-Günümüz-
Sabah erken kalkıp yaptığımız kahvaltının ardından galeriye gittik ve işlere kaldığımız yerden devam ettik. Aklımda hala onu ilk gördüğüm gece vardı. Yüreğimde ki hüznü bir türlü sonlandıramıyordum. Onu o şekilde görmek kalbimde ki heyecanı bitirmiş yerine acı duygusunu yerleştirmişti.
Derin; üzgündü, yorulmuş ve tükenmişti. Onu en son gördüğüm zaman; ondan ayrılırken yüzüne yerleştirdiği tebessümü, dolan gözlerini gizlemeye çalışmasına rağmen kendisini belli ediyordu. O zaman ona söz vermiştim. Ona verdiğim sözü tutmak için bu kadar uzun zaman geçeceğini bilmiyordum. Yıllarca umutla bekleyişimin bir sonu olduğunu biliyordum. Bu sona çok yaklaşmışken, geçen yılların onu ne kadar yıpratacağını düşünememiştim. Sürekli gezerek ve fotoğraf çekip sergi hayallerimi gerçekleştirmek için uğraşırken zaman bana yaptıklarını ona yapmamıştı. O uzun bir süre olduğu yerde beklemişti. Uzun bir süre boyunca o kafe de oturup benim gelmemi beklemişti belki de.
Bir an için zihnimde beliren film şeridinin her karesinde: Derin'in aynı yere oturup kuru yemiş yiyerek boş gözler ile o yolu izlemesi ve Van Gogh ile konuşması vardı. Kalbim artık bu ağırlığa dayanamıyor sızlaması daha fazla artıyordu.
Dün onu gördüğüm zaman, onu sarmak isteyişim kadar yoğun bir isteğim olmamıştı. Ona sarılıp, sırtını sıvazlamak ve her şeyin geçtiğine dair onu rahatlatmak istedim. Yıllar önce o sokakta destek olmuştum. O zaman ona ulaşmam için bana kapılarını aralamıştı. Fakat şimdi o kapı hala aralık mıydı bilmiyordum?
Tüm düşüncelerden kurtulmak için gözümün önüne düşen saçların arasına parmaklarımı yerleştirip geriye attım ve bir süre gökyüzünü izledim. Mavi gökyüzünü süsleyen pamuk şeker gibi olan bulutlar, her şeyin iyi olduğunu söylüyordu fakat benim için öyle değildi. Sanki her şey kararmış ve üzerime hüzün yağıyordu. Nefes almak için kendime fırsat tanıdım. Elimi başımdan indirip yanımdan aşağıya sallanmasına izin verdim. Gözlerimi kapatıp içime bahar kokusunu çektim ve rahatlamaya çalıştım. Bu bahar kokusu bile bana onu hatırlatıyordu. Onunla birlikte, dallarını en güzel renklerle dolan çiçekten kıyafetlerini giyinen ağaçların altında yürüyüp konuşmak isteğim sürekli çoğalıyordu. Ne kadar güzel hayaller kursam bile, onun yanına gitseydim ne olurdu diye düşünemeden edemiyordum.
Zihnimde asıl gerçekleşmesi gereken hayali bir türlü bitiremiyordum. Her seferinde tekrarlanıp duran hayalim kafeye girerek başlıyordu. Daha benim varlığıma şaşıramadan onun önünde diz çöküp sadece ellerinden tutabilirdim. Eğer hala o kapı aralıksa ancak bunu yapabilirdim. Başımı ona kaldıramadan bir çok şey söylemek istesem bile sadece dudaklarımdan 'Özür dilerim,' çıkardı.
Beni beklemesi kadar beni affetmesini de istiyordum.
"Eray!"
