İçeriğe geç

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 7 · 12 dk okuma

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 7

Hatıralar

-Altı Yıl Önce-

Biliyordu. O gün onunla birlikte çarşıda dolaşırken aslında kayıp olmadığımızı ve sırf onunla birazcık daha fazla zaman geçirebilmek için kayıp olma numarası yaptığımı biliyordu. Fakat en kötüsü ihtimal ise onun dizine bilerek yatmış olmamı tahmin ediyordu. Bu doğruydu. Dizine bilerek yatmıştım fakat tam kalkacağım sırada beni tutmuş ve kalkmama izin vermemişti.

Onun hakkında düşünmeye devam ettikçe aklımdan geçen duyguları çekme düşüncesi tamamen değişmişti. Ben artık duyguları yaşıyor olmuştum. Onu tanıdığımdan beri içimde hissediyor olmuştum.

Yoksa ondan hoşlanmaya mı başlamıştım?

Hayır! Böyle bir şey olamazdı bile. Bırak aşkı hissetmeyi daha onun ne olduğunu bile bilmiyordum. Çantamı hazırlarken sürekli olarak kendi kendime konuşup beden dilimi istemsizce kullanıyordum. 'Hayır ondan hoşlanmıyorum...' derken elimi boş havada sallayıp kendi halime güldüm. O sırada arkamda duyduğum ses ile korkmadan edememiştim.

"Ne yapıyorsun?"

Arkamı dönüp baktığım zaman beni yanlış anlayacak diye duyduğum endişe kendini göstermeye başlamıştı. Oda arkadaşıma gülümseyip "Sinek, sadece sinek kovalıyordum," diye küçük bir yalan uydurduktan sonra ondan önce hazırladığım çantayı da alıp odadan çıktım. Sürekli kendime kızıp 'Neden tuhaf davranıyorsun? Neden?' diye sorup durduğum sorular sessiz adımlarımı attığım holde yayılıyordu fakat kimse duymuyordu.

O gün ikimizde belki büyük aptallık yapmıştık. O günden sonra benden kaçmaya başladığı zaman anlamıştım bunu. Ben içimde yaşadığım umuda tutunmuştum. Onunla duyguları daha iyi öğrenebilirim diye düşünmüştüm. Fakat ayrı kaldığımız üç gün boyunca onu düşünmeden edemiyordum. Onun resimlerine bakıyor ve yüz ifadelerini izliyordum. Bazen gülümsemekten kısılan gözlerine bakıyordum. Bazen ise sıcaktan kızaran yanaklarına. Rüzgarın dağıttı saçları onu çok hoş gösteriyordu.

O çok güzeldi.

O sahip olduğu her şeyle çok güzeldi. Onun her bir ayrıntısı bir yapboz parçası gibiydi. Karışık durduğu zaman bir anlamı yoktu. Fakat onu bir araya getirdikçe muhteşem manzarası olan bir eser çıkıyordu karşına.

O çok özeldi.

Tüm duygularını yaşarken bundan utanmıyordu. Bir şeyi sevmediği zaman yüzü hoşnutsuz bir ifadeye bürünürdü. Bir şeyi sevdiği zaman gözlerini üzerinden alamazdı. Güzel kalpliydi ve birisinin kötü bir hayat yaşadığı zaman kendisi yaşamış gibi acı çekiyordu. Saf kalbine sanki kötülük hiç bulaşmamıştı.

Kırmızı halı döşenen holü aşıp asansöre giden tarafa döndüğüm zaman odasından çıkan Derin'i gördüm. Yüreğim heyecanla çarpmaya başladı. Sakinleşmesi için elimi üzerine koydum ve nefes alıp vermeye çalıştım. Bir süre oda kapısının önünde dikildikten sonra yürümeye başladığı zaman aklımdan geçen tonlarca fikir hakkında tartıştım.

