İçeriğe geç

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Siyah Beyaz Kareler

Bölüm 2

Devam Eden Hayat

-Günümüz-

Bir rüya gördüm. Tıpkı gerçek olduğuna bir türlü inanamadığım bir an gibiydi. Beni buldu, gözlerimi ona açmamı sağladı ve beni sürekli aynı rüyayı görmemi isteyecek bir arzuya düşürdü. Bana sihir dükkanının gerçekten var olduğuna inandırdı. Bana sihri öğretti, beni sihri yaptı... Mutlu olmanın çok zor olmadığını ve gözyaşları olmadan da yorgunluğumun görülebildiğini anlamamı sağladı. En sonunda kalbime dokundu ve daha önce hiç hissetmediğim bir duyguyu öğretti.

Bu yüzden, gözlerim karanlığa düşmese bile onun yüzünü görüyordum. Zihnimin en derinlerinde koruyarak sakladığım o yüzün yok olmaması için sürekli onu hayal edip duruyordum.

İlk önce gözlerini çizerdim ardından burnunu ve ağzını. Dudaklarına yerleştirdiği sıcak gülümsemesi ve gözlerinde ki yaşama sevincinin verdiği o parıltı ile tamamlanıyordu resmi zihnimde. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ona dair küçük şeyleri bile unutmamıştım. Onu kendime hatırlatabilmek için sürekli fotoğraflarına bakıyor ve hatıra kapılarımın aralığını açık bırakıp birer birer bana ulaşmalarına izin veriyordum.

Bunu her yaptığım zaman, onun kalbinin ne kadar saf olduğunu anımsıyorum. Ona fotoğraflar ile ilgili olan düşüncelerimi anlattığım zaman dudaklarında beliren gülümsemeyi anımsıyorum. Somali'ye gelirken ki heyecanını ve yüreğinde ki umudun ne kadar büyük olduğunu da anımsıyorum.

Gerçek hayatında yaşadığı ve gördüğü şeyler onu ne kadar yıpratmış olsa bile, bir türlü umutlu olmaktan vazgeçmemesi ona olan düşüncelerimi asıl değiştiren şeylerden birisiydi.

Kalbi saf sevgi ile doluydu. Karşısında kim olursa olsun herkesi o saf sevgisiyle ve sıcak samimiyetiyle karşılardı. İnsanları bu şekilde karşılarsa o kadar çabuk kabulleneceğini düşünüyordu. Fakat hayat hiçbir zaman tahmin ettiğimiz toz pembe devam etmediği gibi, onun toz pembe hayallerine siyah tozlar bulaştırmışlardı.

Onu bulduğum zaman, küçük olmasına rağmen insanlardan umudunu kesmişti. Kalbi yorulmuş ve artık kimseyle uğraşmak istemiyordu. Tüm güzelliklerin ona ulaşmasını istesem bile güzellikler ona giden yolu şaşırmış gibiydi.

Yalnız kaldığı zaman titrekçe verdiği nefesini hala hatırlıyordum. Kendi ülkesinden ayrılıp bir aylığına kırılan ve yorulan kalbini; saf sevgiye ve yardıma ihtiyaç duyan insanların yanlarına atmıştı. Oraya adımını bastığı ilk günden itibaren insanlara bakışı, sanki yıllarca orada yaşamış gibiydi.

Defalarca onu fotoğraf karelerinin içine sığdırıp onu daha fazla sakladım. Aslında ilk başta duyguları çekmeye hevesli olan ben daha sonralarda onu çekmeye heveslendim. Onu daha fazla kendime saklamak istedim. Gün sonunda kamerayı elime alıp karelere birer birer bakarken bir resmine saatlerce takıldığım zaman farkına varmıştım. O artık bende herkesten farklıydı. Bu yüzden onu herkesten ayırdım ve geçen onca zamana rağmen onu korumaya devam ettim.

Gerçekten, ne kadar zaman geçmişti? Ne kadar zaman boyunca onu bu kareler haricinde görmüştüm? Ne kadar zamandır onu tanıdığım bir aylık zaman diliminde ki kişiliği ile zihnimde yaşatmaya devam ettim? Onca geçen zamana rağmen hala onun aynı kişi olmasını umut ediyordum. O saf kalbinin tek bir noktasının bile değişmemesini istiyordum. Fakat en büyük korkumda burada başlıyordu. Onca geçen zamana rağmen onu bırakmak zorunda kaldığım gün gibi hiç değişmemiş olarak kalmamasıydı.

