Selam ay ışıklarım! 🌙
Yeni bir bölümle yine buluştuk. Bir sonraki bölüm 12 Aralık'tan sonra gelecek, malum Kasırga 2. Sezon başlıyor... 12 Aralık'tan sonra ne kadar çabuk geleceği de yorum sayısına bağlı zira siz okuyup güzel yorumlar yaptıkça benim yazasım geliyor...
Instagram: @ezgivani
@vanililatee
Twitter: @vanililate
Twitter'da #SiyahAteş hashtag'ine yazdığınız her şeyi okuyor olacağım.
🎧Elias - Holy
🎧Sia - Breathe Me
🎧Birdy - Skinny Love
🎧Selin - Farkında Değildin
Keyifli okumalar!
Bazen ne duyduğunuzdan emin olamazdınız. Hiç beklemediğiniz, duyacağınızı aklınızın ucundan geçirmediğiniz o kelimeler yığını gelip suratınıza çarpıverdiğinde dünya dönmeyi bırakırdı sanki. Siz o kelimelerin gerçekliğini sorgularken kısa bir an her şey dururdu, o üç saniyelik zaman diliminde kulaklarınızın duyduğuyla beyninizin şaşkınlığı savaşıp dururdu.
"Ceylin aslında benim kızım değil," demişti bir süre önce. Belki bir, belki iki saniye geçmişti üzerinden bilemiyordum ancak ben saatlerdir bu söylediğini doğru anlayıp anlamadığımı düşünüyor gibi hissediyordum. Olduğum yerde, kucağında kalakalmıştım.
Kaşlarım çatılırken aralanan dudaklarımdan aptal bir gülme sesi döküldü. Şaşkınlığımın somutlaşmış hali gibiydi. "Ne?" dedim sanki şaka yapıyormuş gibi.
"Ceylin," dedi bir kez daha. Gözleri yüzümde geziniyor, dikkatlice tepkimi izliyordu. "Biyolojik babası ben değilim." Karan zorlanıyordu. Bunu bir çırpıda söylemek kolay gelmiş gibi görünse de sesli sarf ettiği bu kelimeler onun hiç dile getirmek istemedikleriydi sanki.
Bakışlarım bilinçsizce boşluğa çevrilirken aralanmış dudaklarımın arasından bir nefes aldım ve gözlerimi kırpıştırarak yeni yeni dank eden kelimeler yığınının beni şoka uğratmasına izin verdim. "Nasıl ya?" Karan'ın kucağından inip kendimi koltuğun üzerine, hemen yanına attığımda kaşlarım çatılmış, gözlerim genişlemişti. "Nasıl sen değilsin? Kim? Gerçek babası nerede o zaman?"
Bu ne anlama geliyordu? Mira, Karan'ı aldatmış mıydı? Fakat öyle bile olsa neden Karan, Ceylin'e öz kızı gibi sahip çıkmıştı ki? Hatta çoğu babanın öz kızına göstermediği sevgiye boğuyordu Ceylin'i hiç gocunmadan. Öyle bir durumda çocuğu Mira'ya bırakması gerekmez miydi? Üstelik Ceylin'in öz babası neredeydi? Neden Ceylin öz babası ve Mira ile değil de Karan'laydı? Karan, Ceylin'i Mira'ya vermek istemiyordu, bir haftalığına bile olsa göndermemişti ayrıca. Kafam iyice karışmıştı, allak bullak bir ifadeyle Karan'a bakmaya devam ettim.
"Orası bayağı karışık," dedi Karan. Yüzü durgunlaşmış, gözleri puslanmıştı. Kucağından inmemle beraber öne doğru eğildi ve dirseklerini dizlerine yaslayarak bir sigara yaktı.
Gözlerimi kapatıp nefesimi üfledim. Tamam, beklemediğim bir şey öğrenmiştim ve ne yapacağımı bilmiyordum ayrıca bu konunun Karan için hassas olduğu apaçık ortadaydı. Dikkatli davranmalı, kelimelerimi seçmeliydim. "Mira," dedim ve boğazımı temizledim. "Mira seni aldattı mı?" Gerçekten, ne güzel seçtin kelimelerini be Âlâ. Gözlerimiz yaşardı.
Karan çektiği dumanı üflerken başını çevirip afallamış yüzümü inceledi ve keyifsiz bir şekilde gülümsedi. "Ne?"
"Özür dilerim," dedim bir çırpıda. "Patavatsızlık etmeden soru sormaya çalıştım ama gördüğün gibi yine beceremedim."
Karan mahcubiyetimi izledi bir süre sonra bacaklarımın arasına sıkıştırdığım elime uzandı. Elimi elinin içine aldığında geriye yaslandı ve dalgın dalgın ellerimize baktı. Avcum avcunun içine yaslanmıştı ve kocaman elinin yanında benim elim minicik kalıyordu. "Aldatmadı, aldattıysa da bilmiyorum ve umurumda değil."
Kaşlarım çatıldı ama bir şey söylemedim. Kafam gittikçe daha çok karışmıştı.
"Ne olduğunu açıklayacağım ancak bakış açının değişmesini istemiyorum. Bu gerçek hiçbir şeyi değiştirmiyor çünkü," diye mırıldandı kuru bir sesle. "Ceylin benim kızım. Üç yıldır bir an bile bu konuda tereddüt etmedim. Tabii ki bunu şu anda bilemem ama bir evladım olsa onu da Ceylin'i sevdiğim kadar severdim herhalde." İç geçirdi. "Bunu dillendirmekten hoşlanmıyorum aslında ama aramızda gizli saklı olmasın istiyorum."
Hafifçe başımı salladım. "Birçok öz babadan daha iyisin bu konuda." Buruk bir şekilde gülümsedim. Kelimenin tam anlamıyla hayran kalmıştım. Ondan olmayan bir çocuğa öz babası gibi değil resmen öz bir babadan daha iyi bakıyordu.
"Bilemiyorum," diye mırıldandı Karan. Gözleri hâlâ avcunun içindeki elimdeydi. Usul usul parmaklarımı okşuyordu. "Sanki ne yaparsam yapayım yeterli değil."
"Eminim ebeveynlik tam olarak böyle bir şeydir, bunun biyolojik babalıkla bir ilgisi yok." Başımı omzuna yasladım. Karan iç geçirip yanağını başıma yasladı. "Peki şey... Benim kafam karıştı da... Yani... Ceylin'in... kimin... çocuğu olduğuyla ilgili."
"Sana biraz bahsetmiştim aslında," diye mırıldandı Karan sigarasından bir nefes daha çekip yavaşça üfledikten sonra. "Pek konuşmak istediğim bir konu da değil ama merakını gidermek istiyorum. Sanırım en başından anlatmam gerekiyor bunun için."
Başımı kaldırdım ve bir bacağımı altıma alıp tamamen ona döndüm. "Bak, eğer konuşmak istemiyorsan sorun değil Karan," dedim merakımdan geberiyor olsam da. Hassas bir konu olduğunu gözlerindeki ifadeden görebiliyordum ve onu zorlamak istemiyordum. Onun hisleri merakımdan daha önemliydi. "Benim aksime konuşmayı, anlatmayı sevmediğinin farkındayım ve kendini zorlamanı istemiyorum."
Gözleri yüzüme çevrildiğinde yüzünde minik, hüzünlü bir gülümseme belirdi. "Doğru. Konuşmayı sevmiyorum." Başını çevirip şimşirli yollara baktı ve yüzü gittikçe dalgınlaştı. "Seninle konuşmayı seviyorum."
Alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. İçimde oluşan sıcaklık kıpır kıpır karnımın içinde dolaşıyordu sanki. "Ben konuşmayı çok seviyorum ama beni bir tek sen anladığın için en çok seninle konuşmayı seviyorum," dedim utangaç, kısık bir sesle. Bakışları beni buldu. "Yani sen dinliyorsun ya hep beni? Hiç sözümü kesmiyorsun, cümlemi bitirene kadar dinliyorsun... Kimse dinlemiyor. Beni hep susturuyorlar, gevezeye çıktığı için adım benden bıkkın herkes ve bunun hep farkındaydım ama konuşmaktan da vazgeçemiyordum. Seninle tanıştığımdan beri kimseye uzun uzun bir şeyler anlatmak istemediğimi fark ettim. Artık kimse çenemin düşüklüğünden, konuyu saptırmamdan ve uzun uzun konuşmamdan şikayet etmiyor." Güldüm. "Ay! Yalana bak ya! Şu an ne yapıyorum sanki? Yine çenem düştü benim ama vallahi senden ayrı geçirdiğim o iki ayda hiç konuşmadım sanki. Yani kimse beni adımı bağırarak susturmak zorunda kalmadı. Biraz suskunlaştım ve hatta insanlar bu halimi garipsese de çok memnunlardı benden. Ediz mesela... aşırı mutluydu başını şişirmediğim için."
Gözleri gözlerimin içine derin derin bakıyor, elimin ayağımı birbirine dolaşmasına sebep oluyordu. "Öyle işte. Neyse." Utanarak sustum ve yanaklarımın ısındığını hissederek bakışlarımı kaçırdım.
"Âlâ," dedi Karan yine o âşık olduğum mırıltısıyla.
Yavaşça ona döndüm ve utanç hissinden sıyrılmaya çalıştım. "Hım?"
"Hiç susma," dedi. "Sesin hep kulağımda olsun, hep bir şeyler anlat bana. Hep konuş benimle."
Yutkundum ve gözlerimi kırpıştırdım. Kalbim heyecanla çarpıyordu. "Hım?" dedim bir kez daha. Ateşim çıkıyormuş gibi hissediyordum.
Dudakları keyifsiz bir gülümsemeyle kıvrılırken elini kaldırdı ve yanağıma koydu. Başparmağı dudağımın kenarını okşarken diğer parmakları saçlarıma dokunuyordu. "Susmanı istemiyorum." Ağır ağır başını sallıyor, hafifçe kaldırdığı kaşlarının altından gözlerime sıcak bir ifadeyle bakıyordu. "Anladın mı? Susmanı. İstemiyorum."
Ensemden aşağı bir ürperti inerken karnımdaki sıcaklık artık organlarımı yakıyordu. Gözlerimi kapatıp başımı yana doğru eğdim ve eline sokuldum. Doğru insanı bulduğuna ikna oldum ben Âlâ. Sanırım ben de olmuştum. Hiçbir şey, onunla ilgili diğer hiçbir şey umurumda değildi. Önemseyemiyordum. Yanağımdaki elinin daha önce kaç kez tetiğe bastığını, kaç kişinin nefesini kestiğini, kaç insanın sonu olduğunu umursamıyordum. Çünkü biliyordum, o kötü bir adam değildi. O, yeterince kötü olan herkesin hikayesinde kötü adam rolünde olabilirdi ancak ne benim ne de şefkatiyle sarıp sarmaladığı Ceylin'in hayatındaki kötü adam değildi.
"Başına bela alıyorsun," diye mırıldandım muzipçe. Gözlerimi açıp yüzüne baktığımda elimi kaldırıp yanağımdaki elinin üstüne koydum. "Başın şişecek ve sen de bıkacaksın."
"Hiç sanmıyorum." Yanağımdaki elini enseme kaydırdı ve beni kendine çekti. Dudaklarını dudaklarıma bastırıp bana uzun, derin bir öpücük verdiğinde bayılacak gibiydim. Geri çekilip hafifçe gülümsedi. "Önemsiz bir şeyden bahsederken bile gözlerinin heyecanla parlamasını seviyorum, sorduğun o tuhaf soruları da."
İstemsizce kıkırdadım. "Tuhaf bilmecelerim de var," dedim haylaz bir şekilde.
Güldü. "Duymak isterim."
Gülümseyerek bir süre güzel yüzüne baktım. Dudaklarına, derin bakan kızıl kahve gözlerine, yeni yeni çıkmaya başlayan sakallarına, güçlü çene çizgisine, belirgin elmacık kemiklerine, dudaklarındaki o sıcak gülümsemeye uzun uzun baktım. Sonra iç geçirdim. "Anlatmak ister misin?"
Gülümsemesi usul usul silinirken derin bir nefes aldı ve hafifçe başını salladı. "Bahsetmiştim sana biraz," dedi kuru bir sesle. Yüzü usul usul solmuş, bakışları puslanmıştı. "Yavuz'la olan düşmanlığımız babalarımıza dayanıyor. Babam ve Yavuz'un babası birbirlerinin baş düşmanıydı. Annemin onun elinde olduğunu öğrenmeden öncesine dayanıyor yani." Dudaklarını ıslatıp arkasına yaslandı ve bakışlarını karşıya dikti. "15 Mayıs 2020. Babam öleli birkaç ay olmuştu ve işleri devraldığım için çok yoğundum. Şirkette sabahladığım günlerden biriydi." Bir sigara yaktı. Bunu daha önce hiç yapmamış gibi görünüyordu, o günü kimseye detaylarıyla anlatmamıştı sanki. "Bir telefon aldım. Yavuz itiyle ilgili. Her adımını takip ederdim. Her yaptığını bilirdim. Onunla ilgili daima hazırlıklıydım."
Dudağımı kemirirken kollarımı bacaklarıma doladım, çenemi dizlerime yasladım.
"Fikret Altınel. Babamın çok yakın bir dostuydu. Kızını tanıyordum. Nehir, çocukluk arkadaşımdı. Birlikte büyümüştük." Kederli bir gülümseme belirdi yüzünde. "Büyüdü ve bir adama âşık oldu. Her şeyden vazgeçti onun için. Fikret Altınel'in ona sağladığı tüm imkanlardan vazgeçti ve evlendiler. Babası istemedi bu evliliği, karşı çıktı en başından beri. Öğrendiği ilk anda Deniz'i bulup tehdit etti. Kızından uzak durması için." Başını iki yana salladı. "Evlendiler. Her şeye rağmen evlendiler ve mutluydular."
Dikkatle onu dinliyordum.
Karan ağır ağır sigarasını içerken, "Aşka inanmazdım," dedi. "O dönem Mira'yla nişanlıydık ama Nehir ve Deniz'i görene kadar aşk denilen şeyin bir safsatadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Dedim ya, Mira ve ben diğer insanlardan çok farklıydık. Aşktan ziyade mantığa dayalı bir ilişkimiz vardı; bir şeylerin eksik olduğunu hep biliyordum ancak sadece neyi istiyorsak onu yaptığımız için üzerinde durmamıştım. Açıkçası önceliğim de bu değildi, Mira'yla olan ilişkim kafa yoracağım bir şey değildi."
Mira'nın 'bir gün her şey eskisi gibi olacak,' dediğini anımsadım. O günlere dönmek istiyordu ancak Karan istemiyordu. Neden ayrıldıklarını merak ediyordum ancak bunu daha sonra soracaktım.
Ciğerlerine doldurduğu dumanı yavaşça üfledi. Bana bakmıyordu, gözleri bahçeye dalmıştı. "Bir çocukları oldu evlendikten bir yıl sonra. Doğduktan bir ay sonra ziyarete gittiğimde gördüm ilk defa. Kucağıma verdiler, ne yapacağımı şaşırdım. Nehir'in kara gözlerini almıştı. Arkadaşımın küçük bir kopyası gibiydi. Kara gözleriyle yüzüme bakarken gülücükler saçıyordu. İsmi Nazlı'ydı. Süt kokuyordu. Bebek kokusunu ilk kez tadıyordum ve onu kucağıma aldığım an hayatımda ilk defa baba olmak istedim. Bunu asla yapmayacaktım. Ne Mira ne de ben bunu asla düşünmüyorduk ama sahip olamayacağımı bilsem de istedim."
Gözlerimi bir kez kırptım ve dudaklarımı birbirine bastırıp dinlemeye devam ettim. Kafam karışmıştı ancak soru sormak istemiyordum.
