2. BÖLÜM
“Geçmişten Geleceğe”
Öncelikle kitabıma hoş geldiniz :) sizleri burada görmek çok güzel tekrar tekrar teşekkür ederim iyi okumalar dilerim .
Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .
🎵 Pinhani – Dünyadan Uzak 🎵
Hiçbir Tesadüf Senin Kadar Muhteşem Değildi .
Ben anlatamadım. içimde biriktirdiğim, boğazımda düğüm düğüm olanları anlatamadım. Gülüşlerin arkasına sığındı gözyaşlarım. Boğazımın ortasında yumru oldu yutkunamadım. evime sığamadım, geceleri de uyuyamadım, nefes alamadım bazen. Geçmedi anlatamadım. Ben her zaman çok sevmenin yeteceğini düşünürdüm şimdi ise size, çok sevmenin yetmediği kalbimde ki derin acıların birer birer yok olmadığı, kimseyi bir daha sevemediğim yerden yazıyorum...
Saat : 09:03
Sonunda trafiği atlatıp Maslak'taki o devasa rezidansın girişine gelebilmiştim ne yoldu ama bir an hiç bitmeyecek gibi gelmişti, kapıda bekleyen güvenlikler daha arabayı görür görmez bana döndüler ordan bakınca nasıl göründüğümden bir habersizdim ve birkaç metre ileride duran vale ise sanki arabadan inmemi bekliyordu artık, derin bir nefes alıp kontağı kapattım.
Kapımın açılmasına fırsat vermeden çıktım arabadan bir an önce gidip şu kardeşle konuşmak istiyordum, arabanın kapısını usulca kapattıktan anahtarı görevliye bıraktım ve doğruca girişe yürüdüm.
Otomatik kapılar açılır açılmaz yüzüme sıcak hava çarptı bu soğuk havada iyi bir izlenim yaratmıştı. Ne bekliyordun ki Duru, adamların parası var, tabii içerisi sıcacık olacak.
Lobiye doğru yürürken arkamdan gelen baskın bir sesle durdum. "Duru Akar ?" dedi, kafamı sesin geldiği yöne çevirdiğimde karşımda uzun boylu, hafif esmer bir kadın vardı.
Saçları kusursuzca toplanmıştı ve duruşu desen sanki doğuştan asildi.
Kadını baştan aşağı süzdüm ne yapıyorsun Duru.
Bir dakika...Bu kadın otelde mi çalışıyor, yoksa saraydan kaçıp buraya mı gelmiş ?
Ona doğru gelmem için bekledi, ben yürürken arkasındaki korumalardan biri kulağına bir şeyler fısıldadı, belli ki benim hakkımdaki bir bilgiydi ki çoktan önüne düşmüştü.
Yanına vardığımda hafifçe gülümsedi, sıcak biri gibi duruyordu ama o kadar da değil, kadının yüzüne bakıyordum, tek bir mimikten bile ne düşündüğünü anlamak mümkün değildi aynı abisi gibiydi.
Resmen ifadesini kasaya kilitlemişti, en sonunda elimi uzattım."Bilge Hanım sanırım" dedim, Karan yazdığı notta alt kısma belirtmişti ismi, gerçi sormama bile gerek yoktu, karşımda duran kadın resmen Karan'ın kadın versiyonuydu.
Aynı duruş, aynı soğukluk... İnşallah karakteri de ona benzemezdi çünkü bir Karahan'ın suskunluğu bile fazlasıyla yorucuydu, ikinciyi kaldıracak sabrım yoktu.
Elim havada kaldı ve o sadece tokalaşmak yerine gülümsedi, evet bu kesinlikle abisinin kız kardeşiydi,“Tanıştığımıza memnun oldum, vakit kaybetmeden Lobi’nin Bar kısmında konuşalım" dedi.
Aynı ses tonu... Aynı kontrol merakı... Allah'ım bunlar ailecek mi böyleydi? Birinin ağzından iki kelime almak zaten zorken şimdi bir yenisiyle uğraşacaktım.
