Bir önceki bölümün yorum sayısını yerim bakın! Çok mutlu ettiniz, hemen bölüm yazdım size. Çok uykusuzum, bölümü düzenlerken gözlerim kapanıyordu. Yayınlayıp hemen uyuyacağım ve uyandığımda o güzel yorumlarınızı okuyacağım 🤍 Aynı performansı bekliyorum sizden... Sözümü tuttum ama uykusuz kalışlarıma değsin olur mu?
Instagram: @ezgivani
@vanililatee
Diğer Kitabım: KASIRGA
🎧 Josh Makazo - Half of my Heart
🎧 Chris Grey - Burning in Desire
🎧 Pera - Yağmur
Keyifli okumalar!
Bazen sınırımı aştığımı biliyordum. Özellikle insan ilişkilerinde bunu çok fazla yapardım. Karşımdaki insanın mesafeli durmak istediğini fark edemezdim. Kimsenin sınırını anlayamazdım, kestiremezdim. İnsanların özel alanlarında ellerim cebimde, kafama göre dolaşırdım. Yakınlarım sık sık ikaz etmek zorunda kalırlardı ancak o uyarıyı yemeden anlamazdım ne yaptığımı. Sorular sorardım, şakalar yapardım, samimiyet gösterir; her şeyimi anlatırdım.
Bu huyumdan nefret ediyordum fakat değiştirebileceğim bir şey ne yazık ki değildi. Zira sınır tanımazlığımı, o sınırları çoktan geçmiş arazi içinde aylak aylak dolaşırken fark ediyordum. Aşılan sınırın gerisine yanlış bir izlenim vermeden dönmek de pek kolay olmuyordu. Bu sebeple beni gerçekten kabul eden çok az insan vardı hayatımda. Gerçi onların da tam anlamıyla kabul ettiğini pek söyleyemezdim ama yanımdalardı işte. En azından ucube olduğumu düşünerek benden kaçmamışlardı. Benimle arkadaş olmaktan gocunmamışlardı.
Genel anlamda bir sınırdan geçip gitmek benim için sonrasında hep utanç verici olurdu ancak şimdi daha farklı bir şeyden bahsediyorduk. Bu sefer sonrası utanmak kadar masum olmayacaktı.
Bu sefer geçtiğim o sınırın ardında hem cennet vardı hem cehennem. Hem aydınlık vardı hem karanlık. Hem tehlike vardı hem güven. Hem gülüşlerim vardı hem gözyaşlarım. Hem yaşam vardı hem ölüm. Hem siyah vardı hem de beyaz.
"Yeter. Yeter saçmaladığın. Madem öyle, madem yanmayı bu kadar çok istiyorsun; o zaman bundan sonra benimsin. Artık seçme şansın yok. Tam şu anda içeri girdin ve artık çıkışın yok."
"Ne?"
Fısıltıyla dudaklarımdan dökülen tek kelime buydu.
Söylediklerini o kadar beklemiyordum ki gerçekten duyduğumdan emin olamıyordum. Zihnimin içinde tekrar tekrar duysam da inanamıyordum. Bundan sonra benimsin. Seçme şansın yok. İçeri girdin ve çıkışın yok.
Nefesim tıkandı ve sertçe yutkunup gözlerimi açtım. Ürkek bakışlarımı kaldırıp gözlerine bakmaya çalışırken titriyordum.
Ne hissettiğimi bilemeyecek kadar karmaşıktım. Bildiğim tek bir şey vardı, zorlaya zorlaya açtığım o kapıdan içeri girmiştim ve artık dönmek yoktu. Hazır mıydım, bilmiyordum. Bu söyledikleri tam olarak ne anlama geliyordu bilmiyordum. Ne yaşayacaktım, bundan sonra hayatım nasıl olacaktı bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı: o da hayatımın bir bölümünün, Karan'ın sarf ettiği bu sözlerle kapandığıydı.
Ensemdeki elini sırtımdan aşağı kaydırıp belime yerleştirdiğinde kapalı gözlerini açtı ve sert bakışlarıyla buluştum. Belimdeki eli gerçek anlamda artık ona ait olduğumu anlatacak bir şekilde tenime gömüldü ve bedenlerimiz arada tek bir boşluk kalmayacak şekilde birleşti.
Nefeslerimi düzenleyemiyordum. Göğsüm şiddetle inip kalkıyordu. Omzuna koyduğum elim yavaşça aşağı doğru kaydı ve kol kasının üzerinde gevşek bir şekilde durdu.
Başını omzuma doğru eğdiğinde sıcak nefesini boynumda hissettim. "Bundan sonra," dedi bastıra bastıra. "Ben ne dersem o."
Yutkundum ve gözlerimi kapattım. Kıpırdayamıyordum. Heyecandan tir tir titremek dışında hiçbir tepki veremiyordum. Ne hissedeceğimi şaşırmış vaziyetteydim.
"Seni uyardım." Karan'ın belimdeki eli yukarı çıktı ve gömleğimi kenarı doğru sıyırarak omzumu açığa çıkardı. Dudaklarını önce boynumda sonra omzumda hissettiğimde kesik bir nefes aldım ve kolunun üzerinde duran parmaklarım benden bağımsız sıcak tenine gömüldü. "Seni çok uyardım ama anlamadın. Bundan sonra benim kurallarıma göre yaşayacaksın. Benim haberim olmadan adım atmayacaksın. Tek başına hiçbir yere gitmeyeceksin. Ben vermediğim sürece içtiğin suya, yediğin yemeğe bile dikkat edeceksin. Her an, her saniye tetikte olacaksın. Muayene ettiğin bir hastayla bile gerekmedikçe baş başa kalmayacaksın. Hayatına benden başka kimseyi almayacaksın. Kimseye güvenmeyeceksin, Âlâ. Benim dışımda hiç kimseye güvenmeyeceksin."
Ne diyeceğimi bilemiyordum, zaten bir şey de söyleyemezdim çünkü Karan tam şu anda omzuma öpücükler kondururken konuşabilmem mümkün değildi. Tam anlamıyla lâl olmuştum.
"Anlaşıldı mı?" diye sordu dudakları omzumdan boynuma, oradan da usulca kulağımın arkasına kayarken. "Şimdi son kez soruyorum sana. Son kez. Böyle bir hayatı gerçekten istiyor musun?"
Mantığım bana sesleniyordu. Alelâde de bas bas bağırıyordu bunu kabul etmemem için ancak o kadar derinden geliyordu ki sesleri, duyamıyordum. Duymak mı istemiyordum yoksa duyamıyor muydum ondan bile emin değildim. Duyabildiğim tek bir ses vardı ve kendisinin Alelâde olmadığına emindim. O ses öyle tiz bir çığlıkla, SENİ İSTİYOR diye bağırıyordu ki düşünmem gereken diğer önemli şeyler bana ulaşmıyordu. Karan da beni istiyordu.
Hafifçe kafamı salladım ve dudaklarımı araladım. "Seninleyken iyiyim."
Nihayet bir şey söyleyebilmiştim.
Karan'ın dudakları kulağımın arkasında duraksarken parmakları saçlarıma gitti ve onları tüylerimin ürpermesine sebep olacak bir dokunuşla omzumdan geriye doğru itti. "Pişman olacaksın ama geri dönüşün olmayacak. Bir kez daha düşün."
"Gidecek başka bir yerim yok."
"Evet," diye fısıldadı dudakları yeniden boynuma doğru ilerlerken. "Artık gidecek başka bir yerin yok."
Dudaklarımı ısırdım. "Güzel."
Fazla cesur davranıyordum ve bu cesaret nasıl gelmişti bilmiyordum. Tek bildiğim yaşanılan ne varsa gözümü açmıştı. Artık korkmuyordum.
Parmakları saçlarımda dolaşarak tekrar enseme ulaşırken omzuma derin bir öpücük bıraktı ve yavaşça geri çekildi. Gözlerimi açıp yüzüne baktığımda gözlerinin arzuyla koyulaştığını, yüzünün gerildiğini gördüm. "O halde bundan sonra uslu bir kız ol ve sözümden çıkma. Hayatında engellediğim ne varsa güvenliğin için olacak, seni kısıtlamak için değil. Sakın benimle bu konuda savaşmaya kalkma."
Dudağımın kenarı yukarı doğru kıvrılırken hafifçe omuz silktim. "Savaşacağım. Eninde sonunda senin dediğin olacak ama o kavgayı edeceğim. Çünkü ben özgürlüğüne düşkün bir kadınım."
Kaşları hafifçe kalkarken, "Özgürlüğüne düşkünsün ama bir aptal gibi bana geliyorsun," dedi hayret içinde. "Öyle mi?"
"Aptallık etmezsem istediğim yerde olmayacağım," dedim. "Benim olmak istediğim yer burası ve hayat mantıkla hareket etmek için fazla anlamsız. Bu hayata bir daha gelmeyeceğim, seninle bir daha tanışmayacağız, bir şansımız daha olmayacak. Hiçbir şey umurumda değil. Güvenliği için endişeleneceğim bir hayatım yok benim."
Karan nefesini üfledi ve tutkuyla derinleşen gözlerini dudaklarıma çevirdi. "Bana güveniyor musun Âlâ?"
İstemsizce dudaklarımı ıslatırken, "Kimseye güvenmediğim kadar," diye fısıldadım.
Gözleri yeniden gözlerime çevrildiğinde ifadesinin gevşediğini gördüm. "Büyük oynuyorsun," dedi.
Güldüm. "Söz konusu sen olduğunda küçük oynayamıyorum."
Kısa bir an gözlerini kapattı ve burnundan nefes vererek güldü. "Ne ara?" dedi yeniden yüzüme baktığında. Gözleri kısılmış, sorgular gibi bakıyordu. "Ne ara bu kadar ulaştım ben sana Âlâ?"
"Onun cevabı bende de yok." Derin bir nefes aldım ve arkamı dönüp pensete uzandım. "Şu dikişleri tamamlayayım."
"Pişman olacaksın," dedi ben yeniden ona döndüğümde. Sol omzunu bana doğru çevirdi ve başını iki yana salladı. "Çok pişman olacaksın."
"Onu o zaman düşünürüz," dedim umursamaz bir tavırla. İğneyi yeniden derisine batırdım ve bir dikiş daha attım. Beni izliyordu. "Mira'yla işler yolunda gidiyormuş?" Meraksız görünmeye çalışıyordum.
"Ceylin için deniyoruz," dedi.
Gözlerim hızla ona çevrilirken, "Neyi?" diye sordum.
Bana düz düz baktı. "Normal birer anne baba olmayı. Başka ne olabilir?"
İçimdeki rahatlamayı çaktırmamaya çalışarak bakışlarımı yeniden yarasına çevirdim. "Ceylin çok mutlu. Annesiyle zaman geçirdiği için. Mektubunda öyle yazmış."
"Farkındayım." Sabırsız görünüyordu, başını eğip omzuna baktı. "Ne kadar kaldı?"
"Az kaldı," dedim ve düğüm atıp bir dikişi daha tamamladım. "Birlikte uyumuşsunuz?" Daha aranızdaki şeyin ne olduğu bile belli değilken sence de hesap sorman ne kadar mantıklı Âlâ? Umurumda değildi, merak ediyordum.
Karan siniri bozulmuş gibi güldü ve başını eğip yüzüme bakmaya çalıştı. "Ne bu? Sorguda mıyım?"
Gözlerimi kısarak başımı kaldırdım ve kaşlarımı çattım. "Merak ettim. Ne var bunda?"
Ağır ağır başını sallayarak başka bir yöne baktı ve alaycı bir şekilde, "Merak," dedi. İnanmıyordu. Yeniden bana döndü. "Peki, gidereyim merakını o zaman. Birlikte falan uyumadık. Ceylin'le Mira uyuyacaktı ama kızım beni de yanında isteyince yatağın bir köşesine kıvrıldım. Ceylin uykuya daldığında da kalkıp gittim."