"15 Mayıs akşamı, Fikret Altınel'in Yavuz itiyle iş birliği yaparak Deniz'i öldürteceğini öğrendim," dedi ve ifadesi buz kesti. Kaşlarım çatılırken benim de içim buz kesmişti. Bir insan kızının sevdiği adamı, torununun babasını nasıl öldürmeyi düşünebilirdi? "Nehir'i aradım hemen. Evde olduklarını öğrendim ve onları koruması için adamlarımı gönderip apar topar yola çıktım." Gözlerini kapattı. "Yetişemedim."
Yüreğime bir acı çöktü, zorlukla yutkundum.
"Yavuz'un adamları," dedi kuru bir sesle. "Sadece Deniz'i değil, çıkan çatışmada Nehir'i de öldürmüşlerdi."
Acıyla bir nefes verdiğimde uzanıp elini tuttum. Karan bana baktı ve gözlerindeki ifade sarsılmama sebep oldu. Arkadaşına yetişemediği için suçlu hissediyordu. "Nazlı o saldırıdan sağ çıkan tek kişiydi." Zorlukla yutkundu. "Onu orada buldum. Annesi de babası da öldürülmüştü. Herkes ölmüştü. Evlerinin bahçesi mezarlığa dönmüştü. Tek başınaydı, korkmuştu ve dehşet içinde ağlıyordu. Annesinin cesedinin hemen yanındaydı. İki yaşındaydı henüz ve ne olduğunu bile anlamamıştı. Uyandırmaya çalışıyordu annesini. Nehir'in kanla kaplı tişörtünü avcunun içine almış çekiştiriyordu. İki yaşındaydı ve onu son gördüğümde aslında konuşabiliyordu." Acı dolu bir nefes aldı. "O gece şoka girdi ve konuşmayı unuttu."
Dudaklarımı ısırdım. "Nazlı," dedim korkarak. "Ceylin miydi?"
Karan iç geçirip hafifçe başını salladı. "Fark etmişsindir," dedi bakışları yeniden arka bahçeye çevrilirken. "Ceylin beş yaşındaki bir kız çocuğuna göre konuşmakta pek iyi değil. Çoğu kelimeyi söyleyemiyor, zorlanıyor."
"Evet," diye mırıldandım üzüntüyle.
"Dört yaşında konuşmaya başladı tekrar çünkü."
Nefesimi üfleyip başımı iki yana salladım. "Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu çok... çok acı."
Karan biten sigarasını söndürüp yenisini yaktı. "Onu orada bulduğumda ne yapacağımı bilmiyordum. Hayatımın en kötü gecelerinden biriydi aslında. Dostum dediğim insan gözümün önünde kanlar içindeydi, ölmüştü ve canından çok sevdiği kızı bir başına kalmıştı." Dumanı usulca üfledi. Yüzündeki hüzün içimi acıtıyordu. Kaşları acıyla çatılmış, dudakları aşağı doğru kıvrılmıştı. "Düşünmedim o an. Onu kucağıma aldım, sıkıca sardım ve oradan götürdüm. Fikret Altınel'in, o saldırıda Nazlı'nın da öldüğünü düşünmesini sağladım ve evet, Nazlı o gün orada gerçekten öldü. 15 Mayıs gecesi Ceylin doğdu."
Başını iki yana salladı. "Belki yaptığım yanlıştı ama arkadaşımın Nazlı'yı, ölümüne sebep olan bir adama bırakmamı istemeyeceğini biliyorum. Onu Fikret pisliğine bırakamazdım."
Yüreğim dağlanıyormuş gibi hissediyordum. "Karan," dedim ve yavaşça ona sokulup başımı göğsüne yasladım. "Eminim Nehir seni izliyordur ve kızının bu kadar mükemmel bir babası olduğu için çok mutludur."
Karan kolunu belime doladı ve sigarasından bir nefes daha çekip yavaşça üfledi. "Umarım."
"İnternette Ceylin senin kızın olarak görünüyor. Yani nüfusuna geçirdin, değil mi? Evlatlık mı edindin? Ama nasıl yaptın ki? Bildiğim kadarıyla evli olmayanlar otuz yaşını doldurmadan evlat edinemiyor."
"Evlat edinmedim," diye mırıldandı.
Kaşlarımı çatıp başımı kaldırdım ve ona bakmaya çalışarak, "Nasıl yani? E senin soyadını taşıyor?" diye sordum.
"O dönem Mira yurt dışındaydı," dedi Karan ifadesiz bir sesle. "İki sene orada eğitim gördü. Bazen yanına gidip geliyordum. Bu yüzden herkese Ceylin'in orada doğduğunu söyledik. Rüşvetle her şey çözülüyor maalesef, nüfusumuza almak için yapılan DNA testiyle oynandı. Yani Ceylin, nüfusa bizim çocuğumuz olarak kaydoldu."
"Mira nasıl kabul etti?" diye sordum çekinerek. "Yani... çocuk istemediğini söylemiştin?"
İç geçirdi. "İstemiyordu. Hâlâ istemiyor, belli değil mi?"
"Biraz," diye mırıldandım. "Ama düzelmiş gibi görünüyor."
"Zorluyorum çünkü," dedi gölgeli bir öfkeyle. "Onu, Ceylin'e annelik yapması için zorluyorum. Tamam, benim gibi hissedemeyebilir ve bunu anlarım ancak bunu ona ilk teklif ettiğimde kabul etmezse başka bir çaresine bakacağımı söylemiştim. Beni elinde tutmak için kabul etti ve şimdi kaybedecek bir şeyi olmadığı için umursamıyor."
"Bu sorumluluğu sadece seni kendine bağlamak için aldı yani?" dedim gözlerim dalgın dalgın bahçeye bakarken.
"İlişkimiz sallantıdaydı ve Mira aptal bir kadın değil, gideceğimi görüyordu."
"Anladım," diye mırıldandım.
Öğrendiklerimi sindirmeye çalışırken Karan da sigarasını bitirene kadar sessizliğe gömülmüştü. Ona öyle büyük bir hayranlıkla bağlanmıştım ki şu anda, ne yaparsa yapsın değişmeyecekti bu. Bir başkasının çocuğuna bu denli sahip çıkmak, böyle büyük bir sorumluluğun altına girip bu görevi mükemmel bir şekilde yerine getirmek herkesin yapabileceği bir şey değildi. İnsanlar kendinden olan çocuklarına bir damla sevgi vermeyebiliyordu. Karan, Ceylin'e öyle güzel babalık yapıyordu ki tek bir an bile şüphe etmemiştim gerçek babası olmadığından. Üstelik Ceylin, ne Karan'a ne de Mira'ya hiç benzemiyordu. Bunu hep düşünmüştüm ancak dediğim gibi evlatlık olabileceği aklımın ucundan dahi geçmemişti.
"Şimdi anladın mı benim kızımın neden bu kadar nazlı olduğunu?" dedi Karan dakikalar sonra konuştuğunda. Sesi kederliydi ama gülümsediğini anlamıştım.
Başımı kaldırıp gülümsedim. "Adı Nazlı olduğu için." Kafasını salladı. "İsimlerin kişilik üzerindeki etkisini okumuştum," dedim.
Gülüşümü izledi kısa bir an sonra eğilip burnumun ucunu öptü. "Bu, senin neden bu kadar iyi ve güzel olduğunu da açıklıyor o halde."
Kıkırdadım. "Beni şımartma Karan. Tepene çıkarım sonra."
Muzip bir gülümsemeyle kıvrıldı dudakları. "Çıktın zaten."
Sevinçle ona daha sıkı sarıldım ve başımı sert göğsüne yaslayıp gözlerimi kapattım. "Ceylin hiçbir şey hatırlamıyor, değil mi?"