Bilge önden yürümeye başladı, topuklularının sesi koca Lobi’de yankılanıyordu, her adımı kendinden emindi.
Üzerindeki elbise de bunu destekliyordu, artı olarak resmen üzerine dikilmiş gibiydi, bütün hatlarını ortaya çıkarıyordu.
Gözüm arkamızdan gelen korumalara kaydı, sayıları hiç de az değildi.
Ee tabii, abisi gözaltındaydı, kadın da kendini riske atacak değildi.
Barın olduğu yere geçtiğimizde bana ne içeceğimi sorar gibi baktı, bu saatte alkol içecek değildim, bir de dönüşte arabayı ben kullanacaktım, gerçi birazdan Deniz gelecekti, istesem içebilirdim ama daha ilk görüşmeden kendimi riske atacak değildim, birkaç saniye sonra bana dönüp "Bir şey içmek ister misin ?" diye sordu, sesi bu kez daha yumuşaktı, ilk defa karşımdaki kadın milyarlık şirket yöneten Bilge Karahan gibi değil de normal biri gibi davranmıştı, açıkçası bunu hiç beklemiyordum.
"Sade Türk kahvesi" dedim, ayakta kalabilmem için gerekliydi, hem uykumu açardı hem de düşünmeme yardımcı olurdu, Bilge başını hafifçe çevirip barın arkasındaki görevliye baktı, adam tek kelime edilmeden ne yapacağını anlamış gibiydi, önce kahvemi hazırlamaya yöneldi, ardından yeni açılmış kırmızı şaraptan bir kadeh doldurup Bilge'nin önündeki bar tezgâhına bıraktı.
Bilge ise kadehi parmaklarının arasında yavaşça çevirdi, ben daha fazla bekleyemeden soru yağmuruna doğru yol aldım, " Abiniz beni size yönlendirdi, dosyadan haberdar olduğunuzu biliyorum ama ben duyduklarımı değil, gerçekleri öğrenmeyi tercih ederim " dedim.
Bilge derin bir nefes aldı, yüzündeki ifade bir anda değişti, sanki biraz önceki o soğukkanlı kadın gitmiş yerine omuzlarında ağır bir yük taşıyan biri gelmişti, artık anlatmalıydılar zaten kaçacak yerleri kalmamıştı, madem bana güvenmiyorlardı neden bu dosya için beni seçmişlerdi ki, birkaç saniyelik sessizliğin ardından elindeki şarabı tek yudumda bitirdi, boş kadehi tezgâha bırakıp bana baktı, " Karan'ın senin gibi bir avukatı seçmesi anlamsız... “ dedi, bu kez beni baştan aşağı süzüyordu, kaşımı kaldırdım, ciddi miydi bu kadın, beni mi küçümsüyordu, mükemmel olduğumu iddia etmiyordum ama kazandığım davalar sayesinde adliyede adımı bilmeyen pek kimse kalmamıştı, o yüzden birilerinin beni hafife almasına da pek alışık değildim.
Kaşımı hafifçe kaldırdım, " O zaman bu soruyu bana değil, beni arayan abinize sormalısınız" dedim, "Çünkü bu masada bulunmayı ben değil, abiniz Karan istedi. " dedim.
Sinirli değildim ama sanki bu masaya oturmayı ben istemişim gibi konuşması kısa süreliğine sinirlerimi bozdu, o ise sadece belli belirsiz gülümsedi.
O sırada bardaki görevli kahvemi önüme bıraktı, fincanın kulbunu kendime doğru çevirdim, kahve fincannını sıcaklığını avuçlarımda hissedip bir yudum aldım, sessizlik birkaç saniye daha sürdü.
Bilge elindeki kadehle oynadı kendini kandırırcasın, bakışları boşluğa kaydı, sanki söyleyecekleri boğazına düğümleniyordu.