Yani Mira ile birlikte uyumamıştı. Gerçi Ceylin sabah uyandığında Karan'ın yanında olmadığını söylemişti ama ben bunu düşünmemiştim. Oh! Rahatladın mı Âlâ? Ben rahatladım da.
İlgisiz görünmeye çalışarak bir dikiş daha attım ve ne diyeceğimi bilemeyerek, "Hımm. İyi bakalım," dedim.
"Aldın mı istediğin cevabı?" dedi alaycı bir şekilde.
"Ne alaka ya? İstediğim bir cevap mı vardı? Yoktu. Sordum öylesine. Bana ne yani yoksa. Siz bir ailesiniz sonuçta, kızının annesiyle ne yaptığın beni ilgilendirmez ki." Nefesimi üfledim. "Ayrıca ben meraklı bir insanım. Bu tarz sorularıma alışsan iyi edersin. İlla altında bir sebep olacak diye bir şey yok. Sadece meraktan sordum yani. Başka bir şey olduğundan değil."
Güldü. "Sakin ol, başka bir şey düşünmedim zaten."
Son dikişi de atıp başımı kaldırdım. "Bitti."
Gözleri yüzümde gezindi. "Dikkat etmem gereken bir şey var mı?"
"Antibiyotikli krem süreceğiz sabah akşam," dedim çekmeceleri karıştırıp bulduğum kremi elime alırken. "Onun dışında ani hareket, ağırlık kaldırmaya çalışmak falan yok."
"Spor yalan oldu o zaman."
"E bir zahmet," dedim düz bir sesle. "İki hafta spor yapmayıver, erimez kasların."
Karan yavaşça ayağa kalktı. "Azarımı da yediğime göre artık özgürüm sanırım?"
"Dur!" dedim ve kremin kapağını açtım. "Krem sürüp üzerini bandajla kapatacağım."
"Duş almam lazım." Geri çekildi. "Kan ter içindeyim. Gerçek anlamda."
"Saçmalama!" Kaşlarımı çattım. "Yirmi dört saat duş yok sonra da su değdirmeden alabilirsin ancak."
Kaşlarını çattı. "Daha önce yaptım. Bir şey olmuyor."
"Karan!" dedim uyarı dolu bir ifadeyle yüzüne bakarken. Artık oturmadığı için boy farkımız yeniden ortadaydı. Başımı kaldırmak zorunda kalıyordum.
"Âlâ," dedi bana boş boş bakarak. "İlk defa vurulmuyorum, ilk defa dikiş atılmıyor."
"Mikrop kapabilir!"
"Kremi sürersin, bir şey olmaz," dedi ve ilerleyip çekmeceleri açtı. "Sıra bende. Otur."
"Ne?"
"Avuçların ve dizlerin kanıyor. Dudağın da."
"Hallederim ben." Boğazımı temizleyip yerimde kıpırdandım. "Gerek yok."
"Otur dedim."
Dakikalar sonra sedyede oturmuş Karan'ın yaralarımı temizlemesini izliyordum. Çorabımı çıkarttırmıştı. Önümde diz çökmüş, elindeki gaz beziyle hafif hafif dokundurarak dizlerimdeki yaraları temizliyordu.
"Acımıyor, değil mi?" diye sordu. Yüzü gergindi, gözleri yeniden sert bakıyordu.
Biraz sızlıyordu ama önemi yoktu. "Acımıyor." Gözlerim göğüs ve karın kaslarında; pazılarında dolaşıyordu ve buna engel olamıyordum.
"O soyunu siktiğime ölüm hediye oldu," dedi ifadesiz bir sesle. Kendi kendine konuşuyor gibiydi. "İşkence etmeliydim, derisini yüzmeliydim onun." Gözlerini kapatıp çenesini sıktı. "Sikeyim böyle işi, ilk defa düşünmedim. Söylediklerini duyduğumda gözüm döndü."
"Kes sesini yoksa ilk müşterin ben olurum!"
"Ne o? Beğenmedin mi beni? Emin ol yarından itibaren öyle iğrenç adamların altına yatacaksın ki beni mumla arayacaksın."
Karan'ın bunları duyduğunu biliyordum. Ortalığı inleten haykırışı kulaklarımdaydı hâlâ.
Birden o ana döndüm ve hissettiklerimi, korkumu hatırlayınca yüreğim sıkıştı. Derin bir nefes alıp avuçlarımı açtım ve kanı kurumuş irili ufaklı kesiklere bakıp, "Unutmak istiyorum," dedim.
Karan'ın eli yaramın üstünde duraksarken başını kaldırıp bana baktı. Gözleri kararmıştı. "Unutacaksın. Unutturacağım."
🌙
"Maya?"
Salon kapısından dışarı çıkıp verandaya ulaştığımda Maya'yı arıyordum ama burada bulacağımı düşünmemiştim. Duş almış, temizlenmişti. Üzerindeki kazak ve pantolondan kurtulmuştu. Pembe bir eşofman takımı giymişti. Elinde bir kupa tutuyor, düşünceli bir şekilde şimşirli yollara bakıyordu.
Başını kaldırıp bana baktığında kuru bir sesle, "Abla?" dedi.
"Ben de seni arıyordum. Duş al, temizlen diye." Gülümsedim ve karşısındaki koltuğa oturdum. "Lale abla halletmiş ama."
Hafifçe başını sallayıp gözlerini yeniden arka bahçeye çevirdi. "Çok iyi bir kadın. Anne gibi ilgilendi."
İç geçirdim. "Öyledir Lale abla."
Karan büyük bir özenle yaralarımı temizledikten sonra temizlenmek ve bu gecenin izlerini silmek üzere ikimiz de odalarımıza geçmiştik. Hızlı bir duş alıp çıktığımda ne giyeceğimi bilemeyince bir süre havluyla kara kara düşünmüştüm. Sonra bir anda Karan'ın aldığı tüm kıyafetlerin benimle birlikte gittiğini bilsem de dolabın kapağını açmıştım. Kesinlikle beklemiyordum ve tamamen öylesine yaptığım bir şeydi ama dolap yeni kıyafetlerle tekrar doldurulmuştu. Bunu şu an yapmış olamazdı, bu saate hiçbir yer açık değildi. Daha önce alınmış olmalıydı bu kıyafetler. Benim için yapmadığını biliyordum, buraya bir daha gelmeyeceğimi sanıyordu. Ki zaten kaldığım oda misafir odasıydı ama bu kadar kadın kıyafetini de kimin için aldığını düşünmeden edememiştim.
Üzerimde ince, göbeğimde biten, krem rengi bir bluz ve gri, bol bir eşofman altı vardı. Hava serin olsa da üşütmüyordu. Bahar mevsimini çok seviyordum.
Maya bana döndü. "Konuşmamız gerekiyor."
Bunun eninde sonunda gerçekleşeceğini biliyordum. Neyi nasıl izah edeceğimi bilmiyordum sadece. Aklında cevaplanmayı bekleyen çok fazla soru vardı, bunu kardeşimin yüzüne baktığım an okuyabiliyordum. Ancak o sorulara cevap vermek istemiyordum. Geçiştiremeyeceğim kadar fazla şeye şahit olmuştu ama her şeyi de tüm detayıyla anlatamazdım. Karan'ın hayatını ifşa edemezdim, onunla aslında nasıl tanıştığımızı söyleyemezdim. Tamam, Karan bu akşam gözümüzün önünde bir katliam yapmıştı ve benim bunu Maya'nın gözünde normalleştirmem gerekiyordu. İki ay önce biri sana gelip bir katili savunacaksın dese götünle gülerdin, biliyorsun değil mi?
Yerimde kıpırdanıp orta sehpanın üzerinde duran sigara paketine baktım ve uzanıp bir dal sigara çektim içinden. Kimin paketi olduğunu bilmiyordum, şu durumda düşüneceğim şey de bu değildi zaten. Masadaki çakmakla sigaramın ucunu tutuştururken hafifçe başımı salladım.
Maya gözlerini kapattı ve zorlukla bir nefes verdi. "Babamın kumar oynadığını biliyor muydun?"
İçime çektiğim dumanı üflerken hızla ona baktım. Kuşkulu, sorgulayıcı nehir gözlerini yüzüme dikmişti. "Ne?" dedim yüzümü buruşturarak. "Bilmiyordum tabii ki. Nereden çıktı bu?"
"Bilmem," dedi kaşlarını kaldırarak. "Ortadan kaybolmalarını annem gibi normal karşılayan sendin. Ben değil." Sakin kalmaya çalışıyordu ama zorlanıyordu.
"Saçmalama Maya," dedim hayret içinde. "Ben sadece alışmıştım. Böyle şeyler yaptığını tabii ki bilmiyordum."
"Annem bu yüzden intihar etti." Başını ağır ağır sallıyor, gözlerini karanlığa dikmiş yapbozun parçalarını birleştirmeye çalışıyordu. "Babamın yediği boku da borçlarını da biliyordu. Bu yüzden kıydı kendine, dayanamadı."
"Bunu bilemeyiz," dedim yumuşak bir sesle. "Bizim haberimiz yoktu, annemin bildiğini nereden çıkarıyorsun?"
Maya hızla bana döndü ve gözlerinin alev aldığını gördüm. "Sakın," dedi. "Sakın babamı aklamaya çalışma yine."
"Maya," dedim uyarı dolu bir sesle. "Kimseyi aklamaya çalıştığım yok. Neyin ne olduğunun gayet farkındayım ve inan bana hâlâ kendime gelebilmiş değilim. Sağlam kafayla düşünülecek şeyler bunlar. Şimdi değil."
Maya bir süre yüzüme boş bakışlarla baksa da en sonunda susup gözlerini yeniden boşluğa çevirdi. Derin bir nefes alıp başımı geriye attım ve bugün yaşadıklarımı düşündüm. Karanlık anılarla doluydu, unutmak istediğim bir gündü ama aynı zamanda hayatımın dönüm noktasıydı. Gelecekte bugünü güzel anmayı umdum.
Maya bacak bacak üstüne attı ve üstteki ayağını sallamaya başladığında çayından bir yudum aldı. "Ne var aranızda?"
Maya'dan bir şey kaçmaz. Kaçacağını sandıysan eğer elimde satılık bir Boğaz Köprüsü var, almayı düşünürsen diye söylüyorum. Bense yaşanılan onca şeyin arasından buna takılmasına şaşırmıştım. Kardeşimin dikkatini çeken şey gerçekten de Karan'ın saniyeler içinde onlarca adamı öldürmesi değil de ikimizin arasındaki o isimsiz şey miydi?
Başımı kaldırıp yüzüne anlamamış gibi baktım. "Kiminle?"
"Abla salağa yatma." Sorgu odasındaymışım gibi hissettiren bakışları doğrudan yüzüme bakıyordu. Tek kaşını kaldırdı. "Kimden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun."
"Bilmiyorum." Suç işlemiş küçük bir çocuk gibi koltuğa gömülürken sigaramdan kaçamak bir nefes çektim ve bakışlarımı kaçırdım. "Kim?"
"Abla!" dedi uyarı dolu bir sesle. "Buraya ulaşana kadar kimin kollarında küçük bir çocuk gibi durduysan ondan bahsediyorum! Ne var aranızda?"
"Of! Ne bileyim ben?" Nefesimi üfledim. "Ben bilsem ne olduğunu sana da söyleyeceğim."
Maya gözlerini kıstı. "Karan Ateş Soykamer'den bahsediyoruz," dedi imkansızmış gibi.
"Eee?" dedim kaşlarımı çatarak.
