İçeriğe geç

SİYAH ATEŞ

Bölüm 23 · 45 dk okuma

SİYAH ATEŞ

Bölüm 23

BOŞ BEYAZ

Selam ay ışıklarım 🌙

Yeni bölümle çabucak buluştuk ve aslında 20.00'de yayınlayacağım bölümü dayanamayıp şu an yayınlıyorum. Yorum sınırını geçtiğiniz için söz verdiğim gibi bölümü hızlıca yazdım ve beğeneceğinizi düşünüyorum...

Bu bölüm için bir yorum sınırı yok ancak ne kadar fazla yorum gelirse bölüm o kadar çabuk gelecek. Sizi seviyorum!

Instagram: @ezgivani

@vanililatee

Twitter: @vanililate

Diğer kitabım: KASIRGA

Keyifli okumalar!

🎧Cem Yenel - Seni O Gökyüzüne Ben Koydum

🎧Pinhani - Bilir O Beni

🎧Rihanna - Same Ol' Mistakes

🎧The Grand Mess - Lie To You

Bazen gözlerimi kapatır yemyeşil bir ormanda olduğumu hayal ederdim. Etraftaki hafifçe esen rüzgarla beraber sallanan, hışırdayan ağaçların; cıvıldayan kuşların ve biraz ileride akan nehrin sesinin zihnimdeki tüm düşünceleri susturmasını isterdim.

Benim güvenli ormanımdı orası.

Uzun ve güçlü kökleri olan o ağaçları sallayan rüzgar benim sadece saçlarımı savururdu mesela. Bana zarar vermezdi. Ormandaki hiçbir şey bana zarar vermezdi. O orman benim evimdi. Oradaki hayvanlar doğaları gereği ne kadar vahşi ve kana susamış olursa olsun hepsi benim dostumdu.

Toprağın kokusunu içime çeker yürümeye başlardım ağaçların arasında. Kuşlar cıvıldayarak benimle birlikte uçarlardı etrafımda. Rengarenk kelebekler omuzlarıma konardı. Bir alaca geyik yanımda yürürdü. İlerlerdim, kahverengi postlu bir ayı karşılardı beni yarı yolda. Biraz daha giderdim, bir sincap ağaçtan inerek bana katılırdı. Birkaç adım sonra bir gelincik düşerdi önüme. Adım attıkça bir başka hayvan gelirdi benimle. Peşime katardım tüm dostlarımı. Kurtlar, tilkiler, karacalar, vaşaklar, yaban domuzları, yılanlar...

Birlikte yürürdük. Ne bana ne de birbirlerine zarar vermezlerdi. Nehrin kenarında yavaşça yere oturduğumda hepsi etrafımı kuşatır, beni korurlardı. O orman benim evimdi. Zihnimde yarattığım güvenli alanımdı ve bir adı vardı.

Huzur.

Huzur Ormanı.

Korku her yerdeydi. Aklımda, kalbimde, damarlarımda, parmak uçlarımda, gözlerimde... Korkuyordum ama korkunun asıl kaynağını bulamıyordum. Karan'ın ölümle burun buruna olması mıydı beni bu kadar korkutan yoksa şu anda kim olduklarını bilmediğim birileri tarafından kaçırılıyor olmam mı?

Karanlık. Her yer karanlıktı. Beni arabaya çeken o güçlü eller gözlerimin bir şey görmesine fırsat dahi tanımadan simsiyah bir bandajla beni karanlığa gömmüştü. Ellerimi arkadan tutan kişi oldukça güçlüydü, sırtıma yasladığı namlu da oldukça sertti.

Hızlı hızlı aldığım soluklar boğazımda tıkanırken başımı dürtüsel olarak sağa sola çevirip duruyor, sakinleşmeye çalışıyordum. "Kimsiniz?" dedim saniyeler sonra konuşabildiğimde. Sesim titriyordu. "Benden ne istiyorsunuz?!"