Ona seslenmeli miydim? Bu tuhaf kaçar mıydı? Ya da sadece merhaba deyip yanından geçip gitmeliydim. Hem böylece bende kendimi dizginlemiş olurdum. Olduğum köşeden çıkıp ona yetişmek için yürümeye başladım ve sesimin ona ulaşmasını sağlarken kalbimde ki çarpıntı şiddetini git gide arttırıyordu. Kalbime kızıp biraz daha sakin olmasını istedim.

"Günaydın!"

Sesim holde hafif yankılanırken adımları durdu ve bana dönmek için acele etmedi. O sırada zihnime yerleşen düşünce ise sesimin güzel çıkıp çıkmadığıydı. Boğazımı temizlese miydim? Elimi boğazıma götürüp ovalarken bana döndü ve yüzüne zar zor yerleştirdiği tebessüm ile beni karşılamaya çalıştı. Endişeli bir hali vardı. Elimi boğazımdan indirip ona doğru yürümeye başladım.

Sadece yanında durup onunla hiç konuşmadan aşağıya inecektim. Tabi düşüncem bu yöndeydi. Öyle olmadı. Ona yaklaşmaya başladığım zaman bana doğru çekingen bir kaç adım attı. Tüm her şey yeniden dondu bende. Bana doğru yaklaşan Derin'i izlemek sakinleşen kalbimin daha fala çarpmasını sağlamıştı. Bütün düşüncelerimi alt üst yapıp tamamen onunla yakınlaşabilmem için yapabileceğim fikirler ile zihnim dolmuştu.

İstemeden gülümsedim. Öyle ki belki bu fotoğraflar haricinde birisine böylesine gülümsemiştim. İçimde uçuşup duran kelebekler beni gıdıklamaya devam ediyorlardı.

"Günaydın."

Bana doğru gelişi ile zihnimde ki tüm düşünceleri alt üst ederken nasıl davranmam gerektiğini de bir türlü çıkaramamıştım. "Rahat uyuyabildin mi?" Meraklı ses tonum sadece başını yastığa koyduğu zaman benim hakkımda düşünüp düşünmediğini öğrenmek içindi. Fakat gözlerinde herhangi bir uykusuzluk göremiyordum. Gülümseyip başını hayır der gibi sallayarak bana cevap vermişti sadece. Bu ne demek oluyordu? Benimle konuşmak istemiyor muydu yoksa? Yoksa gerçekten yorgun muydu? Nasıl hissetmem gerek onu bile bilmiyordum. Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kısa bir süreliğine kapattım ve yürümeye başladık. Gerekmediği sürece ağzımı açıp ona bir şey söylemekten kaçındım.

Onun arkasında durmuş ve sırtını izlemiştim. Yanından aşağıya sarkan küçük eline odaklanınca yutkundum ve bakışlarımı kaçırdım. Bu yaptığım büyük bir terbiyesizlikti. Bırak elini tutmayı daha doğru düzgün gözlerinin içine bile bakamıyordum. Fakat bu sessizlikten fazlasıyla rahatsız olmuştum.

"İyi olmana sevindim. Bir kaç gün sürekli benden uzak duruyorsun sana o günü hatırlatıyorum korkusu yaşıyordum."

Kelimeler dudaklarımdan dökülürken kendime güvenim yoktu. Yavaş yavaş bir şeylerin içimde yıkıldığını hissediyordum. "O gün beni bulduğunda fazlasıyla mutlu oldum. Teşekkür ederim beni o durumdan kurtardığın için." Sözleri ile kalbimin üzerine kaplanan bulutları dağıtmasını sağlamıştı. Güneş onunla birlikte ısıttı içimi. Sakince bir nefes verdim dışıma. Parmağım kameranın üstünde dolaşıyordu. "Acaba seni bulduğum için en çok kim mutlu oldu?" Düşüncelerimi duyduğum zaman gözlerim irileşti. Bana dönüp baktığında nasıl bu durumdan kurtulacağımı düşündüm. Ben bir aptaldım. Şimdi ona nasıl açıklama yapacaktım?