Ne zaman onun hakkında düşünsem ve kendi kendime konuşsam bencil gibi davrandığımı düşünürdüm. Öyleydi de... Ona beni beklemesini söylemiştim ve üzerinden altı yıl geçmişti. Geçen tüm bu zamana rağmen hala beni beklemesini istemem bencil bir davranıştı. Fakat tüm bunlara rağmen içimde ki o ses hala onu kaybetmemem için çırpınıyor ve artık ona kavuşma zamanımın geldiğini bana haber veriyordu.

Yıllarca kendimi sakinleştirmem dün bitmişti. Somali'ye gittiğimiz zaman bize rehberlik yapan Batuhan Bey'den, Derin hakkında bilgi almak için çabaladım. Batuhan Bey bilgilerin çoktan değişmiş olabileceğini değişmese bile özel bilgilerin saklanması gerektiği konusunda keskin kuralların olduğunu söylemişti. Uzun ve ikna edici konuşmalarımın ardından sonunda telefon ekranımda yanıp duran mesaj panosuyla, hayalime kavuşmama bir adım daha yaklaşmıştım. Mesajı açıp adresi okuduktan sonra sergi işlemlerimi tamamlamak için zihnimde basit bir plan kurdum.

"Buldun mu sonunda gizemli başrolümüzü?"

Telefonu, yüzümde beliren tebessümü gizlemeye çalışmadan cebime yerleştirdim. Bana seslenen ve uzun zamandır bana yardım eden arkadaşım Anıl'a baktım. Dudaklarıma yerleşen tebessüm istemeden çoğaldı ve ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi dışarıya vererek cevapladım. "Buldum,"

Bana gülümsedi ve onun için ne kadar farklı hissettiğimi bildiği için sadece elini omzumun üzerine koyup bir kaç kez pat patladı. "Artık gitme vakti geldi desene. Ee, rotamız nereye?"

"Yıldızlı Gece'yi en iyi izleyebileceğimiz yere,"

Anıl bu sözlerimi anlamamıştı. Fakat üzerine de gitmedi. Çünkü söylediğim her kelimelerin arkasında bir şeyleri gizlediğimi ve söylememin vaktinin gelmediğini de biliyordu. Bu yüzden konuyu değiştirdi. "Sergiyi yapmak için mekan ayarlamamı ister misin?"

Başımı hayır der gibi salladım. Şu andan itibaren her şeyi tek başıma yapmak istiyordum. Bu yüzden sergi yapabileceğim bir kaç mekan araştırmaya başladım. Sonunda bulduğum üç galeri hakkında kararsız kaldığım için oraya gittiğim zaman görerek seçim yapmaya karar verdim. Orada ne kadar kalacağımızı bilmediğim için günlük bir apart tutmuştum. Ve onu gördüğüm zaman her ihtimale karşı daha uzun kalacağımı da biliyordum.

Çok uzun zaman geçmişti. Geçen zaman gibi o da değişmiş olabilirdi. Hatta beni unutmuş bile olabilirdi. Onun karşısına çıktığım zaman beni kabul edip etmeyeceği belli değildi. Belki de artık hisleri bile kalmamıştı. Bir aylığına içimde farklı duyguları uyandırıp onları yaşamamı sağlayan bu kadın bana geri döner miydi?

Fotoğrafları özenle kaplarken çektiğim günleri hatırladım. Somali'den önce sürekli gezdiğim gibi daha sonrada sürekli olarak yeni yerler görmeye devam ettim. Gittiğim yerlerde en fazla bir gün kalırken sürekli yollarda oluşum beni yorduğu kadar eğlendirmişti de. Ülke dışına çıktığım zaman ise en fazla bir hafta kalabiliyor bunda bile iki ya da üç ülkeyi dolaşabilmek için çaba harcıyordum.

Hatırlıyorum da, ilk zamanlar otostop çekerek gittiğim şehirlerde geri dönüşlerimi bir türlü ayarlayamıyordum. Geceyi bir hastanede, otogarlarda geçirebildiğim zaman en şanslı kişi ben oluyordum. Sabahın ilk ışıklarında şehrime gitmek için yola koyulan kamyoncu veya tırcılar alıyordu en çokta beni.

