-Altı Yıl Önce-
Son anda çantama atmaktan vazgeçtiğim kamerayı avuç içimde iyice tuttum. Yeniden annemin elini tuttuğumu hissettim. Havalimanına doğru yürürken önümden geçen insanlara çarpmamak içinde dikkatli davranıyordum. Sırtımda ki çanta yüzünden ağrıyan belimi bir an önce bu durumdan kurtarmak istiyordum.
Yeniden evimden çıkmış farklı hayatlar görebilmek için başka bir ülkeye gidiyordum. Giriş kapısına çok yaklaşmıştım ki bir kız dikkatimi çekti. Bavulu son gücü ile yerde sürüklemeye çalışan bu kızın yüzü sıcak hava ile birlikte iyice pembeleşmişti. Bavulunun tekerleği kırılmıştı ve onu çekip giriş kapısından içeriye girebilmek için çırpınıyordu.
Bir an için durdu ve sırtını dikleştirdi. Gözlerini devirdi, kendisine birazcık süre tanıdı. Düzenli olarak alıp verdiği nefeslerinin ardından parmaklarını güçlendirip bavulun kulpundan tutup yürümesine devam etti. Tüm bunları izlerken her bir anını kameraya aldım ve onu çekmekten kendimi alamadım. Durumu kesinlikle talihsizlikti. Fakat bana sevimli gelmişti.
Onun arkasından içeriye girdim ve ona yetişmek için koşturdum fakat fazla gitmeden içeride toplanmış olan kalabalığa girdi ve sonunda ona yük olan bavulunu yere koydu. Yüzüne zor zor gülümseme yerleştirip etrafında ki kişileri selamlarken içimde ki dürtüyü bırakmadan sürekli resmini çekmeye devam ettim.
Kızın resmini çekerken grupta tanıdık yüzü gördüm ve adamın bana elini kaldırıp sallamasını izledim. Gitmem gereken grup buydu ve o kız şansım yaver gidip benimle aynı grup ile o ülkeye gidecekti. Adımlarımı hızlandırıp adamın yanına gittim ve konuşmasını dinledim.
"Son üyede geldiğine göre diğer işlemleri tamamlamak için devam edelim. Lütfen beni takip edin."
Grubun lideri önden giderken diğerleri de peşine takılmıştı. Onlar gibi gideceğim sırada istemsizce o kıza kaydı gözüm. Yine bir güç ile bavulun tutacak yerinden tuttu ve zorlanarak yürümeye başladı. Kalabalıkta bir şekilde yanına yaklaştım ve bavulun ucundan tutup kaldırdım. Desteğim onun bile anlamayacağı kadar az fakat yükünün azalmasını da sağlayacak kadardı. Bavulu rahat bir şekilde taşımasına kimse fark etmeden taşımasına yardım ettim. Arkasından az çok gördüğüm yüzünde bir an olsun tebessümünü gördüm.
Yaptığım şeyin işe yaradığını düşündüm ve bu mutlu olmamı sağlamıştı. İşlemlerimiz uzun uğraşlar sonucunda bittikten sonra uçağa bindik ve koltuklarımıza oturduk. Düşünmeden alışkanlığım ile uçak ortamını çekmeye başladım. Sessiz ortamda duyulan kınk bazı zamanlar içinde bulunduğumuz bölümde yankılanıp duruyor, bazı zamanlar ise ses kayboluyordu.
Hemen önümde ki koltuklarda çaprazımda oturan kızın yüzünde ki ifadeleri sürekli izliyordum. Uçak sarsıldığı zaman korku ile kemerine sarılıyor tehlike geçse bile korkusu hiç geçmeden etrafına bakınıyordu. Bu anda fotoğraf çekmeyi bıraktım ve yüzünde ki hem korku hem de heyecan duygusu olan bu kızı daha fazla izlemeye başladım.
Grubun en küçüğüydü ve yaşına göre büyük bir karar almışa benziyordu. Tesettürlü oluşu ise aldığı kararın ne kadar büyük olduğunu gösteriyordu. Havada olduğumuz kısmın büyük bölümünü onu izleyerek geçiriyordum. Onu izleyişimin sebebini bilmiyordum fakat yüzünde gördüğüm her duyguyu karelerin içine sığdırmak istiyordum.
Neden böyle hissettiğime bir türlü anlam veremedim ama bana sürekli annemin söylediği o sözleri getiriyordu aklıma.