Ağzını açtığı sırada asansör durdu ve kapılar açıldı. Bir an için kurtulduğum için mutlu olmuştum. Fakat asansörün içi birden adam dolduğunda geriledi. Ben ise bileğinden tutup onu arkama yerleştirirken ona yer açmaya çalışmıştım. Asansöre bu kadar kişinin sığmayacaklarını bilseler bile neden girmeye devam ediyorlardı ki? Dudaklarımda memnuniyetsizliğimi gizleyebilmek adına yapmacık bir tebessüm ekledim ve iş adamlarına baktım. Onlarda aynı şekilde bana tebessüm göndermişlerdi. Her hangi birisinin Derin ile yakın olmasını istemiyordum.

Bakışlarım boşluğa takıldı. Avcumun içinde duran bileğinde ki nabız atışlarını hissedebiliyordum. Ben az önce Derin'i hiç tanımadığı bu adamlardan kıskanmıştım. Ben, kıskandım mı?

Göz ucuyla ona baktım. Parmaklarımın altında atan nabzını hissettim. Sanki kalbini dinliyormuşum gibi gelmişti. Dudaklarıma istemsizce bir tebessüm yerleşti. Nabzının atışlarını hissettikçe kalbim daha hızlı atmaya başladı. Parmaklarım bileğinden eline kaydı. Gözlerimiz buluştu. İçimde yükselen ve yıkılan bu hisleri fark etmesini istemedim. "İyi misin?"

"Ben iyiyim."

Fakat ben değilim. Delirmiş olmalıyım. Şu an dizlerim titriyordu ve sanki ben derinden destek alıyor gibiydim. Asansör açıldı. Adamlardan sonra biz arkalarından giderken elini tutuyordum. Sıcak eli avcumun içinde küçük kalmıştı ve bırakmak bile istemiyordum.

"Ben gerçekten iyiyim. Bu şekilde davranmana gerek yok," diye bana söylenmeye başladı. Sadece özür dileyebildim neden dilediğimi bilmiyordum fakat bu yanlıştı. Olmaması gereken şeydi. Lobiye doğru ilerlerken sesini bir kez daha duyurdu. "Nasıl hissettiğini anlıyorum. Bunun için gerçekten teşekkür ederim. Fakat artık böyle hissetmene gerek yok." Fakat henüz ben nasıl duygular hissettiğimi bile bilemezdim. Hiçbir sebebi yokken bile bu duygular hakkında düşünmeye başladım.

Elimi yumuk yaptım ve iyice sıktım. Bir hata yapmıştım. Salak bir şekilde onunla kendi hayal dünyamda ki gibi yakın olduğumu sanmıştım. Fakat beni uyarmıştı. Ben bir aptaldım. Kendi bencil isteklerimin peşine düşen bir pisliktim. Onunla yakınlaşma düşüncesinden kurtulmam gerekiyordu. Tek yapmam gereken şey ondan uzak kalıp fotoğraflarını dahil çekmemekti. Bunu yapabilirdim, evet.

Zaman ilerledikçe aklımda ki düşünceleri bir türlü susturamadığım gibi cevap da veremiyordum. Her birinin sonuna ise eklediğim sadece şuydu: 'Beni böyle nasıl değiştirebildin?'

Kameramı kaldırıp çektiğim fotoğrafları gezerken sürekli olarak yüzüne denk gelip duruyordum. Farkında olmadan tebessüm ettiğimi fark edince kamerayı indirdim ve hafif aralanan dudaklarım ile boşluğa takıldı gözlerim. Sonra kendi kendime içimden konuştum fakat dudaklarımın oynamasına mani olamamıştım. 'Neden gülümsüyorum? Neden?'

Gözlerimi kapatıp kendime kızarken biraz olsun rahatlayabilmek adına düzenli nefes alıp verdim ve gözlerimi açtım. Ne zaman gidecektik? Kafamın dağılmasına ihtiyacım vardı. Hem de fazlasıyla.

