İçeriğe geç

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 3

Hatıralar

-Altı Yıl Önce-

Somali'ye geldiğimiz ilk günün sabahı tüm yorgunluğuma rağmen merakım ve heyecanım beni yataktan kalkmamı sağlamıştı. Sıcak bir gecenin ardından rahatlayabilmek için kısa bir duş aldım. Üzerime rahat bir kaç parça giyinip dışarıya çıkmak için adımlamaya başladım. Otelde uyanık olanlar sadece çalışanlardı. Bazıları bana günaydın nidalarında bulunurken bazıları ise yorgun oluşları yüzünden beni fark etmiyorlardı bile.

Kamerayı çantasına koyup boynumdan aşağıya asılmasını sağlarken sonunda güneşin çoktan aydınlattığı sokağa çıkmıştım. Otelin aksine hayat burada daha hızlı başlamıştı. Sabahın bu saatinde insanlar çoktan bir yerlere yetişmeye başlamışlardı bile. Bir süre otelin önünde ki merdivenlerin dibinde bekledim. Sabahın ilk soğuğu yavaş yavaş geçmeye başlamıştı fakat buna rağmen güneş sıcak bir günün geleceğini fazlasıyla haber veriyordu.

Yürümeye başladım. Rüzgarın, giydiğim ince hırkamı geçip tenime değişini hissettim. Bir an için üşüdüm. Aslında bu üşüme hissi rüzgardan dolayı değildi, hayatımın ne kadar süresi daha bu şekilde geçeceğini bilinmezliği içime bir ürperti gibi girmişti. İlk başta fotoğraf çekmeye başlayarak girdiğim bu yolun sonu var mıydı bilmiyorum bile. Uzun süredir evimden uzaktım. Uzun zamandır yatağım boş duruyordu ve ben henüz o yatağı ısıtmaya başlamak için kendimde cesaret bulamıyordum.

Sürekli içimde hissettiğim yalnızlık duygusunu nasıl bastıracağımı bilmediğim için gezmeye başlamıştım. Üç yılın ardından anladığım ilk şey şu olmuştu; ben yalnız değildim. Ben eksiktim. İçimde tamamlanamayan bir evren vardı ve ben bunu tamamlayabilmek için dolaşmaya devam ettim. Gezerek gördüğüm hikayeler beni bu sefer kendilerine asıl çeken şeylerdi. Ve insanların hikayelerine olan merakım ne zaman biteceğini bile bilmiyordum. Bu şekilde içimde eksikliğini hissettiğim bu duyguyu bir şekilde tamamlamaya çalışmaya devam ediyordum.

Otelden fazla uzaklaşmadan dolaştığım sokakların fotoğraflarını çektim. Taşların döşendiği yollar tozlar içindeydi. Şehrin merkezinde yaşamın da çok ileri derecede olduğu söylenemezdi. Fakat buna rağmen hayatlarına devam eden insanların umutlarının hiç bitmemiş olduğunu söyleyebilirdim. Bir kaç esnaf daha günün ilk saatleri olduğu için bir çay ocağında toplanmışlar muhabbet edişleri arasında çıkan kahkahaları aramızda olan mesafeye rağmen bana ulaşıyordu. Bu an içimi ısıtmıştı. Onların bu hallerini kameraya alırken daha fazla burada kalmak istemiştim. Fakat ilerleyen saatle birlikte geri dönüşümü başlattım.

Çok uzaklaşmadığım otele geldiğim zaman saat sekizi birazcık geçmiş ve kahvaltıya başladıklarını çoktan anlamıştım. Yemek salonuna yöneltirken adımlarımı, kameranın ayarlarını düzeltmeye başladım. Sonunda düzgün çektiğini anlamak için bir kare daha çekerken salonda kınk sesi yeniden yankılandı. Kameranın düzgün çektiğini gördüğüm zaman çantaya geri koydum ve başımı kaldırdım.

Salonda farklı gruplara ayrılmış muhabbet edenlere göz gezdirdim. Açık büfeye gidip kahvaltı tabağımı hazırlarken arkamda sürekli kesilmeyen uğultu ve çatal tabak sesleri grubun güne güzel başladığını belli ediyordu. Sadece bu durum bile enerjimin yükselmesini sağlamıştı.