Bir keresinde de dört kişilik bir gruba denk gelmiştim. Bu grup birbirini tanımayan kişilerden oluşuyordu ve anlaşma yaparak hafta sonu gezintisine çıkmışlardı. Şans eseri denk geldiğim bu grupla birlikte Ege gezintisine çıkmış ve bolca güzel vakit geçirmiştim. Daha sonralardan bu fikir bana çok mantıklı geldiği için sürekli bu tarz gruplarla birlikte gezilere gitmeye devam ettim. Katılan herkesin farklı bir amacı vardı; kimisi gezme tutkusu için, kimisi heyecan aradığı için, kimisi evinden uzaklaşmak için... O kadar farklı ve değişik insanlarla bir araya gelmiştim ki tüm onların arasında yıllarca önce hissettiğim o duyguya hiç rastlamamıştım.

Onu diğer herkese göre özel yapan şey neydi acaba? Belki de benim için ilk olduğu için bu şekilde hissetmeye devam ediyordum. Ama sebebi bu değildi biliyorum... Kime gidersem gideyim onun kalbinin güzelliği gibi başka birisinde bulamazdım.

Onun hakkında düşünmeye başladığım anda kalbime heyecanın düşmesi gibi, korkuda yerini alıyordu. Kalbimi sızlatıp duran tek düşünce ise, Derin'in beni çoktan unutmuş olmasıydı. Oraya gittiğim zaman onun karşısına nasıl çıkacaktım? Ona ne diyecektim? Bana nasıl tepki verecekti? O kadar çok düşünce geçiyordu zihnimde beni bir türlü rahat bırakmıyordu.

Özenle sardığım büyük çerçeveye yerleştirilen fotoğrafını izledim. Yanakları hafif kızarıktı. Koyu küllü saçları dağılmış ve kahverengi gözlerinde yorgunluk hakimdi. Dudaklarında canlı kırmızı renk o gün bavulu taşırken zorlandıkça dudaklarını ısırmasından dolayı olmuştu. Parmağım yüzüne yerleşti. Onu hissetmeyeli ne kadar uzun zaman geçmişti. Beni tutup tenimde kelebeklerin uçuşmasını özlemiştim.

O gece heyecandan uyuyamamıştım. Sergi günüme sonunda yaklaşmaktan çok Derin'i göreceğim heyecanıydı bu. Gözlerimi defalarca hayal ettiğim yüzüne kapatırken sonsuz hayallerin sonunda uyuyakaldığımı sabah alarmım çaldığı zaman anlamıştım.

Fazla vakit kaybetmeden dünden hazırladığımız araçla birlikte yola çıktık. Tüm yolculuk boyunca akıp giden yol gibi heyecandan yerinde duramayan kalbime de engel olamıyordum. Yıllar sonra ona hiç olmayacağı kadar yakın olacaktım yeniden. Yeniden ona bakıp gülümseyecek ve kadrajımı süsleyecek olan tek şey olacaktı. O tüm hayatım olacaktı.

Yıllar sonra birden karşısına çıktığım zaman verebileceği tepkileri hayal etmeye başladım. Belki de ilk başta beni hatırlayamazdı. Sonra birden aklına gelir benime geçirdiği zamanlar hakkında konuşmaya başlardı. Bu hayal canımı sıktığı için hemen bitirdim ve bir diğerine geçtim. Bu sefer ki hayalim biraz duygusal başlamıştı. Belki gözlerini nemlenir ve bana bakardı. Fakat bu hayal ilk hayalimden daha acıtmıştı canımı.

Onu ne kadar düşünürsem düşüneyim bana yetmiyordu. O zamanlar her şeye rağmen duyguları görmek için çabalar ve onları bir gün ben de yaşayabilir miyim diye merak ederdim. Fakat onu tanıdıktan sonra gözlerimi ondan alamadığımı fark ettim. Beni, en sevdiğim şeyi yaparken bile alıkoyabileceğini. Onu izlemeye başladığım zaman, hayal dünyam dönmeyi bırakıyor ve merkezi kendine çeviriyordu. Bunu yaparken farkında bile değildi yüreğimde oynattığı taşlardan. Onları bir gülüşü ile taşır ve kurallarımın onun için yok olmasını sağlardı. Ben ise tüm bunları yapmasına izin verirdim. Onu, saklayabildiğim kadar kendime saklamak isterdim.

