9. BÖLÜM
Paslı metal kazanın üzerine yağan kurşunlar, fırtınalı gecenin ortasında sağır edici bir melodi gibi çınlıyordu. Havaya sıçrayan kıvılcımlar, karanlığı anlık parlamalarla aydınlatırken pas ve yanık kokusu boğucu bir hal almıştı.
Atlas, Gece’yi göğsüne doğru çekip kazanın arkasındaki dar girintiye siper etti. İkisinin nefesi birbirine karışıyor, şakaklarından süzülen soğuk ter damlaları kurşun yağmurunun altında parıldıyordu.
"Kaç kişiler?" diye bağırdı Gece, gürültünün arasından sesini duyurmaya çalışarak. Elindeki gümüş kaplama tabancayı sıkıca kavramıştı.
"En az on iki adam," dedi Atlas, belindeki yedek şarjörü çıkarıp silahına takarken. Gözlerindeki o soğukkanlı katil ifadesi geri dönmüştü. "Harun Amcam işini şansa bırakmaz. Bizi buradan cansız çıkarmaya kararlılar."
Gece’nin dudaklarında tehlikeli, keskin bir tebessüm belirdi. Bakışlarında en ufak bir korku kırıntısı yoktu. "O zaman amcana unutamayacağı bir ders verelim Karahan. Bu fabrika yirmi yıl önce bir Karahan’a mezar oldu ama bu gece Vural ve Karahan’ın mezarı olmayacak."
Atlas, Gece’nin o pes etmeyen, dik başlı duruşuna baktı. O an içindeki amansız yangının tek bir kıvılcımla nasıl alevlendiğini hissetti. "Plan şu," dedi Atlas, Gece’ye doğru eğilip kulağına fısıldayarak. "Üst balkondaki iki nişancıyı indirmen için sana üç saniye kazandıracağım. Sonra sol koridora yükleniyoruz."
"Üç saniye bana fazla bile," dedi Gece.
Atlas tek bir saniye tereddüt etmeden kazanın arkasından fırladı. Açık alana doğru kayarken sağ taraftaki iki saldırgana seri şekilde ateş açtı. Adamlardan biri vurulup balkondan aşağı yuvarlanırken, bütün namlular Atlas’ın olduğu yöne çevrildi.
Gece bu anı kaçırmadı. Siperden sıyrıldı, gözlerini yukarıdaki iki nişancıya kilitledi. İki el peş peşe tetiğe bastı. İki kurşun da hedefini tam kalbinden buldu; nişancılar ağır silahlarıyla birlikte üst kattan beton zemine çakıldı.
"Şimdi!" diye gürledi Atlas.
İkisi birden fabrikanın karanlık koridoruna doğru hamle yaptı. Kurşunlar ayaklarının dibindeki betonu parçalarken, yan yana koşan iki gölge gibiydiler. Koridorun sonundaki çelik kapıya ulaştıklarında Atlas omzuyla kapıya yüklenip açtı ve Gece’yi içeri itip kapıyı arkalarından kilitledi.
Sığınak benzeri dar, loş odada durduklarında ikisi de nefes nefeseydi. Gece sırtını duvara yasladı. Sağ omzundaki sızıyla yüzünü buruşturdu.
Atlas’ın gözleri anında Gece’nin omzuna kaydı. Siyah deri ceketinin ıslaklığı yağmurdan değil, sızan koyu kırmızı kandan kaynaklanıyordu. Sıyr geçen bir kurşun deri ceketini yırtmış, tenini kanatmıştı.
"Yaralanmışsın," dedi Atlas. Sesi bir anda yırtıcı bir endişeyle kalınlaştı. Adımlarını hızlandırıp Gece’nin tam önünde durdu.
"Önemli bir şey değil, sadece sıyrık," dedi Gece, geri çekilmeye çalışarak. "Dışarıdaki adamlar kapıyı zorlamadan bir çıkış bulmalıyız."
"Kımıldama," diye emretti Atlas. Sesi itiraz kabul etmeyen bir sertlikteydi.
Atlas, ceketinin cebinden çıkardığı temiz siyah mendili alıp Gece’nin omzuna bastırdı. Aralarındaki mesafe tamamen kapandığında, Gece onun göğsündeki sert kalp atışlarını ve teninden yayılan o odunsu kokuyu yeniden hissetti. Atlas’ın parmakları Gece’nin yarasına dokunurken şaşırtıcı derecede narin ve dikkatliydi.
Gece, omzundaki acıyı unutup bakışlarını Atlas’ın keskin yüz hatlarına çıkardı. "Neden bu kadar endişeleniyorsun Karahan? Birkaç saat öncesine kadar birbirimizin düşmanıydık."
Atlas, mendili bastıran elini çekmedi. Gözlerini Gece’nin koyu renk gözlerine dikti. O gözlerdeki karanlık tutku, bu kez gizlenemeyecek kadar berrak ve yıkıcıydı.
"Çünkü seni ben yok etmek istiyordum Gece," dedi Atlas, sesi derin ve pürüzlü bir fısıltıya dönüşerek. "Ama şimdi... Seni korumak için dünyayı yakabileceğimi fark ediyorum. Ve bu beni nefretten çok daha fazla korkutuyor."
Gece’nin nefesi boğazında tıkandı. Kalbi göğüs kafesini zorlayan amansız bir ritimle çarpmaya başladı. Atlas Karahan, ilk kez gardını tamamen indirmiş, içindeki o canavarı da tutkuyu da Gece’nin önüne sermişti.
Tam o sırada çelik kapıya indirilen ağır darbe sesleri odayı sarstı.
"Atlas! Biliyorum içeridesiniz!" diye bağırdı dışarıdaki Harun’un sağ kolu. "Bu kapı sizi kurtaramaz!"
Atlas, Gece’nin yüzüne dokunan elini yavaşça çekti ama bakışlarını ayırmadı. Belindeki son şarjörü kontrol etti.
"Hazır mısın Vural?" diye sordu Atlas, dudaklarında o gözü kara tebessümle.
Gece gümüş kaplama tabancasını doğrultup emniyetini kapattı. Gözlerindeki gurur ve ateş, Atlas’ınkiyle birleşti.
"Seninle ölüme yürümeye bile hazırım Karahan," dedi Gece. "Ama bu gece ölen biz olmayacağız."