İçeriğe geç

SİYAH YEMİN

Bölüm 10 · 3 dk okuma

SİYAH YEMİN

Bölüm 10

YANGININ ORTASINDA

10. BÖLÜM

Çelik kapı devasa bir gürültüyle menteşelerinden sökülüp içeriye doğru devrildiğinde, odayı keskin bir toz bulutu kapladı.

Atlas ve Gece, aynı salisede siper aldıkları masaların arkasından fırladı. Gece omzundaki sızıya aldırış etmeden tetiğe peş peşe bastı; kapıdan giren ilk iki saldırgan göğüslerine saplanan kurşunlarla yere yığıldı. Atlas ise soğukkanlı bir avcı gibi hareket ederek koridordan içeri sızmaya çalışan diğer adamlara geçit vermedi.

"Arka çıkışa doğru kay!" diye bağırdı Atlas, gürültünün ortasında. "Bora ile Kaan dışarıdaki çemberi kırmak üzere, motor seslerini duyuyorum!"

Fabrikanın dışından yükselen ağır makineli tüfek sesleri ve araç çığlıkları, Kaan ile Bora’nın desteğe geldiğini haber veriyordu. Dışarıdaki adamların dikkati dağıldığı an, Atlas Gece’nin elini tuttu. Parmakları birbirine kenetlendiğinde, ikisi de o tehlikeli yakınlığın ve adını koyamadıkları çekimin yakıcılığını hissetti.

Birlikte fabrikanın arka tahliye koridoruna daldılar. Paslı merdivenleri hızla inip yağmurun ıslattığı arka bahçeye çıktıklarında, Bora’nın kullandığı zırhlı siyah SUV araç ciyaklayan fren sesleriyle tam önlerinde durdu.

"Atlayın!" diye kükredi Kaan, arka kapıyı açarak dışarıya ateş açmaya devam ederken.

Atlas ve Gece kendilerini aracın içine attı. Araç topuklayarak fabrikanın bahçesinden fırlarken, arkalarında bıraktıkları kurşun yağmuru gecenin karanlığında kayboldu.

Saatler gece yarısını çoktan geçmişti. Şehrin dışında, Karahan ailesine ait kimsenin bilmediği gizli bir dağ evine ulaşmışlardı.

Aracın içindeki gergin yolculuk boyunca ne Atlas ne de Gece tek bir kelime etmişti. Kenetlenen elleri ayrılmıştı ama zihinlerinde patlayan o büyük gerçekler hala canlıydı: Yirmi yıllık kan davası dev bir yalandı. Ve tetiği çektiren kişi, Atlas'ın bizzat amcası Harun Karahan'dı.

Dağ evinin ahşap salonunda sadece şöminenin çıtırtısı vardı. Kaan ve Bora dışarıda çevre güvenliğini sağlarken, Atlas salondaki ecza dolabından ilk yardım malzemelerini getirip masaya bıraktı.

Gece, şöminenin karşısındaki berjerde oturuyordu. Siyah deri ceketini çıkarmış, askılı siyah bluzuyla kalmıştı. Omzundaki kurşun sıyrığı hala hafifçe kanıyordu.

"Aç yaranı," dedi Atlas, sesi bu kez emredici değil, şaşırtıcı derecede pürüzsüz ve sakindi.

"Kendim halledebilirim Karahan," dedi Gece, sargı bezine uzanarak.

Atlas, Gece’nin elini nazikçe kenara itti. Sandalyeyi Gece’nin tam karşısına çekip oturdu. Batan tentürdiyotu pamuğa dökerken Gece’nin yüzüne baktı.

"İnat etme Vural," dedi alçak bir sesle. "Bırak bu sefer ben halledeyim."

Atlas, pamuğu Gece’nin omzundaki yaraya bastırdığında Gece hafifçe irkildi ve nefesini tuttu. Atlas’ın parmakları genç kadının sıcak tenine her dokunduğunda, şöminedeki ateşten daha sıcak bir dalga ikisini de sarıyordu. Atlas yaranı dikkatle temizleyip sargı beziyle sararken, gözleri Gece’nin dudaklarına ve ardından koyu renk gözlerine kaydı.

Aralarındaki mesafe birkaç santime kadar düşmüştü. Gece, Atlas’ın kalbinin ritmini duyabiliyordu.

"Bana öyle bakma," diye fısıldadı Gece. Sesi bir meydan okumadan çok, kendi içindeki duygulardan kaçış gibiydi.

"Nasıl bakıyorum?" dedi Atlas, bakışlarını bir milim bile ayırmadan.

"Sanki... sanki yarın birbirimizin yüzüne bakmayacakmışız gibi."

Atlas derin bir nefes aldı. Elini yavaşça Gece’nin yanağına koydu. Kirli, kanlı ve yalanlarla dolu dünyalarının ortasında, bu temas ikisi için de tek gerçek şeydi.

"Yarın ne olacağını bilmiyorum Gece," dedi Atlas, parmak ucuyla Gece’nin elmacık kemiğini okşayarak. "Amcamla bir savaşa gireceğim. Babanla yüzleşeceksin. Ama bu gece... Bu gece ne senin ailen var ne de benimki. Sadece sen ve ben varız."

Gece’nin gözleri Atlas’ın gözlerinde kenetlendi. Gururu, nefreti ve yılların düşmanlığı o an şöminenin ateşinde eriyip gitti. Gece uzanıp Atlas’ın gömleğinin yakasını kavradı ve aralarındaki son mesafeyi de kapattı.

Dudakları birleştiğinde, iki ailenin yirmi yıllık kanlı tarihi yerini tutkulu, yakıcı ve kaçınılmaz bir patlamaya bıraktı. Bu öpücük, intikamın bittiği ve tehlikeli bir aşkın resmen başladığı anın yeminiydi.

Dışarıda fırtına kopuyordu ama dağ evinin içindeki yangın, ikisini de içine çekip yutmak üzereydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.