İçeriğe geç

Siyah Zarf

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Siyah Zarf

Bölüm 1

SZ|1.BÖLÜM

Renkli fotoğraflar insanların giysilerine odaklanır. Siyah beyaz olanlar ise ruhlarına.

| Ted Grant

İyi okumlar..

Gözlüklerimi masanın üzerine bırakırken elimde ki tahta kalemi ile de hafifçe masaya vurdum. Vurmamla çıkan ses ile öğrencilerim bana döndüklerinde gülümseyerek ayağa kalktım. "Geri kalanına evde devam edelim." En önde ki sıraya yaklaşarak öne eğildim ve sıraya ellerimi dayadım.

"Genel olarak çalışmalarınız güzel gözüküyor. Haftaya tamamlanmış bir şekilde getirin değerlendirelim."

Öğrencilerin kafa sallamasıyla dayandığım masadan ellerimi çekip, kollarımı göğsümde birleştirdim. "Soracağınız bir soru varsa buyurun."

Sınıfta sessizlik hakim olurken en arka sırada oturan, aramıza yeni dahil olmuş Nida'nın sesi yükseldi. Pür dikkat ona odaklanırken sorduğu soruya kafa salladım. " Karakalem bir çalışma olucaktı dimi hocam?"

"Evet Nidacım, karakalem olucak."

Tekrar dudaklarımı aralayıp konuşacakken okul zilinin melodisinin kulağımı doldurmasıyla dudaklarımı birbirine bastırdım. Bana bekleyen gözlerle bakan öğrencilerime elimle çıkabilirsiniz işareti yaptığımda çantalarına eşyalarını doldurmaya başladılar.

Kendi masama doğru ilerledim. Masa üzerinde dağınık bir biçimde olan kağıtlarımı ve kalemlerimi gelişi güzel topladıktan sonra çantamın içine koydum. Öğrenciler yavaş yavaş çıkarken bende çantamı omuzumun üzerine bırakarak çıkmak için yeltendim.

Benim için yorucu bir gün olmuştu o yüzden direk eve gitmek istesemde bir buçuk saatlik, özel olarak verdiğim ders için kursa gitmem gerekiyordu.

"İyi akşamlar hocam" yanımdan geçen dördüncü öğrencimede tebessümle iyi akşamlar dedikten sonra artık kendimi okul bahçesine atabilmiştim. Şu an yorgunluğuma en iyi gelebilecek şeyin kahve olmasıyla gözlerim kantine odaklandı. Kantin çoktan kapanmıştı. Kolumdaki saate bakarak ne kadar sürem olduğunu hesapladıktan sonra yanda bulunan kafeden bir kahve içebilecek zamanımın olduğunu görmemle gülümsedim. Adımlarım kafeye doğru ilerlerken daha içeri girmeden tıklım tıklım olduğu belli oluyordu.

✦✉✦

"Aa, merhaba Gaye." Gözlerim refleks olarak sesin geldiği yöne çevrilirken karşımda Elif'i görmemle tebessüm ettim. Açık kahverengi saçları ve mavi gözleriyle yine çok güzel gözüküyordu. Yanımdaki sandalyeyi kendine doğru çekmesinden sonra parmaklarıyla sıkıca tuttuğu kahvesini masanın üzerine bıraktı.

"Sormadım ama oturabilir miyim?" Kafamı onaylar biçimde haraket ettirdiğimde memnuniyet bildiren bir bakış attı ve zarifce sandalyeye oturdu.

Nida'nın okula ilk geldiği gün tanışmıştık Elif ile. Yaklaşık 1 ay olmasa bile o kadar samimiydiki insan hemen kaynaşıyordu. Elif Nida'nın kuzeniydi. Bazı nedenlerden dolayı Elif bakıyormuş ona. O yüzden de okula bırakırken sıksık karşılaşıyorduk.

"Nasılsın Gayecim? Yorgun gözüküyorsun." Sıcak kahvemden bir yudum alırken gözlerimi hafifçe yumdum. Tekrar açtığımda sorduğu soruya içtenlikle cevap verdim. "Bugün biraz yorucu oldu. Üstüne kursa gitmem gerekiyor birazdan. Bende az da olsa dinlenmek amaçlı buraya geldim."

Anladığını belli eden bir şekilde kafasını sallayınca kolumu göz hizama getirdim. Saatin bir anda geçmesi beni afallatırken hızlı bir şekilde ayağa kalktım. "Elifcim şu an gitmem gerekiyor. Sonra sohbetimize devam ederiz canım." Mavi gözleri parlarken o da ayağa kalktı ve bana sarıldı.

✦✉✦

Asiye'nin getirmiş olduğu çaydan bir yudum aldıktan sonra koltuğa iyice gömüldüm. Baş ağrım gitgide şiddetlenirken yorgunluğumun da verdiği etkiyle gözkapaklarım kapanmaya başladı.