Aslında onu hala kendime saklamak istiyorum. Uzun bir zaman boyunca onu herkesten sakladım. Kendimden bile. Ona olan hislerimin geçici olduğunu düşündüm fakat geçen zamanla onun gibi birisinin olmayışını görmem, ona olan özlemimi arttırmıştı. Aslında onu başka birilerinde aramam bile ona olan hislerimin başka bir adıydı fakat kendime bunu açıklamam uzun bir zaman almıştı.

İlk zamanlar ona olan özlemim hareketli hayatımla dağılsa bile, bir şeylerin sonu geldiği gibi bu hareketli hayatımın da sonu gelmişti. İyice büyüyen yaşım ve yaşımın olgunluğu ile bende yeni yer etmeye başlayan tüm kuralların içinde ben daha yerleştirmeden, kendisi yer almıştı. Ve onu tanıdıktan sonra hayatımda bir zorunluluk haline gelmişti.

Onu yeniden hayatımda isteyişimde ne kadar geç kaldığımı bilsem bile şansımı yeniden kullanmak istiyordum. Şehre gelip aparta yerleştikten sonra, sergi yapabileceğim yerleri dolaşırken; zihnimin bir ucunda hiç kapanmayan o kitap sayfalarında yazıp duran ve hala yazmaya devam eden onun ismiydi. İsminin yanında sıralanan 'Derin, bana yeniden bir şans daha verir mi?' kelimeleriydi. Ve hemen yanına sıralanıyordu düşüncelerim. 'Bu kez çocuk düşüncelerim yerine, olgun bir adam gibi davranıp onu tutacağım ve tamamen onun olacağım.'

Gezdiğim sergi alanlarında sürekli olarak onun burada dolaşıp, çektiğim fotoğraflara nasıl tepkiler vereceğini hayal ettim. Yüzünde o sıcak tebessümü olacak mıydı? Yüreğinde yıllar önce ona sadece hayallerini anlatan küçük çocuğun şimdi hayallerini gerçekleştirdiğine dair gururlanma olacak mıydı? Gezdiğim yerleri merak edip onlar hakkın sorular soracak mıydı?

O günün her bir anını o kadar çok merak ediyordum ki? İçimde ki heyecanın sergim olacağı yanı sıra, onun tüm bunlara nasıl derin anlamlar katacak olmasıydı.

Anıl, mekanın sahibi ile kısa bir konuşma yapıp benim yanıma geldi. Tüm mekanın tam ortasında durmuş ellerim cebimde aklımda hayaller ile etrafıma bakınıyordum. Üzerimde ki bu tatlı heyecanın fazlasıyla farkındaydı, Anıl. Elini omzuma koyup sakince sıktı ve heyecanıma ortak oldu.

"Bu mekan diğer mekanlara göre en iyisi. Hem bu bölüme istediğin o şeyi de yaparsın. Geri kalan bölümde de diğer fotoğraflar asılır. Öyle değil mi?"

Gösterdiği kısma aklımda ki düşünceleri yerleştirirken, hepsinin önüne de Derin'i yerleştirdim. Hayalime yerleştirdiğim bu anın güzelliği ile tebessümümü derinleştirdim ve başımı yavaşça olumlu şekilde sallayıp ona baktım. "Burası olur, kesinlikle."

Omzumda ki elini iki kez sıkıp rahat bırakırken, bana verdiği güce sarıldım ve dizlerimin bağının çözülmesi erken olduğu için kendimi tuttum. Yüreğimde ki heyecan ile mekanın sahibi olan kadının konuşmamıza karışmasını isteyerek giriş kapısına gittik.

Kadın, göğsünde birleştirdiği kollarını bizi görünce indirdi ve yüzüne basit bir tebessüm ekledi. İlk önce biz bir şey söyleyene kadar, yüzünde ki hareketi bozmadı. İçeriye bir kez daha göz gezdirirken konuşmaya başladım. "Burası, bana uyan tek yer. Tutuyoruz..."