Başımı indirirken bir süre kapalı olan gözlerimi açtım. Bana seslenen Anıl'ı gördüğüm zaman yüzüme zoraki yerleştirdiğim tebessüm ile onu bekledim. Pantolonun ceplerinde olan ellerinden birisi çıkarıp omzuma yerleştirdi ve içeriye girdik. Başlangıç olarak ilk önce duvarlarda asılı olan tabloları indirip paketleme yapıldıktan sonra depolara gönderdik. Boşalan duvarı, sergilenecek fotoğraflar için yeniden tadilat yapmaya başladık. Sabah saatlerinden akşam saatlerine kadar sürekli olarak koşuşturup hazırlıklar ile fazlasıyla uğraşsam bile aklımdan bir türlü atamadığım o anlar bende büyük bir durgunluğa sebep olmuştu.
Uyandığımdan beri mecbur kalmadıkça ağzımı açıp konuşmuyor sürekli işlerle uğraşıyordum. Bu durgun halimi hemen fark eden Anıl olmuştu. Sonunda kendisini Sevil Hanımın yanından uzaklaştırıp benim yanıma atarken duvarda ki deliğin kapanması için alçıyı sürdüm ve zemini düzleştirmeye başladım.
"Eray, neyin var? Dün gece dışarıdan geldiğinden beri hiç iyi gözükmüyorsun. Sahi dün gece birden nereye gittin?"
Elimde ki alçı malasını yeniden duvara sürtmeye devam ederken sessizliğimi korumaya devam ettim. Aslında konuşmak istemiyordum. Konuşmamı istese bile ne anlatacağımı bile bilmiyordum. Göz ucuyla ona baktıktan sonra diğer delikleri kapatmak için hareket ettim. Ama beni durdurup eli ile sırtıma hafifçe vurduktan sonra "Çay içme zamanı geldi sanırım," diye sakin sesinin bana ulaşmasını sağladı.
Yanımdan ayrılıp kısa bir süre sonra iki karton bardak dolusu çayla yanıma gelişini gördüm. Bir bardağı bana uzatırken geri çevirmedim ve elimdekileri yere bırakıp çayı avuçladım. Sıcaklık avcumun içine yayılırken kendimizi taburelerin üzerine bırakıp çayları yudumlamaya başladık.
"Dur tahmin edeyim..." diye başladı konuşmasına. Çayından aldığı yudumu midesine gönderdikten sonra devam etti "... Dün dayanamayıp onu görmeye gittin değil mi? Ne oldu konuşmanız iyi geçmedi mi?"
Başımı hayır der gibi salladım. Parmaklarımın arasında ki bardaktan çıkan buharı izlerken sesimin ona ulaşmasını sağladım. Ses tonumu duyana kadar gerçekten kötü durumda olduğumu bilmiyordum. Olanları ona yavaşça anlatışımla dünü yeniden yaşadım.
"Kafesini buldum ve karşısına çıkacağıma dair kendime güç verdim. Eğer o an karşısına çıkmazsam sergiye kadar bunu bir daha yapamam dedim. Kafenin önüne geldiğim zaman onu..."
"Yapma! Bir adam mı var hayatında?"
Gözlerimi ona kaldırıp bu düşünceyi nasıl aklından geçirebildiğine dair süzdüm onu. Böyle bir şeyin olma durumu ile kahrolurdum bu yüzden aklıma hiçbir zaman bu düşünceleri getirmedim. Derin'i tanıyordum, hayatına doğru adam girene kadar kimseyle bir ilişkiye girmezdi. Öyle ki yaşı kaç olursa olsun eğer onun için iyi hissettirmiyorsa bunu yapmazdı bile.
"Tamam, o bakışları üzerimden çeker misin lütfen? İhtimalleri düşünüyorum sadece!"
"Lütfen böyle ihtimalleri düşünme. Olur mu?" Dudaklarına yerleşen gülümseme ile omzumdan ittirdi beni. Gülüşü ile birlikte gözleri küçülmüş ve kenarları hemen kırışmıştı. "Bu kadar kıskanç olduğunu bilmiyordum. Kardeşim hayırlı olsun, sen baya aşıksın."
