İçeriğe geç

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 4 · 9 dk okuma

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 4

Devam Eden Hayat

-Günümüz-

İlk o zaman fark etmiştim, beni en sevdiğim şeyi yaparken bile alıkoyabileceğini. Onu birden izlemeye başladığım zaman, hayal dünyam dönmeyi bırakıyor ve merkezi kendine çeviriyordu. Bunu yaparken farkında bile değildi yüreğimde oynattığı taşlardan. Onları bir gülüşü ile taşır ve kurallarımın onun için yok olmasını sağlardı. Ben ise tüm bunları yapmasına izin verirdim. Onu, saklayabildiğim kadar kendime saklamak isterdim.

Aslında onu hala kendime saklamak istiyorum. Uzun bir zaman boyunca onu herkesten sakladım. Kendimden bile. Ona olan hislerimin geçici olduğunu düşündüm fakat geçen zamanla onun gibi birisinin olmayışını görmem ona olan özlemimi arttırmıştı. Aslında onu başka birilerinde aramam bile ona olan hislerimin başka bir adıydı fakat kendime bunu açıklamam uzun bir zaman almıştı.

İlk zamanlar ona olan özlemim hareketli hayatımla dağılsa bile, bir şeylerin sonu geldiği gibi bu hareketli hayatımın da sonu gelmişti. İyice büyüyen yaşım ve yaşımın olgunluğu ile bende yeni yer etmeye başlayan tüm kuralların içinde ben daha yerleştirmeden, kendisi yer almıştı. Ve onu tanıdıktan sonra hayatımda bir zorunluluk haline gelmişti.

Onu yeniden hayatımda isteyişimde ne kadar geç kaldığımı bilsem bile şansımı yeniden kullanmak istiyordum. Şehre gelip otele yerleştikten sonra sergi yapabileceğim yerleri dolaşırken zihnimin bir ucunda hiç kapanmayan o kitap sayfalarında yazıp duran ve hala yazmaya devam eden onun isminin yanında sıralanan 'Derin, bana yeniden bir şans daha verir mi?' kelimeleriydi. Ve hemen yanına sıralanıyordu düşüncelerim. 'Bu kez çocuk düşüncelerim yerine, olgun bir adam gibi davranıp onu tutacağım ve tamamen onun olacağım.'

Gezdiğim sergi alanlarında sürekli olarak onun burada dolaşıp, çektiğim fotoğraflara nasıl tepkiler vereceğini hayal ettim. Yüzünde o sıcak tebessümü olacak mıydı? Yüreğinde yıllar önce ona sadece hayallerini anlatan küçük çocuğun şimdi hayallerini gerçekleştirdiğine dair gururlanma olacak mıydı? Gezdiğim yerleri merak edip onlar hakkın sorular soracak mıydı?

O günün her bir anını o kadar çok merak ediyordum ki? İçimde ki heyecanın sergim olacağı yanı sıra, onun tüm bunlara nasıl derin anlamlar katacak olmasıydı.

Anıl, mekanın sahibi ile kısa bir konuşma yapıp benim yanıma geldi. Tüm mekanın tam ortasında durmuş ellerim cebimde aklımda hayaller ile etrafıma bakınıyordum. Üzerimde ki bu tatlı heyecanın fazlasıyla farkındaydı, Anıl. Elini omzuma koyup sakince sıktı ve heyecanıma ortak oldu.

"Bu mekan diğer mekanlara göre en iyisi. Hem bu bölüme istediğin o şeyi de yaparsın. Geri kalan bölümde de diğer fotoğraflar asılır. Öyle değil mi?"

Gösterdiği kısıma aklımda ki düşünceleri yerleştirirken, hepsinin önüne de Derin'i yerleştirdim. Hayalime yerleştirdiğim bu anın güzelliği ile tebessümümü derinleştirdim ve başımı yavaşça olumlu şekilde sallayıp ona baktım. "Burası olur, kesinlikle."

Omzumda ki elini iki kez sıkıp rahat bırakırken, bana verdiği güce sarıldım ve dizlerimin bağının çözülmesi erken olduğu için kendimi tuttum. Yüreğimde ki heyecan ile mekanın sahibi olan kadının konuşmamıza karışmasını isteyerek giriş kapısına gittik.