"Sessiz ol." Sanırım konuşan kişi, bileklerimi sıkan ellerin sahibiydi zira bileklerimdeki acının dayanılmaz bir boyuta ulaşmasından gücünü artırdığını anlayabiliyordum.

"Bırakın beni!" diye bağırdım var gücümle. "Bırakın beni! Ne istiyorsunuz bizden?! Rahat bırakın onu! Onun bir kızı var!" Soluklanmak çok zordu, konuşmak çok zordu. Korkudan çenem takırdıyordu. Nabzımın bu kadar yüksek olması da bana hiç yardımcı olmuyordu. "Onun bir kızı var! Yapmayın!"

"Ne saçmalıyor bu?" dedi tam karşımdan başka bir ses. "Ne kızı amına koyayım?"

"Sus," dedi arkamdaki ses. Bileklerimi daha kuvvetli sıktı, namluyu sırtıma biraz daha bastırdı. "Sesini duymayayım. Ben sinirli bir adamım ve inan bana seni öldürüp ormana atmam yarım saatimi almaz. Uslu bir kız ol."

Sertçe yutkunarak susmaya çalıştım ama başaramadım. "Tamam! Tamam beni alın ama yalvarırım ona bir şey yapmayın! Yalvarırım onu öldürmeyin! Sizin çocuğunuz yok mu? Küçücük bir çocuğa bunu yapamazsınız! Lütfen. İkisine de bir şey yapmayın! Nişanlısı mahvolur! Bana istediğinizi yapabilirsiniz. Beni öldürebilirsiniz!" Ağlıyordum. "Benim arkamdan ağlayacak üç beş kişi kaldı sadece. Onlar da iki güne unutur. Ama diğerlerine bir şey olursa geride mahvolacak sevdikleri var! Yalvarıyorum size!"

"Ne diyor bu lan?" dedi sesini ilk defa duyduğum başka bir adam. "Kafası mı güzel acaba?"

"Bayıltın," dedi bir başkası. "Beynimi sikti amına koyayım. Yolumuz uzun, bunu dinleyemem!"

"Eteri ver."

"Hayır! Hayır!" Başımı iki yana salladım ama biri ensemi sıkıca tutunca durmak zorunda kaldım. "Yapmayın n'olur!"

"Sana susmanı söylemiştim bebeğim."

Bileklerimi tutan kişi ellerimi bıraktığında çırpınmak için bir fırsat bulduğumu sandım ama ellerimi arkamdan çekemeden ağzıma ve burnuma bastırdıkları bezi hissettim. Eterin keskin kokusu yeniden burun deliklerimden zihnime süzülürken her şey uyuştu ve bilincim hiç var olmamışım gibi karanlığa gömüldü.

🌙

Beyaz.

Hiçliğin ortasındaydım ancak hiç bu kadar aydınlık bir hiçlik görmemişti gözlerim.

Hiçlik karanlıkta var olmaz mıydı? Neden yer de gök de bembeyazdı?

Neden aldığım nefesi bile duyamayacak kadar sessizdi bu aydınlık? Gözümü kör edecek kadar parlıyordu beyaz ama kör olamayacağım kadar görüyordu gözlerim onu.

Kollarımı öne doğru uzattım. Beyaz tenimin koyu görünmesine sebep olacak kadar kusursuzdu etraf. Görebileceğim en açık renk her yerdeydi. Işıl ışıl parlıyordu. Burada siyah bir nokta gibiydim. Burası neresiydi? Gömüldüğüm karanlıktan çok uzaktaydım.

"Neredeyim?" dedim kendi kendime. "Renkler nerede?"

"Burada," dedi tanıdık bir ses. "Renkler burada, Âlâ."

"Karan?" Telaşla etrafımda tam tur döndüm ama bembeyaz bir hiçlikten başka bir şey yoktu. "Karan? Neredesin?"