"Bilmiyorum," diye mırıldandı. "O gece ile ilgili tek bir şey söylemedi henüz. Sadece yüksek sesten korkuyor ve bildiğin üzere silah sesini ayırt edebiliyor. Gerçek anne ve babasını hatırlayıp hatırlamadığını da bilmiyorum. Beni babası olarak görüyor ama Mira'yı anne olarak kabul ettiğinden emin değilim. Annesiz olduğunu düşünmesini istemiyorum ancak sanki Mira'yı kabul etmiyor. Bunun altında o geceyi ve öncesini hatırlıyor oluşu mu yoksa Mira'nın sorumsuzluğu mu var bilmiyorum, görüştüğüm pedagog da bunu çözemedi. Hatırlamıyorsa bile bir gün hatırlayacak. O geceyi, anne ve babasını..."
İç geçirdim. "O gün geldiğinde ne yapmayı düşünüyorsun?"
"Bilmiyorum," dedi bir kez daha. "Bildiğim tek şey Ceylin'in sonsuza dek yanımda kalmasını istediğim."
"Bir gün her şeyi öğrenirse yapacağı tek şey seni daha çok sevmek olur," dedim düşünceli bir sesle. "Kimse bir başkasının çocuğuna senin gibi güzel bakamazdı eminim. Ben daha iyi bir baba hiç görmedim."
Karan başımın üstünü öptü. "Bu konuştuklarımız aramızda, tamam mı? Bu durumu Kaya, Mira ve Mama dışında kimse bilmiyor."
Gözlerimi kırpıştırdım. "Gerçekten mi?"
"Evet."
"Tamam," diye mırıldandım. "Bu sırrı sonsuza dek saklayabilirim. O kadar da boşboğaz değilim."
Karan homurdandı. "Şunu söyleme."
Güldüm. "Ne? Sen demiştin boşboğazın sigarası yanmazmış diye!"
"Evet, dedim," dedi sıkıntıyla nefesini üfledikten sonra. "Yalan söyledim çünkü sinirliydim. Boşboğaz olduğunu düşünmüyorum, hiç düşünmedim."
"Ama az önce bana güvenmediğini söyledin."
"Âlâ," diye uyardı beni. "Güvenmediğimi söylemedim. Güvenmek istediğimi söyledim ve bu gözüm kapalı güvenmek anlamına geliyor. Ben kimseye gözüm kapalı güvenmem. İnsanlara güvenirim ama bunun her zaman bir sınırı olur."
"Yani? Anlamadım ben ne kastettiğini? Bana güvenmiyorsun işte!" diye söylendim gülmemek için kendimi sıkarken. Onu konuşturmak hoşuma gidiyordu. Söylemeyeceği pek çok şeyi sıkıştırarak ağzından alabildiğimi öğrenmiştim. Beni kırmak istemiyordu ve ben bunu ağzından laf almak için bir silah bilmiştim.
"Sen beni aptal mı sandın?" diye homurdandı bir anda belime sarılı kolu beni havaya kaldırırken. Dudaklarımdan çığlıkla karışık bir kahkaha dökülürken beni tek hamlede kucağına aldı ve elleriyle yüzümü avuçladı. "Ne yaptığını anlamadığımı mı sanıyorsun ufaklık?"
Kıkır kıkır gülerken kaşlarımı çatmaya çalıştım. Dudaklarım sekiz şeklini almıştı. "Ufaklık değilim ben!"
"Ufaklıksın," dedi dudağının kenarı adice kıvrılırken. Yüzümü biraz daha sıkıştırdı. "Küçücüksün, bak. Yüzün ellerimin arasında kayboldu."
"I-ıh!" Başımı iki yana sallamaya çalıştım ama başaramadım. "Sön çok böyöksön!" Elleri yanaklarıma baskı uyguladığı ve dudaklarım büküldüğü için konuşamıyordum. "KORON! YOPMO!"
Karan pis pis güldü ve eğilip bükülmüş dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu. Elleri yanaklarımı bıraktığında kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. "Ben ufak falan değilim, sensin ufak."
Kaşlarını kaldırdı ve bakışları cüsselerimizin arasında gidip geldi. Kucağında küçücük kalıyordum. "Argümanını duymak isterim."
"Argüman falan yok," dedim ve kucağından inmeye çalıştım. "Her şeyi delillendirecek miyiz hep böyle?" Mira kadar uzun değildim ve onun gibi upuzun bacaklarım yoktu. Nedensizce sinirlenmiştim bana ufak dediği için, tabii Karan'ın dünyadan haberi yoktu.
Omuz silkti ve ayağa kalkmamı izledi. "Sen mızıkçılık yapacak mısın hep böyle?"
"Yaparım ben hep," dedim aksi bir şekilde. Homurdanıp duruyordum. "Hadi kalk. Uyuyalım artık, saat kaç oldu Allah bilir? Ceylin'in de uykusu gelmiştir hem, çocuk bizi bekliyor."
Yukarı çıktığımızda Nika, Ceylin'in oyun oynarken uyukladığını ve çok geçmeden halının üzerinde uyuyakaldığını, bu yüzden onu odasına götürdüğünü söylemişti. Karan ve ben onu bu kadar beklettiğimiz için suçlu hissederek kısa bir an bakışsak da Ceylin'in yeni oyuncaklarına daldığını ve bizi unuttuğunu biliyorduk. Sessizce odaya girdiğimizde Ceylin bebekler gibi uyuyordu. Cenin pozisyonunu almış, gitmeden evvel ona aldığım ağlayan bebeğe sıkıca sarılmıştı. Minik dudakları hafifçe aralanmış, saçları dağılmıştı.
Parmak uçlarımızda ilerleyerek yatağa ulaştık. Ben sağ tarafına uzanırken Karan sol tarafına uzanmıştı ve Ceylin'i ortamıza almıştık. Sırtüstü yattığımda burnuma dolan bebek şampuanı kokusuyla birlikte yüzümde huzur dolu bir gülümseme oluşurken başımı çevirip Karan'a baktım. Kolunu Ceylin'e sararken elini karnıma koydu. "Dön," dedi fısıldayarak. "Sana da sarılmak istiyorum."
Dudaklarımı birbirine bastırıp içimdeki kıpırtıyı bastırmaya çalıştım. Yavaşça yan döndüğümde Karan'ın eli hem Ceylin'i hem de belimi sarıyordu. "Çok güzel kokuyor," diye fısıldadım dudaklarım Ceylin'in yumuşak saçlarına yaslanırken. Öğrendiğim gerçekler, onu sarıp sarmalama isteğiyle dolmama sebep olmuştu.
Karan da burnunu Ceylin'in saçlarına yasladı ve derin bir nefes çekti içine. Gözlerini kapatırken, "Beni sakinleştiren tek koku buydu," diye mırıldandı. "İki ay öncesine kadar."
Gülümsedim ve belimdeki elini sıkıca tuttum. "İyi geceler."
"İyi geceler, ay ışığım."
🌙
"Âlâ'm..."
"Günaydın."
"Ben uyandım biliyo musun?"
"Sen de uyansana."
"Âlâ'm."
"Şey, çok acıktım da aşağı inelim mi?"
"Âlâ'm benim karnım ağlıyo!"
Gördüğüm rüya anında bir duman gibi silinip yok olurken yanağımdaki minik eli hissederek gözlerimi araladım. Ceylin az önce uyandığını anlayacağım şişmiş çapaklı gözleri, dağılmış saçları ve çatallaşmış sesiyle yatağın içinde oturmuş beni nazikçe uyandırmaya çalışıyordu. Gülümsedim. "Günaydın."
Kocaman gülümseyip kollarımın arasına girdi. "Karnım acıktı da seninle kahvaltı yapalım beraber diye uyan istedim."
Ona sıkıca sarıldığımda bakışlarım yatağın diğer tarafına kaydı. Karan yoktu. Bizden önce uyanıp gitmiş olmalıydı.
"İyi yaptın," dedim ve saçlarını öptüm. Kıkırdayarak doğruldu ve yanağımı öptü.
"Benim dişlerimi fırçalamam ve yüzümü yıkamam lazım bu yüzden bana yardım eder misin?"
Güldüm. "Ederim tabii ki."