Sonunda derin bir nefes aldı düşüncelerine ara vererek. "Kıskançlığı beni deli ediyordu" dedi, sesi ilk kez o kendinden emin tonunu kaybetmişti. "Ares…Eski nişanlımdı, başlarda bunu korumacılık sanıyordum ama zaman geçtikçe sahiplenmekten çok beni kontrol etmeye başladı, nefes aldığım her yere karışıyordu, sonra işler iyice değişti, artık sadece kıskanç değildi..." dedi, kısa bir an sustu, dudaklarını birbirine bastırdı.
"Psikopatlaşmıştı." dedi, dudaklarında beliren o gülümseme mutluluktan çok acının en sessiz haliydi, insan bazen ağlayamazdı ya, onun ki de tam olarak öyleydi.
"Şirketleri birleştirme kararı almıştık, daha doğrusu ben öyle sanıyordum, Ares'in planı başından beri şirketimi ele geçirmekmiş, nişandan hemen sonra birkaç avukatla kapıma geldi, önüme bir sürü evrak koydu, benim imzamı aldı, sonra da Karan'ın..." Dedi, bir anlığına sustu, bakışlarını kadehine çevirdi.
Bardaki görevliye hiçbir şey söylemedi fakat adam şarap şişesi ile yanımıza gelmişti, ve tereddüt etmeden kadehini yeniden doldurdu, Bilge teşekkür bile etmedi, belli ki buna alışkındı.
Kadehi yeniden eline aldı, bu kez tek bir yudum içip yavaşça tezgâha bıraktı, "Abim beni uyarmıştı, ahh... eski ben gerçekten çok salakmış" dedi, sesi ilk kez bu kadar kırılmıştı. "Karan'a o imzayı atması için günlerce yalvardım, bana güvenmesini istedim, oysa haksız olan hiçbir zaman o değildi" dedi boğazı düğümlenmiş gibiydi ardından yutkundu, hem de öyle bir yutkundu ki boğazına düğümlenen pişmanlığı ben bile hissedebiliyordum, yıllar geçse de bazı hatalar insanın peşini bırakmıyordu, olan olmuştu ama belli ki Bilge hâlâ kendini affedememişti.
Bilge bu kez bardaki görevliye elini uzattı, adam cebinden çıkardığı çakmağı tek hareketle çaktı, sigarasının ucu turuncu bir ışıkla yanarken ilk nefesi derin derin içine çekti, birkaç saniye sonra dumanı ağır ağır havaya bıraktı, "Yani diyeceğim o ki, o imza ya taklit edildi ya da..." dedi, cümlesinin devamını getirmedi, gözleri bir an boşluğa daldı, sanki söyleyeceği kelimeler ağzından çıkarsa her şey gerçek olacakmış gibi susmayı tercih ediyordu.
Kaşımı çattım, "Ya da ne?" diye sordum, sesimdeki sabırsızlığı gizleme gereği duymadım. Bakışları bana döndü, sigarasından bir nefes daha çekip dumanı yavaşça havaya bıraktı, "Ya da... amcam" dedi, bunu söylerken ilk defa sesine tereddüt karışmıştı.
Kaşlarım istemsizce çatıldı. "Neden ikinci ihtimal sizi bu kadar düşündürüyor ?" diye sordum, sonuçta bahsettiği kişi amcasıydı, durduk yere adını ortaya atacak biri gibi durmuyordu.
Bilge gözlerini birkaç saniye kadehine indirdi, parmakları camın etrafında dolaşırken derin bir nefes aldı.
"Çünkü..." dedi, “Bu ailede para söz konusu olduğunda kimsenin kimseye acıdığına hiç şahit olmadım.”
