Sabahın ilk ışıkları, Boğaz’ın durgun sularından süzülüp yatak odasının tül perdelerini aşarak odaya ılık bir aydınlık düşürüyordu. Yatakta hakim olan derin sessizlik, sadece ikisinin birbirine karışan ritmik nefesleriyle bölünüyordu. Lara, gözlerini ağır ağır açtığında şakaklarına değen o tanıdık, sıcak nefesi ve belini tutkuyla kavrayan iri eli hissetti. Dün gecenin ateşi, tenlerine kazınan o ilk bütünleşmenin izleri ve ruhlarında bıraktığı o derin huzur hâlâ odadaki havada asılı duruyordu.
Gökhan, uykusunda bile Lara’yı kaybetmekten korkar gibi kızı kendine doğru biraz daha çekti. Yanağını Lara’nın nemli saçlarına gömdü.
Lara hafifçe kıpırdanıp yüzünü Gökhan’a döndü. Adamın uykuda hafifçe çatılmış kaşlarını, keskin çene hattını ve dudağının kenarındaki o huzurlu ifadeyi izledi. Parmak uçlarıyla Gökhan’ın şakaklarını okşadı. Gökhan gözlerini açmadan gülümsedi, kızın belindeki tutuşunu sıkılaştırıp dudaklarını Lara’nın boyun kavisine bastırdı.
"Günaydın Kuğu’m," dedi Gökhan. Sesi uykudan yeni uyandığı için pürüzlü ve boğuktu.
Lara başını kaldırıp adamın koyu gözlerine baktı. Yüzünde muzip ama bir o kadar da ciddi bir ifade belirdi. "Günaydın Karahan..." dedi, parmağını adamın geniş göğsünde gezdirerek. "Sana çok ciddi bir şey söylemem lazım."
Gökhan kaşlarını hafifçe kaldırdı, yatakta doğrulup dirseğinin üzerine dayandı. "Söyle bakalım Kuğu’m, dinliyorum."
Lara hafifçe kızararak bakışlarını kaçırdı, ardından tekrar Gökhan’ın gözlerine sabitledi. "Gökhan... Biz dün geceden beri... Yani tam 3 keredir yapıyoruz ve sen hiç korunmadın. Ben daha yeni hastaneden çıktım, bedenim ve ruhum bu kadar fırtınayı yeni atlattı. Şu an hamile kalmaktan gerçekten korkuyorum. Bana gelirken eczaneden doğum kontrol hapı alır mısın lütfen?"
Gökhan, kızın bu dürüst ve çekingen hali karşısında gözlerindeki o sert ifadeyi tamamen eritti. Yüzünde sonsuz bir şefkat belirdi. Lara’ya doğru eğildi, kızın alnına derin, uzun ve saygı dolu bir öpücük kondurdu. Dudakları kızın teninde kalırken fısıldadı:
"Haklısın Kuğu’m... Benim seni korumam, senin sınırlarına ve hazır oluşuna her şeyden çok saygı duymam lazım. Dün gecenin büyüsüyle kontrolümü kaybettim ama seni asla zor durumda bırakmam. Akşam gelirken alırım, sen nasıl rahat hissedeceksen öyle olacak. Tamam mı?"
Lara rahat bir nefes vererek Gökhan’ın göğsüne sokuldu. "Teşekkür ederim Karahan..."
Öğleden sonra malikanenin bahçesinde ılık bir sonbahar güneşi vardı. Yan komşu, acil bir işi çıktığı için 4 yaşındaki sevimli, kıvırcık saçlı oğlu Ege’yi birkaç saatliğine Lara’ya emanet etmek istemişti. Lara sevinçle kabul etmiş, minik çocukla bahçedeki çimlerin üzerine yayılmıştı. Ege elindeki oyuncak arabaları çimlerde koştururken, Lara da onunla birlikte çocukça sesler çıkararak oyununa ortak oluyordu.
O sırada bahçe kapısından giren Karan ve Bora, verandada oturan Gökhan’ın yanına adımladı. Gökhan, elindeki kahve fincanıyla bahçedeki o manzaraya kilitlenmişti. Lara, çimlerin üzerinde Ege ile yuvarlanıyor, minik çocuğun gıdııklanarak attığı kahkahalara kıkırdamalarıyla eşlik ediyordu. Rüzgar, kızın uzun saçlarını savururken yüzündeki o katıksız annelik ışığı Boğaz’ın tüm güzelliğini gölgede bırakıyordu.
Bora, verandadaki sandalyeye çekilip Gökhan’ın baktığı yere göz attı. "Vay arkadaş... Karahan Holding’in haşmetli patronu bakıyorum da kreş müdürü gibi çimdeki veledi izliyor."
Gökhan, Bora’nın lafına aldırış bile etmedi. Bakışlarını bir saniye olsun Lara’dan ayırmadan kahvesinden bir yudum aldı. Gözlerinde daha önce hiç görülmemiş, derin ve buruk bir özlem vardı.
"Şuna baksanıza..." dedi Gökhan, sesi pürüzsüz ve hayalperest bir tonda çıkarak. "Nasıl da yakışıyor eline çocuk... Nasıl da güzel gülüyor."