Ona yeniden ters ters bakarken duygusuz bir şekilde konuştum. "Beni dinleyecek misin? Yoksa her zaman yaptığım gibi susmamı ister misin?" İki elini de havaya kaldırıp, hayır der gibi başını salladı. "Tamam, sustum ilk defa onun hakkında konuşuyorsun bunu kaçıramam."
Başımı eğip içimden yeniden ona anlatıp anlatmama konusunda tartışma yaptım. Fakat bir kere başlamıştım devamını getirmeliydim. İçimde ki bu sıkıntıyı paylaştığım zaman birazcık daha rahatlayacağımı düşünüyordum. "Onu gördüğüm zaman kafede tek başınaydı. Bir masaya oturmuş öylece yola bakıyordu. O kadar hüzünlü duruyordu ki... O an, sanki tüm o hüznün benim yüzümden olduğunu hissettim. Ona gitmek istedim fakat gidemedim. Öylece durdum ve onu izledim. O an elimden gelen tek şey buydu."
Kalbimde ki sızı yeniden baş gösterirken, kuruyan boğazımı ıslatmak için iyice soğuyan çaydan içtim. Anıl'a bakamıyordum. Gözlerim sürekli boşlukta takılı kalıyordu. Elini sırtımda hissettiğim zaman ancak kendimi o boşluktan alıp yüzüne bakabilmiştim. Dudaklarına yerleştirdiği sıcak tebessüm ile beni izliyordu. Gözlerinde ise beni rahatlatmaya başlayacağına dair parıltı yanıyordu.
"Dün belki de gerçekten üzgün hissediyordur fakat bunun sebebi sen olmak zorunda değilsin biliyorsun değil mi? Belki şu an zor anlar yaşıyordur... Bilemeyiz. Bu yüzden kendini suçlama... Hem bir de şu şekilde düşün eğer senin için üzgün hissediyorsa bile bu hala seni unutmadığı anlamına gelir. Seni unutmamış ve hala aklındasın demek olur. Eğer üzgün hissediyorsa hala kalbinde olduğunu gösterir bu. Eğer bir kadın üzgünse bunu kalbinden hissediyor demektir, inan bana."
Doğru söylüyordu. İki ihtimal vardı. Eğer birinci ihtimal doğru ise benim yüzümden üzgün olmadığını bilmek beni rahatlatmıştı. İkinci ihtimal doğru ise hala beni düşündüğü, düşüncesi ile kalbimde ki gelişimini durduran umut yavaş yavaş tomurcuklarını bırakmıştı gönlüme. Her iki türlü üzgün oluşunu istemesem bile yine de içimde ki heyecanı söndüremiyordu.
"Bu kadar dalgın olduğuna göre gerçekten bir şeyler hissediyor olmalısın ona karşı. Bu tuhaf insanın sevdiği kişiyi o kadar merak ediyorum ki... Sadece bir aylık süre zarfında gönlüne yerleşmiş ve altı yıldır orada yaşamaya devam ediyor."
"Sanırım bu durum benim için de inanılmaz. Hastalığımı biliyorsun. Ona geri dönüş yolum uzamış olsa bile birbirinden farklı yeni duygular öğrendim." Kelimeler ağzımdan dökülmeye başladığı zaman kendimi durduramayacağımı biliyordum.
"Uzun bir süre boyunca çevremde ki kişileri kandırdım. Sahte bir maske taktım ve hayatımı bu şekilde devam ettim."
"Peki bu kız konusunda kendini kandırmadın değil mi?" Bakışlarım titredi. Elimi ovalarken düşüncelerimi toparladım. "Bir süre bundan korktum. Ondan ayrıldıktan kısa bir süre sonra onu bir şekilde bulmuştum fakat o zaman kendimi durdurdum."
O günü hatırlıyordum. Üniversite kampüsüne bir şekilde girmiş onu amaçsız bir şekilde aramıştım. Onu en son bulduğum zaman uzun bir süre okuduğu binanın önünde beklemiştim. Hava kapalıydı. Kış geliyordu ve soğuk kendisini belli ediyordu. Parmaklarımın ucu sızlayana kadar dışarıda onu beklediğimi hatırlıyorum.
