Biliyorum her gecenin umududur yıldızlar bir kalp sarılınca dağılır karanlıklar. |
İyi okumalar..
Kızgın olduğun belli edercesine dişlerini sıktı. Ben gözlerimi ondan kaçırmak istesemde pek başaramamıştım. "Gaye neler oluyor açıklar mısın?" Sorduğu sorunun ben bile cevabını bilmezken ona ne diyecektim?
Gözlerim masumluğa bürünmüş bir şekilde ona bakmaya devam ederken o hâlâ dişlerini sıkıyordu. Tedirginliğim tüm bedenime yayılırken ellerimin titremesiyle yumruk yaptım. Ona anlatamazdım... Onun bu işe bulaşmaması gerekiyordu.
"Asiye'm hadi eve gidelim konuşalım." Kafasını hayır anlamında sallarken şu an bir şeyler uydurmam gerektiğini anlamıştım. "Peki o zaman burada konuşalım." Gözleri daha yumuşak bakmaya başladığında derince bir nefes aldım. Gözlerimi ondan kaçırdım ve yerdeki taşlara sabitledim.
"Ezgi.. benim liseden arkadaşım."
Arkama saklamış olduğum fotoğrafı ona doğru gösterirken arkasını çevirmemesi için içimden bin bir türlü dua etmiştim.
"Bu fotoğraflar şimdi durduk yere mi geldi Gaye?" Gözlerimi tekrar kaçırdığımda ondan bunları sakladığım için kendime çok kızdım. Ondan hiç bir şeyi saklamazken şu an yalan söylemem beni kötü hissettiriyordu.
"Asiye, Ezgi öldü. Onlarda bizim son fotoğraflarımızdı... bir arkadaşımda bunları görünce bana yollamasını söyledim."
Gözlerinin dolduğunu hissettiğimde benimde ondan bir farkım yoktu. Kollarımı açıp ona doğru ilerlediğimde bana sarılarak sırtımı sıvazladı. Ona sarılmamla gözyaşlarım tek tek düşmeye başladığında onun sesini duydum. "Bilmiyordum özür dilerim Gaye'm." Kafamı sallarken bir yandan burnumu çekiyordum.
"Eve gidelim mi artık?"
Kafasını evet dercesine salladığında koluna girerek eve doğru yürüdük.
✦✉✦
Yatağımın üzerine oturup dizlerimi karnıma doğru çektim. Bugün olanlar sürekli gözümün önünden geçip giderken içimdeki korkuya engel olamıyordum. Üstüne Asiye'ye söylemiş olduğum yalan da canımı sıkıyordu.
Yatağımın kenarında bulunan sehpaya uzanarak üzerindeki fotoğrafları aldım.
O kadar zaman sonra bu olayı kurcalayan birinin olması beni tekrar ürkütürken derince bir nefes aldım.
Doğum günü partisine ait olan fotoğrafı daha dikkatli incelemeye başladığımda Ezgi'nin yüzünü uzun zamandır görmediğimi hatırladım.
Ona ait bir sürü fotoğrafı vardı bende aslında. Ama onun ölümünden bir ay kadar sonra dayanamayıp hepsini attım. O fotoğraflar bana acı vermekten başka hiç bir şey yapmıyordu.
"Uyudun mu canım?" Kapının aralığından bana bakan Asiye'yi gördüğümde tebessüm ederek gelmesini işaret ettim. O bana doğru adımlarken ellerimin arasında tuttuğum fotoğrafları yatağın üzerine bıraktım. Benim gibi dizlerini karnına çekerek belini soğuk duvara yasladı.
Gözleri benim gözlerime değdiğinde buruk bir gülümsemeyle başını salladı.
"Gaye'm acını deşmek istemiyorum ama içim rahat etmedi. Nasıl oldu kuzum?" Gözlerimi refleks ile ondan kaçırırken tedirginliğimi belli etmemeye çalışıyordum.
"Ya da tamam sormadım say. Senin üzülmene dayanamam." Birbirine sıkıca bastırdığım dudaklarımı aralarken bir an tüm gerçekleri ona söylemek istesemde bu fikrimden hemen vazgeçmiştim.
Yatakta hafifçe kayarak ona yaklaştığımda başımı omzuna koyarak gözlerimi yumdum. Onun parmakları açık kahverengi saçlarımda dolaşmaya başladığında içimi huzur kaplamıştı.
✦✉✦
"Selam Elif" tuttuğum kapı kolunu biraz daha sıkarken bir yandan gülümseyerek masasında oturan Elif'e bakıyordum. Önce şaşkınlığını belli eden bir şekilde dudakları aralanmıştı ama hemen kendini toparlayarak sandalyesinden kalktı. Kalktığı gibi üzerinde mavi tonlarında olan elbisesini düzeltip bana doğru yürüdü.
