Dağ evinin ahşap duvarlarını döven yağmur, camlarda ritmik bir melodi oluşturuyordu. Dışarıdaki fırtına, çam kokulu odayı adeta dünyadan soyutlamıştı. Defne, banyodan çıktığında üzerindeki kıyafetin ağırlığını henüz üstünden atamamıştı. Yağmurda sırılsıklam olan elbiselerini çıkarmak zorunda kalmış, Karan’ın dolabından aldığı gri, bol tişörtü giymişti. Tişört kızın dizlerinin birkaç parmak üzerinde bitiyor, düşük omuzlarından aşağı kayıp köprücük kemiklerini açıkta bırakıyordu. Kumaş, hâlâ Karan’ın o sert, odunsu ve tütün karışımı kokusunu taşıyordu.
Defne, kollarını göğsünde birleştirip odaya adım attığında, şöminenin karşısında elindeki viski bardağını çeviren Karan ile göz göze geldi. Karan’ın koyu bakışları, kızın çıplak bacaklarında ve bol tişörtün içinde kaybolan ince bedeninde gezindi. Gözlerindeki o yoğun, karanlık alev bir anda tutuştu.
Defne kızardığını hissederek huzursuzca kıpırdandı. "Ne bakıyorsun öyle?" dedi, sesindeki savunmacı tonu korumaya çalışarak. "Elbiselerim sırılsıklamdı, kuruyana kadar bunu giymek zorundaydım. Ayrıca bu tişörtün içinde kendimi çuval giymiş gibi hissediyorum!"
Karan bardağını komidine bıraktı, oturduğu koltuktan yavaşça ayağa kalktı. İri, heybetli bedeniyle Defne’ye doğru adımladı. Her adımında oda daha da daralıyordu sanki.
"Çuval mı?" dedi Karan, sesi pürüzlü ve alçaktı. Kızın tam önünde durdu, parmaklarının sırtıyla Defne’nin açıkta kalan omzunu okşadı. "Benim gördüğüm şey bir çuval değil Defne. Benim gördüğüm... hayatımda izlediğim en tehlikeli, en güzel manzara. Ve o tişörtün bana ait olması, içindeki kadının benim kokumu taşıması beni deli etmeye yetiyor."
Defne’nin nefesi tıkandı, gözlerini Karan’ın derinliklerinden kaçırmaya çalıştı. "Karan... Bana öyle bakma. Atışmayı bırakıp elbiselerimi kurutmamıza yardım etsen iyi olur, yoksa bu dağ evinde seni ateşe veririm."
Karan hafifçe gülümsedi, kızın çenesini tutup kendine kaldırdı. "Beni zaten yaktın güzelim. Bundan daha büyük bir yangın olamaz."
Aynı haftanın sonuna doğru, Karahan Malikanesi’nin geniş, yeşil bahçesi adeta bir masal diyarına dönüştürülmüştü. Bora ve Ezgi’nin nişanı ile sürpriz cinsiyet partisi aynı gün yapılacaktı. Bahçe, bir tarafı pudra pembesi, diğer tarafı pastel mavi tüller, devasa çiçek aranjmanları ve şampanya kuleleriyle donatılmıştı.
Bora, jilet gibi lacivert takımı içinde, elinde mikrofonla misafirlerin arasında koşturuyordu. Ezgi ise karnı hafifçe belirginleşmiş halde, pudra rengi ipek elbisesiyle bir kraliçe gibi ışıldıyordu.
"Evet millet, toplanın!" diye bağırdı Bora mikrofona. "Hayatımın kadını, beni uslandıran tek varlık Ezgi’yle nişanlanıyoruz! Ama önce... İçerideki minik cücenin erkek mi yoksa kız mı olduğunu öğreneceğiz. Eğer erkekse ona futbol takımı kuracağım, kızsa Bora Soyder’in bir kopyası daha geliyor demektir!"
Ezgi elini beline koyup gözlerini devirdi. "Bora, lütfen çocuk senden bir şey almasın, sadece bana benzesin dua ediyorum!"
Herkes kahkahalara boğulurken, devasa siyah balon bahçenin ortasına getirildi. Gökhan, Lara, Karan ve Defne yan yana durmuş, heyecanla çifti izliyordu. Bora ve Ezgi ellerindeki iğneleri balona aynı anda batırdı.
PAT!
Balon patladığı an, gökyüzüne binlerce pembe konfeti ve minik pembe balonlar saçıldı. Pembe toz bulutu bahçeyi kaplarken Bora bir an duraksadı, gözleri kocaman açıldı.
"Kız..." diye fısıldadı Bora. Sonra aniden avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı: "KIZIM OLUYOR LAN! KIZIM OLUYOR!"
Bora, Ezgi’yi belinden kavrayıp havada döndürmeye başladı. Ezgi kıkırdayarak adama sarılırken, Bora’nın gözlerinden mutluluk gözyaşları süzülüyordu. Kızın karnını öpücüklere boğdu. "Benim küçük prensesim geliyor... Ezgi seni çok seviyorum!"
Öğleden sonra erkekler bahçedeki barın kenarında toplanmış, kutlama içkilerini yudumlarken klasik atışmalarına başlamışlardı.
Gökhan, elindeki kadehi sallayarak Bora’ya baktı. "Bora, dualarım seninle kardeşim. Bir kız babası olmak ne demek biliyor musun? Yandın sen. 18 yıl boyunca kapıda tüfekle bekleyeceksin."