Beklerken ona söyleyeceğim cümleleri düşünüyordum. Geç kaldığım için özür dileyeceğimi ve neden geç kaldığımı anlatacaktım. Onu beklerken iki sevgilinin az ilerimde tartışmalarına şahit olmuştum.
Kız, çocuğa onu kandırdığı için yakınıyordu. Hissetmediği duyguları neden hissetmiş gibi davranıp onu neden bu şekilde mahvettiğini. Çocuk ise yüzünde sadece soğuk bir ifade vardı. Duygusuz gibi geldi o an bana. Ve bir an için kendimi anlamsız düşüncelerle Derin ile bu şekilde kavga ederken hayal ettim.
Ben hastaydım. Duygu körlüğü. Bu hastalık, duyguları anlamam da zorluk çektiriyor. Ve hissettiklerimi dışarıya nasıl yansıtacağımı bilmiyorum. Çocukken düşüp dizim yaralansa bile bunu ağlayarak göstermek yerine yalnızca annemin yanına gidip dizim kanıyor diyordum. Acı kelimesinin bile nasıl olduğunu bilmiyordum.
İnsanlar neden ağlar? İnsanlar neden gülümser? Nasıl aşık olurlar? Sevgi tam olarak nasıl bir duygu? Kafa karıştırıcı ve zorluklarla dolu bir çocukluk geçirdim. Annemin bana verdiği fotoğraf kamerası sayesinde duyguları çekmeye başladım.
Kızın yüzünde ki ifadeyi anlamaya çalıştım. Çocuğun yüzünde ki ifadeyi de öyle. Kalp atışlarım hızlandı ve düzgün düşünmeme engel olmaya başladı. Sakinleşmek istesem bile aklımdan geçen tek düşünce şuydu: Ben hastayım. Bu hastalık duyguları anlamama izin vermiyor. Öğrendim desem bile bu yeterli değil. Peki ya Derin konusunda kendimi kandırıyorsam?
Peki Derin'i kandırırsam ve bu hastalığımı daha fazla kabul etmek istemezse? Fotoğraf çekmeme izin vermez ve gezmeye alışmış benim bir yerde kalmamı isterse? Duyguları anlayamadığım için beni dışlamaya başlarsa?
İçimde ağırlık hissettim. Sanki birisi göğsüme oturmuş gibi. Nefes almama izin vermek istemiyor gibiydi. Bu duygu acı çekme miydi? Kalpten hissedilen ve psikolojik olarak insanı sarsan acı çekme. Oturduğum banktan kalkıp uzaklaşmaya başladım. Tüm bunları Derin'e yapamazdım. Ben onu bu şekilde kaybetmek istemiyordum.
Binanın içine girip çıkan kişilerin arasında sonunda onun yüzünü gördüğümde adımlarım dondu. Bedenim dondu ve ona odaklandım. Kızarmış yanakları ve burnu üşüdüğünü gösteriyordu. Kulağında kulaklık ile başını yere eğmiş hiçbir yere bakmadan ilerliyordu. Ona uzanmak istedim. Hemen yanı başında olan beni göremeyecek kadar uzaklara dalmış gibiydi.
Adım sesleri uzaklaşıyordu. Ben olduğum yerde duruyordum. Ona uzanıp sarılmak istiyordum fakat kolum kalkmıyordu. Ve kapıdan içeriye girdiği zaman arkasından kapanan kapı sanki yüreğimde ki bazı kapıları kapatmıştı. Ona gidecek yüzüm yoktu. Ona bunları yaşatacak gücüm de. Kaybolduğu o sokakta onun için endişelenen ben, şimdi ona en büyük zararı ben verdiğim için o şekilde ağlayabilirdi.