Banyoya gittiğimizde nazikçe Ceylin'in yüzünü yıkamış, dişlerini fırçalamasına yardım etmiştim. Saçlarını tarayıp iki yandan topuz yaptıktan sonra pijamalarını da değiştirmiştim ve artık aşağı inmek için hazırdı. Daha sonra onu oyun odasına bırakıp kendi odama geçmiş, yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçalamıştım. Üzerimdeki eşofman takımını da bir tayt ve kapüşonlu ile değiştirip bol bol dinlenmeyi planladığım bu yeni güne hazırlanmıştım. Dizlerim ve avuçlarım hâlâ acıyordu, Karan'ın omzunun ne durumda olduğunu da merak ediyordum. Nedensizce iyiydim ama. Sanki dün gece yaşadığımız her şey bir kâbustu.
Öte yandan uykuya dalana kadar Ceylin'i düşünmüştüm. Düşündükçe de daha önce takılmadığım ayrıntılar ortaya çıkmaya başlamıştı.
Polise mi gideyim? Babası çocuğumu bana göstermiyor rolünü iyi yaparım.
Elinden geleni ardına koyma. Neyin ne olduğunu kendin de biliyorsun. Benimle savaşacaksın diye bu durumu kullanmana izin vermem. Bütün emniyeti kapıma yığabilirsin, problem yok.
Savaş mı? Bunu yapmak istemiyorum. Bana istediğimi ver.
Sana tanıdığım her şeyin sonundasın Mira.
Bunlar çok büyük laflar.
Bu sondu, haberin olsun.
Hayır, değildi. Daha önümüzde upuzun bir hayat var.
Bitti Mira.
Bitmediğini ikimiz de biliyoruz. Bitiremezsin. Mümkün değil.
Bu evden çıktığın anda yıllar önce verdiğim emri geri alacağım. Bir daha bu eve adım attığında her ne yaparsan aynı şekilde karşılığını alacaksın. Ve buraya gelip sergilediğin şeyin sadece kâğıt üstünde olduğunun farkına varana kadar da Ceylin'e yaklaşmayacaksın.
"Çok acıktım ya," dedi Ceylin ve beni düşüncelerimden kopardı.
"Güzel bir kahvaltı yapalım," dedim Ceylin'i kucağıma alıp merdivenlere yöneldiğimde.
"Evet!" dedi heyecanla. "Zara gelmeden karnımı doyuriyim çünkü ona yeni oyuncaklarımı göstermek istiyorum."
Güldüm. "Sevdin mi oyuncaklarını?"
"Hı-hı!" dedi ve başını omzuma yasladı. "Hepsini oyun evime götürcem bugün! Birlikte oynarız seninle, tamam mı Âlâ'm?"
"Oynarız tabii ki." Yanağına sulu bir öpücük kondurdum. Sevinçle kıkırdadı.
Maya da aşağı iniyordu, merdivenlerde karşılaşıp arka bahçeye birlikte geçmiştik. Saat epey erkendi, kardeşimin bu saatte uyanık olmasına şaşırsam da sorgulamamıştım. Havalar ısındığı için kahvaltı ve akşam yemekleri artık bahçede yeniliyordu. Bunu duyduğum için çok sevinmiştim zira bahar mevsiminin tadını çıkarmak istiyordum.
"Günaydın," dedim gülümseyerek. Bizden önce uyanıp hazırlanmış Karan'a söylüyordum. Masanın baş köşesinde gazete okuyordu. Siyah takım elbisesi ve o mükemmel yüzüyle gözümü gönlümü açmıştı.
"Günaydın babacım!"
"Günaydın," dedi Maya da.
Gazeteyi katlayıp masanın üzerine bırakırken gerilen yüzü anında yumuşadı. Güneşten dolayı kısılan gözleriyle başını kaldırıp bize baktığında gülümsemişti. "Günaydın."
Ceylin'i kucağımdan indirip ona özel tasarlanmış sandalyesine oturttum ve hemen karşısında geçtim. Karan solumda kalmıştı. "Babacım nasılsın?" diye sordu Ceylin sandalyesinde sallanırken.
Karan ona doğru eğilip saçlarını öptü ve, "Çok iyiyim bebeğim, sen nasılsın?" diye sordu.
"Ben de çok iyiyim! Âlâ'yı ben uyandırdım biliyo musun?"
Karan güldü. "Tahmin edebiliyorum."
Bana döndüğünde onları izliyordum. Gülümsedim. "Gittin sandım."
Yeni doldurulduğunu anladığım çayından bir yudum alırken, "Az sonra çıkacağım," dedi. "Kaya ile bir basın açıklaması yapacağız. Malum..." Gazeteyi gösterdi.
Herkes onları ölü sanıyordu.
Hafifçe başımı sallayıp tabağımı doldurmaya başladım. Hava çok güzeldi, kuşlar hep bir ağızdan şakıyordu. Güneş yakmıyordu ancak ısıtıyordu. Sonsuza kadar bu bahçede yaşayabilirdim. Bu malikânede baharı hiç göremeyeceğini düşünmüştün Âlâ, hatırlıyor musun? Hatırlıyordum. Yemek odasının balkonundan karla kaplı manzarayı seyrederken baharda bu manzaranın mükemmel olacağını düşünmüştüm.
"Nasılsın?" Bakışlarım Karan'a çevrildi. Maya'ya bakıyordu. "Daha iyisindir umarım."
Maya kısa bir an duraksasa da akabinde sıcak bir gülümsemeyle kafasını salladı. "İyiyim. Sayende."
Karan onu başıyla onaylarken, "Akşam geldiğimde seninle bir konuşalım, olur mu?" dedi.
Kaşlarım merakla çatılırken Maya, "Olur," diye cevapladı. Ne konuşacaktı ki? Aşırı merak etmiştim. Bana söyler miydi acaba? Söylemezlerse çatlardım çünkü. Ağzından girip burnundan çıkarak söyleteceğini ikimiz de biliyoruz Âlâ.
Herkes sessizce karnını doyurmaya başladığında Ceylin'e baktım. Artık kendi başına yiyebiliyordu. Bir elinde tuttuğu ekmek dilimini ısırırken, diğer elindeki çatalı peynire batırıyordu. Ağzındaki lokma büyük olduğundan olsa gerek çiğnerken başını sallayıp duruyordu.
Yavaşça Karan'a doğru eğildim. "Şey," dedim gergin bir şekilde. "Ben hep burada kalacağım değil mi?"
Hafifçe başını sallarken bakışları yüzüme çevrildi. "Evet."
"Apart ne olacak?"
"Eşyalarını aldıktan sonra bir başkasına kiralanır herhalde," dedi umursamaz bir tavırla.
"Yapmasak?" diye sordum çekinerek. "Apart kalsa? Sorun olur mu senin için?"
Kaşları çatılırken, "Sebep?" diye sordu.
Derin bir nefes aldım. "Arkadaşlarım geldiğinde onları orada ağırlarım diye düşündüm. Henüz bir şey bilmiyorlar ve iki gün sonra Ediz gelecek..."
Karan'ın gerildiğini gördüm. "Söylemeyi düşünmüyorsun sanırım? Ayrıca niye geliyor? İşi gücü yok mu o lavuğun?"
Sanırım Ediz'den hoşlanmıyordu. Eh, haklı değil mi? Ediz eğlencesine bakarken sen donmak üzereydin.
"Var da..." Boğazımı temizledim. "Özlemiş işte. Dün konuşmuştuk sabah, şimdi gelme dersem olmaz."
Başını çevirip boşluğa bakarken bu işin hiç hoşuna gitmediğini anlayacağım bir nefes verdi. "Her an magazine düşebiliriz," dedi bana tekrar döndüğünde. "Söylesen iyi edersin."
Benimle magazine mi düşecekti? Magazine mi düşecektim?
"Doğru zamanı bekliyorum," diye mırıldandım. "Hazır olduğumda söyleyeceğim zaten."
"İyi." Çayından bir yudum aldığında başka bir şey söylemeyeceğini sanmıştım ama kaşlarını çatıp tekrar bana baktı. "Ağırlamak derken?"
"Hı?" Gözlerimi kırpıştırdım.