"Aklım almıyor. Neydi o? O adamlara ne yaptı öyle? Nasıl buldu bizi? Neden biricik sevgilisiymişsin gibi ilgileniyor seninle? Bu adam senin eski patronun; bize burs veren adam değil mi? Dahası da mı vardı? Varsa neden benim haberim yok? Ayrıca sen ne alaka ya? Ne alaka abla?"
Gözlerim rahatsız bir şekilde etrafta dolaşıyordu. "Konuşmak istemiyorum Maya," dedim soğuk bir sesle. Kırılıyordum.
"Abla," dedi Maya bacaklarını çözüp bana doğru eğilirken. "Bak, aranızda ne geçti ya da geçiyor bilmiyorum ama üzülmeni istemiyorum. Bu insanlar bizim boyumuzu aşar. Mantıklı düşün."
Açık açık söyleyemiyordu ama ne kastettiğini gayet iyi anlıyordum. Ne yapsın seni demek istiyordu.
Gözlerim onu bulurken kırgın bir şekilde gülümsedim. "Yakıştıramadın mı?"
Maya kısa bir an duraksadıktan sonra iç geçirdi. "Abla alınma bana salak gibi! Anlamaya çalışıyorum. Seni korumaya çalışıyorum." Başını iki yana salladı. "Ayrıca hâlâ dehşet içindeyim. Tamam, böyle zengin adamların kanun önünde bizimle eşit olmadığının; ayrıcalıklı olduklarının ve rahat rahat suç işlediklerinin farkındayım ama o adamları öldürdü abla! Sen bunu nasıl normal karşılayabiliyorsun? Öldürdü hepsini."
Donuk bakışlarla yüzüne bakmaya devam ettim. "Hak ettiler."
"Ne?" dedi Maya dehşetle harmanlanmış bir öfkeyle. "Abla sen ne saçmalıyorsun? Bu ülkenin polisi savcısı yok mu? Oldu o zaman, herkes ayağına basanı öldürsün!"
Yüzümün gerildiğini hissettim. "O adamlar Karan'ın ayağına basmadı yalnız, hatırlatırım. Onların Karan'la hiçbir alakası yoktu." Ona doğru eğildim. "O adamlar ne yapacaktı bize? Ne yapacaktı Maya? Açık açık duymak ister misin? Karan gelmeseydi başımıza neler gelecekti tane tane anlatayım mı sana?"
Maya'nın gözleri gözlerime bakarken duruşunun ve fikirlerinin çatırdadığını hissettim. Sertçe yutkunup gözlerini kaçırdı. "Biliyorum ama..."
"Kim kurtaracaktı bizi o adamların elinden? Polis mi? Savcı mı?" Kaşlarımı kaldırıp acımasız bir gülümsemeyle başımı iki yana salladım. "Sen çok hayal kuruyorsun! Fuhuşa zorlanan diğer kadınları kurtaran var mı? Var mı, söyle. Binde bir! Kırk yılda bir operasyon yaparlar. Üç beş tanesini içeri alırlar ama devamı gelmez! Binlerce kadın her gün tecavüze uğramaya devam eder!"
"Sus tamam!" dedi Maya söylediklerim alerji yapmış gibi irkilerek.
Ağır ağır başımı sallarken geriye yaslandım ve sigaramdan bir nefes çekip hızla üfledim. "Karan masum insanlara dokunacak bir adam değil. Yapması gerekeni yaptı. Anlıyorum, sarsıldın ama sakın Maya." Gözlerimi Maya'nın gözlerine diktim. "Sakın. Bu gece olanları kimseye anlatmayacaksın. Hiç kimseye."
"Abla-"
"Dinle," dedim sertçe. "O adam bugün bizim hayatımızı kurtardı. O olmasaydı ne halde olurduk duymak bile istemiyorsun ya! Susturuyorsun ya beni. Şimdi otur da Karan'a dua et. Kimseye söylemeyeceksin. Duydun mu? Eğer Karan'ın başını yakarsan yemin ederim o dilini koparırım senin."
Maya kulaklarına inanamıyormuş gibi bir süre öylece durdu ama ben aynı bakışlarla bakmaya devam edince nefesini üfleyerek, "Tamam!" dedi. "Nankör değilim. Adamın başını yakacak halim yok zaten."
Rahatlamış bir şekilde sigaramdan bir nefes daha çektim içimde.
"Ama anlat sen de," dedi kaşlarını çatarak. "Ne var aranızda?"
"Buna takılman da ayrı bir konu," diye homurdandım.
"Anlat işte. Kafam dağılsın, delirecek gibi hissediyorum zaten!"
Sıkıntılı bir şekilde dudağımı dişledim. "Bilmiyorum, sanırım birlikteyiz. Olmaya da biliriz. Ben de emin değilim. Bir isim koymadık."
"Nasıl yani?" Merakla kupayı orta sehpaya koyup bana baktı. "Abla açık açık anlatsana! Normalde susmazsın, bır bır konuşursun ama şimdi susasın tuttu! Resmen kelimeleri cımbızla alıyorum ağzından!"
Kararsız bir şekilde bir süre boş boş Maya'ya baksam da biriyle dertleşmem gerekiyordu artık. Olanları kimseye anlatamadığımdan içim şişmişti. Üçüncü bir kişinin yorumunu almalıydım. Hem kardeşime güvenebilirdim.
"Ben işten ayrılmadan önce öptü beni," diye başladım cümleme ama Maya neredeyse çığlık atarak yerinden sıçrayınca gözlerim irileşti. "Sus! Geri zekâlı, ne bağırıyorsun?"
"Ay heyecanlandım! Pardon." Kıkırdadı. "Ay demek öpüştün sonunda biriyle. Eee?"
Ona dik dik bakıp burnumdan soludum ve uzanıp masaya koyduğu kupayı aldım. Soğumaya yüz tutmuş bir papatya çayıydı. Bir yudum içtiğimde Maya sabırsız bir ifadeyle beni bekliyordu.
"Ben hâlâ ne hissettiğimi bilmiyorum. Emin değilim işte. Ondan da kendimden de. Tek istediğim yanında olmak, onsuzken boşluk var sadece." Durdum ve bakışlarımı boşluğa çevirdim. "Yani ne bileyim sıradan biri değil ki. Normal insanlar gibi tanışıp görüşüp ilişkiye başlamak onun gibi biriyle mümkün değil. İkimiz de hem kaçtık hem kovaladık ama bir türlü olmadı. Önce ben kaçtım, onu çok yanlış tanımışım çünkü. Sonra içini gördüm, o kalıplaştırdığım adam olmadığını gördüm. Öptü beni ama sonra o kaçtı. Beni korumak için kaçtı."
"Neyden?" dedi Maya kaşlarını çatarak.
"Öyle genel," diye yalan söyledim. "E zengin iş insanı... Zor bir hayatı var. İstemedi işte. Okuluna, hayatına odaklan dedi. Dediğini de yaptı. İkimizi de okutuyor bak." Maya gülümsedi. İç geçirdim. "Annemin mezarına ilk defa onunla gittim ben, biliyor musun?"
"Ne?"
"O da vardı," dedim durgun bir şekilde gülümseyerek. "O olmasa zaten yapamazdım. Karan çok destekleyici bir adam. Tek bir bakışıyla beni düştüğüm yerden kaldırabiliyor bazen."
"Abla..." Maya dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerim onu bulurken sigaramdan bir nefes daha çektim. Maya dudağını ısırıp gülümsemesini gizlemeye çalıştı ama başaramadı. "Sen aşık olmuşsun."
Sigarayı içen elim havada asılı kalırken gözlerim de Maya'nın yüzünde duraksamıştı. "O biraz abartı olur ya," diye mırıldandım ve aklıma soktuğu bu düşünceden silkelenmeye çalışırken sigarayı dudaklarıma götürdüm.
Maya gülümsedi. "Bana hafif kalırmış gibi geldi."
"Abartma," dedim kaşlarımı çatarak. Gri duman burnumdan ve dudaklarımdan dökülüyordu. "Hoşlantı diyebiliriz belki. Aşk demek için çok erken."
"Ne garipsin ya." Kıkırdadı. "Neyi saklamaya çalışıyorsun anlamıyorum? Her şey ortada?"
"Maya ben bu adamı sadece iki aydır tanıyorum. Aşık olamam. Aptal aptal konuşma."
Omuz silkti. "Aşkın zamanla alakası yok." Yüzüne dik dik bakınca ayaklarını bağdaş yaptı ve saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp, "Ee? Şimdi durum ne?" diye sordu.
İç geçirdim. "Okula başladığımdan beri hiç görüşmedik. Sözünü tuttu, hayatımdan çıktı. Bu gece karşılaşmasaydık muhtemelen asla gelmeyecekti."
"Nasıl yani?"
"Arkadaşımın yerine davete gittim çalışmaya. O da oradaydı. O sırada bir arbede çıktı işte. Saldırı..." Gözlerimi kaçırdım. "Bana oradan çıkmamı söyledi. Gece ile çıktık ama o esnada kaçırıldım. Bu olmasaydı asla gelmeyecekti."
Maya derin bir nefes aldı. "Şimdi ne olacak?"
"Sanırım bundan sonra beni yanından ayırmayacak." Başımı geriye attım ve karanlık gökyüzüne baktım. "Az önce öyle söyledi."
"Anlamadım? Neden?"
Başımı kaldırdım. "Artık benimsin dedi. Bu ne anlama geliyor sence?" Sorusunu es geçip kendi sorularıma cevap arıyordum. "Birlikte miyiz şu an sence? Nasıl davranacağımı bilmiyorum. Sorsam da çok saçma olacak şimdi." Sıkıntılı bir şekilde sigaramı söndürüp saçlarımı alnımdan geriye savurdum. "Ne zormuş erkeklerle uğraşmak ya?"
Maya kısa bir an düşünceli düşünceli bahçeye baktı sonra bana döndü. "Benimsin demek benimsin demek işte. Başka bir anlama gelmiyor. Asıl önemli soru şu ki: sen ona aitsin ama o sana ait mi?"
Durdum. Evet, asıl soru buydu.
"Bilmiyorum," dedim dalgın bir sesle. "Neyse. Zamanla göreceğiz."
Maya ayağa kalkıp yanıma geldi ve kollarını bana sarıp başını omzuma yasladı. "Mutlu olmanı çok isterim abla ama sakın kendini kaptırma. Üzülmeni istemiyorum."
"Merak etme," diye mırıldandım. "Kaptırmadım."
Bana daha sıkı sarılıp elimi tuttu. Kısa bir an düşüncelerin arasında savrulsam da aklıma gelen şeyle birlikte başımı eğip Maya'ya baktım. "Bana bak, sakın bu olanları bizimkilere söyleme. Karan'la aramda geçen hiçbir şeyi bilmesinler. Zamanı gelince, gerçekten emin olduğumda ben söyleyeceğim."
"Tamam," dedi Maya başını sallayarak. "Söylemem ama sen de bana her şeyi anlatacaksın bundan sonra. Bir şey saklamak yok, tamam mı?"
Güldüm. "Hayret ediyorum şu an. Başımıza taş yağacak!"
Maya dirseğini karnıma geçirip, "Abla!" dediğinde canım yandı ama gülmeye devam ettim.
🔥
Salona geçtiğimizde Karan hâlâ ortalıkta yoktu. Yarasına krem sürüp sargı beziyle üzerini kapatmam gerekiyordu. Uyumuş olamazdı, değil mi?
"Sen otur da ben bir Karan'a bakıp geleyim," dedim salonun çıkışına ilerlerken. "Krem sürmem gerekiyor yarasına."
"Tamam," dedi Maya koltuğa oturduğu sırada ama aklına bir şey gelmiş olacak ki başını kaldırıp aceleyle, "Abla!" dedi.
"Efendim?" dedim omzumun üzerinden kaşlarımı çatarak baktığımda.