"O zaman kendimi kandırdığımı düşündüm. Yanımdan geçip giderken onu durduramadım. Çünkü bunu yapmaya hakkım yoktu. Fakat Anıl... O günün üzerinden altı yıl geçti. O hala burada duruyor..."
Elimi kalbimin üzerine yerleştirdim. Bana tuhaf gözlerle baktı. Tam olarak onun bu bakışlarını anlayamadım. "Belki de aranıza bu kadar uzun yıllar girmesi sizin için daha iyi olmuştur," diye konuştu bir anda Anıl. Ona kaşlarımı çatarak baktım.
"Bir düşün. Somali'den sonra görüşmeye devam etseydiniz sizi neler bekliyor olacaktı? Sen fotoğraf çekmeye devam edecektin. Kız seni beklemeye devam edecekti. İlişki de en kötü şey sevgililerin arasına giren mesafe ve iletişimsizliktir. Zamanla bundan yorulacak ve senden ayrılacaktı. Kalbi kırık fakat buna bile üzülmeyen bir seni gördüğü zaman bile eminim sinirden deliye dönecek ve bir daha üzülmemek için senden uzak duracaktı."
Bu ihtimal zihnimden hemen geçmişti. Bu doğruydu. Babamla bile uzun bir süre iletişim kurmazdım. Başımı sakince salladım. Gülümsemeye çalışırken uzandı ve dizime birkaç kez vurdu. "Yani şu an birbirinizin hayatınıza girmeniz için tam zamanı," diye cümlesini tamamlayarak mutlu olmamı sağladı.
Gülümsedim. Tüm bunlar doğruydu. Bir aylık süre zarfında duygularıyla beni yendi ve kalbime yerleşmişti. Onun sayesinde sürekli gördüğüm o duyguların hepsini aynı anda yaşamaya başladım. Adlarını bile bilmediğim bu hisler, onun hayatıma girişi ile her yerimi çevrelemişti.
Konuşmamız yavaş yavaş biterken aslında onun hakkında bahsetmenin ne kadar muhteşem olduğunu fark ettim. Sanki onu ne kadar anlatırsam hiç bitiremeyecek gibiydim. Halbuki onu sadece bir ay tanımıştım geri kalan tüm zaman boyunca hayallerimde devam ediyordu hayatına. İstemeden gülümsemiştim. Bunu gizlemek için yüzümü eğerken baş ucumuza çekilen tabure ile dikkatim dağıldı. "Sohbetinize katılabilir miyim?"
Sevil Hanım düne göre üzerine giydiği rahat kıyafetlerle bile hoş duruyordu. Anıl benden önce davranıp sesini nazik çıkmasına izin verdi. "Tabi ki. Sormanıza bile gerek yok..." Tebessümü çoğalırken yanımıza oturan Sevil Hanımdan gözlerini ayırmadı. Elinde tuttuğu çayın dökülmemesi için verdiği mücadeleyi oturduğu zaman kazanmıştı. "Eray Bey! Çok durgun gözüküyorsunuz? Yoksa şimdiden yoruldunuz mu?"
Gözlerim şaşkınlıkla hafifçe büyürken konuşmasını bitirmesini bekledim. Sonra yüzüme bir tebessüm yerleştirip böyle bir şey olmadığına dair karşı çıkacağım sırada Anıl benden önce davranıp konuşmaya başladı. "Eray her zaman böyledir. Birden dünyanın en enerjik insanı iken birden düşüncelere dalar ve kaybolur. Bunun tek sebebi de duygular... Bir anlık hissettiği duygular yüzünden anında ruh değişimi yaşayabilir. Bugünde öyle bir gün."
Anıl'ın bir an için Derin hakkında bir şeyler söyleyeceğini düşündüm fakat yapmamıştı. Onun yerine benim her zaman sahip olduğum ruh halimi açıklamıştı. Sadece başımı sallayıp onu onayladım. Söyledikleri tamamen doğruydu. Bir olay hakkında kendimi inandırmadığım sürece o konu ile ilgili her şeyi düşünür ve bunu yapmaktan vazgeçmezdim. Birisi bana gelip endişelenmeye gerek yok demediği sürece bu hep böyle devam ederdi. Anıl, yüreğimde ki sıkıntıyı ne kadar hafifletse bile, Derin beni rahatlatmadığı sürece bu hep içimde kalacaktı.