Karan sigarasından bir nefes çekip koltuğa yaslandı. "Lara çocukları çok seviyor Gökhan. Eskiden vakıftaki çocuklarla ilgilenirken de gözlerinin içi böyle parlardı."
Gökhan derin bir iç çekti. Göğsü o hissin ağırlığıyla kalkıp indi. "Keşke..." dedi fısıltıyla. "Keşke şöyle Lara’ya benzeyen, onun gibi simsiyah gözleri olan, kıvırcık saçlı bir kızımız olsaydı. Sanırım... ben gerçekten bir çocuğumuz olsun istiyorum oğlum. Onun benden bir parça taşımasını, Lara’nın kucağında bizim bebeğimizin olmasını ölesiye istiyorum. Dün gece, sabah... Her anımda zihnimin bir köşesinde bu hayal çakıp duruyor. Koskoca Karahan imparatorluğunu yönetiyorum ama şu çimlerde Lara’yla koşturan küçük bir kız çocuğunun hayali kadar beni hiçbir şey bu kadar heyecanlandırmadı."
Bora ve Karan şaşkınlıkla Gökhan’a baktı. Bora’nın yüzündeki o ciddiyetsiz ifade yerini imalı bir tebessüme bıraktı. "Lan Gökhan... Sen harbi sırılsıklam aşık olmuşsun ve baba olma krizin tutmuş! Vay be, dünün acımasız adamı bugün 'kızım olsun' diye iç geçiriyor. Dünya gerçekten değişiyor."
Gökhan hafifçe gülümsedi, bakışları hâlâ çimlerde Ege’nin üzerini düzelten Lara’daydı. "Değişiyor Bora... O Kuğu benim dünyamı değiştirdi."
Akşam saatlerinde, şehrin en prestijli haute couture gelinlik mağazası kapatılmıştı. Dev kristal avizelerin aydınlattığı geniş salonda Ezgi, Defne ve Lara gelinlik denemeleri için bir aradaydı. Mutfakta şampanyalar patlatılıyor, kızlar arası dedikodu ve kahkahalar mağazanın yüksek tavanında yankılanıyordu.
Ezgi, hamileliğinin getirdiği hafif iştahla elindeki kanapeyi ağzına atarken Lara’ya takıldı: "Lara yalnız bir şey diyeceğim, sen bu sabah gelinlik seçmeye gelmedin sanki, maratondan çıkmış gibisin! Kızım yüzündeki o renk, gözlerindeki o süzgünlük ne? Gökhan seni dün gece canlı bıraktı mı gerçekten?"
Defne kıkırdayarak elindeki gelinlik kataloğunu bıraktı. "Ezgi haklı! Lara, boynundaki o hafif kızarıklığı kapatmak için kapatıcıyı boca ettiğini görmedim sanma! Karahan’ın gazabına uğramış gibisin."
Lara’nın yanakları anında al al oldu, elindeki şampanya kadehini masaya bırakıp kızlara yastık fırlattı. "Aşk olsun size! Susun bakayım! Kızım adam kaç haftadır benim için çıldırıyordu, ne yapsaydı yani?"
"Valla ne yaptıysa iyi yapmış, yüzüne nur inmiş Kuğu’m!" dedi Ezgi gülerek.
O sırada mağazanın soyunma kabininin ağır kadife perdeleri açıldı. Lara, stilistlerin yardımıyla seçtiği o muazzam gelinliğin içinde dışarı çıktı. Gelinlik, omuzları açıkta bırakan, sırtı incecik Fransız dantelleriyle işlenmiş, aşağıya doğru bir kuğu kanadı gibi süzülen krep kumaştan yapılmış zamansız bir tasarımdı. Lara aynanın karşısına geçtiğinde kızların nefesi kesildi.
Tam o anda mağazanın ağır ahşap kapısı açıldı. İçeriye kapıda beklemekten sıkılan Gökhan, Bora ve Karan girdi.
Gökhan salona adım attığı an, bakışları aynanın önünde duran Lara’ya takıldı. Ve olduğu yerde çakılı kaldı.
Gökhan Karahan’ın o tavizsiz, sert duruşu bir anda buharlaştı. Gözleri genişledi, nefesi boğazında tıkandı. Karşısında duran kadın, hayatı boyunca gördüğü en güzel, en masum ve en büyüleyici şeydi. Beyaz dantellerin içindeki Lara, tıpkı adını aldığı o asil Siyah Kuğu’nun beyaza bürünmüş hali gibi parıldıyordu. Gökhan’ın göğsü hızla kalkıp inmeye başladı, göz pınarlarının hafifçe ısındığını hissetti.
Bora yanından fısladı: "Oha... Gökhan, yengem resmen tablo gibi olmuş lan."
Gökhan, hipnotize olmuş gibi adımlarını Lara’ya doğru attı. Salondaki herkes susmuş, ikilinin arasındaki o devasa çekimi izliyordu. Gökhan kızın tam önünde durdu. İri, nasırlı eli titreyerek yükseldi ve Lara’nın duvağının kenarını kavradı.