Ama bu suçlama fazla ağır değil miydi, Bilge durup dururken öz amcasını işaret edecek biri gibi durmuyordu, demek ki bilmediğim başka bir şey daha vardı, "Ama bu tek başına yeterli bir delil değil" dedim, Bilge cevap vermedi, sigarasının külü yavaşça yere düşerken gözleri hâlâ bir noktaya takılı kalmıştı, belli ki kafasının içinde onlarca düşünce dolaşıyordu. İçimden, o düşüncelerini bizimle de paylaşsan fena olmayacak aslında diye geçirdim.
Kahvem yavaş yavaş soğuyordu, bu konuşma ise hâlâ aynı yerde dönüp duruyordu, elinde somut bir şey yoksa bu ihtimallerle ilerleyemezdim, ona bunu anlatan bir bakış attım.
"Çünkü amcamın bunu yapabilecek gücü vardı…” dedi.
Elindeki sigarayı şarap kadehinin içine bastırıp ayağa kalktı, belli ki bu konu hakkında daha fazla konuşmaya niyeti yoktu.
"Vardı derken... artık yok mu?" diye sordum, ayağa kalkmasını fırsat bilip peş peşe sorularımı yönelttim.
Bana döndü. " Dedemin şirketi sadece babama bıraktığını bilmiyordun, değil mi ? " dedi.
Kaşımı hafifçe kaldırdım. "Bilmem gereken kadarını biliyorum sadece”. dedim.
Aslında karakoldan çıktıktan sonra arabaya binmeden önce telefonumdan Karan ve ailesini araştırmıştım. Karahan ailesi, kökeni Diyarbakır'a dayanan, yıllar önce İstanbul'a yerleşmiş köklü bir aileydi. Şirketlerini İstanbul'da kurmuş, zamanla ülkenin en güçlü holdinglerinden birine dönüştürmüşlerdi. Ama internette yazanlar hiçbir zaman bir ailenin gerçek yüzünü anlatmazdı.
“Amcam o zamandan beri bize kin besliyordu ama, bu kadar ileri gitmişse...” dedi duraksayarak.
Gözlerinden geçen öfkeyi saklamaya çalışıyordu ama başarılı olamıyordu, tam bir şey söyleyecektim ki ceketimin cebindeki telefon yüksek sesle çalmaya başladı, bir bu eksikti der gibi baktım telefona.
“Affedersiniz” dedim dudaklarımı hafifçe büzerek, normalde telefonumu asla sessize almadan bırakmazdım ama bu gece her şey o kadar ani gelişmişti ki bunu bile unutmuştum haklı olarak, Bilge anlayışla başını salladı, sorun olmadığını anlatır gibi bana baktı.
Telefonumu ceketimin cebinden çıkarıp ekrana göz attım tahminlerim beni yanıltmamıştı bugünde, Deniz arıyordu.
Aramayı kabul edip ayağa kalktım ve arkamda duran iki koruma ben doğrulunca birkaç adım geri çekildi bende fırsattan istifade telefonu kulağıma götürdüm. “Efendim...” dedim.
“Neredesin, geldim ben” dedi, sabırsızca bekliyordu beni. Deniz'in sesi soluk soluğaydı şaşırmış bir ifade ile gerçekten koşmuş mu ? Diye geçirdim aklımdan. “Sen bir kafeye geç ben işim bitince gelirim” dedim, bir gözüm hâlâ Bilge'nin üzerindeydi.
“Tamam ama geç kalma, dikkat et” dedi, sesi her zamanki gibi korumacıydı.
Telefonu kapatıp tekrar cebime koydum ve Bilge’ye dönüp, “Kusura bakmayın” dedim.
Bilge bana dönüp kısa bir tebessüm etti, “Sorun değil, zaten konuşma da bitmişti” dedi, patron taslarcasına bana meydan mı okuyordu ? Kaşlarım istemsizce çatıldı, bitmemişti ki, daha yeni asıl konuya gelmiştik.
“Ama daha yeni anlatmaya başlamıştınız” dedim konuşmanın devam etmesini bekler gözlerle ona bakıyordum, fakat sesim bu sefer biraz daha ciddi çıkmıştı.