"Telefonum yok, ne yaptılar bilmiyorum. Yağız'ı aramam lazım. Delirmiştir meraktan şimdi." Duraksadı ve ağzından kaçırdığı şeyi fark edince sertçe yutkundu.
Gözlerim kısılırken ona doğru ilerlemeye başladım. "Anlamadım? Kimi arayacaksın?"
Maya nefesini üfleyip sıçtım der gibi gözlerini kısa bir an kapalı tuttu. Sonra başını kaldırıp şirin şirin gülümsedi. "Şey, anlatacaktım sana ama bir türlü şey olmadı. Fırsat olmadı."
"Maya," dedim üzerine yürümeye devam ederken. "Yağız dediğin benim tanıdığım Yağız olmasın ablacığım. Sakın."
Kaşları çatılırken savunmaya geçeceğini anlayacağım bir bakışla ayağa kalktı. "Abla, Yağız eskisi gibi değil. Bak... zaten şu an aramızda ciddi bir şey yok. Sadece..."
Beni sakinleştireceğine daha da çıldırtıyordu. Kulaklarıma inanamıyormuş gibi gözlerim genişlerken, "Ne demek ciddi bir şey yok?" dedim yargıç gibi. "Maya! Ne demek bu?"
Maya köşeye sıkışmış gibi geri çekildi. "Abla her şeyi yanlış yorumlamak zorunda mısın ya? Yok öyle bir şey. Görüşüyoruz sadece. Bırakmadı peşimi ne yapayım? Her yerde karşıma çıktı. Ben de pes ettim."
"Sakın." İşaret parmağımı yüzüne doğrulttum. "Sakın bana onunla yattığını söyleme."
Maya yutkundu.
"Yattın mı?" Sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı. "Maya yattınız mı?"
"Hayır abla," dedi kısık bir sesle. Bakışlarını kaçırıp koltuğa oturdu. "Saçma sapan sorular sormasan?"
"Annemi mezarında ters mi döndüreceksin sen?" dedim öfkeyle. Nefeslerim hızlanmıştı. "Biz ona ne söz verdik?"
Maya burnundan soluyarak başını kaldırdı. "Abla. Annemin sebepleri vardı tamam, bu konuda bizi baskılamasını anlıyorum ama yani rahibe değiliz. Eninde sonunda bunu yaşayacağız."
"Evlenirsen yaşarsın, evet!" dedim sertçe.
Bana boş boş baktı. "Sen yaşamayacağını mı sanıyorsun? Adam otuz yaşında. Liseli aşıklar gibi mi takılacak seninle? Güldürme beni. O da isteyecek! Ne diyeceksin? Evlenmeden olmaz mı?"
"Yağız istedi yani? Ve sen de istediğini ona verdin? Öyle mi?!"
"Hayır abla! Yine istediğin gibi anlıyorsun. Ben sadece bu kadar kasmaya gerek olmadığını anlatmaya çalışıyorum."
Dişlerimi sıktım. "Kes sesini, uzatma." Neye öfkelendiğimi bile bilmiyordum. Bu konuda böyle düşündüğümün ve hassas olduğumun bile farkında değildim üstelik. Başkalarını yargıladığımdan ya da bunu yanlış bir şey olarak gördüğümden değildi. Annemin bizden tek bir isteği vardı. O da yaşadıklarını yaşamamamızdı. "Sakın bir hata yapayım deme Maya. Seni asla affetmem. Asla."
Maya gözlerini devirdi. "Bekâret kemeri de tak istersen?"
Kaşlarımı çattım. "Belki de geç kaldım?" Âlâ saçmalamaya başladın artık.
Öfkeyle ayağa fırladı. "Bunu seninle konuşmak zorunda değilim! Ben bir hata yapmadım ama senin şu zihniyette olman korkunç. Utanmasan bekâret testine sokacaksın!"
"Okulunu bitirip ayaklarının üzerinde duracaksın," dedim tane tane konuşarak. Yüz yüzeydik ve ikimiz de gözümüzü bile kırpmıyorduk. "Bir oğlanın peşinden gidip hayatını mahvetmeyeceksin."
"Bunu seks hayatı olan insanlar da yapabiliyor!"
Bir anda öyle bir öfkelendim ki hızla kolunu tuttum ve gücümü ayarlayamayıp canını acıtacak kadar sıktım. "Maya düzgün konuş! Düzgün konuş, çıldırtma beni! Kadını mezarında ters dön-"
"Âlâ?" Öfkeyle Maya'ya bağırırken arkamdan gelen tanıdık ses susmama sebep olmuştu. "Ne yapıyorsun? Ne bağırıyorsun kıza?"
Maya'nın gözlerimin içine bakan soğuk bakışları omzumun ilerisinden Karan'a çevrilirken gözlerimi kapatıp nefesimi üfledim ve, "Bir şey yok," dedim ona dönerek. "Konuşuyorduk."
Karan duş almış, temizlenmişti. Üzerinde siyah bir tişört, gri bir eşofman altı vardı. Saçlarını kurutmamıştı; kısa, dalgalı tutamları ıslaktı.
Ağır ağır yanımıza ilerlerken, "Bu nasıl bir konuşma şekli?" diye sordu kaşlarını kaldırarak. "Bırak kızın kolunu."
"Tartışıyorduk," diye düzelttim ve Maya'ya dönüp ters bir bakış attıktan sonra kolunu bıraktım.
Maya somurtarak koltuğa oturduğunda Karan yanıma geldi ve elini sırtıma koydu. "Rahat bırak kızı. Gel krem sür bana," dedi sırtımı usul usul sıvazlarken. "Benden çıkar sinirini."
"Kimseden sinirimi çıkardığım falan yok. Unuttuğu bir şey vardı, onu hatırlattım sadece." Maya'ya dönüp uyarı dolu bakışlarla baktım. "Ve bence gayet iyi anladı."
Maya kaşlarını çatarak öfkeyle yüzüme bakmaya devam etti. Ona son kez ters ters bakıp arkamı döndüm. "Gel Karan."
Atarlı adımlarım salonun çıkışına ilerlerken Karan'ın, peşimden ilerlemeye başlamadan evvel Maya'ya, "Sinirleri bozuk, takılma sen," dediğini duydum ve omzumun üzerinden ona dik dik bakıp, "Karan!" diye seslendim.
"Geliyorum," dedi ve istemsizce güldü. Maya da bunun üzerine kıkırdamıştı.
Sinirlerimi bozduğu yetmiyormuş gibi bir de gülüyordu salak salak, bu kız gerçekten dayak istiyordu. Hassasiyetini anlıyorum ama haksızsın Âlâ. Haksız falan değildim. O Yağız denen çocuğu tanıyordum. Serserinin tekiydi. Kardeşimi kullanıp bir kenara atacaktı. Konu Yağız değil, konu senin eski kafalı teyzeler gibi konuşuyor olman. Konu bizim annemize verdiğimiz sözdü. Annemin bizden tek bir isteği vardı o da onun yaptığı hatayı yapmamamızdı. Üstelik Maya daha on sekiz yaşındaydı. Hâlâ bir çocuktu. Yasal olarak değil, Âlâ. Yasalar umurumda değildi.
Bir hışım mutfağa girdiğimde ada tezgâha yönelip sürahiye uzandım. Sinirden kuduruyordum. Bana yalan söylüyor olabilir miydi? Hayır, söylemezdi. Maya ne olursa olsun doğruyu söylerdi. Belki de sadece yapmayı düşünüyordu ve tepkimi bu yüzden geri savurmaya çalışmıştı?
"Ne oluyor sana?" dedi Karan arkamdan mutfağa daldığında. Kendime bir bardak su doldurmuş kana kana içiyordum. "Niye üstüne gidiyorsun kızın? Zaten iyi değil."
Bardaktaki suyu bitirdiğimde nefes nefese kalmıştım. Zorlukla son yudumu yuttuğumda boğazımdan tuhaf bir ses çıktı. "Karışma," dedim kaşlarımı çatarak. "Hak etti bu tepkiyi."
Karan kaşlarını çattı. "Kardeşini hırpalayıp duruyorsun. Sinirlerin bozuk, anlıyorum ama bugün sen ne yaşadıysan o da aynısını yaşadı."
Hayret içinde baktım yüzüne. "Bugün yaşadıklarımın bir etkisi yoktu," dedim öfkeyle. "Başka bir konu. Uyarmam gerekiyordu onu."
Karan nefesini üfleyip iki adımda yanıma geldi ve ellerini iki yanımdan tezgâha yaslayarak beni bedeniyle tezgâhın arasına sıkıştırdı. Başını eğip yüzüme baktığında hafifçe gülümseyerek, "Çok hırçınsın," dedi. "Ama ne kadar sinirlenirsen sinirlen asla korkutucu görünemiyorsun. Keşke dışarıdan nasıl göründüğünü bilsen." Gözleri yüzümde gezinirken gülüşünü gizlemek için dudaklarını ısırıyordu.
"Dalga geçme," dedim yutkunarak. Duş jelinin mentollü kokusuyla karışan parfümü algılarımı tıkıyordu.
Başını eğip boynuma minik bir öpücük kondururken, "Yoksa ne yaparsın?" diye sordu ardından kokumu içine çekti.
"Karan," dedim heyecanla titreyerek. "Biraz daha krem sürmezsek yaran mikrop kapacak."
"Bir şey olmaz."
Ellerimi göğsüne yerleştirip onu hafifçe ittim. "Olur. Yeterince açık kaldı. Ölmek mi istiyorsun?"
Ellerini çekip sıkıştığım yerden çıkabilmem için alan açtığında sağa doğru kayıp az önce mutfak tezgâhına bırakıp gittiğim krem ve sargı bezinde uzandım. "Tişörtünü çıkar," dediğimde az önceki yakınlaşmamızın etkisini dağıtmaya çalışıyordum. Karan ensesinden tutarak tek hamlede tişörtü çıkarırken kremi ve sargı bezini alıp ada tezgâha bıraktım ve ellerimi iyice yıkadım.
"Çok su değdirmedin inşallah?" dediğimde bakışlarımı yarasında tutmak için savaşıyordum.
"Dikkat ettim ama değdi," dedi. Tezgâha yaslanmış, beni izliyordu. Parmağıma biraz krem alıp yavaşça yarasına değdirdiğimde hiçbir tepki vermiyordu. Dikkatli hareketlerle kremi yedirdim ve sargı bezini nazikçe üzerine yapıştırdım.
"En azından iki üç gün de olsa duş alma." Kremin kapağını kapatıp başımı geriye attığımda derinleşmiş gözleriyle beni izliyordu. "Kokmazsın iki gün yıkanmazsan."
"Tamam," dedi, dudağının kenarı yukarı doğru kıvrılmıştı. Neden bu kadar neşeliydi?
"Kimdi o adamlar?" dedim bir anda. "Neden sana ve Kaya'ya saldırı düzenlediler? Yavuz muydu bunu yapan? Yoksa Kartal mı?"
Ayrı kaldığımız iki ay içinde onu ne kadar araştırırsam kardeşini de o kadar araştırmıştım. 24 yaşındaydı. 2020 yılında Soy Holding'deki hisselerini satıp ortalıktan kaybolmuştu. Hakkında yapılan haberler bu yöndeydi, yurt dışına taşındığı iddia ediliyordu. Daha sonra 2021 yılının sonlarına doğru EAGLE adında bir ulaştırma ve lojistik şirketi kurmuş, 2023 yılına kadar hızla büyütmüştü. Nasıl bu kadar çabuk büyüdüğünü bilmiyordum ancak EAGLE, 2022 yılı en başarılı lojistik firmaları sıralamasında üçüncü sıradaydı.