Kadın, göğsünde birleştirdiği kollarını bizi görünce indirdi ve yüzüne basit bir tebessüm ekledi. İlk önce biz bir şey söyleyene kadar, yüzünde ki hareketi bozmadı.İçeriye bir kez daha göz gezdirirken konuşmaya başladım. "Burası, bana yeten tek yer. Tutuyoruz..."

Kadının yüzündeki tebessüm sağlanan iş sayesinde çoğalırken elini havaya kaldırdı tokalaşmak için. "Anlaşabildiğimiz için sevindim. Lütfen burayı serginiz ile renklendirip, sanatı kalplerimizde hissettirin." Havada duran bakımlı elin fazla boş kalmaması için harekete geçerken ben de kadın konuşmasına devam etti. "Tüm serginin yapılacağı güne ve sergi günü size yardım edeceğimizi unutmayın. Şirketimiz tarafından sunulan bu haktan bugüne kadar bir çok kişi memnun kaldı ve menun etmeye de devam edeceğiz. Öyleyse ofise geçip anlaşmayı tamamlayalım,"

Kadın, zarif ve açıklayıcı ses tonuyla bize her şeyi birer birer açıklarken, yardım ettiklerine dair söyledikleri sayesinde birazcık daha rahatladığımı hissettim. Bu serginin iki haftaya geçmeden hemen açılacak anlamına geliyordu.

Anıl ile birlikte boş mekanda yankılanan topuklu ayakkabı seslerini takip ederek ofise ulaştık. Bir kaç kağıtı imzalama sırasında havada uçuşan neşeli kahkahaların arasında hızla çarpan kalbimin sesini zar zor duyabiliyordum. Kağıt işleri bittikten sonra ofisten çıkıp sergilenen tablolara bakıyorduk. Aklımda olan fikirleri desteklemek amaçlı daha önce burada yapılan diğer sergiler hakkında bir kaç bilgi aldım. Adının Sevil olduğunu öğrendiğimiz görevli kişi ile ilerleyen saat gibi sohbetimizde ilerliyordu.

Önce ki sergiler hakkında söylenen konuşmalardan sonra kendi düşüncemi dile getirdim. Girişin hemen sağında yer alan konuklar için masa ve sandalyelerin önünde bir kürsü olacaktı. Konukların duracakları yeri geçtikten sonra ilk yerde yurt içinde çektiğim fotoğraflar asılacaktı. Ardından ise ülkeler gelecekti. Ülkelerin fotoğraflarından sonra ise sadece kendimin olduğu fotoğraflar yer alacaktı. U şeklinde olan mekanın diğer ucunda ise diğer tüm sergiden bambaşka olacak yer olacaktı. Burada sadece siyah beyaz olan fotoğraflarım olacaktı.

O an Sevil Hanıma ve Anıl'a aklımda yapmak istediğim şeyi söylemek istemiştim fakat bunun için daha çok erken olduğunu hissettim bu yüzden sadece siyah beyaz olan fotoğrafların bu bölümde yer alacaklarını dile getirdim. Tüm bunları yaparken duvarlara asılı olan tablolara bakıyor ve güzelliklerini tartışıp, içimde küçük bir alev bırakanlara zihnimde ayrı bir yer edindiriyordum. Aklımda ki fikir bitince Sevil Hanım işlerin yarın erken saatte başlayacağını söyledi. Sergi ile olan konuşmalarımız tamamen bittikten sonra, yarın sabah erken sabahta görüşmek üzere ayrıldık sanat galerisinden. Şimdi halletmemiz gereken davetiyelerdi.

Arabaya doğru yürürken, Sevil Hanımdan iyice uzaklaştığımız zaman Anıl kendisini daha fazla tutamadı ve konuşmaya başladı. "Bu işi en çok sevdiğim yanlarından birisi de bu işlerin içinde her zaman kültürlü ve zarif bir kadının olması. Sevil Hanımın zarafetini fark ettin değil mi?"

Anıl'ın ani itirafı ile şaşkınlığımı gizleyemedim. Başımı kaldırıp ona göz ucuyla bakarken ne kadar ciddi olduğu konusunda yüz ifadesini ölçtüm. Arabanın, yolcu koltuğuna yerleşirken ona cevap verirken acele etmedim. "Gerçekten... Sevil Hanım hakkın böyle mi düşünüyorsun? Ona karşı bir şeyler mi hissetmeye başladın?"

