim ki.
Bu sefer çok fazlaydı, ayağa kalktım ve o daha kafeden içeri bile giremeden önünde durdum, “Senin burda işin ne? “ dedi, bana bakıp sadece güldü, komik mi?
“Hanımağam sana bir şey iletmemi istedi. “ dedi ve devam etti, “Kemal Karahan yarın ilk uçakla Fransaya gidiyormuş onu durdurması gerektiğini söyledi.“ Bir bu eksikti zaten hanımağan az yesinde kendine uşak tutsaydı diyecektim de zaten tuta bileceği kadar hem parası hemde uşağı vardı zaten.
“Tamam ben halledicem o meseleyi. “ dedim, “Ama bir dahakine hanımağana söyle buraya kadar yollamasın seni, telefon diye bir icat var haberi yok mu daha!“ Deniz oturduğu masadan ayağa kalkıp yanımıza doğru yaklaştı, “KaraKızz adam da işini yapıyor emir kulu o ne yapsın. “ dedi kahkaha atarak, sert bir bakış attım ona bu adama yüz vermemeliydi.
“Bak ben bu delikanlıyı sevdim, he bir de Ağam’da size bütün imkanları vermemi söyledi o yüzden çekinmeyin ne ihtiyacınız olursa söyleyin.“ dedi, gene arada türkçesi kayıyor gibiydi, “Şuan tek istediğim yalnız kalmak ve arkadaşımla kahve içmek. “ dedim tek istediğim buydu, tamam anlamında başını salladı ve bir kaç dakika sonra kafeyi terk etti.
🕯️
Başımı yastığa koyduğumda ne kadar yorulduğumun farkına vardım, ne gündü ya diye geçirdim içimden.
Yarın büyük zorlu bir ifade beni bekliyordu önce gidip dilekçe verecektim ardından yurt dışı yasağını o adam gitmeden sisteme girilmesi için savcıyla dolaylı yoldan olmadan ima edecektim.
Yoksa elimizde ki tek delil yok olacaktı, bunları kafamda oturturken yavaşça kapanan göz kapaklarıma teslim olumuştum.
🕯️
Sabahın kör saatiyle alarmım delicesine çalmaya başlamıştı bile, artık harekete geçme vakti kalk Duru.
Elimi uzatıp alarmı kapattım ama yataktan kalkmaya hiç niyetim yoktu ki birkaç saniye tavana bakıp dün gece yaşananları düşündüm Kemal Karahan o isim, o belgeler ve o imzalar hâlâ aklımdaydı.
Eğer gerçekten kaçmaya çalışıyorsa buna izin veremezdim ki vermeyecektim.
Yataktan kalkıp üzerime bir şeyler geçirdim klasik avukat takımımı giyindim ve saçlarımı aynanın karşısında duran lastik tokayla topladım ardından salona çıktım.
Annemin nerde olduğunu tahmin edemezken bir kaç adım sonra çoktan mutfağa girmiş olduğunu fark ettim.
Her zamanki gibi erkenden kalkmış, çayı koymuştu, “Duru’m kalktın mı sonunda.” dedi arkasını dönerek “Anne sabah sabah başlama, daha beynim açılmadı.” dedim mutfağa geçerken, bana bakıp gülümsedi.
“Yine suratın asık, dünyayı sen mi kurtaracaksın kızım?” Dedi, anlamsız gözlerle etrafıma baktığımda ona cevap yetiştirmekle meşguldüm, “ Biri kurtarmazsa dünya kendi kendini kurtarmıyor anne. ” dedim çantamı alırken, masaya kısa süre oturup önüme koyduğu çaydan bir yudum aldım, “Kaçak çay mı bu gene? ” dedim yüzümü buruşturarak.
“Duru, bir gün de şikayet etmeden iç şu çayı.” Dedi sitemle, ama bir anda gelip bütün düzenimi bozan kendisiydi, “Anne ben sana kaç kere söyledim bunu sevmiyorum diye.” dedim bu sefer ben sitem ediyordum.
“ İç işte, memleketten geldi” dedi, gözlerimi devirdim ama daha fazla uzatmadım daha fazla, annem beni birkaç saniye izledikten sonra kaşlarını çattı.
“Yine doğru düzgün bir şey yemeden çıkacaksın değil mi? ” dedi üzülerek, anlıyordum onu fakat ben Adliye’nin kantininde de kahvaltı yapa bilirdim.
“Anne savcı bekliyor, kahvaltı değil.” Dedim bir an önce kalkmaya çabalayarak, annem ise deva etti. “Her şeyi de işe bağlıyorsun.” Diyerek benim gibi gözlerini devirdi.
“Çünkü benim işim var.” diye bildim evet gerçekten işim var ve kalkmam gerekti, sandalyeden kalkıp masanın üzerinde duran çantamı omzuma taktım, ardından bilgisayarı ve dosyaları kontrol ettim.
Bugün sadece bir görüşme değildi, bugün o adamın gerçekten kaçıp kaçamayacağını belirleyecek gündü.
Devam Edecek…