1. BÖLÜM
Kitabıma Hoş geldiniz. Şimdiden iyi okumalar dilerim 💗
Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir . Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .
🎵 Tutun Sen Bana 🎵
Önsöz
" Yalnızlığın, yaraların ve hatıraların yaralarını iyileştireceğim . Ve senin parçalanmış parçalarını , içindeki fırtına dinlene kadar tutacağım , onları bir araya getirip seni iyileştireceğim .
Nefeslerini ölümden çalacağım ve içini yeniden umutla dolduracağım. Sana ışığın ne olduğunu göstereceğim. Korkuyorsun biliyorum ama sadece elimi tut ve bırakma.
Yeri terk etmekten korktuğunu biliyorum ama bir kez ayağa kalkarsan sendelemene izin vermeyeceğim, seni tutacağım, kendi başına yürüyebilene kadar bir daha asla düşmeyeceksin, tüm o metal zincirleri kıracaksın küçüğüm. "
Giriş
2025 Şubat Ayı
Telefonun yanıp sönen ışığı ile gözlerim kamaşmaya başladı, telefon tamda yatağımın baş ucunda ki komodinde titreyerek yanıp sönerken gece yarısını geçtiğini anlamıştım.
Anca zaten bu saatlerde arar insanlar diye geçirdim içimden.
Telefona elimi attığım gibi farklı bir numaradan gelen çağrıyı bir kaç saniye düşündükten hemen sonra açmayı tercih ettim.
İnşallah sapık değildir ? Yoksa bu saatte arayacak yanlış kişiyi seçmişti.
Telefonu kulağıma götürdüğümde arkadan gelen net ve soğuk sesi duya bilmiştim “Avukat Duru Akar ?“ dedi, karşıdaki ses telaşsız ama sorunun cevabını hemen almak isteyen bir ifade ile.
“Evet, benim siz kimsiniz ? “ diye bilmiştim yorgun ve uykulu sesimle karşıdaki kişi durup lafını tartarak cevap veren tiplerdendi sanırsam.
“Avukatım…olmanızı istiyorum.” dedi lafı uzatmadan, anlamamıştım kimdi bu kişi ve beni nerden tanıyordu hatta telefon numaramı nerden bulmuştu.
"Beyefendi, siz önce kendinizi tanıtmadınız ama." dedim. Sesimdeki gerginliği gizleyemiyordum. Gece yarısı arayan, kim olduğunu söylemeyen birine karşı sabrım tükenmek üzereydi.
Karşıdnaki ses sustu tekrardan, tam telefonu kapatacağım anda, “Kim olduğumun şu an bir önemi yok." dedi. Sesindeki soğukkanlılık, bu davadan uzak durmam gerektiğini fısıldıyor gibiydi.
Derin bir nefes aldım."Benim için var. Kim olduğunu bilmediğim hiç kimsenin davasını almam." dedim, sesimi sertleştirerek.
Gece yarısı beni arıyor, kim olduğunu söylemiyor ve hiçbir açıklama yapmadan avukatı olmamı bekliyordu. Gerçekten ciddi miydi?
Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik daha oldu. Ardından sakin ama kararlı bir ses tonuyla, "Dosyayı gördüğünüzde neden sizi aradığımı anlayacaksınız." dedi.
Şaşırmıştım. Elimde hiçbir bilgi yoktu ve karşımdaki adam hâlâ kendini tanıtmaktan kaçınıyordu. Dosyada beni ilgilendirecek ne olabilirdi ki?
"Neredesiniz?" dedim, bu kez daha ciddi bir tonla. Adam tereddüt etmeden cevap verdi. "Sultanbeyli Karakolu,” dedi. İlk kez sesinde bu kadar kesin bir ton vardı.
Yapabileceğim tek şey oraya gitmekti. Açıkçası merakım da ağır basıyordu. Kimdi bu kişi? Beni nereden tanıyordu ? Üstelik neden gece yarısı, hiçbir açıklama yapmadan benden avukatı olmamı istiyordu ?
