İçeriğe geç

Siyah Balkon

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Siyah Balkon

Bölüm 3

2. BÖLÜM

"Biliyorum," dedi, "acısı geçmeyecek hayatın. Ama sen, tadına alışacaksın."

🎵 Birileri – Hayalde Canlanan Kusursuzluk 🎵

"Sahiden... Kaç dostun vardı, Devrim? Kaç tanesine gerçekten güvendin?

Çok çabuk mu güvenirdin? ‘Hiç tanımadıklarına daha çok güvenirsin’ diyen çocuk... Güvencini insanlardan eksik etmediğini sanmıştım başta. Seni o zamanlar bu kadar iyi tanımıyordum tabii.

Ama ben güvenirim, biliyor musun? Yani... En azından seni hayatıma bu kadar kolay kabul edişimden anlamışsındır.

Son zamanlarda bunu da çok düşünüyorum. Sana gerçekten güvenmiş miydim, yoksa birine inanmak, birine sığınmak için duyduğum ihtiyaç mı seni o kadar kolay kabullenmemi sağladı?

Sen ne düşünüyorsun?"

*

"Kaybeden çay ısmarlar."

"Tamam," dedim gülerek. "Ama bütün sınıfa!"

Spor salonundaydık. Bütün sınıf burada değildi elbette, çoğu sınıfta test çözüyordu. Ama biz, biraz kafa dağıtmanın iyi geleceğini düşünüp bir saatlik ara vermiştik.

"Kabul."

Sınıf başkanı Mert, basketbol takımı dışında okuldaki tek arkadaşımdı sanırım. Daha doğrusu okuldaki herkesle konuşurdum. Fakat gerçekten arkadaşım olarak gördüğüm tek kişiydi.

İkimiz de böyle ufak tatlı iddiaları severdik.

"Takımları kurmaya başlayalım o zaman," deyip sınıfın en uzunlarından birini aldı kendi takımına.

Sonra sırayla oyuncu seçerek takımları tamamladık. İki takım da dengeli görünüyordu.

"Nasıl Devrim? Kazanacağından ümitli misin?"

Mert oyunu başlatmadan önce bana takılınca,

"Vallahi cebimde beş kuruş yok. O yüzden kazanmak zorundayız," dedim gülerek.

Bu, onu da güldürdü ve oyun başladı.

Neyse ki biz kazandık ve çay ısmarlama derdinden kurtulduk.

"Eee Mert," dedim kendimi yorgun argın sahanın köşesine atarken. "Benim çaya iki şeker at lütfen. Sınıfa da sen götürürsün, değil mi?"

"Çay ısmarlayacağız dedik, hizmetçin değilim Devrim."

Mert homurdanırken gülerek arkama yaslandım. O sırada gözüm spor salonunun kapısına takıldı. Biri çıkıyordu ama gözlüksüz olduğum için kim olduğunu seçemedim. Yine de... çok tanıdık geldi.

"Demin kapıdan çıkan kız... Bizim sınıftan mıydı? Çok tanıdık geldi ama çıkaramadım."

"Ne bileyim abi, kapıya mı bakıyorum sürekli?" dedi Mert ayağa kalkarken.

"Kuzum, sen de ayrı bir sinirli oluyorsun kaybedince."

"Ya uğraşma benimle Devrim. Hadi gel de çayını al."

"Yanına simit de alsana."

"Devrim!"

Güldüm.

"Neyse, neyse! Daha sınıfa da çay alacaksın. Gitti, değil mi senin tüm haftalık harçlık?"

"Sus da yürü."

Mert’e takıla takıla, o da bana katlana katlana geçerdi günler. Bazen basket oynar, bazen sadece izlerdik. Üniversite sınavı da yaklaştığı için hayatımız oldukça tekdüze olmuştu. Yine de ben, bazı geceler içime sığamayıp sokaklara karışırdım.

Üzerimizi değiştirip kantine çıktık. Sırada beklerken etrafa bakındım. Ve işte, bingo!

Dolaptan su alan kıza bakıyordum. Bu... spor salonundan çıkan kız değil miydi? Neden bu kadar tanıdık gelmişti?

"Mert!" dedim heyecanla.

"Benim bir işim çıktı, gitmem lazım. Sonra görüşürüz."

"Nereye gidiyorsun oğlum?"

"Anlatırım sonra, hadi tutma beni."

"İyi, tamam."

Aynı yöne tekrar baktım ama artık orada değildi. Hızla kantini taradım, sonra bahçeye, koridorlara... yoktu. Sınıfına gitmiş olmalıydı.

"İşe bak be," dedim kendi kendime. "Tesadüfün böylesi."

Gerçekten garip bir tesadüftü. Ve ne yalan söyleyeyim... Onunla tekrar karşılaşmasaydık, onu hayal sanabilirdim. Tepkileri, sesi, bakışları... Sanki bu dünyaya ait değil gibiydi. Dün gece yaşananlar bir rüya gibi hissettiriyordu.

"Sana bir şey olmuş ama hayırlısı."