Bilge beni dinlemedi bile., sadece ayağa kalktı ve arkasında duran korumalardan biri elindeki flash belleği bana uzattı.
Bilge bana son kez bakıp “Aradığınız birkaç bilgi bunun içinde, geri kalanını siz halledebilirsiniz” dedi, sen güzel kolay anlatıyorsunda bu o kadar kolay değildi ki!
Ardından arkasını dönüp bardan kraliçe adımları ile uzaklaştı, elimdeki flash belleğe baka kalmıştım, ciddi olamazdı, yolsuzluk davasından söz ediyordum ama sanki o çekişmesiz boşanma davası bahsediyordu.
Bu kadın da en az Karan kadar insanı merakta bırakmak istiyordu.
Arkasına döndü bir saniyeliğine, belki gerçekten yolsuzluk davası olduğunu hatırlamıştır, sence Duru? “ Bir korumam size eşlik edecek bu davada “ dedi, ardından devam etti “ Utku sen onunla git “ diye bildi yanımda duran adama bakarak, adam olumlu bir işaretle yanıma yaklaştı, bir bu eksikti “Buna gerek yok Bilge Hanım“ dedim soğuk bir tavırla, sanki her davama koruma eşliğinde bakıyorum ne sanıyor ki ha bir de hanım mı deddim az önce diyerek içimden geçirdim.
“Siz hala bu davanın ne kadar önemli olduğunu anlayamadınız sanırım Avukat Hanım? “ dedi sert tonuyla, ve devam etti “ Abim Büyükelçi ve bilirsiniz ki sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de var, onlara koz vermeyelim öyle değil mi? “ dedi ima edercesine, kesinlikle amcası ile alaylı bir şey saklıyordu veya Ares ile alakalı bilmiyordum ama öğrenmek için her şeyi kullana bilirim.
Bilge yanımızdan uzaklaşırken, Utku yanımda durmuş ne yapacağımı bir an önce karar vermemi bekliyordu.“Sen böyle hep yanımda mı olacaksın ?“ dedim, sinirle ama o benden daha sakin bir üslupla “Hanımağamı duydun o ne derse bizim için emirdir “ dedi iki kolunu arkada birleştirerek yürümemi bekledi, Offf…tamam neyse çıkalım belki kahvaltı yaparım aç olan karnımı doyururum.
Ben yürüdükçe o da arkamdan sessiz adımlarla bana yaklaşıyordu Otel’den çıktığımda kapının önünde ki vale arabamı getirmek için hızla hareket etmişti.
Utku araba geldiğinde ön kısma geçti ona doğru baktım “Napıyorsun ? “ dedim ne yaptığını anlamayarak, “Arabayı ben kullanıyorum güvenliğiniz için “ dedi, sinirden gülmemek için kendi dudaklarımı ısırıyordum, sakin ol Duru! dedim içimde ki öfkeyi bastırarak.
“Peki“ diyerek yetindim sadece, cebimde ki ceketten telefonu çıkardım ve Denize yazdım, burda neler kaçırdığından haberi bile yoktu “Nerdesin? konum at“ dedim ondan konum beklerken, bir kaç dakika bekledikten sonra arabaya geçtim.
Utku çoktan kemerini bağlamış nereye gideceğimizi merak ediyordu, konum bir kaç sokak öteyi gösteriyordu telefonu ona uzattım ve “ Burda bir arkadaşım bekliyor, onunla görüşmem var “ dedim, konuma net bir şekilde baktıktan sonra 2010 model olan Hyundai i20 çalıştırdı, benim tatlı minnoş arabam, “Ne zamandan beri onlarla çalışıyorsun?“ dedim, sorularımı sormalıydım belki en küçük bir ipucu vere bilirdi “Aslında baya oldu ben bile saymadım“ dedi kısa ve net bir ifadeyle.