'Duygularını çok çabuk gösteren birisi ile karşılaşırsan onunla fazlaca vakit geçir. Onlar seni incitmezler çünkü tüm samimiyeti sana verebilmek için çabalarlar.'
'Peki onu nasıl tanıyacağım anne?'
'O insanlar kolay kolay yalan söyleyemez. Gülümserken gözlerinin içi de gülümser ve her zaman heyecanlıdırlar. Böyle birisini bulursan sakin bırakma, onunla yakın olmak için çabala.'
Neden annemin bana söylediği o sözler sürekli beynim de yankılanıp duruyordu? Neden bugüne kadar kimseyi bu kadar çok izlemesem bile onu izlemek istiyordum?
Neden bana annemi hatırlatıyorsun?
Seni daha fazla yakından tanımama izin verir misin?
Her uykuya düşüşünde başı kayıyor ve korku ile irkilip ve etrafına bakınıyordu. Belki de bu tüm uçuş boyunca oldu. Tüm gün boyunca gözlerinde ki az çok görebildiğim parıltıyı izledim.
Birden içimde hissettiğim tuhaf duygu ile onu izlemekten vazgeçtim. Neden onu göz hapsine almıştım ki? Yaptığım bu davranışa bir son verip bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim. Güneş yavaşça batıyordu ve kırmızı ışınları bulutlara vurduğu zaman sanki tüm gökyüzü yanıyormuş gibi duruyordu. Bu muhteşem anı son dakikalar fark ettiğim gibi bir kızın beni nasıl esir aldığını da fark etmiştim. Böyle bir şey başıma daha önce hiç gelmemişti. İstemsizce çattım kaşlarımı. Beni bu denli içine sürükleyen şey neydi böyle?
Tekrar kıza bakmamak için çabaladım. Sonsuz gökyüzünü izlemeye başladım. Kızaran bulutların üzerinden ışınların iyice çekilmesini izledim. Bulutların üzerinde ki kırmızı renk kaybolana kadar... Artık güneş yerini aya ve yıldızlara bırakmıştı. Yani benim en çok sevdiğim şeylere. Yıldızlar, kendilerini ışığı ile esir alan güneşten kurtulmuşlardı ve yavaş yavaş parıldamaya başlamışlardı. Belki de en çok bu yüzden seviyordum yıldızları. Güneş olsun ya da olmasın, gökyüzü tamamen bulutlarla kaplansın ya da kaplanmasın yine de orada öylece durup birilerin onları görmesi için hiç kıpırdamıyorlardı.
Güneş son tesirini de yitirdiği zaman gökyüzü tamamen yıldızlarla süslenmişti. Şimdi onlara hiç olmayacak kadar yakındım. Uçakları en çokta bu yüzden seviyordum. Sana çok uzak gelen yıldızların bile burada sana daha yakın olması. Sanki buradan elimi uzatsam birine dokunabilirmişim gibi. Onları izlerken her şeyi unutuyordum bir anda ve hiçbir şeyi net olarak bilmiyorum; ama yıldızlara bakmak düş kurmamı sağlıyor. Van Gogh bunları yıllar önce söylerken sanki benim içinde söylemiş gibiydi. Onlara bakıyorum ve hayal kuruyorum.
Bu anı unutmamak için, kameranın kadrajını yıldızlara çevirdim ve çekmeye başladım. Çektiğim resimlere bakıp yıldızlara dokunmak istesem de tam belli olmayan kareleri sonunda zihnimde ki kamera ile çekmek ile yetindim.
Belleği dolan kartı çıkarıp yerine yenisini koyarken inişe geçeceğimize dair anons önce Türkçe ardından İngilizce edildi.
"Baylar ve bayanlar, İstanbul'dan Hargeisa Uluslararası Havalimanı yönünde ilerleyen uçağımız kısa bir süre içinde iniş yapacaktır."
Evimden uzak olma durumuna alışık olduğum için kendimi de kötü hissetmiyordum. Bazen yalnız yolculuklara çıkıyor bazen de böyle bir guruba dahil olup geziyordum. Her defasında farklı kişiler ile farklı yerlere gitmeye alıştığım için de bu durum beni zorlamamıştı. Fakat ilk defa yardım vakfı ile bir yere geliyordum. Kalbimin derinliklerinde kıpırdayarak gün yüzüne çıkan güzel hisler tüm bedenimi ele geçirmeye başladılar.