Bora sahte bir panikle göğsünü tuttu. "Gökhan deme öyle! Kimse benim kızıma yaklaşamaz! Şimdiden koruma tutacağım. Karan, oğlum senin koruma şirketinden 10 tane dev adam ayarla bana!"
Karan hafifçe kıkırdadı, sigarasından bir nefes çekti. "Ben senin kızına koruma yetiştiremem Bora, senin gibi bir babası varken çocuğun zaten akıl sağlığı tehlikede."
Gökhan kahkaha attı. "Ağzına sağlık Karan. Bora, adam ol da kızına örnek ol. Cıvıklığı bırak artık."
Bora hemen kendini toparlayıp ceketinin yakasını düzeltti. "Siz ne anlarsınız ulan baba sevgisinden! Baksanıza şu halime, karizma, baba şefkati, asalet... Hepsi bir arada!"
O sırada Lara ve Defne yanlarına geldi. Lara, Gökhan’ın koluna girdi. "Biz içeride balayı kataloglarına bakıyorduk Karahan. Maldivler mi yoksa İtalya kıyıları mı karar veremedik."
Gökhan, Lara’nın belini sarıp kızı kendine çekti. "Sen nereyi istersen Kuğu’m. İstersen dünyayı turlayalım, sen sadece iste."
Bora hemen lafa atladı: "Ooo, Karahan İmparatoru yine romantizm basıyor! Biz nişanlandık, adam hâlâ balayı derdinde!"
Hava karardığında, Gökhan’ın organizasyonuyla herkes malikaneden ayrılıp Boğaz’ın en özel, kentin tüm ışıklarını ayaklar altına seren gizli bir tepedeki seyir terasına doğru yola çıktı. Ancak Defne hiçbir şeyden haberdar değildi. Karan, onu "sadece ikimiz biraz hava alalım" diyerek buraya getirmişti.
Araba durduğunda Defne dışarı adım attı ve gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi.
Tüm tepe, binlerce mumun sıcak ışığıyla aydınlatılmıştı. Asırlık bir meşe ağacının altı, beyaz tüller, canlı orkideler ve kristal fenerlerle donatılmıştı. Ağacın dallarından süzülen peri ışıkları, sanki gökyüzündeki yıldızları yeryüzüne indirmiş gibiydi. Derinlerden, canlı bir çello ve keman ikilisinin çaldığı muazzam, duygusal bir melodi yükseliyordu. Rüzgar, Boğaz’ın iyot kokusunu mumların vanilya kokusuyla karıştırıp esiyordu.
Defne elleriyle ağzını kapattı. Gözleri anında yaşlarla doldu. "Karan... Bu... Bu ne?"
Karan, kızın elini tuttu. Sert, tavizsiz, hayatı boyunca sadece karanlıkta yürümüş olan o adamın elleri ilk kez titriyordu. Kızın elini dudaklarına bastırdı, sonra yavaşça ağacın altına, o mum çemberinin ortasına doğru adımladılar.
Karan, Defne’nin karşısında durdu. Koyu gözlerinde sonsuz bir aşk, sadakat ve teslimiyet vardı.
"Defne..." dedi Karan. Sesi o kadar derin, o kadar pürüzsüz ve duygu doluydu ki, rüzgar bile sustu sanki. "Ben hayatım boyunca karanlığın içindeydim. Silahların, kanın, kayıpların ve soğuk duvarların arasında büyüdüm. Kalbimin bir gün atabileceğini, birini korumaktan öte birini ölesiye sevebileceğimi bilmiyordum. Sen geldin... O katı, kırılmaz duvarlarımı tek bir bakışınla, masumiyetinle darmadağın ettin."
Defne’nin yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı. Başını iki yana salladı, mutluluktan konuşamıyordu.
Karan cebinden çıkardığı kadife kutuyu açtı. İçinde, yıldızların ışığını yansıtan, eşsiz bir safir ve pırlantalarla işlenmiş yüzük parıldıyordu. Karan, o haşmetli bedenini Defne’nin önünde tek dizinin üzerine indirdi.
"Ben sana parlak bir geçmiş veremem Defne," dedi Karan, gözlerinin içine dimdik bakarak. "Ama sana söz veriyorum; geleceğimin her bir saniyesini senin ayaklarının altına sereceğim. Senin canın yanarsa ben ölürüm, senin yüzün gülerse ben yaşarım. Benim ışığım, benim sığınağım, benim evim olur musun? Benimle evlenir misin Defne?"
O sırada mumların arkasında, ağaçların arasında saklanan Lara, Ezgi, Gökhan ve Bora gözyaşları içinde onları izliyordu. Lara heyecanla Gökhan’ın kolunu sıkıyor, Ezgi ise Bora’nın omzunda sessizce ağlıyordu.
Defne, hıçkırıklarını tutamayarak Karan’ın önünde diz çöktü. İki eliyle adamın yüzünü kavradı, gözlerinin içine baktı.
"Evet..." dedi Defne, sesi Boğaz’ın rüzgarında bir yemin gibi çınladı. "Bin kere evet Karan! Seninle her şeye, sonsuza kadar evet!"
Karan yüzüğü kızın parmağına taktı ve Defne’yi belinden kavrayıp kendine çekti. Dudakları birleştiği an, tepenin hemen arkasından devasa havai fişekler Boğaz’ın karanlık gökyüzünü rengarenk ışıklarla aydınlatmaya başladı.
Gizlenen ekip alkışlar ve tezahüratlarla ortaya çıkarken, Karan Defne’yi kucağına alıp etrafında döndürdü. İki ruh, gece göğünün altında, sonsuz bir aşka ve yeni bir hayata adım atmanın gururuyla birbirine sarıldı.