Telefonu kapatmadan önce dudaklarımdan dökülen tek kelime vardı “Geliyorum." Dedim, kısa keserek.
Saat : 04:58
Arabayı karakolun yanındaki boş alana park ettim. İçimdeki merak ve huzursuzluk birbirine karışmıştı. Kapıyı açıp hızla indim, arka koltuktaki dosyalarımı aldım ve hiç oyalanmadan karakolun kapısından içeri girdim. Kapıdaki güvenlik görevlilerini geçerek danışmaya ilerledim.
Karşımdaki polise avukat kimliğimi uzattım. "Müvekkilimle görüşmek istiyorum." dedim. Polis kimliğime baktı.
"Müvekkilinizin adı? ” diye sordu ama ben kim olduğu belli olmayan adamın avukatı olduğumu söylemeden önce, arka taraftan gelen bir polis yanımıza yaklaştı.
"Avukat Duru Akar? " dedi yanımıza kadar gelen polis, şaşkınlıkla ona döndüm. "Evet." Dedim tereddüt ederek, elimdeki dosyaya kısa bir göz attı. "Karan Karahan'ın avukatısınız, değil mi? Kendisi geleceğinizi bildirdi." Dedi bakışlarını üzerimde kısa süre tutarak, kaşlarım istemsizce çatıldı. Demek her şeyi önceden planlamıştı.
Polislerden biri incelemem için dosyayı uzattı, dosyayı tek hamlede elime alıp hızlıca göz gezdirmeye başladım, ilk sayfalarda yazanlar dikkatimi çekti.
Yolsuzluk suçlamasıyla açılmış bir soruşturmaydı, üstelik konu, Karan Karahan'ın bağlantılı olduğu kendi aile şirketine kadar uzanıyordu.
Dosyanın ayrıntılarını incelemek için masaya yönelmiştim ki polislerden biri seslendi. "Görüşme odasına geçebilirsiniz. Kendisi birazdan geltireceğiz” dedi iri yarı olan polis, başımı sallayıp dosyayı yanıma aldım.
Sandalyeye oturduğumda saate bakma ihtiyacı hissettim ama vazgeçtim. Karakollarda beklemek, sabırdan çok bir güç gösterisiydi, bekleyen taraf gibi görünmek istemiyordum; Dosya’nın kapağını açmadan birkaç saniye elimde tuttum.
Komik olan şu ki, adamın kim olduğunu bile bilmiyordum ama davasını almaya gelmiştim. İçimden kendime kızdım.
Gece yarısı tanımadığım bir adam arıyor, kim olduğunu söylemiyor ve ben kalkıp buraya geliyorum. Mantıklı mıydı ? Kesinlikle değildi. Ama merakım çoğu zaman mantığımdan hızlı davranıyordu.
Kapı açıldı, başımı kaldırdım bakışlarım içeri giren adamda takılı kaldı; İlk gördüğüm anda bir şey hissetmedim. Ta ki göz göze gelene kadar, bir yerden tanıyordum. Ama nereden? Dosyadaki isimle yüzünü birleştirmeye çalıştım.
Karan Karahan, karşımda oturan adam buydu, fotoğraftakinden farklı görünüyordu. Daha yorgun, daha sessizdi, ama aynı zamanda garip bir şekilde kendinden emindi. Oturdu. Birkaç saniye boyunca konuşmadı ben de konuşmasını beklemedim. "Ben Duru Akar," dedim. "Beni arayan kişi sizsiniz sanırım." Dedim, başını hafifçe salladı.
Ama kendini tanıtmadı ya da tanıtacak kadar samimi hissetmedi, kaşlarımı belli etmeden kaldırdım. "Genelde insanlar önce isimlerini söyler." Dedim cümlemi vurgulayarak, kısa bir sessizlik oldu.