Uçak piste iniş yaptıktan sonra yolcular yavaş yavaş inmeye başladılar. Kameramı kaldırıp uçaktan inmek için harekete geçmeye başlayan insanları çekmeye başladım. Sonra yine kadrajıma girdi. Bir kaç saniye onu kameradan izledim fotoğrafını çekip çekmeme konusunda kararsız kaldığım zaman kamerayı indirdim ve bu sefer onu arada bir şey yokken izledim. Yorgunluktan yüzü solmuştu bu sefer fakat buna rağmen yanında ki kıza gülümsemeden edemiyordu da. Yüzünde ki her saf duyguyu çekip tüm dünyaya göstermek istedim. Aklımda bitmek bilmeyen sorulardan birisi şuydu: Neden kendini herkese bu kadar fazla belli ediyordu?
Onu uyarmak ve herkese karşı böyle olmasını istememiştim. Tüm hayatım boyunca yaşadığım şeyleri hatırlayınca onun da samimiyetinin kaybolmasından korktum.
Kamerayı kaldırıp yeniden kınk sesinin etrafa yayılmasını sağladım. Hemen bir adım önümde olan kız başını arkaya çevirdi. Kendimi ondan saklamak ister gibi kamerayı sakladım ve yüzümü diğer tarafa çevirdim. Sanki beni hemen görüp onu çektiğimi anlayacak diye kalbim heyecandan çarpmaya başlamıştı.
Yüreğime sakin olmasını söyleyip uçaktan inene kadar fotoğraf çekmemek için kendimi tuttum. Bavulları aldıktan sonra girişte tüm grup toplanana kadar bekledik. Sürekli havalimanın içine bakınıp, bizim tenimizden daha koyu renkli olan kişilerin etrafımızda dolaşmasını izledim. Sonra birden aklıma kızın nasıl tepki vereceği merakı geldi.
Bakışlarımı yerli kişilerin yerine ona çevirdim. Titrek bakışları, ulaşabileceği kişilerin üzerinde dolaşmaya devam ediyordu. Somali halkına bakıp onları hafif bir tebessüm ile izlerken ki tavırları hoşuma gitmişti.
Çoğu insan renk farkı ile farklı yargılarken sanki tüm bu insanlara benzer kişiler görmeye alışık gibiydi. Resimlerini ardı ardına hiç düşünmeden çekmeye devam ettim. Ve her kameramın ekranına yansıyan yüzünü tebessümle izledim.
Bavulları sırayla aldıktan sonra çıkışa ilerlemeye koyulduk. Uçaktan indikten sonra iyice yorgun bir hal ile hemen önümde yürüyordu. Arkasından sakine gittim. Sanki her an yardıma ihtiyaç duyduğu an ona koşacak gibiydim. Bavulu tutan küçük parmakları kızarmıştı. İlk günden böyle bir olay başına geldiği için fazlasıyla mutsuz gözüküyordu.
Takım kaptanı hepimizin bir arada olduğu zaman bizi bir kadınla tanıştırdı. Ben ise onlar konuşurken hem onları dinliyor hem de pili bitmek üzere olan kameramın pilini değiştiriyordum. Ve yine konu benim hakkımda açılmıştı.
Fotoğraf çektiğim için gittiğim her yerde benden fotoğraflarını çekmemi isteyen bir çok insan vardı. Ve yeniden bu istek ile karşı karşıya gelmiştim. Onları içimde ki bu bunalmış istekle kabul etmek zorunda kaldım.
Konuşmaya devam ederken bakışlarım kızın üzerine kaydı. Bana tuhaf bir gözle bakıyordu. İstemsizce neden bana bu gözlerle bakıyorsun diye geçirdim içimden.
Grup alınan yoklama ile yola devam ederken yeniden eline alıp yürümeye çalıştı. Önce ki hayatımda yalnızca duyguları öğrenmeye çalışan ben şimdi ise bu duyguları deneyimlemek istediğimi fark ettim. Kızın yanına hızlıca gidip ona seslendi.
"Ah! Merhaba..."
Ona seslensem bile kendi üzerine alınmamış gibiydi. Bir kaç kişi bana bakarken onlara seslenmediğimi dile getirir gibi elimi kaldırıp salladım. Onun yanına gidip önüne çıkarken yeniden konuştum. "Pardon... Merhaba..."
Onun önüne aniden çıkmam ile aniden duraksadı. Yüzünde yorgunluk vardı ve göz altları hafifçe uykusuz olduğunu belli eden halkalar oluşmaya başlamıştı. Eminim onu durdurduğum için sinirlenmişti.
