Bu bölüm sadece Berk’in ağızından onun Melis hakkında hissettiklerini anlatıyor. O yüzden biraz kısa.
_
Bir süre sonra herkes evlerine dağıldı.
Gece olduğunda direkt olarak yatağıma attım kendimi. Tavanla bakışıyordum. Ama sanki bir film izlermiş gibi Melis ile olduğum her an gözlerimin önüne geliyor…
Bu güne kadar “Yakın olupta dokunamamak kadar acı veren bir şey yoktur,” sözünü anlamamıştım. Sadece görmek, yanında olmak yeter diye düşünmüştüm ama yetmiyormuş… Dokunamamak, öpememek kadar acı veren bir şey yokmuş… Birden aklıma Melis’e aşık değilken onu öptüğüm geldi. Yüzümde ufak bir gülümseme oluştu, elimi dudaklarıma dokundurdum. Bir kez daha öpmek istiyordum ama yapamazdım…
Sonra onun evinde kaldığım gece onunla birlikte yağmur yağarken dışarı çıktığımız ve yan yana uyuduğumuz zaman geldi… Keşke bu yakınlaşmalar ben ona aşıkken olsaydı da biraz olsun rahatlayabilseydim…
Aklımdan farklı farklı senaryolar geçiyordu. Mesela sevgili olmuşuz, Melis bizim eve gelmiş ve sonra annemle birlikte yemek yapmaya başlamışlar, ben de onların istediklerini almak için markete gitmişim. Sonra annem, babam, Melis ve ben yemeği yemeye başlamışız ve yemek bitince ben Melis’le dışarı çıkmışım, gezmişiz, el ele tutuşmuşuz, eğlenmişiz, birlikte gülmüşüz…
Bu kadar basit bir anı yaşamayı o kadar çok istiyorum ki…
Sanki Melis, benim kaybettiğim çocukluğumu geri getirebilecekmiş gibi hissediyorum. İçimdeki çocuk her zaman ağlarken, onun gözlerine bakınca dünyanın en mutlusu oluyor…
Yemin ediyorum onun yaralarını tek tek ben iyileştireceğim. Tükendiğinde onu tutacak, ayakta kalmasını sağlayacak kişi olacağım…
Melis’in gözlerine her baktığımda hayatımı görüyorum… Onun gözlerinin mavisi, sanki hayatımın aktığı deniz gibi…