Sonra sadece: "Karan Karahan." dedi, ismi duyunca içimde bir şey değişmedi ya da değişmesini umuyordum delirme Duru. Henüz bilmiyordum, karşımda oturan kişinin kim olduğunu, neden bu kadar büyük bir dosyanın içinde olduğunu ve neden beni seçtiğini bilmiyordum.
Dosyayı açtım. "Öncelikle şunu söyleyeyim," dedim. "Ben henüz davanızı almış değilim." Dedim, onu mu deniyorsun şimdide Duru yapma bunu, bakışları ilk kez biraz daha dikkatli oldu. "Önce neyle karşı karşıya olduğumu bilmem gerekiyor." Dedim, cevapları bulmaya çalışan bir avukat gibi, dosyanın ilk sayfasını çevirdim., yolsuzluk soruşturması, Şirket kayıtları, Para hareketleri; Bir an durdum. "Bu dosya..." dedim.
Sonra ona baktım. "Oldukça büyük." Dedim, korkmuş gibi görünmek istemiyordum ama söylemeliydim belkide farklı bir kaç avukat tutmak istiye bilirdi, Karan hiçbir şey söylemedi sadece durdu ve sustu gene ve gene, işte o an anladım bu tanımadığım adam konuşmaktan kaçınmıyordu. Sadece doğru zamanı bekliyordu.
Bana baktı yüzünde soru yoktu, daha çok beni tartıyor gibiydi. Sanki karşısındaki kişinin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu ve ben bu bakışa alışkındım her zaman, insanlar genelde avukatları dinlerdi ama bazıları önce avukatı sınardı şuan onun yaptığı gibi "Zaman önemli," dedi. Kaşımı hafifçe kaldırdım.
"Öyleyse en başından başlayalım," dedim net ve geri atmayan tavrımla. "Çünkü bana zamanın önemli olduğunu söyleyen herkes genelde önemli bir şeyi söylemeyi unutuyor." Dedim cümlenin altını çizmekten çok onu uyarıyordum, bakışları ilk kez değişti.
Çok küçük bir hareketti ama fark etmiştim onu en azından tamamen tepkisiz biri değildi bu da bir şeydir Duru, "Farkındayım," dedim. "O yüzden buradayım, ama şunu bilmeniz gerekiyor; ben dosyayı görmeden, sizi anlamadan ve neyi neden sakladığınızı bilmeden hiçbir savaşa girmem." Dedim ses tonum kısa bir sessizlik yaratmıştı.
Not almadım. Çünkü şu an ihtiyacım olan şey söylediği kelimeler değildi, onun söylemekten kaçındıklarıydı; "Size birkaç prosedür anlatacağım," dedim cümleme devam ederek. "Ve bunu bir tavsiye olarak düşünmeyin,
çünkü bu aşamada yapacağımız her hata bize geri döner." Dedim, artık dosyayı önüme çektiğim sırada detaylara uzun uzun baktıktan hemen sonra tekrardan devam ettim.
"Gözaltı süreci, ifade hakkınız, dosyaya erişim ve bundan sonra izleyeceğimiz yol..." Diyerek tek tek anlattım bu süreci detayları hatta kısa kısa özet geçerek.
Cümlelerimi kısa tuttum, gereksiz açıklamalar yapmadım gerektiği yerde gerektiği kadar, o ise hiç konuşmadan dinledi zaten susmaktan başka bir şey bildiği yoktu, bu biraz sinir bozucu olmaya başlamıştı çünkü çoğu insan böyle bir durumda kendini savunmaya çalışırdı hatta açıklama yapardı ama o suçsuz olduğunu kanıtlamaya uğraşmadı bile, sadece susup oturmayı seçmişti bu da bir seçenekti. "Beni dinlemeniz şart değil," dedim bir süre sonra.