Tabağımı alıp masama yerleşmeden önce boğazımı temizledim ve herkesin duyabileceği bir şekilde İngilizce "Günaydın," diye seslendim. Bir çoğu konuşmalarına ara verip karşılık verirken bazıları ise ağızlarında ki lokma izin vermedikleri için başlarını eğmekle yetinmişlerdi. Sonunda kendi masama otururken masadakilere günaydın dedim ve yerime yerleştim.

Benim gelmemle eksik tamamlanmış gibi grup lideri konuşmaya başlamıştı. Kahvaltı edişim sırasında onu dinliyordum. "İlk önce fakir olan kesime gideceğiz. Aileler ile konuşup erzak kutularını onlara bırakacağız. Dolaşılacak bolca yer ve buna karşılık kısıtlı bir zamanımız var. Bu yüzden hızlı olmak zorundayız."

Grup lideri daha sonradan yaptığımız şeyin ne kadar önemli olduğu ile ilgili bir kaç şey söylerken ekmeğin üzerine reçel sürmeden önce kenarlarını ayırmaya başladım. Arada onu onayladığımı belli ederek başımı salladım ve ekmeğimden ısırmaya başladım. Bana soru gelmediği için konuşmuyordum, tanışmalar ise devam edip sürekli olarak birbirlerine sorulan sorularla çoğalıyordu.

Tüm bunlar boyunca sessizliğimi korudum. Masada benden önce konuşulan bir konu vardı ve kaldıkları yerden devam ediyorlardı. Gözlerim dün tanıştığım kıza defalarca bakmak istiyordu fakat bunu yapmamak için kendime engel olmaya çalışıyordum. Kendi aralarında konuşurken konu bir anda bana açıldı. Merak ettiğim kızın yanında oturan kız bana sorular sormaya başlamıştı. Hiçbiri ilgimi çekmemişti. Canım sıkılmıştı burada sessizce kahvaltımı yapmak istiyordum sadece. "Peki sen nasıl buraya gelme kararı alın?" Sorduğu soru ile bakışlarımı kaldırıp kıza baktım. Elimden geldiğince yüzüme maske yerleştirmeye çalışıyordum.

"Ben fotoğraf çekmeyi sevdiğim bir çok yere gittim. Bu sefer buraya gelirken yardım etmek istedim. Sanırım bu aldığım en iyi karar oldu..."

Sesim normal çıkmıştı. Hatta dün duygularını bir türlü saklayamayan kızla konuştuğum sesin aksine düzdü. Boğazımı temizledim. Kaçamak bakışlarım onun üzerinde kayıyordu. Beni dikkatlice izlerken gerildiğimi hissettim.

"Yani fotoğraf çekiyorsun! Lütfen benimde fotoğraflarımı çeker misin?"

Ve yine aynı cümleler. Bu yaşıma kadar bana en çok söylenen cümlelerden birisi buydu. İlk başlarda bu cümlelere evet dediğim için gördüğüm tek şey yapmacık gülüşlerdi. Fakat artık bunu yapamazdım. Fotoğraf çekmemin gerçek sebebi duyguları çekmek istediğim içindi.

"Üzgünüm... Dikkatimi çekmediği sürece kişisel fotoğraf çekmiyorum." Bunu defalarca yapmıştım. Beni üzmesine de gerek yoktu. Çünkü doğru olması gereken buydu. Kıza bakıp gülümsedim. Tabi bu ne kadar samimi hissettirdi bilmiyordum bile.

"Ah! Demek öyle... Mahrem olayı diyorsun ha?"

Bu nasıl bir yaklaşımdı? Fotoğraf çekmekte sanatın bir parçasıydı. Fakat ben sanatımı daha farklı bir şekilde icra etmek istiyordum. Düşüncelerimi aktarmak için kendime bir süre tanıdım. Doğru kelimeleri ardı ardına zihnimde belirirken benim yerime tüm dikkatimi çeken kız konuşmaya başlamıştı. "Buse sanırım herkesin tercihine saygı duymamız gerek değil mi?" Beni şaşırtmıştı. Ondan beni korumasını veya beni anlamasını beklemiyordum bile. Fakat benim yerime bu cümleyi kurarak beni kurtarmıştı. Ona olan bakışlarım uzarken adının Buse olduğunu öğrendiğim kız şaka yaptığı ile alakalı bir şeyler söylüyordu.