"Beyaz," dedi Karan'ın sesi. "Tüm renkler burada ay ışığı. Sende."

Terliyordum. Ellerimi yüzüme götürdüm ve ter damlaları parmak uçlarıma tutunurken kuruyan boğazımı ıslatmak için sertçe yutkundum. "Karan! Karan neredesin?"

"Oraya gelemeyecek kadar karanlıktayım."

"Hayır!" Kaşlarımı çattım. "Hayır! Değilsin! Gel, yanıma gel!"

"Çok geç."

Başımı iki yana sallayarak etrafta koşturmaya, onu bulmaya çalıştım. Sesini duyabiliyordum, yakınımda olmalıydı ama onu neden göremiyordum?

"Karan lütfen yanıma gel! Sensiz ne yapacağımı bilmiyorum! Burası... burası çok boş."

"Renkleri bul." Karan'ın sesi uzaklaşıyordu. Daha hızlı koşmaya çalıştım ama olmuyordu, ayaklarımın altında yumurta akı vardı sanki. Koşamıyordum. "Hepsi sende."

"Hayır! Hayır değil. Sen lazımsın. Sana ihtiyacım var!"

"Siyah, yalnızca ışık olmadığında ortaya çıkar. Karanlık, ışığın ölümünden doğar."

"Umurumda değil!" Nefes nefese kalmıştım. Koşmaya devam ettim. "Renkler umurumda değil!"

"Ay ışığı," dedi Karan'ın kederli sesi. "Daima gecenin karanlığını aydınlatır ama bazı geceler karanlık galip gelir. Ay ışığının olmadığı bir gece geçirdin mi hiç?"

Dişlerimi sıkarak gözlerimi sıkıca kapattım ama etraf o kadar aydınlıktı ki karanlığa ulaşamıyordum. Geçirmiştim. Ay ışığının olmadığı o geceyi hatırlıyordum. Annemin öldüğü günün gecesiydi. Ay yoktu gökyüzünde. Aydınlatmıyordu.

"Geçirdim," dedim titreyerek. "Ama sen lütfen gitme!"

"Gitmek zorundayım." Karan'ın sesi artık çok uzaktaydı. "Affet beni. Gitmek zorundayım yoksa karanlık galip gelecek."

"Hayır, hayır, hayır!" Avazım çıktığı kadar bağırdım. "Hayır gidemezsin! Gidemezsin! Beni de al! Beni de al ne olur! Burası çok boş! Karanlıkta olmayı tercih ediyorum!" Ağlıyordum. "Beni de al! Yalvarırım Karan! Karan!"

"Âlâ."

Durdum. Bakışlarım hızla etrafta gezinirken şaşkınlıkla sustum ve gözyaşlarım terime karıştı. "Anne?" dediğimde sesim kulağıma yabancıydı.

"Neden yalnızsın?" diye sordu annemin sesi. "Neden yapayalnızsın?"

"Gitti! Gitti anne! Kimse beni anlamıyor!" Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ve yavaşça olduğum yere çöktüm. "Beni bir tek o anlıyor anne! Söyle gitmesin! N'olur söyle ona! Söyle gitmesin!"

"Kim?"

"Karan. Karan gitmesin!"

"Ah benim güzel kızım." Annemin şefkatli sesi yüreğime kadar iniyordu. "Sakın hayata tutunmayı bir adama tutunmakla karıştırma. Sakın."

"Ama beni bir tek o anlıyor anne! Bir tek o görüyor! Senin gibi!"

"Biliyorum."

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Dizlerimi kendime çekmiş, yüzümü ellerimle kapatmıştım. "Beni bir tek o görüyor!"

"Biliyorum." Biri saçlarıma dokundu, parmaklarını nazikçe saçlarımda dolaştırdı. "Biliyorum çünkü görüyorum."

Başımı kaldırıp hızla arkamı döndüm. "A-anne?"