Deliksiz bir uyku çekeceğimi düşünerek gözlerimi kapatsamda Asiye'nin sesiyle zoraki bir şekilde ona baktım. "Balım, hadi git yerine yat." Dediği şeye kafa sallayıp ondan destek alarak koltuktan kalktım. Bugün tüm gün dersimin olması ve üstüne kursunda olması beni epey yormuştu. Odama girip kendimi yatağıma attım.

Ne ara uykuya daldım, ne ara sabah oldu anlayamadım. Gözlerimi yüzüme gelen güneş ışığı nedeniyle kırpıştırdım. Bugün okulda işim yoktu bu yüzden mutluydum. Biraz olsun dinlenmiş sayılabilirdim. Yatağımdan kalkıp direk kendimi beyaz ağırlıklı olan banyoya attım. Önce aynaya yaklaşıp kendime baktığımda biraz bakım yapmam gerektiğini fark etmiştim. Musluğu açıp öne doğru eğildim. Avucumu suyun altına koyarak dolmasını sağladım ve su ile yüzümü bir kaç kez yıkadım.

Bu benim biraz daha ayılmamı sağlamıştı. Tekrar aynaya çevirdim gözlerimi, ellerim dolaba giderken mor renkte olan tarağıma uzandım. Aldığım gibi saçlarımı nazikçe taradım. Yüzümede krem sürdükten sonra diğer işlerimide halletmiş ve banyodan çıkmıştım.

"Asiyecim, çıkıyor musun?" Kapının kenarından Asiye'ye baktığımda ayakkabılarını giyiyor olduğunu gördüm. "Evet tatlım, hadi öptüm."

Elimi dudaklarıma götürüp tekrar indirdim ve öpücük yolladım. Gülümseyerek bana karşılık verdikten sonra hızlı adımlarla merdivenlerden indi.

Arkasından kapıyı kapatıktan sonra salona ilerledim. Balkon camının kenarında olan tekli koltuklardan birine oturup televizyonu açtım. Kanallarda gezinirken gözüme gezdirdiğim bir diziye odaklandım.

Asiye ile aynı okulda çalışıyorduk. O edebiyat öğretmeni bense resim öğretmeniydim. Gerçekten işini hakkıyla yapıyordu.

Dizinin reklam girmesiyle ayaklandım ve odama geçtim. Tüm gün salonda pineklemiştim resmen. Bugün hiç bir şey yapasım gelmemişti o yüzden kendimi televizyonla tatmin etmiştim. Masama yaklaştığımda dönen sandalyeme oturdum ve masanın üzerinde bulunan kağıdıma bir şeyler çizmeye başladım.

Telefonumdan bana eşlik eden müzik sayesinde kendimi iyice kaptırmıştım. Akşam olduğunu bile Asiye'nin eve gelmiş olmasıyla öğrendim. Hızlı bir şekilde ayağa kalktım ve çizimime göz attım. Asiye duş alacağını söyleyerek banyoya giderken bende yemek hazırlamak için mutfağa geçmiştim.

Buzdolabından dünkü yemeği çıkardım ve yanına da çorba yapmayı düşündüm.

✦✉✦

Zil sesinin kulağımı doldurmasıyla tenceredeki çorbayı son kez karıştırıp, tahta kaşığı tezgaha bıraktım. Bu saatte kim gelebilir diye düşünürken bir yandan mutfak balkonuna çıkarak dışarıya baktım. Akşam olduğu için dışarısı karanlıktı sokak lambasının aydınlattığı kadar etrafı seçmeye çalışsamda kimseyi görememiştim.

Bu sefer kapıya ilerledim ve kapıyı açtım. Açmamla karşımda bana göre uzun, zayıf bir adamı görmemle kaşlarım yukarıya kalktı. Tam kim olduğunu sormak için dudaklarımı aralıyordum ki adam benden önce davranarak konuşmaya başlamıştı.

"Gaye Baydar siz misiniz?"

Sorduğu soruya evet anlamında kafamı salladığımda tebessüm ederek elinde tuttuğu siyah renkteki zarfı bana uzattı. Ben ona anlamadığımı belli eden bakışlar atsamda o umursamadan arkasını dönerek merdivenlerden indi. Omuzlarımı yukarıya kaldırmakla yetindim ve kapıyı kapattım. Salona ilerleyerek Asiye'nin yanına oturduğumda kaşlarını çatarak zarfa baktı.

Elimdeki zarfa bir türlü anlam

verememiştim. Kim bana bu Siyah zarfı göndermiş olabilirdi ki? Gözlerimi Asiyeye çevirdiğimde zarfı açmamı

bekliyordu. Zarfın arkasına

baktığımda gönderene ait ne bir isim ne de bir adres vardı. Zarfı çevirip elimi üçgen tarafına getirip açacağım sırada Asiyenin telefonu çaldı. Asiye

ayağa kalkıp "Buna bakmalıyım

Canım!" diyerek yanımdan

ayrılınca derin nefes alıp siyah

zarfı açtım.

İçinde bir fotoğraf vardı. Yavaşça fotoğrafı çıkartıp baktım. Fotoğrafı görmemle nefesimin kesildiğini hissettim. Ellerim titremeye başlarken

gözlerim de dolmuştu. Bu fotoğraf...

