İçeriğe geç

Siyah Balkon

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Siyah Balkon

Bölüm 2

1. BÖLÜM

“İstemeden varım ve istemeden öleceğim.

Olduğum şeyle olmadığım şey arasında,

hayal ettiğim şeyle hayatın yaptığı şey arasında bir boşluğum.”

🎵 ♪ Eurielle - Hate Me ♪

''Zaman kavramım hiçbir zaman iyi olmadı.

Ama yanlış hatırlamıyorsam, bundan iki yıl önceydi seninle tanışmamız.

O gece, en kötü kâbuslarımdan birini gördüğümü hatırlıyorum.

Zaten hep zar zor uyuyan biri olmuşken, uyuyunca da böyle kâbuslar görmek...

Yaşamın yanı sıra, rüyalar ülkesinden de soğutmuştu beni.

Gece yarısıydı!

Saat kaçtı bilmiyorum ama balkonuma çıkmama hiçbir şey engel olamazdı.

Yine de... Bu senin için geçerli değildi!

Değil mi?''

*

"Nerede bu herif?!"

Duyduğum kalın ses, dudaklarımın arasından istemsizce çıkıp boş sokakta karanlık havaya karışırken, yorgun bir serzenişe dönüşüyordu. Daha fazla koşacak gücüm kalmamıştı.

Kalan son enerjimle ara sokaklardan birine attım kendimi.

Bir evin duvarına yaslanıp soluklanırken, yaşadığım korku ve adrenalin yüzünden kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu.

Derin bir nefes alıp yavaşça verirken, çılgınca atan kalbimi yatıştırmaya çalışıyor ve...

Kendimi tutamayıp sessizce attığım kahkahalara engel olamıyordum.

"Abi! Bu tarafa gidiyorum ben."

Uzaklardan gelen — yani o kadar da uzak olmayan — tanıdık ses, gülüşümü ve sakinleşme çabamı yarıda kesti.

"Ya, yine mi?" diye sızlanarak ayrıldım yaslandığım duvardan.

Ama o an fark ettim ki, ayaklarım herhangi bir maratonu kaldıracak durumda değildi.

Hatta... önümüzdeki bir on yıl bile değil.

Saklanacak bir yer ararken dikkatimi iki katlı bir ev çekti.

Daha doğrusu, siyah bir balkon.

Çiçek saksılı, çamaşır asılmış balkonlara rastlamıştım elbette...

Ama bu siyah balkon?

Gri dış cephesiyle bu iki katlı eve sanki rastgele eklenmiş gibiydi.

Garipsememe rağmen gülmeden edemedim.

Odağımın dağıldığını fark etmemle toparlanıp birinci katın korkuluklarına basarak ikinci kattaki balkona tırmandım.

Bir balkona bakmak kimsenin aklına gelmezdi.

Hem gecenin bir yarısı kim balkonda olurdu ki?

Ben balkona adımımı attığım anda, sokağın başından gelen sesle korkuyla bedenimi balkona attım.

Bu canımı sahiden yakmış olsa da, aldırmadan yüzüstü uzandım.

Kafamı korkuluklara yaklaştırırken yerin buz gibi fayansları soğuğu iliklerime kadar işledi.

Bir saniye... Fayanslar da mı siyahtı?!

Sanırım ev sahibi siyaha âşıktı.

Neyse… Banane?!

"Bu sokakta da yok abi. Yer yarıldı da içine girdi sanki adam."

Sokak lambalarının aydınlattığı yolda yankılanan sinirli sesi duyarken, ben hâlâ gülüyordum.

Telefonda konuştuğu kişiyi bir süre dinledi, sonra etrafına bakındı.

Kafamı hızla geri çektiğimde "Tamam abi," dediğini duydum.

Ses kesilince tekrar korkuluklara yaklaşarak dışarı baktım.

Adam evlerin kapılarına yönelmiş, bahçelere göz gezdiriyordu.

"Ulan, ayda yılda bir akıllılık ettim yemin ederim," diye fısıldadım kendi kendime.

Adam biraz sonra söylene söylene sokaktan uzaklaşınca, ne olur ne olmaz diye biraz daha bekledim.

Tam yerden kalkacakken, bacağımdaki ani acıyla neredeyse çığlık atacaktım.

Arkama döndüğümde, elinde demir sopa tutan bir kız bana dik dik bakıyordu.

"Kimsin sen?"

Sesindeki ruhsuzluk ürkütücüydü.

Bacağıma saplanan demir sopanın sebebini anladığımda:

"Söylesem de tanımazsın," dedim gülerek.

Kaşlarını çattığında, elindeki sopayı daha da bastırdı.

"Ah! Lütfen, şu sopayı çeker misin? Bacağım kopacak yoksa."

"Kusura bakmayın."

"Ne kusuru canım! Çek şu sopayı yet—"

Cümlemi tamamlayamadan sopayı daha sert bastırdı.

Gerçekten canımın bu kadar yandığını fark etse yapar mıydı acaba?

"Sen dalga mı geçiyorsun benimle? Gecenin bir yarısı burada... Hırsız mısın sen?"

"Yaaa! Hırsızım. Fayansları çalacaktım da o yüzden yattım buraya. Yahu hırsız olsam kapıyı zorluyor olurdum değil mi? 'Evsiz misin, kalacak yer mi arıyordun?' desen daha mantıklı olurdu."

Sopanın baskısı birden yok olunca:

"Allah razı olsun," dedim.

Hızla balkonun köşesine sürünerek geçtim.

Kıza baktığımda şaşkın gözlerle bana dik dik baktığını gördüm.