"Bu ne güzel sürpriz Gaye." Açmış olduğu kollarının arasına girdiğimde sıkıca sarıldım. "Buralarda bir kaç işim vardı sonra sana uğrayayım dedim. "
Masasın önünde bulunan gri tonunda koltuğa oturduğumda Elif de karşıma oturmuştu. Bu kısa sürede ona çok alışmıştım. "Çok güzel oldu gerçekten." Eli telefonuna uzanırken ne içeceğimi sordu. Orta bir kahvenin iyi gideceğini belirttiğimde telefonundan birini arayarak iki kahve söyledi.
Elif psikologtu. Odasına göz gezdirdiğimde daha çok beyaz ve gri tonlarında dizayn edilmesi hoşuma gitmişti. Çantamı masanın üzerine bıraktığım da Elif gözlerini iyice açarak bana baktı.
"Gayecim bir şey soracağım ama doğru cevaplar istiyorum." Kafamı hızla evet anlamında salladım ve dikkatimi ona verdim. "Son zamanlarda çok durgunsun. Üstüne gitmek istemesemde bu halin beni korkutuyor. Ne oldu canım? Bana anlatabilirsin." Gözlerimi ondan kaçırdığımda içimdeki anlatma dürtüsüne engel olamadım. Birinin beni dinlemesine çok ihtiyacım vardı ama bu kişinin Elif olmasının doğru karar olup olmadığını bilmiyordum.
Evet o bir psikologtu. İşinide iyi yapıyordu ama bir yandan da benim arkadaşım oluyordu. Ona iyi bir insan izlenimi bırakmışken şimdi her şeyi berbat etmemeliydim.
"Biraz canım sıkkın şu aralar ama önemli değil Elifcim." Kaşları inanmadığını belli ederek çatıldığında arkama doğru yaslandım. Dudaklarımı aralayıp ona anlatmak için hazırlandığımda kapının tıklanma sesiyle Elif "Girebilirsin" diye bağırdı.
Kapı yavaş bir biçimde aralanırken gayet güzel olan bir hanımefendinin elindeki tepsiyle yanımıza yaklaşmasıyla sustum. O seri bir biçimde kahvelerimizi orta sehpaya bırakırken afiyet olsun diyerek yanımızdan ayrıldı.
"Seni dinliyorum Gayecim." Biraz zaman kazanmak için fincanıma uzandım ve sıcak kahvenin kokusunu içime çektikten sonra ufak bir yudum aldım. Gözlerini devirdiğinde söyleyeceklerimi toparlamaya çalışıyordum.
"Anlatma konusunda tereddüt etsemde birine anlatmazsam yakın zamanda kafayı sıyırıcam sanırım."
Gözleri iyice açılırken oturduğum koltukta kendimi doğrulttum.
"Liseden beri en yakınım olan bir arkadaşım vardı adı Ezgi. Daha çok arkadaş değilde kardeş gibiydik onunla.
Her zaman yan yanaydık. Hiç ayrılmazdık."
Ellerim çoktan yumruk şeklini aldığında derin bir nefes aldım. Elif'in beni pür dikkat dinlemesi sevindirirken anlatmaya devam ettim.
"O zamanlar birine kör kütük aşık olmuştu. Sürekli ondan bahseder küçük bir şeye bile umutlanırdı. Ama ben biliyordum o çocuktan Ezgi'ye hayır gelmezdi. Çoğu kez onu Ezgi'den uzaklaştırmaya çalıştım. Yanına yaklaşmaması için elimden gelen her şeyi yapmıştım."
"Bir gün benden onunla konuşmamı ağzını aramamı istedi. Bunun doğru olduğunu düşünmesemde gittim onunla konuşmaya. Beni gördüğü gibi gözleri parlamıştı. Ona Ezgi'nin duygularından bahsettiğim de büyük sayılabilecek bir kahkaha atıp parmaklarıyla saçımdan bir tutam alıp oynamaya başladı. Ben hızla kendimi geriye çektiğimde ise "Ezgi umrumda bile değil. Ben seni istiyorum." Dedi..."
Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde derince bir nefes aldım ve devam ettim.
"O sözleri duyduktan sonra hemen oradan uzaklaştım. Ezgiyi üzmek istemediğimden bundan ona bahsedemezdim. O yüzden ona hiç bir şey söylemedi sadece dinledi ve gitti dedim. O yinede üzülsede ben onu teselli ederek yanında duruyordum. Bir zaman sonra her şeyi düzeldiğini sandığımda..."
Kapının açılması ile sözlerim yarıda kesilirken yutkundum. Kahvelerimizi getiren kişi kapıda Elif'e bakarken bende oturduğum koltukta kendimi düzelttim.
"Elif hanım rahatsız ediyorum ama Alp bey geldi." Elif oturduğu yerden hızlıca kalkarken bana döndü. "Gayecim çok özür diliyorum ama.."