"Taşımamı ister misiniz?" Kaşları hafifçe çakıldı. Bu yüz ifadesini bana sevimli gelmişti. Kendisini hemen korumaya alır gibi, bir şeyden anlamamış gibi cevap verdi. "Efendim?"
Bakışları gerçekten yorgun gözüküyordu. Ve bu yorgunluğu ile onu sinirlendirdiğimi daha fazla anladım. Bunun olmadığını göstermek istedim. Elimden geldiğince duygusuz olan yüzüme yalnızca ekleyebildiğim tebessümle ona baktım. Ona bavulu taşıma fikri sunarken bana karşı gelmişti. Hem de sert bir şekilde. Beni geçip yürümeye devam etti. Belki de o an ondan uzaklaşmam gerekiyordu fakat onu gördüğüm andan beri içimde hissettiğim duygu buna izin vermemişti.
Önüne bir kez daha çıkarken bıkkınlık dolu bir nefes verdi dışarıya. "Zayıf olabilirim fakat fazlasıyla güçlüyümdür. Lütfen size yardım etmeme izin verin." Ona karşı samimi olduğumu dile getirebilmek için ne yapmam gerekirdi? Yüzümü daha ne kadar şekillendirebilirdim? Bakışlarımı hafifçe genişlettim ve elimi öne uzatarak gülümsedim. Bavulu yere bırakırken bana kararsız bir şekilde baktı. Başımı geriye çevirip aramızın açıldığı gruba bakarken hızlıca konuştum.
"Şöyle ki... Gruptan iyice geride kaldık. Bu yüzden... Çantam çok ağır değildir. Bir kaç parça şey var fakat içinde çok önemli eşyalarım var. Bu yüzen güzelce koruduğunuza emin olun."
"Çocuklar acele edin... Birbirimizden kopmayalım."
Grup kaptanı bize seslenirken düşünmeden elimde ki bavulu yere koydum. Kamera çantamı boynuna asarken düşünmeden çantasını alıp yürümeye başladım.
"Hadi... Neden hala duruyorsun?" Omzumun üzerinden ona bakıp gülümsedim. Hala yaşadığı şaşkınlıkla dudaklarında ki tebessümü yakaladım. İçimde ki bu hissin adı gurur muydu? Henüz tanımadığı bir insana güvendiği için kalbimde güzel his oluşmuştu. Ve o tanımadığı insan bendim. Hayatım boyunca kimseye bana güvenmesi için uğraşmamıştım. Peki şimdi beni değiştiren neydi?
Sonunda bizi kalacağımız otele götüren araçlar gelmiş ve teker teker binmeye başlamıştık. Taşıdığı çantayı bana uzatırken ona söylediğim sözleri bana ulaştırmıştı. "Teşekkür ederim yardımınız için. Ve çantanızı güvenle sakladım." Sesinde hafif bir dalga tınısı vardı. Beni bilmediği için bu şekilde konuştuğunu biliyordum. Yalnızca gülümsedim ona karşı.
Araçlara yerleşirken boş koltuklara baktım. Kendimi, ona yakın olma isteğime engel olamadan yanında ki boş koltuğa bıraktım ve onu rahatsız etmeyecek şekilde oturdum. Kalbimin heyecandan patlayacağını düşündüm bir an. Ve neden bu şekilde hızla çarptığını bilmek istedim. Bir an için kalp atışlarımı duyacak diye korktuğum sırada aracın içini çekmeye devam ettim. Bir dışarıya yakınlaştırıp ışığın çarptığı yerleri çektim bir grupta yer alan kişilerin fotoğraflarını. Dikiz aynasında yüzünün yarısı belli olan Somali şoförün resimlerini kadraja doldurdum.
Sonra istemeden yanımda kendini sonunda uykuya bırakan kıza döndürdüm, bakışlarımı. Yüzü yumuşamış ve yorgunlukla birlikte halsiz gözüken kızı izlemeye başladım. O sırada araç sarsıldı ve başı cama çarparak uyandı. Yüzünde acı ifadesi ile başını ovalarken iyi olup olmadığını merak ettim. Kendimi tutmak için elimi sıkarken parmağım kameranın tuşuna bastı ve bir kez daha kınk sesi yankılandı.