Karan ile birkaç tane haber görmüştüm Kartal'ı araştırırken. O da ikisinin hiç yan yana görülmediğini, aralarında bir küslük olduğunu iddia eden haberlerdi. Özellikle Karan'ın Toprak denilen kuzeniyle -halasının oğlu- sık sık görüşürken kardeşiyle görüşmemesi basının gözünden kaçmamıştı. Bir tek babalarının cenazesinde çekilen bir fotoğrafları vardı yan yana. Siyahlar içinde giyinmiş iki kardeş yan yana duruyordu fotoğrafta. İkisinin de yüzü ifadesizdi, gözlerini siyah birer güneş gözlüğüyle gizlemişlerdi. Haberde iki kardeşin uzun bir zaman sonra ilk kez yan yana görüldüğünden bahsediyor, aralarındaki küslüğün Faruk Soykamer'in ölümüyle son bulmuş olabileceğini söylüyordu. Bense aralarındaki şeyin masum bir küslük olmadığının farkındaydım.
Karan gerilirken başını çevirip boşluğa baktı. "İkisi de değil."
Kaşlarımı çattım. "Başkası da mı var?"
"Aç mısın?" diye sordu bir anda bana dönerek. "Maya'ya yedirmişler ama sen yemedin bir şey. Ne yiyeceksin?"
Konuyu anında kapatmasına takılsam da üstelemedim. "Şimdilik canım bir şey istemiyor. Aslında az sonra uyusam iyi olur. Sabahın köründe hastaneye gideceğim."
Karan kısa bir an düşündü sonra, "Çok önemli bir işin yoksa gitme yarın, ben hallederim," dedi. "Dinlen."
Yarın dersim yoktu aslında ama hastamla ilgilenmem gerekiyordu. Sonuçları çıkacaktı, tedavisine başlamam gerekiyordu. Gitmezsem defterimi doldurmak için yeterli bilgi edinemeyecektim. Haftaya hasta sunumum vardı. "Gitmem lazım," dedim oflayarak. "Öyküsünü yazmak zorundayım. Hasta sunumundan çakarım yoksa."
Karan gülümsedi. "Çakmazsın. Ben arayıp hallederim, hastanla ilgilenecek olan kişi sana iletir her şeyi."
"Ekmel Hoca ağzıma sıçar," dedim bir an boş bulunarak.
Karan'ın kaşları çatıldı. "Hastane benim, ben izin veriyorum sana. Ekmel Hoca kim tam olarak?"
"Hastane senin mi?" Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. "Nasıl senin?"
"Benim işte Âlâ." Homurdandı. "Neyse, gitme yarın. Ben halledeceğim."
Karan tekrar tişörtü üzerine geçirirken, "İyi tamam," dedim sıkıntıyla. Ekmel Hoca'nın bunu umursayacağını sanmıyordum. Vakıf üniversitesinde tam burslu okuyor olsam da özel üniversitede okuyan öğrencilere gıcık olmuş bir devlet üniversitesi mezunuydu. Gözünde hepimiz parayla bir sıfır önde başlayan tiplerdik. Bu yüzden bazen tuhaf tuhaf laf çarpmaları oluyordu. Tam burslu olduğumu bilip bilmediğini bilmiyordum ancak garip bir kompleksi vardı bu konuda. Karan'ı duyduğunda da bana ayrı bir takmıştı zaten. Azarlayıp duruyordu, bıkmıştım artık.
"Patron."
Bakışlarımız mutfağa giren adama kaydığında yanlış anlaşılmasından korkarak işimi yeni bitirmiş gibi hızla geriye çekildim. "Tamamdır Karan Bey," dedim boğazımı temizleyerek. "Birkaç gün su değdirmeyin."
Karan'ın, adama çevirdiği bakışları bana dönerken, "Bey?" dedi düz bir ifadeyle.
Ona uyarı dolu bir bakış atıp arkamı döndüm ve anlamsızca buzdolabının kapağını açıp içine bakmaya başladım.
"Söyle Uğur," dedi Karan bu anlamsız gizlenmeme anlam veremeyerek.
"Küçükhanım," dedi. "Uyandı ve 'baba' diye ağlıyor. Sanırım kâbus görmüş."
Buzdolabının kapağını kapatıp hızla Karan'a döndüm. Kısa bir an bakıştık ve anlaşmış gibi mutfağın çıkışına doğru yürüdük.
Şifreli kata ulaştığımızda Karan hızla şifreyi girdi ve kapıdaki adamlara aldırmadan içeri daldık. Merdivenleri üçer beşer çıkarken Ceylin'in sesi bize kadar ulaşıyordu. Hıçkıra hıçkıra, konuşmaya çalışarak ağlıyordu. Merdivenin sonuna yaklaştığımızda onu çok fazla özlediğimi fark ederek adımlarımı hızlandırdım. "Ba-bamı isti-istiyorum b-ben!"
Karan hızla kapıyı açıp içeri daldığında arkasından ilerliyordum. "Babacığım?" dedi yumuşak bir sesle. "Ne oldu?"
Yatağa doğru ilerleyip oturur pozisyonda, iç çeke çeke ağlayan Ceylin'i kucağına aldı ve onu sakinleştirmeye çalışan Nika'ya döndü. "Sen çıkabilirsin."
Nika başını sallayıp kapıya yöneldi ve göz göze geldiğimiz anda kaşları çatıldı. Ona aldırmadım, yatağa doğru yürüdüm.
"Baba korkunç bir rüya gördüm!" Uyku sersemiydi, gözünü ovuşturuyordu bir yandan da. "Silah vardı, bi tane adam vardı. Sana çarpıyordu silahın içindeki şey. Kanıyodu baba!"
Bir an göğsüm öyle bir ağırlaştı ki nefes alamadım. Karan gözlerini kapattı ve şakaklarının kasıldığını gördüm. Kucağındaki Ceylin'e sıkıca sarılıp saçlarını öperken, "Sadece bir kâbustu," dedi yumuşak bir sesle. "Geçti."
"Çok ağladım, çok üzüldüm!" İç çekti. Minik eliyle Karan'ın tişörtünü avcuna almış sıkıyordu. "Gözlerin kapanıyodu baba uyuyodun hemen!"
Yutkundum.
"Geçti güzel bebeğim, iyiyim ben." Çenesini tutup başını kaldırdığında Ceylin'in gözleri hâlâ kapalıydı. "Ağlama artık."
"Korkuyorum baba!"
"Korkacak bir şey yok." Gülümsedi ve bana döndü. Bir metre geride durmuş onları izliyordum. "Boş ver şimdi rüyayı. Bak, sen uyurken kim geldi."
"Kim?" diye sordu Ceylin iç çekerek gözlerini açtığında. Bakışlarımız karşılaştığında kocaman gülümsedim. Yaşlı gözleri şaşkınlıkla irileşirken, "Âlâ?" dedi ve gözlerini kırpıştırdı. "Âlâ'm gelmiş!"
Kıkırdayarak yanına ulaştım ve onu Karan'ın kucağından aldım. "Mektubunu okudum," dedim o hem bacaklarıyla hem de kollarıyla bana sıkıca sarılırken. "Ben de seni çok özlemiştim. Dayanamadım geldim."
Ceylin bana sıkıca sarılmıştı. "Okulun tatil oldu mu?" diye sordu iç çekerek. Artık ağlamıyordu ancak iç çekmeye devam ediyordu.
"Hayır ama senin için bir güncük tatil ettim."
"Bir gün mü?" diye sordu Ceylin üzgün bir ifadeyle.
"Hayır. Âlâ artık hep bizimle kalacak," dedi Karan o esnada. Şaşkın bakışlarım ona çevrilirken bunu bilmiyor olamazsın der gibi yüzüme baktı. Söylediklerinden bu sonucu çıkarmadığımdan şaşırmıştım.
Ceylin benden ayrılıp yüzüme baktığında ışıl ışıl gülümsedi. "Hep mi?"
Şaşkınlıkla güldüm. "Öyleymiş!"
"Yaşasın!" Ceylin yeniden bana kocaman sarılınca kıkırdadım ve Karan'a baktım. Yüzünde minik, sıcak bir gülümseme; gözlerinde içimi kavuran bir ifadeyle bizi izliyordu.
"Hadi," dedi Karan göz göze geldiğimiz an toparlanıp ayağa kalkarken. "Uyuman gerek."
"İstemiyorum baba! Uykum kaçtı benim!" Ceylin kaşlarını çatarak babasına baktı. "Aşağı inelim!"
Karan bir süre Ceylin'e gözlerini kısarak baktı ama sonra güldü. "Saat kaç, haberin var mı? Çocuklar bu saatte uyuyor olmalı."
"Bi kerecik uyumiyim baba, yüpfen!"
Karan'a baktım. "Bir şey olmaz Karan. Zaten birlikte uyuyacağız bu gece. Biz uyurken uyur tekrar."
"İyi tamam," dedi Karan homurdanarak. "Ama bu sadece bir kereye mahsus! Alışmak yok, tamam mı?"
Ceylin hızlı, küçük bir hareketle başını salladı. "Söz!"
🌙
Ceylin kucağımda salona doğru yürürken önümüzden ilerleyen Karan'a, "Maya'nın da benim de telefonlarımız yok," dedim. "Ne yapacağız? Benimki davet salonunda kaldı ama Maya'nınkini ne yaptılar bilmiyoruz."
Başını salladı hafifçe. "Hallederim yarın."
"Âlâ? Bu abla kim?"
Gülümsedim ve salondaki koltukta oturarak bize bakan Maya'ya baktım. "Kardeşim. Sana bahsetmiştim ya."
"Elsa gibi olan mı?" diye sordu, hiçbir şeyi de unutmuyordu. Hafifçe başımı salladım. Ceylin heyecanla Maya'ya baktı. "Sen Elsa gibi misin?"
Maya, Ceylin'i gördüğü anda istemsizce gülümsemişti. "Öyle miymişim?"
"Evet, Âlâ da Anna gibiymiş!"
Maya'nın yanına oturduğumuzda Ceylin elini uzattı. "Benim adım Ceylin. Senin adın da Maya. Biliyorum çünkü Âlâ bana söyledi."
Karan tekli koltuğa otururken alaycı bir şekilde güldü. "Kayıt cihazı."
Kahkaha attım. "Gerçekten öyle. Hiçbir şeyi unutmuyor maşallah."
Maya da güldü ve Ceylin'in elini sıktı. "Çok memnun oldum Ceylin. Ne kadar güzel saçların var senin öyle. Prenses gibi. Pijamaların da çok tatlıymış."
Ceylin kaşlarını kaldırdı ve hoşnut bir şekilde gülümsedi. "Ben çünkü prensesim! O yüzden!"
Bir anda kanım kaynayınca Ceylin'i kucağıma yatırıp art arda öpmeye başladım. "Nesin sen?" Yanaklarını, gıdığını, boynunu, saçlarını, alnını art arda öpüyordum. Ceylin kıkır kıkır gülmeye başlamıştı bile. "Nesin? Prenses mi? Pamuk Prenses misin yoksa? Yoksa Rapunzel misin?"
"Âlâ kıdıklanıyorum!" Kahkahalarının arasından konuşmaya çalıştığında başını önüne eğip gıdığını kapatmaya çalışıyordu. "Yapma yüpfen!"
Durmadım. Doyana kadar öptüm. En sonunda sağ yanağını art arda birkaç kez öperken gülmekten nefesi tıkandı ve, "Ay!" diye bir ses çıkardı. Nefes nefese kalmıştı. "Beni yedin!"
Dişlerim kamaşıyordu. "Bu kadar tatlı olma o zaman. Yerim ben de."
"Hayır, bana kalmadı," dedi Karan tatlı bir homurdanmayla. "Yedin bitirdin kızımı."
Gözlerim onu bulduğunda kaşlarımı çattım. "Sen bir dur. Biz özledik birbirimizi çok. Girme aramıza!"