"Kuğu’m..." dedi Gökhan. Sesi titriyor, boğazından güçlükle çıkıyordu. "Sen... Sen gerçek misin?"
Lara gözlerindeki yaşlarla gülümsedi. "Beğendin mi Karahan?"
Gökhan eğilip kızın elini tuttu, dudaklarına bastırdı. "Beğenmek mi? Ben hayatımda ilk kez cenneti gördüm Lara. Bu gelinliğin içinde benim karım olacağın günü düşünmek bile beni deli etmeye yetiyor. Seni çok seviyorum..."
Kızlar arkada "Ayyy!" diyerek alkış tutarken, Bora araya girdi: "Tamam romantizm bitti! Gökhan adamı ağlatma akşam akşam, hadi şu nikahı kıyalım da biz de muradımıza erelim!"
Gelinlik provasının ardından gece Bora’nın Boğaz’a sıfır penthouse dairesine geçildi. Gece boyunca Bora ve Ezgi arasındaki o tatlı sert çekişme ve komedi tavan yaptı.
Ezgi koltukta uzanmış, ayağını uzatmışken Bora elinde turşu kavanozu ve çikolata sosuyla salonda koşuşturuyordu. "Ezgi bak! Turşuyla çikolatayı aynı anda yemek istedin, buldum getirdim! Yeter ki ağlama sevgilim!"
Ezgi gözlerini devirdi. "Bora, ben turşuyla çikolatayı aynı anda yemek istemedim, 'canım hem tatlı hem tuzlu çekiyor' dedim! Sen niye bunları karıştırıyorsun salak adam?"
"Ne bileyim kızım, hamile kadının beyni farklı çalışır dediler! Ben her ihtimale karşı sosladım!"
Salondakiler Bora’nın bu cıvık ve panik hallerine kahkahalarla gülerken, Defne ve Karan balkon kenarında sessizce dikiliyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, bahçedeki cam terasta Karan ve Defne yalnız kaldı. Rüzgar Boğaz’ın soğuk havasını taşırken Defne omzundaki şalı sıktı. Karan arka taraftan yaklaşıp kendi deri ceketini çıkararak Defne’nin omuzlarına örttü.
Defne arkasını dönüp Karan’a baktı. "Teşekkür ederim Karan... Hep beni koruyorsun."
Karan, kızın yüzüne düşen saç telini nazikçe kulağının arkasına itti. Dokunuşu dondurucu soğukta kor bir ateş gibi yakıcıydı. "Seni korumak benim görevim değil Defne... Benim yaşama sebebim."
Defne’nin kalbi göğüs kafesini delecek gibi çarpmaya başladı. Karan eğilip kızı belinden tutarak kendine çekti ve terastaki loş ışıkta dudaklarını Defne’nin dudaklarıyla buluşturdu. Bu öpücük, aralarındaki o gizli, tutkulu aşkın ilk ateşiydi. Gece boyunca ikili terastaki koltukta yan yana uzanarak, gökyüzündeki yıldızları izleyip birbirlerinin sıcaklığında kayboldular.
Aynı saatlerde Karahan Malikanesi’nde ise durulmuş bir huzur vardı.
Gökhan, eczaneden aldığı doğum kontrol hapını mutfaktaki tezgaha bırakmış, ardından Lara ile birlikte üst kattaki yatak odalarına çekilmişti. Odanın şöminesinde çıtırdayan odunların ışığı, devasa yatakta birbirine sarılmış yatan iki aşığın üzerine vuruyordu.
Lara, Gökhan’ın geniş, kaslı göğsüne başını yaslamış, adamın vücudundaki dövmelerin ve eski yara izlerinin üzerinde parmağını gezdiriyordu. Gökhan ise kızın çıplak omzunu okşuyor, dudaklarını sık sık Lara’nın saçlarına bastırıyordu.
"Hapı aldım Kuğu’m," dedi Gökhan usulca. "Mutfakta duruyor. Ne zaman istersen o zaman kullanırsın. Benim için senin sağlığın ve huzurun her şeyden önce gelir."
Lara başını kaldırıp Gökhan’ın gözlerinin içine baktı. Adama doğru yükselip çenesine, ardından dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdu. "Biliyorum Karahan... Beni düşündüğünü biliyorum. Bugün bahçede Ege ile oynarken seni gördüm. Arkadaşlarına söylediklerini de duydum..."
Gökhan hafifçe kızardı, bakışlarını kaçırmaya çalıştı ama Lara adamın yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Sana söz veriyorum Gökhan," dedi Lara, sesi aşkla titreyerek. "Ruhumuz, bedenimiz ve hayatımız tamamen iyileştiğinde... Sana tıpkı hayal ettiğin gibi, sana benzeyen, gözleri senin gibi bakan küçük bir kız çocuğu vereceğim. Bizim bir ailemiz olacak."
Gökhan’ın gözleri doldu. Eğilip Lara’yı tutkuyla, şefkatle öptü. İkili, şöminenin çıtırtısı ve Boğaz’ın dalga sesleri eşliğinde, birbirlerinin kollarında yeni ve aydınlık bir geleceğe doğru huzurla gözlerini kapattı.