Sevil Hanım anlamlı bir tebessüm ekledi dudaklarına. Anıl'dan sonra bana çevirirken bakışlarını konuştu. "Sergi için bir çok sanatçı buraya geldi ve her biri ile özel ilgilendim fakat sizin gibi olanı ilk defa görüyorum. Böylesine narin erkeklerin olduğunu görmek güzel hissettiriyor." Kaşlarımı istemeden çattım. Bu kelimelerin altında kötü bir anlam aramamam gerektiğini biliyordum fakat bir şekilde içimde yatan şüphe çanları yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştı. Onlara kulak verip ortamdan uzaklaşmak için işi bahane edip kalktım.
"Ben hazırlıklara devam edeyim. Ne kadar hızlı olursak benim için daha iyi."
Sevil Hanım ve Anıl bana karşı gelmediler. Bende onları beklemeden yarıda bıraktığım işe geri dönerken bu sefer içimde farklı bir heyecan vardı. Sanki kalbimin üzerine kelebekler konmuş gibiydi. Tomurcuk açan umutlarımın yanında uçuşup, ona destek veriyordu durduramadığım hayaller.
Duvarda ki fazlalık olan delikleri kapatmaya devam ederken, enerjimiz yükselmesi için sürekli arkada çalan müzik sayesinde istemeden kendimi daha fazla hayallere kapılmış hissediyordum. Dünden sonra onunla yeniden karşılaşma hayallerime farklı boyutlar kazandırıyordum. Bu sefer hayallerimi, onunla kafenin içine girip müşteriler ile ilgilenirken beni fark ettiği an ile boyuyordum.
Masaların arasında ona doğru yürürken siparişini yeni aldığı müşterinin masasından başını kaldırıp bana bakardı. Güneşin yoğun ışığı yüzünden yüzümü görmek için başta zorlansa bile onun karşısına geçtiğim zaman bana gözleri nemlenmiş bir şekilde bakardı. Sonra hafifçe dudaklarından ismim dökülürdü. Ona gülümserken davetiyeyi uzatır ve 'Saudade, sevdiğimiz kişi uzaklarda olduğunda hissettiğimiz o duygu anlamına gelir.' diye açıklamada bulunurdum. O an söylemek istediklerimin hepsini anladığına inandığım için gerisini getirmeme gerek kalmazdı. Ona uzattığım davetiyeyi alır ve 'Peki çok uzaklarda olan o kişiye kavuştuğun zaman hissettiğin duygular ne anlama gelir?' diye devam ederdi. Dudaklarına kondurduğu tebessüme takılı kalır ve beni izlerdi.
Zihnimde gülümseyen yüzü belirdiği zaman kalbimde kendini gizleyen mutluluğun yavaş yavaş ortaya çıkışını izledim. Mutluluğun ardından çıkan kelebekler uçmaya başlayıp Derin ile ilgili olan her şeyin etrafını sarmaya başlamışlardı. Belki de tüm dünyam kelebeklerle dolmuştu ve her biri siyah beyaz karelere sakladığım hatıralara konduğu zaman renklendirip yeniden hatırlamamı sağlamıştı.
Bugün hissettiğim onu sarma duygusunu yalnızca bugün değil altı yıl öncede tatmıştım. Eğer o gün şansım olsaydı ona sarılır ve onu rahatlatırdım fakat onu asıl rahatlatacak şeyin benim kollarımdan çok daha farklı şekilde olmasını sağladım. Belki de bu hareketim bana karşı olan düşüncelerini tamamen değişmesini sağlamıştı.
Ve o gün ona attığım bir adım sayesinde bizim hayatımız çok daha farklı bir şekilde değişmişti.