"Evet baba! Dur!" dedi Ceylin de bana katılarak. Minik elini göğsüme koyarak kucağımda doğrulmaya çalıştı. "Ben de Âlâ'yı yiyim biras!"
Karan kaşlarını kaldırırken pis pis gülümsedim ama tam o esnada Ceylin bir anda göğsümden ittirdi ve sırtım koltuğun minderine yaslandı. "Sıra bende!" dedi hevesle gülerek. Sonra bir anda eğildi ve beni öpücüklere boğmaya başladı. Artık kahkahalarla gülen bendim.
Kahkahalarım salonu inletirken Ceylin durmaksızın yüzümün her yerini öptü, öptü sonra bir anda durdu. Gözlerimi kırpıştırarak yüzüne baktığımda kaşlarını çatarak dudağımı incelediğini gördüm. Minik parmağını kaldırıp dudağımın kenarına dokunurken,"Burana ne oldu?" diye sordu.
"Önemli bir şey değil," dedim gülümsemeye devam ederek. "Minik bir kaza sadece."
"Acıyor mu?" Seyrek kaşları acıyla çatıldı.
"Acımıyor," dedim iç geçirerek. "Merak etme."
"Patron."
Bakışlarım kapıya kayarken Karan da kapıdan içeri giren Bartu'ya döndü. "Söyle."
Bartu gergin bir şekilde boğazını temizledi ve tereddüt ederek bize baktı. Kaşlarım çatılmıştı, midem endişeyle kasıldığında bu gece kötü gidecek tek bir şeye daha tahammülümün olmadığını düşünüyordum.
"Söylesene oğlum."
Bartu tekrar ona döndü ve iki yanında duran ellerini gergince açıp kapattı. "Kartal Bey geldi. Akşamki durumu öğrenmiş, seni görmek istiyor."
Şaşkınlıkla genişleyen gözlerim Karan'a çevrildiğinde Ceylin'in bir anda kucağımda, "Amcam geldi!" diyerek zıplamasıyla ikinci kez şok geçirdim.
Kartal'a amca mı diyordu? Yok artık! Bir insan amcasına nasıl amca der Âlâ? Şaşırdığım şey bu değildi. Ceylin'in, adını duyduğu anda sevinçle bağırmasıydı. Kartal'dan korktuğunu falan düşünüyordum çünkü.
Karan derin bir nefes alıp yavaşça üfledi ve Bartu'ya dik dik baktı. "Bu adama bir lakap takılmış değil mi? Kullanın arada bir."
"Pardon," dedi Bartu başını eğerek. "Bir anlık boşluğuma geldi patron."
Karan sıkıntıyla sakallarını sıvazlayıp kucağımdan inen Ceylin'e baktı. O esnada Ceylin benden kurtulup salonda zıplayarak, "Amcam geldi! Amcam geldi!" diye bağırmaya devam etti.
"Alın içeri," dedi ifadesiz bir sesle Karan ardından Bartu'ya döndü ve, "Uyarınızı yaptıktan sonra," diye ekledi bastırarak.
"Tamam patron," dedi Bartu ve ceketinin önünü ilikleyerek salonun çıkışına doğru koştu.
Tedirgin olmuştum. Bakışlarım Karan'a kaydığında hoşnutsuz bir şekilde başını iki yana sallayıp ayağa kalktı. Ağzının içinde bir şey söylemişti ama duyamamıştım. Kartal'dan ürküyordum. Normal değil mi? Adam sizi öldürmeye çalıştı. Evet ve Karan'ın onu nasıl içeri alabildiğini de anlamıyordum. Beni görecekti. Üstelik kardeşim de buradaydı.
Dönüp Maya'ya baktım. Dirseğini koltuğun koluna, başını da yumruğuna yaslamış Ceylin'i izliyordu. "Maya," dedim. "Sen uyu hadi. Çok yoruldun."
Maya bana baktığında iç geçirip başını iki yana salladı. "Uykum yok."
"Olsun," dedim panikle. "Dinlen."
"Abla uykum yok dedim, ne bu ısrar?"
"Ya ablacığım-"
Karan duvara dayalı konsoldan bir şişe viski alırken, "Âlâ," dedi ifadesiz bir sesle. "Sorun yok."
"Sorun yok mu?" dedim ona bakarak. "Sen unuttun sanırım ama ben unutmadım."
Karan doğrulup elinde şişe ve bardakla bize doğru ilerlemeye başladığında, "Unutmadım. Bir bildiğim var sadece. Ben sorun yok diyorsam yoktur," dedi.
Maya konuştuklarımızdan hiçbir şey anlamıyor, bir bana bir Karan'a bakıp duruyordu. "Ne sorunu? Neyi unutmadın?"
Karan solumuzdaki üçlü koltuğa oturup şişeyi ve kristal viski bardağını orta sehpaya bırakırken Maya'ya baktı. "Önemli bir şey değil."
Maya ikna olmamıştı ama üstünde durmadı ya da Karan'dan çekindi, bilemiyorum ama hafifçe başını sallayıp sustu.
"Pişt! Cırcır böceği!"
Bir erkek sesi duyduğumda başımı kaldırıp sahibine baktım ancak tam o anda Ceylin, "Amca!" diye bağırıp salonun girişinde duran kişiye doğru koştu.
Kartal üzerine doğru koşan Ceylin'i yarı yolda yakalayıp havaya kaldırırken kahkaha attı. "Uyumadın mı kız sen daha?"
Ceylin'i koltuk altından tuttu ve birkaç kez havaya fırlattı. İstemsice her havaya attığında irkildim ancak Ceylin çok mutluydu. Kahkahalarla gülüyordu.
Kartal, Ceylin'i bir kez daha havaya attı ancak bu sefer fazla yükseğe çıktığı için yerimden sıçradım. Neyseki tutmuştu.
"Yavaş," dedi Karan oturduğu yerden sert bir sesle. "Düşüreceksin."
Kartal, Ceylin'i tek eliyle kucağında tuttuğunda tıpkı abisine benzeyen badem şeklindeki kızıl kahve gözleriyle Karan'a baktı ve dudağının kenarı alaycı bir şekilde yukarı kıvrıldı. "Aaa! Sen de mi buradaydın Big Boss? Pardon, Cırcır Böceği dikkatimi dağıttı da."
Ceylin kıkırdadı. Karan cevap vermedi, gözlerini devirip kendine bir bardak viski doldurdu. Gergin bir şekilde oturduğum yerden onları izliyordum.
Kartal, internetteki fotoğraflarından daha farklı görünüyordu gerçekte. Fotoğraflarda kısa boylu görünürken gerçekte daha uzundu. Karan'la hemen hemen aynı boydaydı. Kahverengi saçları Karan gibi kısa ve dalgalıydı ancak daha soğuk bir kahverengiydi. Karan gibi esmer değildi; teni açık renkti. Sağ kaşı façalıydı. Burnu küçük ve top şeklindeydi. Sağ yanağında, elmacık kemiğinin üstünde ne olduğunu seçemediğim küçük bir dövme vardı. Karan'ın aksine sakalı yoktu ve hiç çıkmıyormuş gibi görünüyordu. Sanırım bu yüzden ona Köse diyorlardı. Yapılı bir vücudu vardı. Beyaz tişörtünün altından bileğine kadar uzanan dövmelerle kaplıydı kolları. Boynu da dövmelerle kaplıydı.
Gözleri Karan'ınkine benzese de içinde barındırdığı o haylaz parlama yüzünden aynı şekilde bakmıyordu. Karan'ın bakışları genellikle gergindi ama Kartal'ın bakışlarında ürkütücü bir parlama vardı.
"Amca biliyo musun benim oyun evim var artık! Seninle orada oynayalım mı?"
Kartal yeniden Ceylin'e dönüp sırıttı ve burnunu burnuna sürttü. "Oynarız bücür oynarız ama senin bu saatte uyumuş olman gerekmiyor muydu?"
"Kâbus gördüm," dedi Ceylin başını Kartal'ın omzuna yaslayıp boynuna sarılarak. Nazlanıyordu. "Çok korktuğum için uyuyamadım."
Kartal yapay bir endişeyle, "Yapma ya!" dedi ve dudaklarını büktü. "Kim korkuttu benim Cırcır Böceği'mi uykusunda? Söyle de gidip kulaklarını çekeyim onun."
"Bi tane adam," dedi Ceylin durgun bir sesle. "Babama silah tuttu ve sonra pat diye patladı silah ve babamın karnı kanadı. Ben baba diye bağırdım ama babam yanına gittiğimde uyumuştu."
Kartal kısa bir an duraksadı ve Karan'a baktı. Karan geriye yaslanmış, viskisini yudumluyordu ve boş bakan gözlerini Kartal'a dikmişti.
Kartal toparlanıp muzip bir kahkaha attıktan sonra, "Kızım senin babana kimse bir şey yapamaz, korkma," dedi ve Ceylin'in sırtını sıvazladı. "Süper kahramanlara bir şey olduğu nerede görülmüş?"
Ceylin kıkırdadı. "Babam süper kahraman mı?"
"Evet. Süper kahraman. Adı da var hem, ne biliyor musun?"
Ceylin merakla amcasının yüzüne baktı. "Ne?"
"Adıya-Man," dedi Kartal muzip bir şekilde ve ardından bir kahkaha patlattı. Ceylin anlamayarak yüzüne bakıyordu.
O esnada Maya da dayanamayarak kıkırdayınca dönüp ona ters bir bakış attım. Bu bakışıma anlam veremedi ama dudaklarını birbirine bastırıp sustu. Karan'ı yokladım ve çok komik amına koyayım der gibi kardeşine baktığını gördüm.
"Ne?" dedi Kartal, Karan'ın bakışlarını fark edince. "Komikti."
Karan sabır dilenir gibi viskisinden bir yudum daha aldığında Kartal'ın bakışları bize kaydı ve ben o haylaz parlama yüzünden biraz daha gerildim. Kaşlarımı çatıp dik dik bakmamak için kendimle savaşıyordum. Gözleri gözlerimle buluşurken hafifçe kısıldı, dudaklarındaki gülümseme genişledi ve kısa bir an da Maya'ya baktıktan sonra Karan'a döndü. "Misafirin mi var?" Tekrar bize baktı. "Merhaba."
Maya kibarca, "Merhaba," diye mırıldanırken ben hafif, tembel bir tebessüm ederek kafamı sallamakla yetindim.
Karan başını çevirip Kartal'a bakarken yüzünde tek bir ifade yoktu. "Misafirim değiller."
Kartal'ın kaşları havaya kalkarken bakışları Karan'a çevrildi ve adımları bize doğru ilerlemeye başladı. Gergin bir nefes alıp kollarımı göğsümde bağladım ve sırtımı koltuğa yasladım.
"Bir dakika Cırcır Böceği." Kartal, Ceylin'i kucağından indirip yere bıraktı ve bize döndü. "Abimin beni bu güzel hanımefendilerle tanıştırmaya niyeti yok belli ki. Ben kendimi takdim edeyim. Adım Kartal. Memnun oldum."
Elini uzattığında önce birkaç saniye eline baktım ama sonra istemesem de kollarımı çözüp elini sıktım. "Âlâ. Ben de memnun oldum."
Kartal tuttuğu elimi ters çevirip hafifçe eğilerek üzerine nazik bir öpücük kondurdu ve yüzüme haylaz bir gülümsemeyle baktı. "Ne güzel adınız varmış. Anlamı gibi."
Rahatsız hissederek elimi çekerken, "Teşekkürler," diye mırıldandım. Bu adam beni çok huzursuz ediyordu ama hiç beklediğim gibi de çıkmamıştı. Ben daha kanlı bir tanışma hayal etmiştim. Üstelik Ceylin'le olan ilişkisi de beni bozguna uğratmıştı. Karan'a karşı da beklediğim tavrı sergilemiyordu. Bu nasıl bir düşmandı?
