Sabahın ilk ışıkları yatak odasının tül perdelerinden içeri süzülürken, odada sükunet hakimdi. Lara gözlerini ağır ağır açtığında, kasıklarında tatlı ama belirgin bir sancıyla kıvrandı. Bir gün önce hastaneden yeni çıkmış bedeninin yorgunluğu ve gece yaşanan o tutku dolu ilk birlikteliğin izleri, vücudundaki her kası sızlatıyordu. Hafifçe inleyerek kıpırdandığında, belindeki devasa kol onu anında kendine doğru çekti.
Gökhan uykusundan uyanmış, şakaklarını kızın nemli saçlarına gömmüştü. "Sancın mı var Kuğu’m?" diye fısıldadı boğuk bir sesle.
Lara adama dönüp gülümsemeye çalıştı. "Biraz... Bütün bedenim sızlıyor Karahan."
Gökhan’ın gözlerinde anında bir suçluluk ve tutku karışımı alevlendi. Kızın çıplak omzuna, boyun kavisine küçük öpücükler kondurmaya başladı. Dokunuşları kısa sürede yeniden alevlenen bir arzuya dönüştü. Gökhan kızın üzerine doğru yükselip dudaklarına yapıştığında, Lara adamın geniş omuzlarını kavradı. Aralarındaki çekim o kadar güçlüydü ki, sabahın bu erken saatinde yeniden birbirlerinin içinde kaybolmak üzereydiler.
Gökhan kızın bacaklarının arasına yerleşip tam daha ileri gitmek üzereyken, Lara nefes nefese adamın göğsünü itti.
"Gökhan... Dur," dedi Lara kıkırdayarak. "Daha dün hastaneden çıktım ben. Şimdi de bu sancı... galiba önce bir doktora danışmalıyız, yoksa beni tamamen sakatlayacaksın!"
Gökhan başını kızın boynuna gömüp derin bir kahkaha attı. "Haklısın Kuğu’m... Benim kontrolümü kaybetmem senin suçun ama. Yine de seni korumam lazım." Kızın alnına uzun bir öpücük kondurup isteksizce geri çekildi.
Aynı sabah kentin diğer ucunda, Bora’nın evinde bambaşka bir romantizm rüzgarı esiyordu. Bora, Ezgi’nin yataktan kalkmasına bile izin vermemiş, yatağa tepsiler dolusu çilekler, pankekler ve taze sıkılmış meyve suları taşımıştı.
Ezgi yatakta doğrulup şaşkınlıkla Bora’ya baktı. "Bora, saçmalama lütfen. Hasta değilim ben, sadece hamileyim."
Bora tepsiyi bırakıp Ezgi’nin yanına diz çöktü. Kızın ellerini tutup parmak boğumlarını tek tek öptü. Gözlerindeki o uçarılık gitmiş, yerine sonsuz bir sadakat gelmişti. "Sen sadece hamile değilsin Ezgi. Sen benim geleceğimsin, çocuğumun annesisin. Ve ben hayatımın sonuna kadar sana böyle bakmak istiyorum."
Ezgi’nin gözleri doldu. Bora cebinden çıkardığı kadife kutuyu açtı. İçinde ışıl ışıl parlayan devasa bir tektaş pırlanta vardı.
"Benimle evlenir misin Ezgi? Bu akşam istemeye geliyoruz, haftaya da nikahı kıyıyoruz. Kaçışın yok."
Ezgi hıçkırarak Bora’nın boynuna sarıldı. "Evet! Evet, gerzek adam, evet!"
Öğleden sonra Gökhan, Lara’yı söz verdiği gibi doktor kontrolüne götürdü. Doktorun incelemelerinin ardından Lara’nın genel sağlık durumunun gayet iyi olduğu, açlık ve stresin izlerini atlattığı teyit edildi. Gökhan rahat bir nefes alırken, doktorun "Ancak birkaç gün daha aşırı fiziksel efordan kaçının Sayın Karahan," imasıyla ikili birbirine bakıp kıkırdadı.
O saatlerde Karan, Defne’yi şehrin dışında, tepelik bir alandaki sessiz bir aile mezarlığına götürmüştü. Rüzgar çam ağaçlarının arasından uğuldayarak geçerken, Karan anne ve babasının mermer taşlarının önünde durdu. Sert, geçit vermez adamın gözlerindeki o derin hüzün Defne’nin içini cız ettirdi.
Defne, Karan’ın elini tuttu. "Buraya beni getirdiğin için teşekkür ederim Karan."