"Süreci yönetmeniz yeterli.”dedi bütün cümlelerimi kestirip atarak, istemeden kısa bir gülümseme oluştu yüzümde "İlginç." dedim, gülümsememe şaşırmıştı belli ki bakışları uzun bir süre üzerimde kaldı. "Genelde insanlar avukatlarından kendilerini kurtarmalarını ister.
Siz ise sadece yönetmemi istiyorsunuz." dedim, sessizlik oluştuğunda devam ettim “Bu ya bana çok güvendiğinizi gösterir..." dedim. "Ya da hâlâ benden sakladığınız bir şey olduğunu." dedim, belki bir umut itiraf veya ne bileyim ağzından cımbızla laf zor aldığım birini kızdırıp her şeyi söylemesini beklediğimde yüzündeki ifade değişti.
Çok kısa sürdü bu ifade ama bu sürece dahil olmam için yeterliydi, doğru yere dokunduğumu anlamam kolay olmuştu.
Dosyayı kapattım ve onu büyük bir patlamanın içine girdiğimize karşı kısaca uyardım “Bir sonraki adım için hazır olun," dedim. "Çünkü bu dosyada herkes bir şey saklıyor gibi görünüyor.”dedim ama o hemen cevabı ağzıma tıkmış gibi "Hazırım." dedi, tek kelime ve ardından yine aynı sakinlik.
Ayağa kalktım bu kadardı konuşmamız, görüşmenin bittiğini anlatmak için ekstra bir şey söylememe gerek yoktu. O da ayağa kalktı, kapıya doğru ilerlerken arkasından bakmadım fakat aklımda tek bir düşünce vardı.
Karan Karahan, kolay bir müvekkil olmayacaktı ve garip olan şuydu; bunun daha başlangıç olduğunu hissediyordum, çok yakında savcının yanında olucaktık bakalım o zaman ne yapacak.
Saat : 06:58
Dışarı çıktığımda hava aydınlanmaya başlamıştı bile, gecenin bir yarısı çağrılmak tam olarak buydu; şehir uyanırken sen hâlâ gecenin içinde kalırdın…
İşlemler için gerekli evrakları almam gerekiyordu bir an önce tam karakolun kapısından çıkacakken duraksadım ve az önce gördüğüm yüz, zihnimin arka tarafında takılı kalmıştı.
Tanıdıktı ama bir türlü yerine oturmuyordu bazı şeyler zihnimi zorladım ve hadi Duru düşün dedim kendime.
Bu kadar basit bir şeyi nasıl kaçırabilirsin? Sana hiç yakışmıyor senin en önemli noktan bu ya hani,kendimi tekrardan birkaç saniye zorladım.
Sonra görüntü bir anda yerine oturdu sadece tek bir an “Kavalada ki o gece.“ dedim içimden, sessiz sedasız olan anının hatırasını koklar gibi…Deniz kokusunun o tazeliği burnuma kısaca dokundu. Masada duran Yunan rakı bardağı kısa bir şekilde gülümsedi. Ve aceleyle bir peçeteye yazıp onun bardağının altına bıraktığım telefon numarası...
“Ciddi misin?” dedim, aklımı buna inandırmaya çalışırken. Gerçekten bu kadar büyük bir tesadüf olabilir miydi? Yok artık ama neden onca ay sonra sırf avukatım olsun yan cebimde dursun der gibi hissettirmişti.
İşin en sinir bozucu kısmı da şuydu hala inatla aynı o zaman ki gibi susmasıydı insan hiç mi değişmezdi.
Çünkü ben bir adamın hayatına birkaç saatliğine dokunduğumu sanırken, o adam şu an önümde duran koca bir dosyanın merkezindeydi.
Üstelik hiçbir şey söylemeden detay bile vermeden cidden harika Duru. Gece yarısı tanımadığın bir adam arıyor, kim olduğunu söylemiyor ve sen de merakına yenilip buraya geliyorsun.