Kartal yavaşça Maya'ya döndü ve elini ona uzattı. Maya çekingen bir şekilde elini sıkıp yüzüne baktığında da bir anda diğer elini yüzüne siper edip hafifçe, sanki bir şey çarpmış gibi geri çekildi. "Ah! Güneş batmamış mıydı? Bu gözümü alan şey de ne böyle?" Elini yüzünden çekip Maya'nın yüzünü inceledi ve çarpık bir şekilde gülümsedi. "Hah! Bu adını bilmediğim hanımefendinin gözleriymiş."
Ona hayret içinde bakıyordum ama Maya bir kez daha kıkırdayınca şaşkınlıkla irileşen gözlerim kardeşime çevrildi. Bu aptal adamın nesine gülüyordu?
"Maya... Adım yani."
Tekrar güldü ve Kartal'ın elinin üstüne kondurduğu öpücüğü izledi. "Memnun oldum Maya."
"Ben de memnun oldum."
Karan'a baktım. Umutsuz bir vakaymışcasına kardeşini izliyordu. Bu laubali hareketlerine alışkındı sanki, benim aksime şaşırmış görünmüyordu.
"Bana oyuncak aldın mı amca?"
Kartal başını eğip bacağını tutmuş, siyah pantolonunu çekiştiren Ceylin'e baktığında, "Sana oyuncak ala ala iflas ettim amcam, daha ne istiyorsun benden? Donumu da vereyim de rahatla," dedi bıkkınlıkla.
"Ama!" dedi Ceylin kaşlarını çatarak. Melül melül bakıyordu, Kartal'ı görebilmek için başını kaldırmıştı. "Yüpfen alsaydın keşke."
Kartal gülümsedi ve eğilip Ceylin'i tekrar kucakladı. "Bana şu bakışı atarak her şeyi yaptıracağını nasıl da biliyorsun ama. Senin bir çocuk olmadığını biliyorum Ceylin, herkesi kandırabilirsin ama beni asla. Artık itiraf et. Sen sosyopat bir cücesin."
Neredeyse gülecektim bu yüzden yanağımı sertçe ısırdım. Maya yanımda sessizce gülüp duruyordu zaten. Elimin tersindeydi.
"O ne?" dedi Ceylin kaşlarını çatarak. "Pamuk prensesin cücesi mi?"
Kartal ilerleyip tekli koltuğa oturdu ve Ceylin'i de dizine oturttu. "Boş ver şimdi onu bunu sen. Bağır bakalım 'Hüseyin' diye."
Ceylin birkaç saniye anlamayarak Kartal'ın yüzüne baksa da en sonunda, "Hüseyin!" diye bağırdı ve saniyeler içinde takım elbiseli, genç bir adam kucağında oyuncaklarla içeri girdi.
Kaşlarım çatılırken Karan'a baktım. Daha önce defalarca kez izlediği bir televizyon şovunu izler gibiydi. Sakince viskini yudumluyordu.
"Vaov!" dedi Ceylin heyecan ve sevinçle Kartal'ın kucağından inerken. "Bana bir sürü oyuncak mı aldın?" Büyülenmiş gibiydi. Koşarak Hüseyin'in yanına gitti ve oyuncakları yere bırakmasını izledi. Ardından hevesle paketlerini açmaya çalıştı ama başaramadı. Hüseyin ona yardımcı olurken bizi çoktan unutmuş, oyuncakların dünyasına kapılıvermişti.
Kartal bir süre Ceylin'e baktı ardından Karan'a döndü. "Sen ne kinci bir herifsin ya? Elli kere aradım!"
Karan ifadesiz bakışlarını Kartal'ın yüzünde tutarak kaşlarını kaldırdığında, "Hayırdır?" diye sordu ve bir gözünü kırpıp hafifçe başını iki yana salladı. "Telaş mı yaptın?"
Kartal alaycı bir şekilde güldü. "Telaş yapmamı mı istiyorsun? Yaparız."
"Hayırdır Kartal Hayırdır?" dedi Karan gayet ciddi bir şekilde. "Derdin ne?"
Kartal geriye yaslandı ve alaycı gülüşünü tutmak için dudaklarını büzerek kısa bir an Ceylin'i yokladı ardından ayağını dizinin üzerine bileğini yaslayacak şekilde attı. "Yaşıyor musun diye merak ettim. Tüm ülke öldüğünü sanıyor." Alçak sesle konuşmuştu.
"Gördüğün gibi," dedi Karan düz bir ifadeyle.
"Rabbime şükürler olsun, Allah seni başımızdan eksik etmesin abim!" Sırıttı.
Bu alaycı ifadesi içimi ürpertiyordu. Tutup da birine teşhis koyacak bir birikimim yoktu ancak psikopat ya da sosyopat olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Karan ona düz düz bakarken Kartal bakışlarını bize çevirdi. "Hanımlar, merakımı mazur görün ama tam olarak kim olduğunuzu acayip merak ettim."
Ne diyeceğimi bilemeyerek Karan'a döndüm. Biten viskisini yenilemek için öne doğru eğildiğinde başını kaldırmadan kardeşine baktı. "Âlâ," dedi ifadesiz bir sesle. "Hayatımdaki kadın."
Maya da ben de şok içinde Karan'a baktığımızda Kartal'ın da şaşırdığını görebiliyordum. Gözleri hızla beni bulurken ben şaşkınlıkla yutkunmaya çalışıyordum. Hayatımdaki kadın mı demişti o? Hayatındaki. Karan'ın hayatındaki. Kadındım ben? Karan'ın hayatındaki kadın? Ben? Kadın? Hayatındaki? Karan'ın?
"Vay!" dedi Kartal yüzü bir anda şaşkınlığından arınıp aydınlanırken. "Yengem yani!"
Karan viski bardağını yarısına kadar doldurup geriye yaslandı. "Ne dersen artık."
"Heyt be, abime bak!" Kartal sırıtarak ayağa kalktı ve yaylana yaylana yürüyüp Karan'ın yanına oturdu. Viski şişesine uzandığında kısa bir an bana bakmış, göz kırpmıştı. "Buna içilir işte. Mira biliyor mu?"
"Henüz değil."
Karan'ın beni hayatına aldığını biliyordum, evet ama aramızdaki ilişkiye bu kadar hızlı bir şekilde isim koyacağını tahmin etmemiştim. Üstelik bunu daha iki ay önce peşimize adam takan Kartal'a söylemesi çok tuhaftı. Bir bildiği olmalıydı, bunun altında başka bir şey olmalıydı. Mira'ya da mı söyleyecekti? Neden herkese duyurmaktan gocunmuyordu, hani can güvenliğim yoktu? Hani beni onun yanında görürlerse başıma bela alırdım? Ben tüm bunları söylediği için beni elinden geldiğince gizleyeceğini düşünmüştüm. Vardır bir bildiği.
"Of! Öğrendiğinde fena delirecek!" Kartal güldü ama hemen ardından gülümsemesi soldu ve homurdandı. "Yine benim başıma bela olacak amına koyayım!" Bize baktı. "Pardon. Ağzımdan kaçıverdi."
"O ne demek?" diye sordum pat diye. Bir anda sormuştum. "Başıma bela olacak derken?"
Kartal yüzünü buruşturdu. "Mira'yı severim ama bazen harbi bıktırıyor adamı. Bizim Adıya-Man onu düzenli olarak reddediyor o da gelip benim başımı şişiriyor." Karan'a baktı. "Bıktım sizden! Başka işim yokmuş gibi bir de senin arkanda bıraktığın gözü yaşlı kadınları avutuyorum." Bana dönüp sırıttı. "Bu herif sıkılıp seni de terk ederse gelip benim omzumda ağlayabilirsin. Başka işim yok zaten benim şu hayatta."
"Kadınlar?" dedim son söylediğine aldırmadan, kaşlarımı kaldırmıştım. Âlâ sus, daha ilişkiniz resmi olarak başlayalı üç dakika olmadı. Sonra başlarsın kıskançlık krizlerine. Sıkılmak? Bu ne demekti?
"Aman lafın gelişi!" Kartal elini sinek kovar gibi sallayıp viski şişesini kafaya dikti. "Eee anlatın bakalım. Nasıl tanıştınız? Ne ara oldu? Hiç haberimiz yok."
Karan ona yandan, boş bir bakış attı. "Siktir git Kartal."
Duyuyor mu diye Ceylin'i yokladım ama Hüseyin'le birlikte kıkırdayarak oyun oynuyordu.
"Yahu ne var? Merak ettim işte." Bana döndü. "Sen anlat bari yenge. Meraklı bir adamım ben. Merak ederim böyle şeyleri. Özellikle çiftlerin tanışma hikayelerini acayip merak ediyorum. Herkese sorarım. Anlatmayan olursa aramı açarım. Çok ciddiyim bak."
Karan homurdanarak bana döndü. "Şu çok konuşan yay burcu tanıdığımın kim olduğunu görmüş oldun."
Kaşlarımı kaldırarak Kartal'a baktım. "Burcun yay mı?"
Sırıttı. "Evet? Noldu ki?"
İstemsizce güldüm. "Hiç."
Kartal gözlerini kısarak Karan'a döndü. "Sen yine bana laf mı soktun da ben anlamadım?"
Karan ona boş boş baktıktan sonra viski bardağındaki tüm içkiyi tek seferde içti ve ayağa kalktı. "Dışarıda konuşalım seninle bir."
"Ama nasıl tanıştığınızı anlatmadınız?" dedi Kartal masum masum tepesine dikilen Karan'a bakarken.
Karan başını eğip burnundan nefesini üfledi ve, "Pijama partisi de yapalım mı amına koyayım? Mısır da patlatırız. Birbirimize oje sürerken anlatırım, olur mu?" dedi bıkkın bir öfkeyle.
Kartal yüzünü buruşturdu. "Muhabbet de edilmiyor bu herifle. Ne olur yani anlatsan? Erilliğinden mi eksilir?"
"Sevgilimle nasıl tanıştığımı anlatacağım son insan bile değilsin." Karan bahçe kapısına doğru ilerlemeye başladı. "Gel, ben muhabbet edeceğim seninle dışarıda."
Kartal, Karan'ın arkasından komik bir tiksintiyle gidişini izleyip bana döndü. "Kaç kızım kaç!" dedi dedikoducu teyze taklidi yaparak. "Bu herif hep böyle! Hep böyle huysuz, meymenetsiz, memnuniyetsiz! Yol yakınken kaç!"
Maya kıkırdarken ben de gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum. "Sen de az kaşınmıyor değilsin Kartal," dedim.
Bana esprili, küçümser bir bakış atıp ayağa kalktı. "Seninle çok güzel laf dalaşına girerdim de neyse. Gideyim de dövmesin beni ağabeyim!" Arkasını dönüp gitmek üzere iki adım attı ama sonra bir anda durup bize döndü. "Tamam, sen abimin manitasısın. Onu anladım... da." Maya'ya baktı. "Sen kimsin?"
"Kız kardeşim," dedim gözlerimi yüzüne dikerek.
"Hımm," dedi dudağını büzüp kaşlarını kaldırdığında. "Hiç benzemiyorsunuz." Ardından arkasını döndü ve bahçeye çıktı.
"Deli mi ne?" diye söylendim arkasından.
Maya kıkırdadı. "Bence çok kafa ya! Bayağı sevdim ben. Komik çocuk."
Tabii, kardeşimin hiçbir şeyden haberi yoktu. Kartal'ın nasıl bir manyak olduğunu bilmiyordu. Gerçi ben de o gece o arabada olmasaydım şu halini tanıyarak buna asla inanmazdım. Gayet neşeli, esprili ve iyi biri gibi duruyordu. Aralarındaki problem neydi bilmiyordum ancak toksik bir abi-kardeş ilişkisine benziyordu ve içimden bir ses Kartal'ın bu halinin arkasında bambaşka bir yüzünün olduğunu söylüyordu. Evet, öyle söylüyorum.