Sonunda bakışlarını bana çevirdiği zaman bakışlarımı kaçırmamak için kendimi tuttum. Gözlerim ile yaptığım savaşın sonunu beklemeden ona iyi olup olmadığını sordum. Sesimi duyduğum zaman neden bu kadar kötü çıktığını düşündüm. Hafif pürüzlü ve can sıkan bir tonu vardı. Kendi kendime o an için ses tonuma kızarken o benden tamamen habersizdi. Eli ile cama çarpan başını sıvazlayarak yüzüne nasıl tepki vereceğini bilemediği için hafifçe gülümseyip başını evet der gibi sallayıp bakışlarını kaçırdı. O an için kendime o kadar kızmıştım ki? Bu garip an neden yaşanmıştı? Neden normal insanlar gibi sadece önüme bakmamıştım?
Alışkanlığım haline gelen kamerayı kaldırıp grup liderinin kolunda sarılı olan kırmızı ve üzerinde ay yıldız olan bayrağımızın simgelerini çektim. Bir kaç defa daha çektiğim ay yıldızın fotoğraflarını kontrol etmek için kamerayı indirdim ve ekrana yansıyan fotoğraflara bakmaya başladım. Güzel olanları seçiyor kötü çıkanları hafızadan siliyordum. Fakat her defasında çoğu resme kıyamıyor ve bırakıyordum. Kamera ile ilgilenirken beni izlediğini hissettim. Bu hissi kesinleştirmek için kameranın ekranını hareket ettirdim ve ekranın kararmasını sağladım. Yeni resim açılana kadar kameraya yansıyan yüzünü görmüştüm. İstemsizce yüzümde oluşan gülümseme ile dışarıdan fotoğraflara olduğumdan daha fazla aşık olduğumu düşündürtebilirdi .
Onu fark ettiğimi düşünüp kendisini rahatsız hissetmesini istemiyordum fakat belki de bu şekilde onunla az önce ki 'Oh, iyi misin?' konuşmasından birazcık daha ileriye gidebilirdik. Hayatımda yaptığım en saçma girişti bu. Kamerayla birlikte başımı kaldırıp ona baktım.
"Sence nasıllar?"
Bana cevap vermesi birazcık zaman alınca onun utandığını anlamıştım. Sadece başını sallayıp "Güzeller," diyebilmişti. İşte o an konuşmanın biteceğini anlamıştım. Bu yüzden aklıma gelecek bütün soruları gözden geçirdim ve en mantıklı sorunun yurt dışına ilk defa çıkmak olup olmadığını sordum. Kendini savunarak ve resmi konuşarak aramızda ki mesafeyi fazlasıyla belli ediyordu. İki dudağının arasından çıkan "Nereden anladınız?" kelimeleri ile onu takip ettiğimi anlamaması için en iyi cümleleri seçmeye özen gösterdim. Bu yüzden hava limanında ki insanlara nasıl baktıklarını söyledim sadece. Bir an için uçakta nasıl korktuğunu söylemek gelmişti içimden fakat kendimi tuttum ve bir sapık gibi gözükmekten korktum.
Onu çektiğim resimleri açıp her karede verdiği farklı tepkilerini gösterdim. Her bir karede ki yüzüne yerleşmiş olan duyguları kalbimde ki bir şeylerin hareket etmesini sağlıyordu. Benim asıl amacımın aksine onun farkı bir şeylerin düşüneceğini biliyordum. Düşüncem çok geçmeden de gerçekleşmişti. Sesini bana ulaştırırken hafif sinirlendiğini anlamıştım. "Benim resmimi mi çektiniz?"
"Hayır ben duyguları çektim."
Hiç düşünmeden asıl amacımı söyledim ona. Bunu kime söylersem benimle dalga geçiyordu fakat onun benimle dalga geçmesini istemedim. Bu yüzden düşüncelerimi daha fazla dile getirdim. "Ben, duyguları çekiyorum. İnsanların kalplerine dokunacak o kareleri sonsuza kadar siyah beyaz yapmak istiyorum."
Bakışlarımı ona çevirdiğim zaman daha önce hiç görmediğim bir ifade gördüm yüzünde. Şaşırma ve söylediklerimi anlamaya çalışıyor gibiydi. Fakat bu kötü bir anlamaya çalışmak değildi. Dudaklarında beliren hafif tebessüm ile onu gördüğüm ilk anda hissettiğim güzel duyguların yanlış çıkmaması için dualar ediyordum.
Bizim konuşmamız gibi yolda bitmişti ve otele gelmiştik. Herkes odalara ayrılırken bir türlü aklımdan çıkaramadığım yüzünü fotoğraf kamerasını bağladığım bilgisayardan defalarca açıp duruyordum. Ve sadece onun resimleri olduğu bir klasör açıp adını Siyah Beyaz Kareler olarak değiştirdim.