Anıl bıyık altından gülümserken elini direksiyona koyup bana kaçamak bir bakış attı. Bu bakış her şeyi anlatmıştı. Sevil Hanım sadece ilgisini çekmişti. Bu haline gülümseyip telefonumu çıkarıp davetiyeyi bastırabileceğimiz yerlere baktım. En iyi fiyatlar konusunda bir kaç yer bulmuş onlarla görüşmek için navigasyon yardımı ile ilerlemeye devam ediyorduk. Bir süre sessiz kalan Anıl konuşmaya başladı yeniden.

"Gerçekten, Sevil Hanım hakkında hiç alıcı gözle bakmadın değil mi?"

Elimde ki telefonun ekranına bakarken kesin bir şekilde başımı hayır der gibi salladım ve tarih konusunda düşünmeye başladım. "Sence sergi günü için hangi gün demeliyiz? Sonuçta davetiyelerinde ona göre çıkması lazım ama o kadar da uzak bir tarih olamaz da."

"Bugün günlerden cuma. Bu hafta sonundan geçtik fakat haftaya pazar gününe kadar her şey halledilebilir bence."

Daha önce de aklıma gelen bu fikir ile kendimi rahatlattım ve davetiye işini hallettikten sonra kısa bir süreliğine otele geri döndük. Kararan hava ile birlikte akşam yemeğini yiyip odalara dağılırken içimde bir türlü atamadığım Derin'i görme isteğine saat iyice ilerlediği zaman yenilmiştim.

Kanepenin üzerine attığım çeketimi ve fotoğraf kamerasını alıp otelden dışarıya çıkarken aklımda hiçbir şey yoktu. O an için öylesine karşısına dikilip "Uzun zaman oldu." demek istedim. Ona uzun uzun bakıp gülümsemek istedim. Gidip başımı omzuna yaslayıp, yıllardır üzerimde hissettiğim yorgunluğun bittiğine inanmak istedim.

Saate bakmak için telefonumun ekranını aydınlatırken yıldızlı gecenin duvar kağıdı karşılamıştı beni. Bir süre aydınlık kalan telefonumda ki tablonun bana geçmişi yavaş yavaş hatırlatmıştı. Kendimi yeniden o anılara sokmadan önce yüreğimde yanan ateşi söndürmek için direksiyonu, sürekli navigasyonun bana söylediği yerlere kırıp durdum. Sonunda iyice insanların azaldığı sokağın köşesinde hala ışıkları yanıyor olan kafeye baktım.

Yıldızlı Gece... İsmin Van Gogh'un Yıldızlı Gece'de ki ay ve yıldızlar ile yazılışını izledim. Yüreğimde hissettiğim titreme saniyeler içinde parmak uclarıma kadar hızla yayılırken kendime bir kaç saniye daha tanıdım. Derin derin aldığım nefeslerin ardından bunu eğer şimdi yapmazsam sergi gününe kadar bir daha yapamayacağımı düşündüm. Elimi, boğumlarım bembeyaz olana kadar sıktım ve yürümeye başladım.

Attığım her adımda gökyüzünde yükselen ayın bana iyice yaklaştığını hissettim. Kafeye yaklaştıkça ay beni daha fazla etkisi altına aldı ve sanki bana özel spot ışığı gibi yanmaya devam etti. Terleyen avuç içlerimi çeketimin üzerine silerken sonunda onu görmüştüm. Eline aldığı bir kase kuruyemiş ile kafenin en önünde ki masalardan birisine, hemen yanı başında Van Gogh'un hüzünle karışık baktığı tablonun yanına yerleşti.

Elini çenesinin altına yerleştirip titrek nefesini dışarıya verdiği zaman az önce hissettiğim tüm o cesaretin yok olduğunu hissettim. Bir süre dümdüz öylece baktı boş yola. Sonra dudakları yavaşça oynamaya başladı ve bakışlarını hemen yanında onu izleyen Van Gogh'a döndü. Onunla orada öylece konuşurken, içimde bir şeylerin yıkıldığını hissettim. Gözlerimin doluşuna izin verirken ona gidebilmek için kendimi zorladım. Sadece bir adım atmam gerekiyordu ona ulaşabilmem için. Sadece tek bir adım atıp onu tüm bu yalnızlığından kurtarmak istedim.