🔥
Yaklaşık bir saatin sonunda Kartal ve Karan dışarıda her ne konuştularsa, geri döndüklerinde Kartal gergin görünüyordu. Hatta gergin değildi, gözleri öfkeyle parlıyordu. Yerinde duramıyormuş gibi bir hali vardı, bir an önce çekip gitmek istiyor; sanki bir yere yetişmesi gerekiyordu. Histerik bir telaşla yarım bir veda edip evden çıkmıştı. Öyle aceleci ve sabırsızdı ki Ceylin'le bile doğru düzgün vedalaşamamıştı.
Maya esneyerek artık uykumak istediğini söylediğinde Karan, Nika'yı çağırmış, Ceylin'i de oyun odasına götürmesini söylemişti. Biz uyumaya gidene kadar Ceylin oyun odasında Nika ile oynayacaktı.
Herkes gittiğinde koca salonda baş başa kalmıştık ve oturduğum koltuğa sinmiş Karan'a bakıyordum. Telefonunda bir şeyler yapıyordu, Ceylin'i gönderdikten sonra oturmamıştı. Ayakta duruyor, birine bir şeyler yazıp duruyordu.
Bir şeyler döndüğü kesindi ancak ne olduğunu sormak istemedim. Bugün yeterince stres yaşamıştı, üzerine gitmeyecektim. Yavaşça ayağa kalktım ve bir sigara içmek üzere minik adımlarla bahçe kapısına ilerledim ama hali hazırda kapının yanında bekleyen Karan bir anda kolumu tutup beni durdurdu. "Nereye?"
"Sigara içeceğim," dedim keyifsiz bir şekilde. Modum düşmüştü. "Gel istersen?"
Telefonunu koltuğa savurup elini omzuma attı ve beni kendine çekip başımın üstünü öptü. "Viski sever misin?"
"Bir şeylerle karıştırarak içmeyi severim ama bu gece içmeyeyim."
"Neden?"
"Ceylin'e kokar şimdi. Çocuk rahatsız olmasın."
Verandaya çıkıp koltuklara yöneldiğimizde Karan beni bırakmadı. Yavaşça koltuğa oturdu ve kolumu tutup beni nazikçe çekerek yan bir şekilde dizine oturmamı sağladı. Kalbim heyecanla çarparken ne yapacağımı bilemeyip ona döndüm ve hafifçe gülümsedim. Bacaklarım iki bacağımın arasından yere sarkmıştı; ellerimi kucağıma koymuştum.
"Başka bir şey içmek ister misin?" diye sordu gözleri yüzümde gezinirken.
"Yok ya, uyuruz zaten birazdan," dedim rahat görünmeye çalışarak. Sonra usulca nefesimi üfledim ve başımı çevirip amaçsızca etrafı incelemeye başladım. "Havalar ısındı sonunda ya. Cemre düşmüş galiba bir yerlere."
"Aynen," dedi Karan. Hâlâ beni izliyor, sanki aklımdakileri okumaya çalışıyordu.
"Bartu da maşallah, iyi toparlamış iki ayda." Ağır ağır başımı salladım. "Koral nerede bu arada? Hiç görünmüyor?"
Bakışlarımı ona çevirip merakla yüzüne bakmaya başladığımda Karan mırıltı gibi bir sesle, "Âlâ," dedi.
İsmimi ondan duymayı çok seviyordum. Çok güzel söylüyordu. Hele bazen böyle mırıldanır gibi, alçak bir sesle söylediğinde içim içime sığmıyordu. Adıma aşıktım ama sadece ondan duyduğum anlarda.
"Hım?"
Başını geriye yaslayıp yüzümü izlemeye devam ederken yorgun bir şekilde gülümsedi. "Konudan konuya atlamaya başladığına göre bana söylemek istediğin bir şey var. Dinliyorum."
"Benim mi? Yoo. Muhabbet etmeye çalışıyordum öyle." Bakışlarımı kaçırdım. Gergindim. Kucağında oturuyordum, az önce beni kardeşine hayatındaki kadın olarak tanıtıp hakkımda konuşurken resmen 'sevgilim' demişti. İlişkimize bir isim koymuştu ve ben nasıl davranacağımı bilemeyecek kadar tecrübesizdim. İnsanlar sevgilileriyle ne yapardı ki? Üstelik ona sevgilim demek bile çok garip hissettiriyordu. Everest'in tepesine tırmanmıştım da aşağı bakarken tepeye ulaştığıma inanamıyordum sanki. Ben de alışamadım bu duruma. Bunlar hep tecrübesizlikten Âlâ. Mesela bir saattir durup durup şaşırıyorum. Senin bir sevgilin var ve yetmezmiş gibi kendisi Karan Ateş Soykamer!
"Âlâ," dedi Karan yalanımı yutmadığını anlayacağım bir ses tınısıyla. "Dinliyorum."
Gözlerimi kaçırıp huzursuz bir şekilde kıpırdandım ve, "Hayatındaki kadın mıyım gerçekten?" diye sordum. Mal gibi sordun gerçekten Âlâ.
Kaşları çatılırken yüzünde hoş bir gülümseme belirdi. "En son baktığımda öyleydin. Yanlış mı görmüşüm?"
"Yok." Derin bir nefes aldım. "Yok da ben şey... şaşırdım."
"Neye?" Bana anlamsızca baktı. "Bazen hafızanın iki dakikada bir yenilendiğini düşünüyorum, biliyor musun? Sana bir şey söylüyorum mesela hem de açık açık... İki dakika sonra unutup hiç söylememişim gibi davranıyorsun." Alt dudağını ısırarak güldü. "Açık açık söylüyorum ki kafanda başka şeyler kurma diye. Malum tek bir cümleyi beş ayrı şekilde anlayıp en alakasızına inandığın için."
"Ben mi?" dedim gözlerimi kırpıştırarak. "Ne zaman yaptım ya?"
Elini saçlarımda gezdirdi. "Her zaman." Gözleri saçlarımda dolaşırken bir kez daha gülümsedi. "Sana defalarca kez senden senin için uzak durduğumu söyledim, söylemedim mi?" Kaşlarını kaldırıp yüzüme baktı. "Açık açık anlatmadım mı nedenini?"
"Anlattın," diye mırıldandım utanarak.
"Ama sen bu akşam karşıma geçip kendini basit bir garson olarak tanımladın ve seni bunun için istemediğimi söyledin."
Yutkunup başımı salladım. "Hı-hı."
Karan gözlerini kapatıp burnundan bir nefes verdi ve hafifçe güldü. "Şöyle kedi gibi bakma bana. Azarlayacağım varsa da azarlayamıyorum."
"Azarlama o zaman," dedim gergin bir şekilde.
Saçlarımdaki eli sırtıma kaydı önce ardından belime indi. Beni zorlanmadan havaya kaldırıp tamamen kucağına oturmamı sağladığında bacaklarım iki yana sarkmıştı. "Sence aşk diye bir şey var mı?" diye sordu yüzlerimiz hizalandığında.
Ellerimi omuzlarına yerleştirip heyecanımı ve tecrübesizliğimi gizlemeye çalıştım. "Bilmiyorum ki. Vardır herhâlde. Yoksa bu kadar kitap, şiir, şarkı neden var olsun ki?" Durdum ve ekledim: "Yani aşık olmayan insanların yapabileceği bir şey olmasa gerek okuyanın içine dokunan bir şiir yazmak."
Gözleri dudaklarıma kaydı. "Korkuyorsun, değil mi?" diye sordu elini yanağıma kaydırıp başparmağını dudaklarımın üzerinde gezdirirken. "Kartal'ın seni öğrenmesi seni korkuttu."
Dudaklarımı birbirine bastırdım ama inkâr etmemin bir anlamı yoktu. Birbirimize karşı dürüst olmalıydık. "Neden yaptığını anlamadım. Saklarsın diye düşünmüştüm çünkü hani demiştin ya benim yanımda görünürsen şey olur diye..."
"O zaman benimle değildin," dedi. Bana doğru eğildi ve dudaklarını yanağıma yasladı. "Eğer birinin gerçekten bana ait olduğunu hissedersem kimseden saklamam. Herkes yerini bilecek Âlâ, merak etme." Yanağıma minik bir öpücük bırakıp geri çekildi. "O gün sahilde kimsenin seni benim yanımda görmesini istemedim çünkü gitmeni istiyordum. Ama sen gitmedin, korkmadın, kaçmadın. Şimdi eğer benden vazgeçmeyip cesur davranarak hayatıma girdiysen korkak bir adam gibi seni saklamayacağım; tam tersi sana sahip çıkacağım. Gözlerinin önünde yaşayacağız ne yaşayacaksak. Götü yiyen varsa buyursun denesin şansını."
"Yani Kartal bana zarar vermeyecek mi?"
İç geçirdi ve başını geriye yaslayıp camdan çatıya baktı. "Sikerim belasını onun. Hiçbir şey yapamaz. Korkma."
"Çok garip bir ilişkiniz var. Ben hiç böyle düşünmemiştim," diye mırıldandım sakin bir şekilde.
Beni saklamamayı tercih etmesi hoşuma gitmişti. Hâlâ inanamıyor olsam da bir ilişkimiz vardı ve buna sahip çıkıyordu.
"Alışırsın," dedi Karan düz bir sesle. "O piçin yanında her zaman dik durmanı istiyorum. İnsanların korkularından beslenen bir kan emici çünkü. Sakın ondan ürktüğünü hissettirme. Tamam mı?"
"Tamam," dedim başımı sallayarak.
"Aferin benim güzelime."
Elini sırtıma kaydırdı ve beni yavaşça göğsüne yatırdı. Başım kalbinin üzerine yaslanırken derin bir nefes alıp kokusunu içime çektim. Birkaç dakika sadece saçlarımı severek sustu. Atan kalbini dinlerken mayışmıştım, neredeyse uyuyacaktım ama Karan'ın, "Âlâ," demesiyle beraber tekrar gözlerimi araladım.
"Efendim?"
"Aramızda gizli saklı olsun istemiyorum," dedi kuru bir sesle. "Ama sana da güvenebilmek istiyorum."
Kaşlarım çatılırken başımı kaldırıp gözlerimi yüzünde gezdirdim. "Nasıl yani?"
Karan derin bir nefes alıp gözlerimin içine baktı. "Sana söylemem gereken bir şey var."
"Söyle," dedim tedirgin bir şekilde. Stres olmuştum. Midem kasılıyordu.
Gözlerime bakıyordu, güvenmek ister gibi.
"Karan," dedim kaşlarımı çatarak. "Bana güvenmiyor musun?"
"Güvenmek istiyorum," dedi ve gözlerini kapattı.
"İstiyorsun?" dedim şaşkınlıkla. "Ama güvenmiyorsun?" Gözlerini açtı ama bir şey söylemedi. Gözlerimi kırpıştırdım ve kırıldığımı fark ederek. "Tamam," diye mırıldandım. "Peki."
Kucağından inmek için bir hamle yaptığımda bacaklarımı tuttu ve buna engel oldu. "Kırılma bana."
"Kırılmadım. Sadece..." Başımı iki yana salladım. "Neyse Karan. Uyuyayım ben en iyisi. İyi geceler."
Ellerini tutup çekmeye çalıştım ama hızla bileklerimi kavrayıp beni durdurdu. "Âlâ," dedi zorlanarak. Gözlerim onu bulurken beni bırakması için ağzımı açtım ama öyle bir şey söyledi ki olduğum yerde donup kalmama sebep oldu.
"Ceylin aslında benim kızım değil."
OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM! BENİ INSTAGRAMDAN TAKİP ETMEYİ UNUTMAYIN. @ezgivani