"Yahu kaç defa daha söyleyeceğim, hiçbir şey olmadı. Kafam dalgın sadece!"

Mert güldü.

"Sorun da o zaten! Nerelere, kimlere daldın bu kadar?"

Ona sadece gülümsedim. 'Dün bir kızla tanıştım. Bugün öğrendim ki aynı okuldaymışız. Ve bu tesadüfler beni fazlasıyla düşündürüyor,' desem, ilk sorusu "Kız güzel mi bari?" olurdu.

Güzel miydi peki?

Yani... Elbette çok daha güzel kızlarla tanışmış olmalıydım. Ama onun güzelliği önemli değildi. Bu farkındalık da her şeyi anlatıyordu aslında. Beni çeken, başka bir şeydi.

"Kantine gidelim mi?"

"Ne?" dedi Mert şaşkınca. "Oğlum daha yeni gittik. Hem bugün neredeyse her teneffüs kantindeydik. Bir şey de almıyorsun ki!"

"Tamam, bu sefer çikolata alacağım."

"Hani paran yoktu sabah?"

"Yazdırırım."

"Kantine mi yazdıracaksın?" diye güldü.

"Oğlum harbiden derdin ne senin? Açık açık söylesene. Ayrıca biz niye kız kankalar gibi her yere birlikte gidiyoruz? Tek başına gitsene."

"Haklısın lan. Ben niye tribe girip seni götürüyorum ki!" deyip hızla sınıftan çıktım.

Sabah beri kantinde onunla karşılaşmayı umuyordum. Ama görünüşe göre yine yoktu.

Kantinden eli boş çıktım. Koridorda yürürken, merdivenlerden inen o kızı gördüm.

"Buldum!"

Koşar adım merdivenlere yöneldim. Tam son basamakta ona yetişebildim. Adını bilmiyordum, nasıl sesleneceğimi de... Bu yüzden usulca omzuna dokundum.

Tüm bedeniyle yavaşça bana döndü.

"Merhaba," dedim gülümseyerek.

Kaşlarını çattı ve bir süre baktı bana.

"Sen kimsin?"

İlk başta şaka yaptığını düşündüm ama... ciddiydi. Gece balkonuna çıkan bu adamı unutmuş olamazdı, değil mi?

"Bu soruyu ikinci kez soruyorsun."

Yüzündeki yavaşça oluşan şaşkınlık ifadesi netti.

"Sen..."

"Evet, ben! Merhaba, ben Devrim. Tanıştığıma memnun oldum."

Elimi uzattım ama havada kaldı.

"Senin burada ne işin var?"

"Bazen çok saçma sorular soruyorsun. Üstümde okul forması var ama kazan dairesinde çalışıyorum."

"Bu kadar tesadüf... sence de fazla değil mi?"

"Biliyor musun, sabahtan beri ben de aynısını düşünüyorum."

Ben gülerken o hâlâ şüpheyle bakıyordu.

"Ne yani, sapık falan değilim tabii ki. Bunlar sadece tesadüf. İnan bana."

"‘İnan bana! Güven bana!’ Senden ne sık duyuluyor bu cümleler... Devrim’di değil mi? Lütfen bir daha karşılaşmayalım. İyi günler."

"Hey, bir saniye!"

Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki önüne geçip gülümsedim.

"Sen adını söylemedin!"

"Evet. Bir sorun mu var?"

Ses tonu öylesine düzdü ki, bir an ne diyeceğimi bilemedim.

"Ah, hayır... Sadece merak ettim."

Bir süre sessizce baktı.

"Hayal."

"Efendim?"

"İsmim... Hayal."

Hayal... Gerçekten, bundan daha uygun bir isim olamazdı.

"Tanıştığıma memnun oldum, Hayal."

Elimi tekrar uzattım. Bu kez geri çevirmedi, nazikçe sıktı. Ama bir şey demedi. Ellerimizi aynı anda çektik.

"O zaman," dedim geri çekilip. "Gideyim ben."

Hayal hiçbir şey demeden sadece baktı. Bu... çok tuhaftı. Sanki karşımda biri vardı ama yoktu. Hayal gibiydi.

Hayal gibi!

Ama sanırım onun tarzı böyleydi. Siyah balkonlu bir evde oturuyor, gülmüyor, hiçbir duygusunu belli etmiyordu.

"İyi dersler, Hayal."

"İyi dersler."

Ve sınıflarımıza döndük. Onunla tekrar karşılaşmak isterdim. Ve sanırım, öyle de olacaktı.

*

“Senin hakkındaki ilk izlenimimi düşünüyordum da...

Asla bana benzemediğini ve asla senin gibi olamayacağımı düşünmüştüm.

Ama insanız işte! Bilmeden, bölüp yaralamaya bayılıyoruz birbirimizi.

Ben hüngür hüngür ağlardım, sen kahkaha atardın. Ama ikimiz de içimizde aynı acıyı taşırdık.

Neyse… Ona daha sıra gelmedi.”

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.