Bana kısaca bakıp yarım yamalak gülümserken tüm dikkatimi ve düşüncelerimin dağılmasını sağlamıştı. Sanki o hariç geri kalan her şey ağır çekime alınmıştı. Sesler boğuklaşmıştı. Az önce söylediği sözlerin ardından tedirgin olduğu fazlasıyla belliydi. Gözleri titriyordu. Dudaklarını kemirişini içtiği çay ile kesmişti.

Ona gereğinden fazla baktığımı koluma çarpılması ile fark etmiştim. Yanımda ki adam benden özür dilerken kısa bir süreliğine onunla konuştuk ardından ben de kahvaltıma devam ettim. Ekmeğin kenarını ayırıp yemek için hazırlarken içimde tuhaf bir duygu oluşmaya başlamıştı. Bu kıpırtının ne olduğunu bilmiyordum fakat bugüne kadar karşıma çıkan tüm insanlardan farklı olduğunu belli ediyordu.

Keyfim fazlasıyla yerindeydi. Uzun zaman sonra yaptığım kahvaltıdan zevk alıyordum. Ve liseyi çoktan bitirmiş olmama rağmen bir liseli gibi heyecanlıydım. Reçelli ekmeğimi yemeğe devam ederken herkese afiyet olsun diyerek kalkan kıza baktım. Anlık göz göze geldiğimiz zaman yüzüme bir tebessüm yerleştirdim ve ona gülümsedim. Bana karşılık vererek masadan kalkışını izledim.

Onu fazlasıyla merak ediyordum. Onunla tanışmak istersem beni farklı anlar mıydı? Ya da onu yalnızca uzaktan mı izlemeliydim? Sanırım şimdilik yapmam gereken şey onu normal bir yardım grubu ile gezen birisi olarak düşünmem gerekiyordu.

Kendi kendime aldığım bu kararla onun hakkında düşünüp, hayatını merak etmeyecektim. Diğer herkeste olduğu gibi yapmam gereken sadece fotoğraflarını çekmekti. Sadece bunu yapabilirdim böylece onunla tanışma isteğimi de bastırabilirdim.

Kahvaltının ardından yola çıkmadan önce hazırlanabilmemiz için bize on beş dakika izin verirlerken odama gidip sırt çantamın içine lazım olabilecek eşyalarımı koydum. Dişlerimi fırçalayıp, her ihtimale karşı buğday tenimin daha fazla kararmaması için güneş kremini sürdükten sonra lobiye indim.

On beş dakikalık bekleyiş uzarken can sıkıntımı geçirmek için yeniden kamera ile ilgilenmeye başladım. Fotoğraf çekmesem bile mercek ile insanların yüzlerini yaklaştırıp izlemeye başladım. Mercek yakına ayarlandığı için hızlı geçişler yüzünden görüntüleri bir kaç saniye sonra görebiliyordum. Ve sonunda yine o...

Merceği biraz da yakınlaşması için döndürdüm. Yanında duran kıza gülümseyip konuşmasını izledim. Hafif sıkılan canı sürekli neden beklediklerini sorup duran ağzı ile fazlasıyla belli oluyordu. Arada saçlarını düzeltiyor ardından parmakları ile uğraşıyordu. Merceğin ayarını normale düşürdüm ve izlemeye devam ettim. Ayakta durmaktan yorulduğu için kendini arkadaşının yanına bıraktı ve küçük alana hemen yerleşti.

Uzun boyu olmasına rağmen zayıf bedeni, onun her yere sığmasını sağlayabilirdi. Bir süre elini çenesine yerleştirip dudaklarını şişirdi. Bu halini çekmemek için kendimi tuttum. Fakat sonra fark ettim bende ki değişikliği, yüzümde ki bu tebessüm ne zaman başlamıştı? Onu gördüğümden beri mi vardı yoksa önceden mi oluşmuştu? Kamerayı indirip avucumun içine yerleştirirken, araçlarımız geldiği zaman ve köy yerleşmelerine ulaşana kadar sürekli olarak düşündüm.