"Ağırlamak derken?" diye sordu tekrardan, tane tane konuşarak. "Kalmalı bir ağırlama mı bu?"
"Evet?" dedim tereddütle. "Kalmalı?"
Sinirleri bozulmuş gibi gülerken önüne döndü ve başını iki yana salladı. "Güzel şaka."
"Ne?" dedim anlam veremeyerek.
"Öyle bir şey olmayacak diyorum." Gözleri tekrar bana çevrildiğinde sert baktığını fark ettim ve bu daha fazla karışmama sebep oldu. "Unut."
"Nasıl yani? Ediz..."
Nefesini üfledi. "Çok istiyorsan gelsin burada kalsın ama kıç kadar evde onunla baş başa kalamazsın."
"Karan saçmalama," dedim şaşkınlıkla. Maya da konuşulanlara dikkat kesilmiş, gergin bir şekilde bizi dinliyordu. "Bunu ilk defa yapmıyoruz. Ben Ediz'in evinde aylarca kaldım. Kardeş gibiyiz biz! Ayrıca buraya getiremem! Ne diyeceğim ona? Seninle görüşmediğimi sanıyor."
Karan kaşlarını kaldırıp bana döndüğünde yüzü ifadesizleşmişti. "Sence şu an hesap vermen gereken kişi Ediz mi?"
Haklı Âlâ, sürekli 'ben Ediz'e ne hesap vereceğim' diye dolaşıyorsun etrafta. O senin arkadaşın, baban değil.
"O benim en yakın arkadaşım," dedim kaşlarımı çatarak. "En yakın arkadaşlar birbirlerinden bir şey saklamamalı ama saklıyorum!"
Karan omuz silkti ve bir dilim peyniri ağzına attı. "Ne yazık ki bu benim problemim değil. O lavukla aynı evde baş başa kalamazsın. Konu kapandı."
Hayret içinde Maya'ya döndüm. Haklı, dercesine omuzlarını kaldırıp indirince gözlerimi kırpıştırarak histerik bir şekilde güldüm ve başımı iki yana sallayıp tabağımdakileri yemeye devam ettim.
"Afiyet olsun!"
Tanıdık bir ses duyduğumda irkilerek başımı kaldırdım. Ön taraftan dolaşarak bize doğru gelen kişinin sesi histerik ve öfkeliydi. Midem stresle kasılırken dönüp Karan'a baktım. Arkasına dönüp bakma zahmetine dahi girmeden kahvaltısına devam ediyordu.
"Mira?" dedi Ceylin yudumladığı sütünü iki eliyle masaya koyarak. "Bana ne getirdin bugün?" Ağzının etrafına bulaşan sütü diliyle temizlemeye çalışırken heyecanla Mira'ya bakıyordu.
Mira buz mavisi gözlerini Ceylin'e çevirmeden yanımıza doğru ilerlemeye devam ettiğinde bakışları beni buldu ve tek kaşı havalandı. Uzun bacaklarına çok yakışan buz rengi, bol paça bir kot pantolon; onun üzerine beyaz, göğüslerini çok güzel gösteren boyundan bağlamalı bir bluz giymişti. Göbek deliğindeki piercingin taşı parıl parıl parlıyordu. Bluzun üzerine giydiği bol, beyaz gömlek ve elinde tuttuğu siyah deri çantası kombinini tamamlamıştı. Sivri burun topuklu ayakkabısı da siyah deridendi. Sarı saçlarına fön çektirmişti, dümdüzdü. Makyajı, kırmızı ruj ve sade bir göz farından ibaretti.
Karan'ın tepesine dikildiğinde elini masaya koydu ve üzerine eğildi. Hemen yanımda duruyordu ve gerildikçe geriliyordum. "Keyfin yerinde bakıyorum? Telefonlarımı açmayı düşünmüyor musun?"
Karan tepkisiz bir şekilde tabağın yanındaki peçeteyle ağzının kenarını sildi ve yavaşça arkasına yaslandı. "Çocuğa cevap ver önce. Sana bir soru sordu."
Mira çenesini dik tutmaya çalışarak Ceylin'e baktı. "Bir saniye annecim," dedi ama sesi de ifadesi de sevecenlikten çok uzaktı. "Babanla konuşuyoruz."
"Ama bana bir şey getirmedin mi?" diye sordu Ceylin melül melül bakarak. Derin bir nefes aldım.
"Bir. Saniye. Dedim." Mira uyarı dolu bakışlarla Ceylin'e bakınca Karan başını kaldırıp Mira'ya karanlık bir bakış attı, dişlerini sıkıyordu. Bu tavrına sadece o değil, ben de öfkelenmiştim. Tam şu anda yüzümün biraz ilerisinde sallanan sarı saçlarını elime dolamak istiyordum.
Ceylin gözlerini kırpıştırıp kaşlarını çatarken üzgün görünüyordu. "Ceylin," dedim gülümseyerek. "Kahvaltını yaparken çizgi film izlemek ister misin?"
Ceylin'in mahzun bakışları bana çevrilirken hafifçe başını salladı. "Olur."
Karan'a döndüm. "Babası telefonunu ver hadi." Karan'ın gözleri beni bulurken bakışları usul usul yumuşadı. Ceketinin iç cebinden telefonunu çıkarıp Ceylin için YouTube Kids'i açarken Mira hemen önüme yasladığı elini iki kez masaya vurdu. "Telefonlarımı. Neden. Açmadın?" Karan ona aldırmadan sakince telefonu Ceylin'e uzattı. Ceylin annesinin(!) tavrına üzülmüş olsa da sessizce ekranda gördüğü ilk videoyu, parmağını dokundurarak açıp izlemeye başladı. Nefesimi üfleyip Maya'ya baktım ve zaten bana baktığı için göz göze geldik. Dün Mira'nın bahsi geçmişti ve kim olduğunu biliyor, temkinli bakışlarla benim tepkimi ölçüyordu.
"Olay çıkarmaya geldiysen hemen git," dedi Karan sakin bir ifadeyle.
"Seni merak ettim!" dedi Mira öfkeyle. "Dünden beri arıyorum açmıyorsun! Kartal'la konuşmasaydım gecenin bir yarısı kapına dayanacaktım!"
Umarım Kartal ona bizden bahsetmemiştir diye düşünerek derin bir nefes daha aldım.
Karan kayıtsız bir şekilde bir sigara yaktı. "Tepemde bağırıp durma. Otur öyle konuş."
Mira'nın kaşları hayret içinde havalanırken, "Seni merak ettim!" dedi bir kez daha. Eliyle Karan'ın çenesini kavradı ve yüzünü kendine çevirmeye çalıştı. "Bana haber vermek hiç aklına gelmedi mi gerçekten?"
İçimde yanan bir his vardı. Kavuruyordu içimi tam şu anda ama yapabileceğim hiçbir şey yoktu. O elini oradan sökerek çekmek istiyordum ancak tek yapabildiğim donuk bir ifadeyle onları izlemekti.
Karan başını çevirip yüzünü Mira'nın elinden kurtarırken, "Otur dedim şuraya," dedi.
Mira elini çekti, gözlerini kapattı ve sakinleşmeye çalışırken arkamdan dolanıp Karan'ın tam karşısına oturdu. Bakışlarımı ona çeviremedim, sakince kahvaltımı yapmaya devam ettim. "Kahve."
Bir tane zeytini ağzıma atıp yavaşça çiğnerken çayıma uzandım. Çok gerilmiştim ve az sonra parçalara ayrılacakmışım gibi hissediyordum.
"Duymuyor musun? Sana diyorum."
Kaşlarım çatılırken bakışlarım Mira'ya çevrildi ve Titanic'i batırdığına yemin edebileceğim buz mavisi gözlerinin bana baktığını gördüm. "Bana mı diyorsun?" dedim gözlerimi kısarak.
"Kime diyeceğim başka? Adını hatırlamıyorum, hatırlasam söylerdim. Kalk bana kahve yap."
Kaşlarım havalanırken şaşkınlık ve hayret içinde güldüm. "Yapamam sana kahve falan." Helal kız sana Âlâ. Bir an bu aptal kadına boyun eğeceksin sanmıştım.