Titrek bakışlarında aslında ne kadar çok şey anlatıyordu. Yıllar eskisine göre onu daha fazla yormuş ve olgunlaştırmıştı. Yüz hatları eskisine göre artık daha gergin duruyordu. Fakat yüzünü yeniden önünde ki kuruyemiş kasesine çevirip kaju kuruyemişini ararken kalbimi sızlatan duyguları olmuştu. O artık tükeniyordu.

O an ona gidemedim. İçeriye girip önünde diz çöküp ellerini avuçlayamadım. Parmaklarını okşayıp, gözlerinin içine bakarken artık her şeyin geçtiğini söyleyemedim. Ona 'Artık her şey bitti, gözlerini açabilirsin. Dinlenmek istersen bana yaslanabilirsin. Seni koruyacağım...' demek istedim. Gözlerinde ki rahatlamayı görmek istedim. Yüzüne yerleşen artık geçti gülümsemesini görmek istedim.

Fakat hiçbirini yapamadım. Bu yüzden sadece elimde ki kamerayı kaldırıp onun bu halini kameraya alıp bu halini hiçbir zaman unutmamak için sonsuza kadar kaydetmekti. Yüreğinde ki ağırlığın tahmin ettiğimden daha büyük oluşunu hiçbir zaman unutmamam gerektiğiydi.

Çekmek için tuşa basmam ile etrafa yayılan flaş ışığı ile kendimi nasıl saklayacağımı şaşırmıştım. Giydiğim terlikler ayağımdan çıkacak gibi kendimi duvarın arkasına atarken beni görmemesi için dua etmiştim. Bir süre hiç hareket etmeden öylece yaslandım duvara. Kapı açılma sesi duymadığım zaman yoldan geçen ve telefonuyla uğraşan kişinin beni kurtardığını düşündüm. Oradan tam çıkacağım sırada kafenin camından yansıyan ışıklar kapanmış ve sonunda kapı açılma sesi duyulmuştu. Bir kaç saniye geçmeden kilit sesi bana ulaştığı zaman eve gitme vaktinin geldiğini anlamıştım. Bir süre onun önden gitmesi için izin verdim. Aramıza yeterince mesafe girdiği zaman onu izlemeye başladım. Çok uzak olmayan evine kadar arkasından gittim.

Attığı her yorgun adımlarına karşılık bende küçük ve sessiz adımlar atıyordum. Onu ilk görüşümün hiçbir zaman bu şekilde olacağını hayal etmemiştim. Her hayalimiz de konuşurduk fakat şimdi benden haberi bile olmadan onun iki adım gerisindeydim. Çantasın koluna parmaklarını sarıp gökyüzüne attığı kaçamak bakışlarını görebiliyordum. Arada bir yüzünü aya kaldırıp rahatlamaya çalıştığını da görüyordum. Yılların ona verdiği tüm bu ağırlığın ise tahminimden daha büyük oluşu beni daha fazla üzendi.

Sonunda evine geldiği zaman merdivenleri aştı ve ağır hareketlerle içeriye girdi. Bir süre karanlıkta durduktan sonra yanan loş ışıklar evin dışını aydınlattı. Onu evin dışında bekledim. Bir an için içimden geçen bir cesaret ile kapısının dibine kadar gittim ve elimi yumruk yapıp kapıya uzattım. Fakat parmaklarım kapıya değmeden çözüldü ve sessizce üzerine yerleşti. Ona gidemiyordum. Ona artık burada olduğumu söyleyemiyordum. Buna cesaretim yoktu. Her şeyim bir anlık çöküntüm ile yerle bir olmuştu. Her şey gözlerinde ki o yorgunluğu görmem ile yok olmuştu. Merdivenleri geri indim ve evin köşesine geçip bir süre daha baktıktan sonra iyi olduğuna dair kendimi rahatlattım. Gitmek istemediğim tüm yolu geri döndüm.

O yolu geri dönerken başımı havaya kaldırıp, şehir ışıklarının bana izin verdiği kadar yıldızlara baktım. Soğuk havadan derin bir nefes alıp 'Hiç olmadı artık aynı gökyüzünü paylaşıyoruz.' dedim. Bir saattir tuttuğum hatıra kapılarını açtım ve bana ulaşmasına izin verdim. Yıllar önce hatırladığım o ürkek fakat cesur kızın bu hali ile yıllar önce aldığım kararın ne kadar doğru olduğu konusunda uzun uzun düşünmem gerektiğini habe

r veriyordu. Fakat önce o sokakta ki korkulu bakışları beni esir alandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.