Bazen gerçekten kendi karar mekanizmamı sorguluyordum…
Karakolun içine geri döndüm ardından boş bir sandalyeye oturup çantamdan dosyayı çıkardım fakat bu kez sadece okumadım, gerçekten baktım her detayına, sayfaları çevirdikçe kaşlarım biraz daha çatıldı en sonunda isminin yazdığı yere tekrar baktım. "Karan Karahan..." diye mırıldandım, ardından gözüm altındaki bilgiye takıldı. "Büyükelçi Karan Karahan." dedim ve dondum kaldım, birkaç saniye boyunca sadece o kelimeye baktım. Büyükelçi mi? Şaka yapıyor olmalıydı.
Hayır, hayat benimle gerçekten dalga geçiyordu ya da oynayacak başka insanları karşıma çıkarıyordu, Kavala'da karşıma çıkan, bana birkaç saat içinde hayatından küçük bir kısmından bahseden ve sonra ortadan kaybolan adam...Meğer ülkenin tanıdığı bir Büyükelçiymiş??
Üstelik ben bunu ancak dosyasını açınca öğreniyordum, derin bir nefes verdim kısa süreliğine. Sinirlenmem gereken çok fazla şey vardı ama hangisinden başlayacağımı bilmiyordum ya, onun kendini tanıtmamasına mı, yoksa benim sormadan kabul etmeme mi, yoksa gecenin bir yarısı burada olmama mı kızmalıydım? Karar veremedim.
En iyisi hepsine biraz kızmaktı, dosyaları toparlayıp çantama koydum sonra tekrar görüşme odasına yöneldim, bakalım gerçekte kimmiş bu Büyükelçi ?
Kapıda duran polise baktım ortalığın boş olmasından faydalanıp yanına yaklaştım “Müvekkilim Karan Karahan'ı görmek istiyorum." dedim. Polis kısa bir süre yüzüme baktı, sanki bana az önce görüştün yetmiyor mu dermişcesine baktı ama sonra başını salladı. "Siz içeride bekleyin, ben getiririm." dedi, nezarethaneye yöneldiğinde bende sorgu odasına girdim ve aynı sandalyeye oturdum.
Ama bu sefer bekleyen taraf gibi hissetmiyordum aksine bu kez karşımdaki adamdan cevap almaya gelmiştim. Umarım verecek bir cevabı olur Duru…
Gözlerimi kapıdan ayırmadım aksine tüm dikkatimi verdim ve en sonunda kapı açıldığında yüzünü daha net gördüm.
“Evet, Oydu.”
Kavala'da tanıştığım adam...
Şimdi ise karşımdaki dosyanın sahibi ve hakkında yolsuzluk soruşturması açılmış bir Büyükelçiydi. İçimden sadece tek bir cümle geçti. "Tabii ki Duru, hayatının en karmaşık dosyası da böyle başlamak zorundaydı."
Karan içeri girdi ve karşımdaki sandalyeye oturdu tekrardan ve birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. "Neden geri geldin?" dedi. Sesindeki sakinlik garip şekilde sinirimi bozdu yeniden.
Sanki burada açıklama yapması gereken kişi benmişim gibi davranıyordu ama ben değildim oydu neden mesela ben burdayım.
Derin bir nefes aldım, tüm düşüncelerimden kurtulup. "Çünkü sonunda kiminle uğraştığımı öğrendim." dedim. "Ayrıca beni arayan adamın, Kavala'da bardağının altına bıraktığım peçetedeki numarayı kullanan kişi olduğunu öğrenmek...Açıkçası listemde yoktu." dedim, ondan bir cevap vermesini bekler gibi baktım ama bakışları değişmedi. "Görüşmeyeli uzun zaman oldu, aksine beni araman ve avukatın olmamı istemen hâlâ garip geliyor." dedim artık konuşmasını istiyordum yeter bu kadar sessiz bakışlar artık icraat görmek istiyordum. Kısa bir sessizlik tekrar yenilendi. "Sonunda farkına vardın." dedi, bu sefer ne bekliyordu onu hatırlamayacağımı mı? Fakat bu cümleyle sinirimi biraz daha zorlamaya başardı.