Mira kısa bir an donup kaldıktan sonra, "Pardon?" dedi yüzünü buruşturarak. "Sen bana hem 'sen' diye hitap edip hem de kahve yapmayacağını mı söylüyorsun yoksa ben mi yanlış duydum?"
"Yanlış duymadın," dedim umursamaz bir şekilde karnımı doyurmaya devam ederken. Dışarıdan sakin görünüyordum ama kalbim güm güm atıyordu. Bu kadından gerçekten korkuyordum ancak Karan'ın dediğini yapacak, kimseye ondan korktuğumu belli etmeyecektim. "Hizmetçin yok karşında. Çok istiyorsan kalkıp Nika'yı bulabilir ve ondan rica edebilirsin."
Öfkeyle gözlerini kırpıştırırken Karan'a döndü. "Bu yine nereden çıktı ve neye güveniyor tam olarak? Eğer istersem kızımın oyun ablasını kovabileceğimin farkında mı?"
Karan arkasına yaslanmış, sigarasını içerken sakince bizi izliyordu. Kendimi savunabildiğim için müdahale etmediğinin farkındaydım, yüzünde hoşnut bir ifade vardı. "Kovabileceğin bir pozisyonda olduğunu sanmıyorum," dedi ifadesiz bir sesle.
Maya'nın, Mira'ya ters ters baktığını ve ağzının içinde bir şeyler mırıldandığını duydum. Her ne dediyse Mira, allak bullak olmuş ifadesinden sıyrılıp hızla ona döndü. "Ne dedin sen?"
"Duydun," dedi Maya, benim aksime gerçekten sakin ve korkusuz görünüyordu. Bense rol yapıyordum. "Ablamla düzgün konuşacaksın."
Mira öfkeyle parlayan gözlerini Karan'a çevirip deli gibi kıkırdadı. "Ablası yetmedi kardeşini de mi işe aldın? Saf mısın sen Karan? Bir de aynı masada kahvaltı mı yapıyorsun bu varoş gülleriyle? Ben bu kızları yüz metre öteden tanırım, para avcısı bunlar." Hayret içinde başını iki yana salladı. "Bir de yerini bilmeden konuşuyor." Bana döndü. "Uzayan dilini koparmamı istemiyorsan derhal kahve yap bana, hadi."
Maya çıldırmış gibi ona dönüp ağzını açtı ama, "Maya," diyerek onu susturdum. Bana döndüğünde öfkeden yüzü kızarmıştı. Gözlerimi kapatıp sorun olmadığını anlatmaya çalıştığımda derin bir nefes alıp sustu ve bir hışım arkasına yaslandı. Bu ruh hastası kadın belli ki benim başıma bela olacaktı ancak kardeşimden uzak durmasını istiyordum.
Karan yaslandığı sandalyeden doğrulup öfkeyle parlayan gözlerini Mira'nın yüzüne dikti. Yüzü gerilmiş, çenesi kasılmıştı. "Bu eve tek bir sebeple gelebilirsin o da Ceylin," dedi buz gibi bir sesle. "Şimdi bu boş laflarını da al git. Seninle uğraşmak istemiyorum."
Mira öfkeyle elini masaya vurduğunda Ceylin irkilerek ona baktı ve gözleri korkuyla doldu. "Sen kabul etsen de etmesen de ben senin hayatındayım ve bana karşı sorumlulukların var!"
Dişlerimi sıkıp Maya'ya baktım. "Ceylin'i götür." Maya aceleyle ayağa kalkıp Ceylin'i kucakladı. "Gel biz seninle mutfağa gidip kahvaltıdan sonra yiyebileceğimiz tatlı bir şeyler bulalım."
"Baba kavga etme," dedi Ceylin korkuyla Karan'a bakarken. Sesi de yüzü de ağlamaklıydı.
Karan gülümsedi. "Ne kavgası kızım? Konuşuyoruz sadece. Sen Maya ablanla git de bir bak bakalım ne yiyebilirmişiz. Benim de canım tatlı bir şeyler istiyor."
Ceylin ikna olmasa da başını salladı ve Maya zaman kaybetmeden onu yanımızdan uzaklaştırdı. Nefesimi üfleyip Mira'ya baktığımda öfkeden titreyerek Karan'a bakıyordu. "Sen," dedi. Sesi sarsılıyordu. "Bana hiç değer vermemişsin gibi davranamazsın!"
Karan rutin bir konuşmanın içerisindeymiş gibi rahat görünüyordu. "Uyan artık," dedi ifadesiz bakışlarla yüzüne bakmaya devam ederken. "Geçmişte yaşıyorsun."
Mira elini bir kez daha masaya vurduğunda tabak çatal sesleri yüzünden neredeyse irkilecektim. "Beni çıldırtma Karan!"
"Asıl sen beni çıldırtma." Karan ağır ağır başını salladı. "Sabrım tükeniyor, görüyor musun? Az sonra patlayacağım, çok az kaldı."
"Patla!" diye bağırdı Mira hızla ayağa kalkarken. "Patla! Ne yapabilirsin? En fazla ne yapabilirsin? Ceylin'i mi göstermeyeceksin? Umurumda değil! İki gün göstermez, üçüncü gün Ceylin'i görmeye gel diye bana mesaj atarsın! Çünkü bana mecbursun!"
"Umurunda olmadığını biliyorum." Karan gözleriyle ona doğru ilerleyen Mira'yı takip edip yavaşça ayağa kalktı. "Ceylin'i, bana karşı kullanacağın bir silah olarak gördüğünün de farkındayım." Karşı karşıya geldiklerinde Karan ellerini pantolonunun cebine soktu. "Fakat neyi fark ettim, biliyor musun? Sana mecbur değilim. Ceylin'in sana ihtiyacı yok. Seni daha fazla zorlamayacağım. Ne bok yersen ye ama kızımdan uzak dur."
Mira beklemediği bir şeyle karşı karşıya kalmış gibi görünüyordu. Sanırım Karan'ın ona gösterdiği toleransın tek sebebi Ceylin'di ve şimdi onu da kaybediyordu. Paniğe kapıldığını görüyordum. "Bunu yapamazsın!" dedi kaşlarını çatarak. "Ceylin beni özler."
Açık açık konuşmak istiyordu ama yapamıyordu. Bakışları bana kaydığında Karan rahat bir tavırla, "Âlâ'nın her şeyden haberi var, rahat ol," dedi ve Mira şok geçirerek ona döndü.
"Ne?"
Yutkundum ve gergin bir şekilde, soğumaya yüz tutmuş çayımı yudumladım. Kıyamet kopacakmış gibi hissediyordum. Kalbim ağzımda atıyor, midem stresle kasılıyordu. Fırtına yaklaşıyor, hazır mısın Âlâ? Değildim ancak şikayet edemezdim, bu benim seçimimdi.
"Ne demek biliyor?" Mira gözlerini kırpıştırdı. "Bunu yapmış olamazsın Karan!" Karan tek kelime etmeden ona bakmaya devam edince öfkeden çıldırmış bir vaziyette eliyle beni gösterdi. "Ben babama bile söylememişken sen gidip salak bir hizmetçi parçasına en büyük sırrımızı nasıl söylersin?!"
Karan öfkeyle işaret parmağını kaldırdı ve Mira'nın yüzüne doğrulttu. Gözlerinin koyulaştığını, yüzünün gerildiğini gördüm. "Düzgün konuş!" dedi dişlerinin arasından. "Senin o hizmetçi parçası dediğin..." Nefesimi tuttum, zaman yavaşladı. "Benim hayatımdaki kadın."
Mira kurşun yemiş gibi irkildi, gözleri irileşti ve ağzından bilinçsiz bir, "Ne?" çıktı.
Tam şu anda arkada bir gerilim müziği çalmalıydı, eminim cuk diye otururdu. Dudaklarımı birbirine bastırıp çayımdan bir yudum daha aldım. Kaçmak istiyordum, bir yerlere saklanıp Mira beni bulana ve öldürene kadar oradan çıkmamak istiyordum ama oturduğum yerde kıpırdamaya bile korkuyordum.