“O zaman amcalarını tanıyorsundur“ dedim, ağzından laf almaya çalıştığımı fark etmişti, gerinerek hafifçe aynaya baktı ve güldü “Ağzımdan laf almaya çalışan ilk bayan siz değilsiniz“ dedi, bayan ne ya dağdan mı geldin sennn! Kadın diyeceksin, “Bence bana yardımcı olman gerek“ dedim, adama meydan okuma Duru, yola doğru bakarak.
“Bence gerekli olan her şeyi size anlattı hanımağam“ dedi, yavaşça diğer sokağı dönerken “Zaten size kalsaydı…” dedim, derin bir nefes alarak cümleyi tamamlamama fırsat vermeden sağ tarafa geçerek durdu ve arabayı par etmekle uğraşmaya başladı, bu kadar yakın mıymış ?
Arabadan indiğimde onun da peşimden gelmesini istemiyordum bu kadarıda fazla değil miydi yani ?
“Sen araba da kala bilirsin“ dedim, çok çok sakin bir tavırla ama bu sefer gerçekten sorun istemiyordum fakat Utku tam tersini yapıp arabadan indi, cidden mi! “Sanmıyorum“ dedi düm düz, bıkkınlıkla karşıda ki kafeye doğru ilerledim kafede oturan Denizi gördüğümde rahatladım, sonunda doğru dürüst bir arkadaş.
Kapıdan geçip ona doğru yürüdüm karşısına oturdum, büyük bir rahatlıkla. “Selammm“ diyerek gülümsedim yorgun görünen yüzüne baka kaldım sarı olan saçlarını bile düzeltmeden buraya gelmişti, Utku da karşı masadan bir sandalye çekip yanımıza oturdu.
Deniz deli bakışlarla bu kim dercesine bana baktı “Bu kim? “ dedi, bu sefer, derin bir nefes alıp “ Yeni korumam Utku “ dedim, eminim dalga falan geçtiğimi sanıyordur, ama gerçekler acıdır Duru’cum,“ Ciddi misin? “ dedi gülerek, adama elini uzattı “Ben Deniz.“ dedi, Utku ise “ Utku“ dedi sadece, aralarında ki diyalog o kadar kısa sürmüştü ki, Deniz bana menüyü uzatmak için doğrulduğun da telefonum cebimden çalmaya başladı elimi cebime attığımda tekrardan değişik bir numaranın beni aradığını fark ettim o ola bilir miydi ?
Tereddüt etmeden açtım "Avukat Duru Akar'ın telefonu mu? " Dedi karşıda ki ses, bu farklı bir adamdı, sesi daha kalındı "Evet benim" dedim, sandalyede doğrularken.
" Ben Cumhuriyeti Savcısı Dağhan Devecel " dedi, sesinde ki bu ton işte ben geldim artık der gibiydi dikkatli olun diyordu," Yarın saat 9:30 da müvekkiliniz ifade verecek, sizleri de bir çay içmeye bekliyorum" dedi, daha ben delillere bile ulaşamadım sizde gelin savcım sizde dedi içimde ki ses.
"Tabi gelirim ifademizide veririz " dedim, kendimden eminim de müvekkilim bu kadar suskun olduğunda gene büyük iş bana kalıyordu. Bir daha ki ne daha konuşkan birini bulmalısın Duru.
"İyi günler Avukat Hanım" dedi ve cevap bile vermemi beklemeden telefonu kapattı, telefonu masaya koyduğumda Deniz bana baktı dikkatle inceledi " Kimdi savcı mı ?" dedi, evet anlamında başını salladım ve bu sefer tam kayaya saplanmıştık bu adaletin soğuk yüzüydü, soğuk nefesi...
"Ee Karan seni nasıl buldu?" dedi, Deniz imalı bir bakış atarak derin bir nefes alıp tabağımla ilgilendim sonra Utkuya bakındım kalkmıştı ve dışarda telefonla konuşuyordu eminim şimdi bütün bilgileri "Hanımağasına anlatıyordur.”