Kendime verdiğim sözü tutamamıştım bu sefer. Onu merak edişimi bir türlü bitirememiştim. Onu izlememin sebebini bulamasam bile, farklı düşüncelere dalmamı sağlayıp sonunda farklı kararlar alsam bile, onu gördüğüm an hiç tüm o düşüncelere girmemiş gibi kaseti en başına sarıyor ve yeniden en başından başlıyordum.

Köylere geldiğimiz zaman ona karşı olan düşüncelerimin dağılacağını biliyordum. Bu yüzden kafamın içinde farklı duygulara bürünüp duran hislerimi bir süreliğine sessiz kalmalarını, çantama koyduğum kamerayı çıkararak başladım.

Yerli halk başta bizi tanıyabilmek için çevremize fazla yakınlaşmadılar fakat sonunda grup liderinin kolunda ki ay yıldızı gördükten sonra aralarında dolaşan fısıltıları duydum. Bu fısıltılar sakin yüreğimin harekete geçirmesini sağlamıştı. Damarlarımda akan hissin ise yardım duygusunun bildiğimden çok daha derin anlamlar taşıdığının farkına varmamı sağlamıştı.

Sağlığı yerinde olan çocuklardan birisi koşarak etrafımızda dolanıyor ve mutlu oluşlarını belli ediyorlardı. O an en başında yapmam gereken şeyi şimdi yaptığım için kendime kızdım. Yardım vakıfları ile dolaşmak yapmam gereken tek şey olmalıydı. İçimde ki boşluğun bir kaç saate öncesine göre daha farklı dolduğunu anlamamı sağlamıştı.

Halkla konuşabilmemiz için çevirmenler yanımızda dikilirken fotoğraf çekmeyi bir anlığına unuttuğumu fark ettim. Daha fazla vakit kaybetmeden insanların gözlerinde ki masumiyeti kareledim. Çocukların yüzlerine yerleşen mutlulukların silinmeden sonsuza kadar bu şekilde kalmalarını isterken kadrajları doldurmaya devam ettim.

Bir çocuk, kızın etrafında koşuştururken onu durdurup kucağına yerleştirdi ve sevmeye başladı. O an için neden zamanın benim için yavaşladığını merak ettim. Çocuğun küçük parmaklarını tutup okşamasını izledim. Ona gülümsemesini ve ağzını yavaş yavaş oynatıp konuşmaya çalışmasını izledim.

Tüm bunları yavaş yavaş kamera ile kaydederken yüzümde saklayamadığım tebessüm ile yakalanma korkusu yaşamıyordum bile. Tek düşünebildiğim, ne kadar isterse istesin kalbinde ki güzelliği hiç saklayamadığıydı. Gözlerinde ki ışıltı güneşin ışığı ile yarışır gibi parlıyordu. Bir süre kucağında tuttuğu çocuğu istemeden yere bırakmak zorunda kalmış ve arkasından uzun uzun el sallamıştı.

Onu izlerken fotoğraf çekmeyi unuttuğumu fark ettiğim zaman bakışlarımı halkın üzerinde çevirdim. Parmaklarımın arasında tutuğum kamerayı unutmamın verdiği şaşkınlıkla bir süre öylece durdum. Ziyaret için evlere gidilirken bile kendimi, düşüncelerimi bir türlü toparlayamıyordum.

Herkesin en arkasına geçip arkadan izlemeye başladım, benden uzaklaşmasını. Ve o an düşündüm, onda bende daha önce hiç yapmadığım şeyleri yapmamı sağlayan bir şeyler vardı. Ve beni gerçek dünyaya dönmemi sağlarken bir o kadar da kendi dünyamda saatlerce oturup onu düşünmek istememi sağlıyordu. O bana tüm bunları yaptırıyordu.

Dün gece açtığım klasörün tamamen onun ile dolacağı düşüncesi zihnimi doldurdu. Ve bir gün ben ona bundan bahsettiğim zaman benim için kötü düşünmesini istemiyordum. O gün geldiği zaman beni anlaması için elimden geleni yapmalıydım. Benden kaçma düşüncesine dayanamazdım bile. Fakat neden bu kızın beni anlayacağını düşünüyordum? Ve ben neden bu kızın yanında huzurlu hissedeceğimi düşünüyordum?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.