Kadının yüzündeki tebessüm sağlanan iş sayesinde çoğalırken elini havaya kaldırdı tokalaşmak için. "Anlaşabildiğimiz için sevindim. Lütfen burayı serginiz ile renklendirip, sanatı kalplerimizde hissettirin." Havada duran bakımlı elin fazla boş kalmaması için harekete geçerken kadın konuşmasına devam etti. "Tüm serginin yapılacağı güne ve sergi günü size yardım edeceğimizi unutmayın. Şirketimiz tarafından sunulan bu haktan bugüne kadar bir çok kişi memnun kaldı ve memnun ettirmeye de devam edeceğiz." Ellerimiz ayrıldıktan sonra istemsizce elimi pantolonuma sürdüm. Kadın elini kaldırıp bize yolu gösterirken konuşmasına kaldığı yerden devam etti. "Öyleyse ofise geçip anlaşmayı tamamlayalım."

Kadın, zarif ve diksiyonu akıcı olan ses tonuyla bize her şeyi birer birer açıklarken, yardım ettiklerine dair söyledikleri sayesinde birazcık daha rahatladığımı hissettim. Bu serginin iki haftaya geçmeden hemen açılacak anlamına geliyordu.

Anıl ile birlikte boş mekanda yankılanan topuklu ayakkabı seslerini takip ederek ofise ulaştık. Bir kaç evrak imzalama sırasında havada uçuşan neşeli kahkahaların arasında hızla çarpan kalbimin sesini zar zor duyabiliyordum. Kağıt işleri bittikten sonra ofisten çıkıp sergilenen tablolara bakıyorduk. Aklımda olan fikirleri desteklemek amaçlı daha önce burada yapılan diğer sergiler hakkında bir kaç bilgi aldım. Adının Sevil olduğunu öğrendiğimiz görevli kişi ile ilerleyen saat gibi sohbetimizde ilerliyordu.

Önce ki sergiler hakkında söylenen konuşmalardan sonra kendi düşüncemi dile getirdim. Girişin hemen sağında yer alan konuklar için masa ve sandalyelerin önünde bir kürsü olacaktı. Konukların duracakları yeri geçtikten sonra ilk yerde yurt içinde çektiğim fotoğraflar asılacaktı. Ardından ise ülkeler gelecekti. Ülkelerin fotoğraflarından sonra ise sadece kendimin olduğu fotoğraflar yer alacaktı. U şeklinde olan mekanın diğer ucunda ise diğer tüm sergiden bambaşka olacak yer olacaktı. Burada sadece siyah beyaz olan fotoğraflarım olacaktı.

O an Sevil Hanıma ve Anıl'a aklımda yapmak istediğim şeyi söylemek istemiştim fakat bunun için daha çok erken olduğunu hissettim bu yüzden sadece siyah beyaz olan fotoğrafların bu bölümde yer alacaklarını dile getirdim. Tüm bunları yaparken duvarlara asılı olan tablolara bakıyor ve güzelliklerini tartışıp, içimde küçük bir alev bırakanlara zihnimde ayrı bir yer edindiriyordum. Aklımda ki fikir bitince Sevil Hanım işlerin yarın erken saatte başlayacağını söyledi. Sergi ile olan konuşmalarımız tamamen bittikten sonra, yarın sabah erken saatlerde görüşmek üzere ayrıldık sanat galerisinden. Şimdi halletmemiz gereken davetiyelerdi.

Arabaya doğru yürürken, Sevil Hanımdan iyice uzaklaştığımız zaman Anıl kendisini daha fazla tutamadı ve konuşmaya başladı. "Bu işi en çok sevdiğim yanlarından birisi de bu işlerin içinde her zaman kültürlü ve zarif bir kadının olması. Sevil Hanımın zarafetini fark ettin değil mi?"

Anıl'ın ani itirafı ile şaşkınlığımı gizleyemedim. Başımı kaldırıp ona göz ucuyla bakarken ne kadar ciddi olduğu konusunda yüz ifadesini ölçtüm. Arabanın, yolcu koltuğuna yerleşirken ona cevap vermekte acele etmedim. "Gerçekten... Sevil Hanım hakkın böyle mi düşünüyorsun?" Kaçamak bir bakış atarak yüz ifadesini anlamaya çalıştım. "Ona karşı bir şeyler mi hissetmeye başladın?"