Karan, kızın gözlerinin içine baktı. "Hayatımda ilk kez birini buraya, ailemin yanına getiriyorum Defne. Çünkü sen... benim karanlığımdaki tek ışıksın."
Mezarlık dönüşü Karan’ın dağ evine geçtiler. Karan, üstündeki ıslak gömleği çıkarıp banyoya doğru yürürken, Defne salondaki şömineyi yakmaya çalışıyordu. Arkasını döndüğünde Karan’ı gördü: Beli havluyla sarılı, geniş, kaslı ve su damlalarıyla parıldayan çıplak gövdesiyle tam karşısında duruyordu.
Defne’nin gözleri büyüdü, yanakları bir anda al al oldu. "Ayy! Karan... Pardon!" diyerek anında arkasını döndü ve elleriyle yüzünü kapattı.
Karan arkadan yaklaşarak kızın kulağına doğru eğildi. Derin, pürüzsüz sesiyle fısıldadı: "Neden arkana dönüyorsun Defne? Bakabilirsin... Hepsi senin."
Defne’nin kalbi göğüs kafesini delecek gibi çarpmaya başladı.
Ve akşam... Karahan Malikanesi’nde kelimenin tam anlamıyla bir kız isteme komedisi yaşanıyordu.
Bora, üzerine giydiği jilet gibi takım elbise, elinde devasa bir çikolata tepsisi ve neredeyse bir ağaç büyüklüğündeki çiçek buketiyle içeri girdi. Yanında Karan, Gökhan, Lara ve Defne vardı. Ezgi ise şık bir elbise içinde, heyecandan tırnaklarını yiyordu.
Kahveler pişirildi. Ezgi, mutfakta Bora’nın kahvesine tuz, karabiber, pul biber ve bulabildiği tüm baharatları doldurdu.
Salona gelip kahveler dağıtıldığında Bora, Ezgi’nin gözlerinin içine bakarak tuzlu kahveden koca bir yudum aldı. Yüzü anında şekilden şekile girdi, gözlerinden yaşlar fırladı ama karizmayı bozmamak için yutkunmaya çalıştı.
"Nasıl Bora bey, kahveniz güzel mi?" dedi Ezgi muzip bir sırıtışla.
Bora öksürerek, "Mükemmel..." dedi pürüzlü bir sesle. "Hayatımda içtiğim en... lezzetli acı çekme yöntemi."
Salondakiler kahkahalara boğuldu. Gökhan söze girdi: "Evet, sebebi ziyaretimiz malum. Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle Ezgi kızımızı, bu şapşal kardeşimiz Bora’ya istiyoruz. Zaten vermezseniz kaçıracak, tipinden belli."
Yüzükler takıldı, kurdele kesildi. Ancak resmiyet biter bitmez Bora’nın cıvık halleri tavan yaptı.
Bora anında takımdaki kravatı gevşetti, Ezgi’nin yanına koltuğa atlayıp kızı kucağına çekmeye çalıştı. "Aha! Aldım kızı! Artık resmen benimsin Ezgi Karahan... Ay pardon, benim Karahan değil ki, Bora’nın karısısın işte!"
Ezgi adamı itmeye çalıştı. "Bora dur! Herkesin içindeyiz, rezil edeceksin bizi!"
Bora hiç istifini bozmadan salondakilere döndü. "Lan Gökhan! Karan! Görüyorsunuz değil mi? Baba oluyorum ben baba! Benim de bir veledim olacak, sizin gibi sap kalmayacağım!"
Gökhan kafasını sallayarak güldü. "Bora, ben zaten evliyim salak."
"Olsun! Benim çocuğum sizinkini döver!" diye bağırdı Bora cıvık bir neşeyle. Sonra Ezgi’nin karnına eğilip konuşmaya başladı: "Pişt! Küçük cüce! Orada iyi misin? Annen sana iyi bakıyor mu? Bak baban burada, dışarı çıkınca sana galaksiyi satın alacağım!"
Ezgi kahkahalarla Bora’nın saçlarını karıştırdı. "Bora vallahi delisin!"
"Sana deliyim güzelim!" diyen Bora, kızın yanağına kocaman, sesli bir öpücük kondurdu.
Tüm ekip, haftalar süren o karanlık ve kanlı günlerin ardından ilk kez içten, katıksız kahkahalar atıyor; salonda mutluluğun ve yeni başlangıçların neşeli tınısı yankılanıyordu.