Ezgi ile doğum gününde çekildiğimiz bir fotoğraf karesiydi. Gözümün önüne

Ezgi'nin o günkü hali gelirken

kulağımda o anda bana sarf

ettiği sözler çınlamaya başladı.

"Sen sebep oldun!"

Gözlerimi yumdum. O görüntü gözümün önünden gitsin diye göz kapaklarımı birbirine daha fazla bastırdım. Ellerimle de kulağımı kapatıp sesini duymamaya çalıştım.

Birkaç dakika sonra ses azalınca gözlerimi açtım. Etrafta gezinirken yere düşen fotoğrafın arkasında yazan

kelimeyi görünce tüylerim diken

diken oldu.

"Ölüm '4 Mayıs"

Gözlerimi kırpıştırıp yazan yazıya ve tarihe daha iyi baktım. Ezgi'nin hem doğum günü hem de ölüm tarihi

aynıydı. Adım sesleri duymamla

hemen yerdeki fotoğrafı ve siyah zarfı alıp balkona doğru koşar adımlarla yürüdüm. Balkon kapısını açıp dışarıya

çıkmamla zarfı ve fotoğrafı oradaki sandalyenin üzerine bıraktım. Bu halde Asiyenin karşısına çıkamazdım. Onun

hiçbir şeyden haberi yoktu.

Ellerimi saçlarımdan geçirdim. Kimdi bu? Bu fotoğraf ve arkasındaki Ölüm kelimesini bana yollayan kimdi? Ellerimi balkon demirliğine koyup

düşünmeye başlayacaktım ki gözüme bizim apartmanın az ilerisindeki ağacın oradaki siyahlar içindeki adamı buldu. Bu adamda kimdi?

Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken balkon demirlerini iyice sıkarak, adamın yüzünü seçmeye çalıştım. Gözlerimi iyice zorlasamda etraf aydınlık olmadığı için göremiyordum.

Sandalyenin üzerine bıraktığım fotoğrafı alarak balkon kapısını araladım. Yavaş adımlar atarak Asiye'ye belli etmeden evden çıkmak istesemde kapının önünde onu görmemle irkilmiştim. Parıldayan gözleriyle bana bakarken kollarını birbirine doladı."Nereye gidiyorsun bakayım?"

Elimde tuttuğum fotoğrafı arkama doğru saklarken yanına yaklaşıp, yanağına bir öpücük bıraktım.

"Tatlım, aşağıya bir şey düştü onu alıp geleyim."

Dediğim şeye inanmadığını belli eden bakışlar atsada kenara çekilerek gitmeme izin verdi. Kapı kolunu tutup kendime çektim ve ayakkabılığımda bulunan terliklerimi ayağıma giyerek ikişerli olarak merdivenlerden indim.

Demir olan dış kapıyıda açtığımda önce gözlerimle iyice etrafı taradım. Görünürde kimse yoktu bunu fırsat bilerek az önce gördüğüm adamın olduğu ağacın yanına varmıştım. Önce saklanmış olduğunu düşünmüştüm ve bu yüzden yakınımda olan her yeri aramıştım. Ama yoktu!

Gitmiş olması içimde hayal kırıklığına sebep olurken ağacın altında duran siyah zarfa gözüm takılmıştı. İşte bir tane daha! Yavaş ve temkinli adımlarla ilerleyerek zarf'a uzandım. Ellerim kendiliğinden titremeye başlarken sakinleşmek adına nefes alıp vermiştim.

Yine aynı şekilde üçgen tarafını kaldırarak zarfı açtım. İçinden Ezgi ile güldüğümüz bir fotoğraf çıkınca gözyaşlarıma hakim olamamıştım. İlk fotoğrafta ki gibi arkasında bir yazı olup olmadığını kontrol etmek istediğimde tahminlerimde yanılmamıştım. Bu fotoğrafin arkasında da aynı el yazısıyla yazılmış bir yazı vardı.

"Pişman mısın?"

Gördüğüm şey ile gözlerim sonuna kadar açılırken ne yapacağımı bilemiyordum. Ellerimin arasından kayıp düşen fotoğrafa uzanırken bir elin benden önce davranarak almasıyla kendimi geriye doğru çektim.

"Bu ne Gaye?" Parmaklarıyla sıkıca tuttuğu fotoğrafı bana gösteren Asiye'ye bakıp korkuyla yutkundum. Ne anlatacaktım şimdi? Fotoğrafı alıp arkama saklarken omuzlarımı silkerek ona baktım. "Hiç bir şey değil."

Kızgın olduğun belli edercesine dişlerini sıktı. Ben gözlerimi ondan kaçırmak istesemde pek başaramamıştım. "Gaye neler oluyor açıklar mısın?" Sorduğu sorunun ben bile cevabını bilmezken ona ne diyecektim?

Bölüm sonu

1 yorum

  • Çok güzel olmuş soluksuz okudum mükemmel ötesi devamını avil bekliyorum

    1Yanıt