"Duydun," dedi Karan demir gibi bir sesle. "Âlâ ile birlikteyim."
Mira bana baktı ve yaşlarla dolan gözlerinden ölümcül bir parlama geçti. "Bununla?" dedi titreyen sesine aldırmadan. "Bununla birliktesin, öyle mi?" Kahkaha attı. "Şakanın sırası değil Karan."
Tepkisiz bakışlarla gözlerine bakmaya devam ettim.
"Git buradan," dedi Karan. "Sabrım taşıyor. Benden de kızımdan da hayatımdaki kadından da uzak duracaksın. Her şeyi yıkarım ama Ceylin'i daha fazla kullanmana izin vermem."
Mira'nın gözünden bir damla yaş yanağına devrildiğinde gözlerini Karan'a çevirdi ve ağladığı halde ifadesin güçlü tuttu. "Kendimi de yakarım seni de. Ceylin'i evlat edinirken işlediğimiz tüm suçları bir bir itiraf ederim."
"Durma," dedi Karan kendinden emin bir ifadeyle. "Git ve yap."
Mira yumruklarını sıktı ve Karan'a doğru bir adım atıp aralarındaki mesafeyi kapattı. "Ateşle oynuyorsun."
Karan buz gibi bir gülümsemeyle Mira'ya baktı. "Ateşin ta kendisiyim."
Dizimi titretiyor, müdahale etmemek için yanağımın içini kemiriyordum zira fazla yakınlardı.
Mira gülümsedi, geri çekildi ve gözyaşlarını silip burnunu çekti. Kısa bir an bana baktığında az önce ağlayan kadın yoktu artık. "Kız arkadaşını iyi koru Karan," dedi damarlarımdaki kanın donmasına sebep olacak kadar tehlikeli bir sesle. "Bir köşede ölüsünü bulduğunda her şey için çok geç olmasın."
Ardından arkasını dönüp öfkeli adımlarla gözden kayboldu. Tüylerim şaha kalkmıştı, kalbim içeride buz tutmuş gibiydi. Nefes almaya çalışarak gözlerimi kapattım.
"Bir bok yapamaz." Karan bana dönüp sakin bir ifadeyle yanıma geldi. "Hiçbir şey yapamaz, Âlâ. Hayatını mahvederim onun."
Gülümsemeye çalıştım. "Korkmuyorum ki." Yalancıyı şey yapmıyorlar ya Âlâ.
Beni ayağa kaldırıp yüzümü avuçladı. "Yüzün bembeyaz." Kaşlarını çattı ama hemen ardından gülümsedi. Beni rahatlatmaya çalışıyormuş gibiydi. "Mira atıp tutmayı sever. Korkma. Nerede ne yaptığından her daim haberim var. Ne o ne de bir başkası senin bir kilometre yakınına dahi yaklaşamaz. İzin vermem."
Hafifçe başımı salladım. "Söylemek zorunda değildik aslında."
"Yerini bilecek," dedi net bir sesle. "Kafasına her estiğinde buraya gelip saçma sapan davranamaz. Ayrıca bugün öğrenmese yarın bir gün öğrenecekti."
Bir şey söylemedim. Karan beni kendine çekti ve yavaşça göğsüne bastırdı. Kokusuyla sakinleşerek ona sıkıca sarıldım. "Çok geç gelir misin bugün?"
Başını eğip saçlarımı öptü. "Birkaç toplantım var," dedi mırıltı gibi bir sesle. "Ama sen iste iptal edeyim."
"Yok," dedim derin bir nefes alarak. "Sadece çabuk gel, olur mu?"
Güldü. "Olur," dedi şefkatle. "Birdi iki oldu. Ne yapacağım ben bu iki nazlı kızla?"
🔥
Karan gittiğinde gergin bir şekilde salonda oturuyordum. Zara gelmiş, Ceylin'i de alarak yukarı çıkmıştı. Maya ile kahve içerken Mira ile yaşananları konuşmuştuk. Tabii can güvenliğimin tehlikede olduğunu söylememiştim. Sadece Karan'a saplantılı olduğunu biliyordu.
Karan gitmeden evvel bir adamı, elinde Maya ve benim telefonumun yanında bir de yeni alınmış son model iki telefonla yanımıza gelmişti. Şaşkınlıkla kalakaldığımızda Karan, Maya'nın telefonunun kırıldığını ve ona almışken bir tane de bana aldığını söylemişti. İkimiz de çok mahcup olsak da mutlu olduğumuzu inkâr edemezdim zira telefonlarımız beş yıllıktı ve son günlerini yaşıyordu.
"Ay ben alışamadım bu telefona," dedi Maya kıkırdayarak. "Orta tuşu varmış gibi parmak izimi okutmaya çalışıyorum hep!" Elindeki telefonu kurcalayıp duruyordu bir süredir.
Gülümsedim. "Alışırsın."
Maya telefonu havaya kaldırıp kendine tutarak ekrana poz verdi. "Kameraya bak abla! Aşırı iyi!" Bana bakıp sırıtarak alt dudağını dişledi. "Ben eniştemden razıyım ya!"
Başımı iki yana sallayarak güldüm. "Razı olman için telefon alması mı gerekiyordu? Adam hayatını kurtardı Maya."
"Ay lafın gelişi ya!" dedi Maya tatlı bir homurdanmayla. "Sadece telefonum çok eskiydi, donup duruyordu. Biliyorsun! Mutlu oldum işte."
Dalgın dalgın gülümsedim. Kardeşimin mutluluğu hoşuma gitmişti. Karan'a bu konuda minnettardım, her konuda olduğum gibi. "Seninle ne konuşacak acaba?"
"Bilmiyorum ki," dedi Maya kahverengi saçlarını tek omzunda toplarken. "Ben de çok merak ettim valla."
"Vardır aklında bir şey." Düşünceli bir şekilde başımı geriye yaslayıp tavana baktım. Kafam çok doluydu ve neyin içine düştüğümü henüz algılayabilmiş değildim. Zihnimde Mira'nın son sözleri yankılanıp duruyordu.
Kız arkadaşını iyi koru Karan.
Bir köşede ölüsünü bulduğunda her şey için çok geç olmasın.
Her kelimesini ezberlemiştim. Korkuyordum, evet. Gerçekten korkuyordum ama içimden bir ses yani Alelâde, Karan varken kimsenin bana bir şey yapamayacağını söylüyordu ve bu biraz olsun rahatlamamı sağlıyordu. Ha şunu bileydin.
"Yalnız seni bayağı kıskanıyor," dedi Maya pis pis gülerek. "Neydi o Ediz abinin geleceğini duyduğundaki tepkisi?"
Gözlerimi devirdim. Konu kıskançlık değil benim güvenliğimdi ama Maya bunu bilmediği için bu şekilde yorumluyordu.
"Ediz'le olan arkadaşlığımızı daha tam çözemedi, zamanla alışacak."
"Pek alışacak gibi durmuyor abla." Maya'ya da gün doğmuştu. Sabahtan beri dedikodusunu yapmadığımız bir Lale abla kalmıştı.
Onu azarlayarak susturmak üzere ağzımı açtım ama yanımda duran telefon alışık olmadığım bir ses seviyesiyle çalmaya başlayınca susup arayana baktım. Külüstür iPhone 7 Plus'ımdan sonra bunun sesi fazla yüksek gelmişti.
"Kim?" diye sordu Maya, telefonunu kurcalama işine geri dönmüştü.
"Kayıtlı değil," dedim telefonu elime alırken. Hattı yeni taktığım için numaralar kaydolmamış olmalıydı.
Aramayı yanıtlayıp telefonu kulağıma götürdüm. "Alo?"
"Âlâ."
Dudaklarım aralanırken kalbimin ritmi hızlandı ve gözlerim hızla Maya'ya çevrildi.
Arayan babamdı.
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum! Bol bol yorum yapmayı unutmayın! Öptüm!
-Ezgi