Annem gülümsedi. O kadar beyazdı ki onu ayırt edemiyordum. Parlayan koyu kahverengi saçları ve nehir gözleri olmasa onu göremezdim. Teni çok solgundu, ölü teni gibiydi. Dudakları renksizdi, gözlerinin altı morarmıştı. Onu gasilhanede ağlaya ağlaya yıkadığımda böyle görünüyordu. Açık kalan gözlerini kapattığımda da böyle bakıyordu nehir gözleri.

"Görüyorum her şeyi." Annem konuşmuyordu, dudakları kıpırdamıyordu ama sesi her yerdeydi. Kulaklarımda, zihnimde, aklımda... "Ben hep izliyorum seni."

Gözyaşlarımın şakaklarıma süzüldüğünü hissettim.

"Ben seni çok özlüyorum ve sadece o varken acım diniyor anne." Ayağa kalkmaya çalıştım. "Sadece o varken iyiyim. Onsuzken iyi olamıyorum!"

Annemin sesi iç çekti. "Erkekler gider, gitmezse de hayatını mahveder kızım." Ellerini uzatıp ellerimi tuttu ve beni yavaşça ayağa kaldırdı. Dudakları konuşmuyordu ama gözleri gözlerime bakıyordu. "Baban benim hayatımı mahvetti. O da seninkini mahvedecek ve bunu istemiyor. Bırak gitsin, bırak kaçsın."

Başımı iki yana salladım. "Anne benim hayatım sen gittiğinde mahvoldu zaten!"

"Bırak gitsin." Annem bana yaklaştı, soğuk dudaklarını alnıma bastırdı. "Baban kötü bir adamdı, beni sevmedi; hayatımı mahvetmekten çekinmedi."

İçim parçalanıyormuş gibi ağlarken yüzümü annemin göğsüne gömdüm. "Gitmesin anne! Gitmesin n'olur!"

"Seni incitmemek için gitmesi gerekiyorsa gidecek." Annem başımın üstünü öptü. "Ve o adam için seni incitmek gitmekten daha kötü. Bunu değiştiremezsin."

"Gitmesi beni incitiyor!" diye haykırdım. "Görmüyor mu bunu? Hayır anne hayır! Beni bırakamaz! İstemiyorum! Her şeye razıyım!"

"Abla!"

Annem yok oldu. Başımı çevirip boşluğa bakarken, "Maya?" dedim.

"Abla! Kendine gel! Korkuyorum! Korkuyorum abla? Neler oluyor?"

Birinin kollarımı sıkıca tuttuğunu hissettim.

"Maya? Maya! Neredesin?"

"Abla! Abla uyan! Korkuyorum!"

Gözlerim hızla açılırken uzun zaman sonra ilk nefesimi çekiyormuşum gibi bir sesle yattığım yerde sıçradım. Nefeslerim ve nabzım öyle hızlıydı ki başım dönüyordu. Bir an idrak edemeyerek karşımdaki telaşlı gözlere boş boş baksam da saniyeler içinde algılarım normale döndü ve şok beni bir kapan gibi içine çekti.

"Maya!" dedim hızla doğrulup onu sıkıca tuttuğumda. Nehir gözleri korku ve telaşla dolmuştu. Beti benzi atmış, dudakları kurumuştu. Tir tir titriyordu. "Maya senin burada ne işin var? Yoksa seni..." İrkildim. "Seni de mi kaçırdılar?"

"Abla neler oluyor?!" dedi Maya korkuyla bana sığınırken. Kollarımın arasına girdiğinde kendime gelmeye çalışıyordum ama kalbim öyle hızlı atıyordu ki yapamıyordum. "Çok korkuyorum!"

Ellerim kardeşimin saçlarına gitti istemsizce. Telaş ve panikle saçlarını okşarken onu sakinleştirmeyi kendime amaç edindim. "Bir şey yok. Bilmiyorum ama sakin ol. Tamam mı? Bir şey olmayacak."