"Gecenin bir yarısı balkonumda hiç tanımadığım bir adam var ve bana açıklama yapması gerekirken pişkin pişkin laf mı sokuyor?! Manyak mısın sen?!"

Güldüm.

"Bana manyak diyene bak. Senin de çığlık atıp polisi araman gerekmez miydi?!"

"Elimde demir sopa var. İstesem şu an kafanı yararım. Bağırayım da bütün mahalle buraya mı toplansın?"

"Eee, ne yapıyoruz o zaman?"

Kurduğum her cümlede karşımdaki kız daha çok şaşırıyordu.

"Gerçekten..." dedi başını iki yana sallarken. "Gece gece..."

Tam o sırada sokağın başında tanıdık iki kişiyi görünce hızla yere yattım.

"Hey!"

Bu ani hareketim, kızın elindeki sopayı tekrar bana doğrultmasına sebep oldu.

Allah’tan vurmadı.

"Şşş!"

"Lütfen, bir süre sessizce duracağım şurada. Ele verme beni."

"Ne saçmalıyorsun sen?"

"Ya soru sorma. Kötü bir şey yok. Sen güven bana!"

"Sana güveneyim mi? Seni tanımıyorum bile."

Güldüm.

"Ne derler bilirsin... Bazen hiç tanımadıklarına daha çok güvenirsin.''

“Hanımefendi?!”

Sokaktan gelen kalın sesle derin bir nefes alıp ellerimle yüzümü kapattım.

Bu kız kesin ele verecekti beni!

Ya söylerse burada olduğumu?

Allah kahretsin!

"Buralarda bir adam gördünüz mü?"

Bir süre sessizlik oldu.

Ellerimi yavaşça yüzümden çekip yanımdaki kıza baktım.

Kaşlarını çatmış, aşağıdaki adamlara bakıyordu.

"Nasıl bir adam?"

"Ne uzatıyorsun! 'Yok' de, gönder işte!"

Sesimin aşağıya ulaşmaması için fısıldayarak söyledim ama sanırım kız da duymamıştı.

"Uzun, kumral… Sizin yaşlarınızda olsa gerek. Kot ceket giymiş bir genç işte."

Kız bir süre daha sustu. Sonra:

"Hayır," dedi.

"Ben de balkona şimdi çıktım."

Yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu.

İçimden bu kıza teşekkürler yolluyordum.

"Tamam. Sağ olun."

Kız hiçbir şey demedi.

Bir süre daha yola baktı, sanırım gitmelerini bekledi.

Sonra iki üç adım geri çekilip bana döndü.

Elindeki sopayı bana doğru sallarken ben de yerimden kalktım.

"Sen deli misin? Saklana saklana benim balkonumu mu buldun?"

"İyi," deyip güldüm.

"Bu sefer niye arıyorlar seni gibi sorular sormadın."

"Yahu banane seni neden arıyor, kim arıyor be adam!"

Açıkçası, bu sözler öfke ve kızgınlık doluydu.

Ama kim gecenin bir yarısı tanımadığı birinin balkonuna çıkmasından memnun olabilir ki?

Tabii ki öfkelenmesi normaldi.

Yine de...

Ses tonu…

Söylediklerinin aksine hiçbir duygu barındırmıyordu.

Sanki tekdüze bir kasetten okuyordu cümlelerini.

Bu hâli bana çok tuhaf geldi.

"Haklısın," diyerek bir adım geri attım.

"Zaten iki defa geldiler sokağa. Bir daha gelmezler değil mi? Gideyim ben."

Ben gülümserken o yine aynı durgun ifadeyle bakıyordu.

"Teşekkürler bu arada. Yani... burada olduğumu söyle—"

"Artık gidecek misin?"

Söylediği cümleye karşı gülümsedim.

"Tamam öyleyse. İyi geceler."

Önce sokağı yokladım. Kimsenin olmadığına emin olduktan sonra aşağıya atladım.

Kafamı kaldırıp siyah balkona baktığımda...

Kız orada değildi.

Sanki bir hayal gibiydi.

Garipti.

Hem de fazlasıyla garip.

*

“Sahiden içten bir söz müydü söylediğin Devrim?

Yoksa sadece anı mı kurtarmaya çalışıyordun?

Yani…

‘Bazen hiç tanımadıklarına daha çok güvenirsin’ dediğinde...

Gerçek gibi hissettim.

Zaten bu sözüne güvenip seni ele vermemem de, sana o anda güvendiğimin kanıtı değil mi?

Acaba beni ilk gördüğünde ne düşünmüştün?

Çünkü ben seni gördüğümde…

‘Acaba benim hakkımda ne düşünüyor?’ demiştim kendi kendime.

Belki de budur benim meselem.

Çok takıyorum her şeyi.

Çok umursuyorum...

Başkaları benim hakkımda ne düşünüyor, ne diyor?

Belki de bu yüzden ölüyorum.

Yazdıklarım...

Söyleyeceklerim...

Defterimin kâğıtları bittiğinde...

Ölümün kıyısındayken durup,

Son bir kez düşüneceğim:

Ben öldükten sonra arkamdan ne diyecekler?

Hakkımda ne düşünecekler?

Sonra...

Sonra her şey bitecek.

Belki bir, belki iki ay sonra unutacaklar bu Hayal denen kızı.

Ölümünü geçtim,

Hayal denen bu kızın var olduğu zamanları bile unutacaklar.

İnsanlar kendilerini unutuyor yaşarken,

Beni unutmuşlar — şaşırılacak şey mi?

Sanmam...

Neyse.

Devam edelim mi?”

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.