Lafını keserek anladığımı ve hiç sorun olmadığını belli ettim. Masanın üzerinden çantamı alarak kolumun içinden geçirerek omzumun üstüne bıraktım.
"Lütfen daha sonra devam ediyoruz."
Kafamı salladım ve vedalaştım. Kapıyı arkamdan kapattığımda telefonuma bildirim gelmesiyle duraksamıştım. Hemen çantamın fermuarını açıp içinden telefonumu çıkardım. Tuş kilidini açacağım sırada kalın ama hoş olan bir ses tonunun bana seslenmesiyle kafamı telefondan kaldırdım.
"Hanımefendi çekilebilir misiniz?" Söylediği şey afallamamı sağlarken kapının önünden çekilerek onun geçmesini sağladım. Bu kişi daha demin adının geçtiği Alp olmalıydı. O içeriye girerken ben gelen mesaja bakıyordum.
Asiye'den di geç geleceğini bildirdiği bir mesaj atmıştı. Bende ona cevap verdikten sonra eve gitmek üzere oradan ayrıldım.
Anlattıklarım biraz da olsa beni rahatlatsa da içimdeki o duygu hiç bir zaman geçmiyecekti.
✦✉✦
Eve girdiğimde direk kendimi odama atmıştım. Asiye bugün geç geleceğini söylediği için biraz dinlenmek için uyumak istiyordum. Önce üzerimdekileri çıkararak dolaptan almış olduğum pijama takımımı üzerime geçirdim. Çantamdan telefonumu alıp yatağıma geçmeyi düşündüğüm sırada çantamda bana göz kırpan bir adet siyah zarf'ı görmemle hemen elime aldım. Yaklaşık ilk siyah zarflarımı almamın üzerinden 1 ay geçmişti ve ben bunların ilk ve son olduğunu düşünmüştüm ama yanılmışım!
Zarfı açarak içinden çıkardığım fotoğrafa baktım. Bu sefer fotoğrafta ben ya da Ezgi yoktu. Bir binanın siyah beyaz bir şekilde çekilmiş fotoğrafı vardı ellerimin arasında.
Tedirginlikle arkasını çevirdiğimde "hatırladın mı?" Yazısı ile karşılaşmam bir olmuştu. Tekrar fotoğrafa baktığımda daha dikkatli bir biçimde incelemeye başlamıştım. 6 katlıydı balkonların çoğunda çiçekler yer alırken bir kısmında ise asılmış çamaşırlar vardı. Ne anlatmaya çalışıyordu? Dikkatli bak Gaye!
En alt kısımda bir sürü kişinin toplanmış olduğunu fark ettiğimde her şey sonunda kafama dank etmişti.
Burası...
Ezgi'nin intihar ettiği binanın resmiydi bu. Kalbim korkunun ve o anın verdiği etki ile yerinden çıkacak gibi atmaya başladığında masanın uç kısımlarından tutarak dengede kalmaya çalıştım.
Bunları bana kim yolluyordu böyle? Neyin peşindeydiler? Gözlerimden süzülen yaşlar boynumdan aşağıya doğru inerken elimdeki fotoğrafı buruşturdum.
Çantama nasıl girmişti? Kafamda bin bir türlü soru dolanırken ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.
T
utunduğum masadan ellimi çekerken odamdaki balkona çıkmak için kapıyı açtım. Zemindeki terlikleri ayağıma geçirirken kapının kulpundan yardım alıyordum. Balkonum büyük sayılmazdı o yüzden sallanan bir sandalye ve ufak yuvarlak bir masadan başka hiç bir şey yoktu. Sandayleye oturduğumda biraz beynimi zorlayarak düşünmeye çalıştım.
Bunları yapan kişinin Asaf olabileceğini düşünüyordum aslında. Yani Ezgi'nin eski sevgilisi!
Bana o zamanlar çok takmıştı şimdi de acımı deşmek istiyor olabilirdi ama emin değildim.
Gözlerim sokakta gezerken aynı ağacın altında bulunan yine siyahlar içindeki o adamı görmem ile hızlıca ayağa kalktım. Balkon demirlerinden tutunup daha dikkatlice baktığımda kaçmaya çalışmaması beni şaşırtmıştı. Zaten böyle bir şekilde onu tanımam, görmem zordu. Bir başka zarf bırakabileceği dürtüsüyle evden çıktım.
O günkü gibi ortalıktan kaybolmuştu.
Ve tahmin ettiğim gibi de zarf ağacın altındaydı. Etrafıma bakındım kimsenin olmadığını gördüğümde aldım ve içini açtım.
Ezgi ve benim sarıldığım fotoğrafı görmem ile kalbimdeki acının sızlaması bir olmuştu. Arkasını çevirdiğimde şu yazı ile karşılasmıştım.
"Bilemezsin kim dost, kim düşman.
Bazen tuttuğun eldir seni arkandan vuran."