Benden kaçındığının farkındaydım. Ve benden kaçma sebebini az çok anlasam bile yine de bilmiyormuşum gibi davranmaktan alamadım kendimi. Ona o günü hatırlattığımdan dolayı rahatsız hissediyor olmalısın derken içimde hüzün kaplamıştı. O gün yalnızca bana mı özeldi? O hiçbir şey hissetmemiş miydi?

Onu o gün bulduğum andan beri belki de ne kadar şanslı olduğumu hatırlattım kendime. O sokaklarda o adamlardan onunla birlikte kaçtığım için şanslıydım. O kabinde onunla yakın olduğum için şanslıydım. Ve o parkta o ağacın altında dizinde uyuyabildiğim için şanlıydım. O gün fazlasıyla mutlu olmuştum.

Bu hisler benim bildiğim duygulardan daha zordu. Aynı anda hem mutlu hem de hüzünlü hissediyordum. Onun tebessümünü görmek ve onun mutlu olmasını istiyordum. Ona tutunmak ve onun yanında olmak istiyordum. Ben ne zamandır bu şekilde hissediyorum? Yoksa onu gördüğüm ilk anda hissettiğim duygulardan mı kaynaklanıyordu? Yoksa onunla kendimi değiştirmeye çalışmamdan mı?

Fakat bu ihtiyaç değildi. Boşluk anımda beni bulmamıştı. Hayatım boyunca bu karışık duygular olmadan da devam edebilirdim. Fakat onunla devam etmek istiyordum. Onunla bu karışık duyguların üzerinden gelmek istiyordum.

Sonunda sabırsız bekleyişim biterken köye gitmek için yola koyulduk. Kendimi bu sefer onun yanına ya da yakınına atmak yerine en uzağına oturdum. Ne hissettiğimi anlamadığım bir zamanın içindeydim. Ondan ne kadar uzak olursam bu düşüncelerden, bu tuhaf hislerden ve bu sorulardan uzak olurdum. Evet, yapmam gereken tek şey ondan uzak kalmak. Sadece bunu yapmam gerek.

Araç bozuk yollarda ilerlemesini bitirdikten sonra köyde ki evleri teker teker dolaşmaya başladık. Erzak kutusunu taşıyan kişinin hemen önünde durup fotoğraf çekmeye devam ederken kendimi Derin'den uzak kalmam için çaba göstermeye devam ettim. Fakat küçük evlerin olduğu yerde çok da başarılı olamasam bile uzakta kalma sözümü tuttuğumu hissettim.

Bu şekilde düşünürken yardım kolileri ile birlikte dolaşmaya devam ediyorduk. Bir evden çıkıp başka bir eve girdiğimiz zaman da aynı şeyleri yaptım. Derin'den uzak bir yere geçtim fakat onu hala görebiliyordum.

Grup lideri aile ile konuşurken çevirmen kız bize yardımı oluyordu. Ailenin durumu iyi değildi. Diğer evlerden daha küçük evleri vardı ve içinde yaşayanlar da fazlaydı. Bir odada sadece kadınlar uyurken diğer odada da erkekler yatıyordu. Ama sorun şu ki ev iki gözden fazlası değildi. Mutfak girişin küçük bir kısmında duruyordu diğer oda ise arka taraftaydı.

Kalbimin sızladığını hissettiğim zaman elimi kaldırıp üzerine koydum. Sakın kalmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Onlara acımanın bir getirisi de yoktu. Yapmam gereken sadece yardım etmekti. Çünkü bu insanların senden başka bir istekleri yoktu.

Diğer evlerin aksine bu evde kamerayı kaldırıp bir kare dahil çekmek içimden gelmiyordu. Sanki bunu yaparsam saygısızca bir hareket gibi gözükecekti. Yer yatağının üzerinde yatan küçük çocuğun başında duran annenin gözyaşları bir türlü bitmek bilmiyordu. Şiddetli ağlaması olmasa bile arada bir yanağından aşağıya süzülen yaş kendini bir çizgi halinde gösteriyordu.