Anıl bıyık altından gülümserken elini direksiyona koyup bana baktı. Kaçamak bakışımı yakaladığında yüzümü tamamen ona döndürdüm. Bu bakış her şeyi anlatmıştı. Sevil Hanım sadece ilgisini çekmişti. Bu haline gülümseyip telefonumu çıkarıp davetiyeyi bastırabileceğimiz yerlere baktım. En iyi fiyatlar konusunda bir kaç yer bulmuş onlarla görüşmek için navigasyon yardımı ile ilerlemeye devam ettik. Bir süre sessiz kalan Anıl konuşmaya başladı yeniden.

"Gerçekten, Sevil Hanım hakkında hiç alıcı gözle bakmadın değil mi?"

Elimde ki telefonun ekranına bakarken kesin bir şekilde başımı hayır der gibi salladım ve tarih konusunda düşünmeye başladım. "Sence sergi günü için hangi gün demeliyiz? Sonuçta davetiyelerinde ona göre çıkması lazım ama o kadar da uzak bir tarih olamaz da."

"Bugün günlerden cuma. Bu hafta sonundan geçtik. Davetiyeler erken çıksa bile daveti dağıtımı ve internet üzerinden bir çok yere paylaşılması vakit alır. Hem sergi için yeri de aynı problem."

Daha önce de aklıma gelen bu fikir ile kendimi rahatlattım ve davetiye işini hallettikten sonra kısa bir süreliğine otele geri döndük. Kararan hava ile birlikte akşam yemeğini yiyip odalara dağılırken içimde bir türlü atamadığım Derin'i görme isteğine saat iyice ilerlediği zaman yenilmiştim.

Kanepenin üzerine attığım ceketimi ve fotoğraf kamerasını alıp otelden dışarıya çıkarken aklımda hiçbir şey yoktu. O an için öylesine karşısına dikilip "Uzun zaman oldu." demek istedim. Ona uzun uzun bakıp gülümsemek istedim. Gidip başımı omzuna yaslayıp, yıllardır üzerimde hissettiğim yorgunluğun bittiğine inanmak istedim.

Saate bakmak için telefonumun ekranını aydınlatırken yıldızlı gecenin duvar kağıdı karşılamıştı beni. Bir süre aydınlık kalan telefonumda ki tablonun bana geçmişi yavaş yavaş hatırlatmıştı. Kendimi yeniden o anılara sokmadan önce yüreğimde yanan ateşi söndürmek için direksiyonu, sürekli navigasyonun bana söylediği yerlere kırıp durdum. Sonunda iyice insanların azaldığı sokağın köşesinde hala ışıkları yanıyor olan kafeye baktım.

Yıldızlı Gece... İsmin Van Gogh'un Yıldızlı Gece'de ki ay ve yıldızlar ile yazılışını izledim. Yüreğimde hissettiğim titreme saniyeler içinde parmak uçlarıma kadar hızla yayılırken kendime bir kaç saniye daha tanıdım. Sakince aldığım nefeslerin ardından bunu eğer şimdi yapmazsam sergi gününe kadar bir daha yapamayacağımı düşündüm. Elimi, boğumlarım bembeyaz olana kadar sıktım ve yürümeye başladım.

Attığım her adımda gökyüzünde yükselen ayın bana iyice yaklaştığını hissettim. Kafeye yaklaştıkça ay beni daha fazla etkisi altına aldı ve sanki bana özel spot ışığı gibi yanmaya devam etti. Terleyen avuç içlerimi ceketimin üzerine silerken sonunda onu görmüştüm. Eline aldığı bir kase kuruyemiş ile kafenin en önünde ki masalardan birisine, hemen yanı başında Van Gogh'un hüzünle karışık baktığı tablonun yanına yerleşti.

Elini çenesinin altına yerleştirip titrek nefesini dışarıya verdiği zaman az önce hissettiğim tüm o cesaretin yok olduğunu hissettim. Bir süre dümdüz öylece baktı boş yola. Sonra dudakları yavaşça oynamaya başladı ve bakışlarını hemen yanında onu izleyen Van Gogh'a döndü. Onunla orada öylece konuşurken, içimde bir şeylerin yıkıldığını hissettim. Gözlerimin doluşuna izin verirken ona gidebilmek için kendimi zorladım. Sadece bir adım atmam gerekiyordu ona ulaşabilmem için. Sadece tek bir adım atıp onu tüm bu yalnızlığından kurtarmak istedim.