"Abla kim bu adamlar? Bizi neden kaçırdılar?" Maya korkuyla ağlamaya başladı. "Ne yapacaklar bize? Öldürecekler mi?"

Gözlerimi kapattım ve sakin görünmeye çalıştım. "Bir şey olmayacak ablacığım. Sakin ol, tamam mı? Anlat bana, neler oldu?"

"Kütüphaneye gittim." Çenesi korkudan titriyor, konuşmasına engel oluyordu. "Ders çalıştık. Sonra eve dönmek için bir taksi çağırdım ama... ama siyah bir minibüs geldi bir anda. Nasıl oldu anlamadım. Bayılttılar beni." Hıçkırdı. "Uyandığımda kendimi burada buldum."

Eliyle karşıdaki tek kişilik yatağı gösterdiğinde başımı çevirip etrafa baktım. Bizi sadece iki tane tozlu yatağın bulunduğu kasvetli bir odaya koymuşlardı. Her yer moloz kokuyordu, iğrenç bir yerdeydik ama şu an bunu umursayamıyordum.

"Tamam." Panik yapmamaya çalıştım. "Bir şey yok. Bu bir tesadüf değil, tamam mı? Bize zarar vermeyecekler. İstedikleri biz değiliz, başka bir şey olmalı. Bizi kaçırmalarının bir sebebi olmalı."

"Abla ne istiyor bu adamlar? Bizimle dertleri ne olabilir ki?"

Nasıl anlatacaktım? Kardeşime Karan'ın aslında nasıl bir adam olduğunu nasıl anlatacaktım? Ne diyecektim ki? Muhtemelen Karan'ın yanında beni görmüş, kardeşime de benden ulaşmışlardı. Maya'yı kaçırmalarındaki mantığı anlayamıyordum ve bunun şokunu henüz atlatamamıştım ama sakin kalıp mantıklı düşünmek zorundaydım. Maya bir şey bilmemeliydi. Ne kadar az şey bilirse o kadar güvende olacaktı.

"Bilmiyorum," dedim sakince. "Ama sen korkma. Geçecek. Çıkacağız buradan. Bir şey olmayacak, söz veriyorum."

"Abla," dedi ağlayarak. "Nasıl çıkacağız?Korkuyorum."

"Söz veriyorum Maya," dedim ve ona daha sıkı sarılıp başını öptüm. "Sakinleşmeni istiyorum."

"Nasıl yapacağım?" Kollarımın arasında tir tir titriyordu. Uykusu vardı, baygınlığın etkisi henüz geçmemişti ama korku onu ayakta tutuyordu. Uyumalıydı.

Yavaşça yatağa uzandım ve onu kollarımın arasına alarak yanıma yatırdım. Parmaklarım kahverengi saçlarında gezinirken çenemi başına yasladım ve çaresiz bakan gözlerimi kapattım.

Sessizce ağlıyordum. Kısık bir sesle, o bebekken annemin onu kucağına; beni yanına yatırıp anlattığı masalı mırıldanmaya başladım. Maya bir çocuktu bu masalı annemden en son dinlediğimizde, ben ergenlik dönemindeydim. Kollarımın arasında tuttuğum kardeşim de ağlıyordu.

Ne kadar zaman geçti bilmiyordum ancak masalın sonuna yaklaştığımda önce sustu, yavaşça titremesi kesildi sonra nefesleri düzene girdi ve uykuya daldı. Yutkundum. Çaresizlik, korku ve telaş içindeydim ama sakin kalmak zorundaydım. Bunu başarmak çok zordu ama iyi gidiyordum.

Zihnimdeki sorular öyle cevapsızdı ki ne yapacağımı bilmiyordum. Maya'dan ne istiyorlardı? Kardeşim neden buradaydı? Neden onu da kaçırmışlardı?