Kaşımı kaldırdım. "Evet, farkına vardım ve tebrik ederim, birkaç saatlik tanışıklığımızdan sonra kim olduğunuzu saklamayı oldukça iyi başardınız." dedim, ama yüzünde ki o tebessümü fark ettiğimde onu zafer kazanmasına fırsat vermiş bulundum.
Dosyayı masaya bıraktım ve ciddiyete büründüm "Ama şimdi oyun zamanı değil Karan Karahan. Önümde yolsuzluk dosyası var, şirketinizin adı geçiyor ve siz hâlâ bana hiçbir şey anlatmıyorsunuz." dedim ve ona doğru biraz eğildim. "Sizi savunmamı istiyorsanız önce bana gerçeği anlatacaksınız. Çünkü ben bilmediğim şeyleri savunmam." dedim, bir kaç dakika önce yaptığım konuşmanın bire bir aynıydı…
Sakin ve kontrolcü bir tavırla ellerini masanın üzerinde birleştirdi ama hâlâ aynıydı. Ne panik vardı ne de acele sanki içinde bulunduğu durum, karşısındaki herkesi etkilerken ona hiç dokunmuyordu bu nasıl oluyordu ki.
Bu biraz sinir bozucuydu çünkü ben belirsizlikten nefret ederdim ve hele ki ortada savunmam gereken bir insan varken. "Seninle tanıştığım o akşamı hatırlıyorum da..." dedi.
Kısa bir süre durup yüzüme baktı.bir anıyı hatırlamış gibi.“Yine bu kadar çok konuşmuştun.” dedi yaşama işareti veren kısa gülümsemesi ile fakat ben bu kadar çok konuştuğumdan bir haberdim.
Kaşımı hafifçe kaldırdım, bunu gerçekten şimdi mi söylüyordu? Kavala'da birkaç saatliğine tanıştığı bir kadının ne kadar konuştuğunu hatırlıyordu ama kendi hakkında tek kelime etmiyordu ilginçti, diye geçirdim içimden.
"Sen sadece bilmen gerekenleri bil," dedi sakin bir sesle ama uyarı niteliğide barındırıyordu. "Ama önce sana vereceğim adrese git ve kardeşimle konuş." dedi ve elindeki kâğıdı parmaklarının arasında birkaç kez çevirdikten sonra bana uzattı.
Kâğıdı aldım hiç tereddüt etmeden, daha ne olduğunu bile bilmeden bir adres daha eklenmişti önüme. Gerçekten insanları merakta bırakmayı alışkanlık hâline getiren bir adamdı.
Karan sandalyeden kalktı. "Bir dakika..." diyecek oldum ama çoktan kararını vermişti gidiyordu, Böyle insanlara tahammülüm yoktu ama nedense o yapınca…dedim, içimde ki ses neler söylüyordu uslu dur lütfen.
Konuşmayı bitirdiklerinde karşısındaki kişinin daha söyleyecekleri olup olmadığını umursamazlardı ve bu da benim kırmızı çizgimdi bugüne dek. Karan kapıya doğru ilerlerken ben elimdeki kâğıtla masada öylece kaldım derin düşünecelerin alt katmanına girmiştim bir anda, beni buraya çağırmıştı ve dosyasını vermişti.
Sonra da cevap yerine bir adres bırakıp gitmişti “ohhh ne güzel ya” Sabır sınırlarımı zorlayan bir başlangıçtı bu, kâğıdı açtım ve adrese bakındım kısa süre “Maslak'taydı ve korunaklı bir rezidansın en üst katını gösteriyordu.”
En üst kat detayı istemeden de olsa dikkatimi çekmişti, tabii ki en üst kattaydı aksi mümkün müydü ki?