Bu anı ne kadar çekmek istesem bile bunu yapamadım. Parmağım bu sefer hareket etmiyordu. Çevirmen kız çocuğun durumun uzun süredir böyle olduğunu ve maddi durumları yüzünden doktora gidemedikleri için hiçbir şey yapamadıklarını söylüyordu.

Bizimle birlikte dolaşan doktor diğer evlerde problem olmadığını görüp yanımıza gelirken yerde yatan çocuğu gördü. Daha ona ulaşamadan çocuğun göğsünde ki sarsıntı dururken hiç düşünmeden çocuğa müdahale etti. Sonra odanın içinde hala yaşadığını belli eden nidalar dolaşırken tuttuğum nefesi geri bıraktım. Yüreğimin acısı giderek artarken bakışlarımı yere indirdim ve artık geçtiğine dair kendime güç verdim.

Sonra aklıma birden Derin geldi. Başımı kaldırıp olduğu yere baktığım zaman onun orada olmadığını gördüm. Geriye bir adım atıp girişi kapısını kontrol ettim ve aralık kapının üzerine kapandığını gördüm. O iyi değildi. İyi olmadığını biliyordum. Kalbi bunu kaldıramazdı.

Aklımdan geçen onlarca düşünce arasında gözüme takılan küçük çocuğun abisi olmuştu. Kardeşinin halini gördüğü zaman korkuyla çevresine bakınıyordu ve sonunda dayanamayıp o da dışarıya koşarak çıkacağı sırada onu yakaladım. Çocuk bana anlamamış gibi bakarken benden kaçmak için çalıştı. Onun yanına diz çöktüm ve başını okşadım.

Başını okşadığım zaman sakinleşti fakat gözleri hala titriyordu. Düşünmeden çantamı açtım ve içinden çıkardığım çocuklara dağıtmak için aldığım atıştırmalıklardan birisini ona verdim. Beni anlayıp anlamadığını İngilizce sordum.

"İngilizce konuşabiliyor musun?"

İngilizce anlayabilecek yaştaydı ve belki sürekli burada olup eğitim veren öğretmeninden bir şey öğrenmiş olabilirdi. Çocuk atıştırmalığı alırken başını salladı sadece. Benim de bildiğim basit sözleri kullandım. "Bana yardım eder misin?"

Çocuk yeniden başını sallarken gülümsedi. Ayağa kalktım ve çocuğun elinden tutup onu dışarıya götürdüm. Etrafa bakınırken evin arka tarafında bana sırtı dönük Derin'i gördüğüm zaman ağladığını anladım hemen. Ne kadar istersem isteyeyim ondan uzak kalamayacaktım. Artık çoktan hayatımda yer edinmişti.

Yeniden çocuğun yanına çömeldim ve çantamdan bir tane daha atıştırmalık çıkarıp Derin'i gösterdim. "O ağlıyor," dedim İngilizce. Çocuk bakışlarını Derin'e çevirdi ve bir süre izledi. Ardından bana dönüp elimde ki atıştırmalığı aldı. "Ona sarılır mısın?" Çocuk sarılma kelimesini anlamadı başta fakat ona gösterdiğim zaman başını salladı yeniden. Ayağa kalkarken benden uzaklaştı ve bir an için kaçacağını düşündüm. Halbuki elinde ki atıştırmalıkları evin kenarına koydu ve yanıma yeniden geldi. Bana bakarken onunla konuşmaya devam ettim. "Teşekkürler diyebilir misin?"

Çocuk ağzını açıp Türkçe teşekkürler demeye çalışırken yeniden tekrar ettim ve pratik yaptık bir süre. Sonunda teşekkürler kelimesini çıkardığı zaman Derin'e yakınlaştık iyice.

Tam o sırada göz yaşlarını kurulayarak bana doğru dönün Derin'i fark ettim. Yanımda duran çocuğun önüne geçtim ve onu sakladım. Gözleri kızarmış ve hala bir kaç damla gözyaşı duruyordu. Ona gitmek istedim. Gidip ona sarılmak. Sarılıp hüznünü geçirmek istedim. Beni gördüğü zaman arkasına yeniden döndü ve hala duran yaşları silip yeniden bana baktı ve gülümsemeye çalıştı. Bana doğru bir adım attığı zaman düşünmeden iki adım birden yakınlaştım ona. Ona yaklaşmamla birlikte arkamda duran çocuk, Derin'e gidip ona uzandı.