8 Ay Önce...
-Kavala/Yunanistan-
🌊
Güneş artık yavaştan bizlere el sallıyordu, artık bugün son günümdü ve arkadaşım beni deli gibi sevdiği bir adamdan dolayı tek bırakmıştı.
Tabi sevdiği söylenilir mi bilinmez daha iki gün önce tanışan iki kişi nasıl olurda hemen sevdiği adam dönüşe bilirdi ki ?
Bana kalsa bir insanı en fazla 5 Yıl'da tanırsın hatta tam tanıyamazsın bile, bende son günümü değerlendirmek için dışarı çıkmıştım, pek çıkasımda yoktu da neyse…tabi daha net cevaplarsam Deniz beni zorlamıştı, ”Kızım git biraz eğlen! " diyerek beni gazlamıştı o da, bende en son yatakta bornozla kalmayayım diye ayağa kalkmışken bir de baktım kendimi burda beyaz uzun elbisenin içinde bulmuştum, hayat gerçekten enteresan değil mi Duru?
Tenim burda giderek esmerleşiyordu, herhalde bir kaç gün daha kalmaya kalksam o bitter çikolata rengine dönüşe bilecektim.
En sonunda otantik bir kafenin içine girdim utana sıkıla, pek kimse yok gibiydi bir kaç kişi dışında.
Denizin kokusu ile buranın otantik havasını zirvede hissedeceğim bir masayı bulmak için gezindim kafede en sonunda gözüme kestirdiğim masaya geçmiştim, çantamı sandalyeye astım ve garsonun gelmesini bekledim, arkamdan bir ses yükseldi, "Garson bir yere kadar gitti geleceğini sanmıyorum" dedi, arkamı dönüp onunla göz göze geldiğimde esmer tenini inceledim, üzerine giydiği mavi gömleğin yakalarını hafif açmış ve bana dik dik bakıyordu.
Beni uyarması güzel bir davranıştı yoksa burda öylece bekleyecektim, kısa ve minnettar bir şekilde gülümsedim, “ Teşekkür ederim, yoksa bekleyecektim " diyerek ayağa kalktım, sandalyeden çantamı alıp kapıya yöneldiğim de arkamdan bir ses daha yükseldi dur diyordu adeta sesi, “ Yanlış anlamazsınız size bir şey teklif eder bilir miyim?" Dedi, başımı tabi anlamında salladım ne teklifi ki bu ve neden yanlış anlayacaktım ki?
"Bildiğim meşhur bir balıkçı var, eğer dilerseniz birlikte akşam yemeği yiye biliriz " dedi, sesi netti bu bir teklif miydi yoksa randevu mu talep ediyordu benden cidden, “ Nedenini sora bilir miyim ? " dedim gözlerinin içine bakarak, gülümsedi ve ayağa kalktı yanında ki adamlara durmaları için işaret verdi.
“Burası bir arkadaşımın yeri ve sizde sanırım..." diyecekti ki sözünü kestim “Tamam " dedim pat diye, aradığım gerçekten bir randevumuydu ki ama kabul etmek o an bana iyi hissettirdi, nedenini bilmediğimiz tercihler yaparız ama neyi doğuracağını bile bilir miydik?
Yanında ki adamlara döndü, "Siz otele geçin" dedi aynı netlikle konuşuyordu, hep net miydi bu adam yoksa arada karmaşaya girdiği oluyor muydu acaba ?
Yanındaki adamlar biz o mekandan çıkana kadar bizleri izledi, ve kapı kapandığında bana döndü, ”Bugün sanki iki farklı hayatı olan iki kişi değilde kırk yıllık bir dost gibi davranalım ve hangi meslekler yaptığımızı söylemeyelim." dedi, ses tonu bu sefer cidden karmaşaydı nedenini bu sefer sormadım " Bu ilginç bir teklif ama kabul ediyorum " dedim gülümseyerek.
Devam Edecek...
*İkinci Bölümü nasıl buldunuz umarım sevmişsinizdir :)))