Titrek bakışlarında aslında ne kadar çok şey anlatıyordu. Yıllar eskisine göre onu daha fazla yormuş ve olgunlaştırmıştı. Yüz hatları eskisine göre artık daha gergin duruyordu. Yüzünü yeniden önünde ki kuruyemiş kasesine çevirip kaju kuruyemişini ararken kalbimi sızlatan duyguları olmuştu. O artık tükeniyordu.

O an ona gidemedim. İçeriye girip önünde diz çöküp ellerini avuçlayamadım. Parmaklarını okşayıp, gözlerinin içine bakarken artık her şeyin geçtiğini söyleyemedim. Ona 'Artık her şey bitti, gözlerini açabilirsin. Dinlenmek istersen bana yaslanabilirsin. Seni koruyacağım...' demek istedim. Gözlerinde ki rahatlamayı görmek istedim. Yüzüne yerleşen artık geçti gülümsemesini görmek istedim.

Fakat hiçbirini yapamadım. Bu yüzden sadece elimde ki kamerayı kaldırıp onun bu halini kameraya aldım. Bu halini hiçbir zaman unutmamak için sonsuza kadar kaydetmekti. Yüreğinde ki ağırlığın tahmin ettiğimden daha büyük oluşunu hiçbir zaman unutmamam gerektiğiydi.

Çekmek için tuşa basmam ile etrafa yayılan flaş ışığı ile kendimi nasıl saklayacağımı şaşırmıştım. Giydiğim terlikler ayağımdan çıkacak gibi kendimi duvarın arkasına atarken beni görmemesi için dua etmiştim. Bir süre hiç hareket etmeden öylece yaslandım duvara. Kapı açılma sesi duymadığım zaman yoldan geçen ve telefonuyla uğraşan kişinin beni kurtardığını düşündüm. Oradan tam çıkacağım sırada kafenin camından yansıyan ışıklar kapanmış ve sonunda kapı açılma sesi duyulmuştu. Bir kaç saniye geçmeden kilit sesi bana ulaştığı zaman eve gitme vaktinin geldiğini anlamıştım. Bir süre onun önden gitmesi için izin verdim. Aramıza yeterince mesafe girdiği zaman onu izlemeye başladım. Çok uzak olmayan evine kadar arkasından gittim.

Attığı her yorgun adımlarına karşılık bende küçük ve sessiz adımlar atıyordum. Onu ilk görüşümün hiçbir zaman bu şekilde olacağını hayal etmemiştim. Her hayalimiz de konuşurduk fakat şimdi benden haberi bile olmadan onun iki adım gerisindeydim. Çantasının koluna parmaklarını sarıp gökyüzüne attığı kaçamak bakışlarını görebiliyordum. Arada bir yüzünü aya kaldırıp rahatlamaya çalıştığını da görüyordum. Yılların ona verdiği tüm bu ağırlığın ise tahminimden daha büyük oluşu beni daha fazla üzendi.

Sonunda evine geldiği zaman merdivenleri aştı ve ağır hareketlerle içeriye girdi. Bir süre karanlıkta durduktan sonra yanan loş ışıklar evin dışını aydınlattı. Onu evin dışında bekledim. Bir an için içimden geçen bir cesaret ile kapısının dibine kadar gittim ve elimi yumruk yapıp kapıya uzattım. Fakat parmaklarım kapıya değmeden çözüldü ve sessizce üzerine yerleşti. Ona gidemiyordum. Ona artık burada olduğumu söyleyemiyordum. Buna cesaretim yoktu. Her şeyim bir anlık çöküntüm ile yerle bir olmuştu. Her şey gözlerinde ki o yorgunluğu görmem ile yok olmuştu. Merdivenleri geri indim ve evin köşesine geçip bir süre daha baktıktan sonra iyi olduğuna dair kendimi rahatlattım. Gitmek istemediğim tüm yolu geri döndüm.

O yolu geri dönerken başımı havaya kaldırıp, şehir ışıklarının bana izin verdiği kadar yıldızlara baktım. Soğuk havadan derin bir nefes alıp 'Hiç olmadı artık aynı gökyüzünü paylaşıyoruz.' dedim. Bir saattir tuttuğum hatıra kapılarını açtım ve bana ulaşmasına izin verdim. Yıllar önce hatırladığım o ürkek fakat cesur kızın bu hali ile yıllar önce aldığım kararın ne kadar doğru olduğu konusunda uzun uzun düşünmem gerektiğini haber veriyordu.

Bölüm sonu

2 yorum