Başta çocuğu anlamadı fakat hemen yere çömelip ona uzanan kolların karşılığını verip ona sarıldı. Çocuk, Derin'in kolları arasında küçücük kalırken bir an için ona sarıldığım zaman böyle mi kalacaktı kollarımın arasında diye düşündüm. Bu düşünce dudaklarımda ki tebessümün daha fazla derinleşmesini sağladı. Çocuğu öptü ve gitmeden önce ona son kez sarıldıktan sonra koşarak eve gidişini izledi.

Derin'le birlikte çocuğu izlerken birden sesini duydum. "Teşekkürler." Ona baktım. Hüzünlü gülüşünü gördüğüm de istediğim amaca ulaşmıştım. Onun rahatladığını görmek bana fazlasıyla yetiyordu.

"Oh, neden... teşekkür ediyorsun?"

"Sadece kabul et."

"O zaman sadece kabul edeyim."

Ellerini yüzüne gömdü. Ona bakarken yeniden ağladığını düşündüm. Endişeyle yanına yaklaşırken düşünmeden uzandım ve parmağından tutup elini çektim. "Yeniden ağlamıyorsun değil mi?" Bana şaşkın gözlerle baktı. Gözlerinde az önce ağlamış olduğu için hafifçe kızarmıştı. Bir an için ona sarılmak istedim. Bana fazlasıyla masum gelmişti çünkü. Beni daha fazla yanlış anlamasını istemiyordum. Ben den korkmasını ve uzaklaşmasını da aynı şekilde. Kendimi geriye çektim. Gülümsemeye çalışarak konuşmaya başladım.

"Bazen her şeyin neden böyle olduğunu düşünerek kendine acı çektirme çünkü bir şeylere anlam katarak yaşamaya devam edersek her şey bizim çok daha zor olur. Sadece bırak, çoktan yaratılmış olanı kabullen yeter."

Fakat ondan uzak durmamı istemesini yapamazdım. Saatlerdir verdiği sözü tutamayacağımı biliyordum. Yine de onu dinlemek istemiştim. Ve benim asıl konuşmak istediğim konu bu değildi.

"... Bana bu hisleri hissetmem gerektiğini söyledin. Bende kendime soruyorum... Tüm bu karışık duygular ne? Neden bu şekilde hissediyorum? Lütfen bu duyguları tanımam için bana yardım et. Çünkü şu ana kadar yalnızca senin sayende bunları hissettim. Kalbim... Kalbim deli gibi çarpıyor ve aynı zamanda da acıyor? Seni gördüğüm zaman ise tüm dertlerim bitiyor gibi hissediyorum. Eğer böyle olmasaydım... Kendimi daha iyi anlasaydım o zaman neler olacaktı? Merak ediyorum... Bende bir gün, birisi için siyah beyaza boyanabilir miyim?"

Ben de birileri için özel olmak istiyordum. Yalnızca fotoğraf çektiğim için sevilmek istenmiyordum. Her halime karşılık... Duyguları henüz bilmeyen bana karşılık birilerini beni kabul etmesini istiyordum. Ve özellikle Derin için özel kişi olmasını istiyordum. Benim hissettiğim bu karmaşık duyguları öğrenmemde bana yardım etmesini.

Bana uzanan bir el...

Beni tutan bir el...

Her zaman sıcaklığını hissetmek istediğim o kişi...

"Peki öyle yapalım. Tüm bu hislerin ne olduğunu birlikte öğrenelim."

Bana bu sözleri söylerken biliyordum artık. Endişelenmeme gerek yoktu. Onunla tüm bunların üstesinden gelebilirdim. Ve bir gün belki de ben de aşık olabilirdim.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.