Normal bir insan gibi yaşamak neden bu kadar zor hele ki kardeşi de bu işin içindeydi muhtemelen. Demek mesele sadece Karan'dan ibaret değildi hatta şirket, para hareketleri, İmzalar. Ve şimdi de kardeşi.
Parçalar yavaş yavaş birleşiyordu ama hâlâ elimde çok fazla eksik vardı.
Bu gerçek bir suç muydu? Yoksa birileri bilinçli olarak büyük bir oyun mu kuruyordu? Düşüncelerimi daha fazla uzatmadım. Çünkü bazen cevap aramak yerine gidip görmek gerekirdi bende ayağa kalktım ve karakoldan çıktım.
Hava tamamen aydınlanmıştı bu sefer ve şehir yavaş yavaş uyanmaya başlıyordu ama benim gecem hâlâ bitmemişti hatta daha yeni başlıyordu.
Arabama doğru yürürken içimden sadece bir cümle geçti. "Harika Duru, daha sabah bile olmadan Büyükelçi dosyasının içine düştün."
Kapıyı açıp arabanın içine oturdum elimde ki dosyayı yan koltuğa bıraktım ve birkaç saniye direksiyona baktım sonrasında normal bir gün olmasını beklemek zaten fazla iyimser olurdu benim için değil mi.
Telefonumu elime aldım ve Deniz'i aradım her zaman olduğu gibi ona haber vermeliydim. Birkaç saniye sonra açtı her zaman hızlı açardı benim aramalarımı sanki zor durumda olduğumu düşünürcesine. "Kızım, bu saatte arıyorsan ya büyük bir sorun vardır ya da sen yine kendini bir belanın içine atmışsındır.” dedi hissettin mi be adam hemen, sesindeki uyku hâlini duyunca istemsizce gülümsedim. "İkincisi daha yakın olabilir." dedim.
"Ama bu sefer gerçekten büyük."
Kısa bir sessizlik oldu bu sefer başımın belada olduğunu düşündüğü açıktı. "Ne oldu?”dedi, ama ben daha fazla dayanamdan sözünü kestim ”Deniz, sıkı dur, tahmin et kimin avukatı oldum." Dedim kahkaha atarcasına çünkü tahmin bile edemezdi, “Bir dakika... Ne? Kimin avukatı oldun?" dedi, sesindeki şaşkınlık beklediğim gibiydi.
Deniz benim sadece ortağım değildi, aynı zamanda hayatımda ailem gibi gördüğüm insanların en başındaydı.
Büroyu birlikte kurmuştuk hatta şimdilerde bile zorlanıyorduk, evet, ama hâlâ ayakta tutmayı başarıyorduk.
Bu yüzden sesimdeki ciddiyeti hemen anlamıştı. "Karşında Büyükelçinin resmi avukatı duruyor." dedim heyecanlı sesimi yarıda kestim ve. "Ama kutlama yapma şimdi, daha işin başındayız." dedim ona pek umut vermeden aradan sıyrıldım.
"Bir adres göndereceğim, gel ben seni oradan alırım “ dedim, acele etmem gerekliydi artık böyle bekleyemezdim bir an önce gidip kardeşi ile görüşmeliydim.
Telefonu apar topar kapatıp Karan'ın verdiği adresi Deniz'e gönderdim ardından mesajın iletildiğini gördüğüm anda telefonu kapattım artık gitme vaktiydi, arabayı çalıştırdım ve yolculuğa başladım.
Maslak yoluna çıktığımda güneş tamamen yükselmeye başlamıştı. Camdan dışarı bakarken aklımda tek bir şey vardı. Karan Karahan, kardeşi hatta şirketi ve saklanan gerçekler.
Bu dosyanın sıradan olmadığı artık kesindi. Sorun şuydu; ben sadece oyunun içine girmiştim. Henüz oyunu kimin kurduğunu bilmiyordum…
Devam Edecek…
*İlk Bölümü Nasıl Buldunuz Yorumlarda Buluşalım :)))