Karan'dan ne istiyorlardı? Ona tuzak kuranların derdi neydi? Buna neden Kaya da dahildi? İkisini de öldürmek isteyen kişi kimdi ve neden bizi kaçırmıştı?

Beni onun yanında görmüş olmalılardı. Bunun başka bir açıklaması yoktu. Karan yanılıyor olabilir miydi? Elbette olabilirdi. Bir sahil kenarında beni öptüğünde bunu biri görmüştü ve peşime düşmüştü. Peki kardeşimi neden bu işe karıştırmışlardı? Üstelik neden bunu yapmak için iki ay beklemişlerdi? Tamam, bugüne dek koruma altındaydım ve bu beklemelerini açıklayabilirdi ancak aynı gece içinde hem Karan'a saldırıp hem de beni kaçırmalarını anlayamıyordum. Karan'ı öldürmekse amaçları eğer, benden ne istiyorlardı? Öpüştüğümüzü gördüklerinde durumu yanlış anlayıp beni ona karşı kullanılacak bir koz olarak düşünmüş olmalılardı ama Karan'ı öldürdükten sonra bunun bir önemi kalmıyordu. Ayrıca kardeşimin alakası neydi? Kaya bu işin neresindeydi? Neden bunları yaşıyorduk?

Karan iyi miydi?

Nefes alamadım ve ses çıkarmaktan korkarak dudaklarımı ezmek istercesine birbirine bastırdım. Karan. Karan'a bir şey olmamıştı değil mi? Oradan çıkabilmiş miydi? Bizden sonra ne olmuştu? Kaya iyi miydi? Gece? Gece'ye ne olmuştu?

Rüyamın bir anlamı olamazdı, değil mi? Karan'a bir şey olmuş olamazdı. Karan gitmiş olamazdı. Hayır, Ceylin'i asla bırakmazdı. Asla. Son nefesini verecek dahi olsa Ceylin'i yalnız bırakmamak için Azrail'i bile yok ederdi. Ederdi. Karan'a bir şey olamazdı.

Olamazdı, değil mi?

Kapalı gözlerimin arasından burnumun kenarına süzülen gözyaşımı parmağımla yakalayıp burnumu çektim. "Allah'ım," diye fısıldadım çaresizce. "Yalvarırım onu alma benden. Lütfen."

Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama bir süre sonra baygınlığın etkisiyle ben de uyuklamaya başlamıştım. Göz kapaklarıma yenilip karanlığa sığındığımda kapı hızla açıldı ve irkilerek kendime geldim. Siyahlara bürünmüş bir adam içeri daldı. Yüzünde maske vardı ve kahverengi gözleri simsiyah görünüyordu. Korkuyla doğrulmaya çalıştığımda Maya da sıçradı ama uyanmadı. Hâlâ baygındı.

"Kalkın," dedi içeri giren adam kalın sesiyle. "Gidiyoruz."

"Lütfen kardeşimi bırakın!" dedim yataktan çıkmaya çalışırken. "Onun bu işlerle bir ilgisi yok! Hiçbir şeyden haberi yok! Onu bırakın lütfen."

Adam gözlerini devirdi. "Senin bir alakan var mı bu işlerle? Senin de yok. Kalkın dedim."

Bize doğru ilerlemeye başlayınca hızla ayağa kalktım ve her şeyden habersiz uyuyan Maya'nın önüne geçtim. "Ona dokunma. Beni alabilirsin ama yalvarırım ona dokunma. Bırakın gitsin."

"İnan bana patronum size bir şey yapmak istemiyor," dedi adam sabırla. "Uslu olursanız ve zaman tükenmeden istediğini alırsa saçınızın teline zarar gelmez. Şimdi uyandır kardeşini, gidiyoruz."

"Ne istiyor?" diye sordum korka korka. "Patronun. Ne istiyor?"

"Bunu kendisine sorarsın." Adam kolumu tuttu ve beni kapıya doğru yavaşça itti. Ardından Maya'ya döndü ve kolunu dürtüklemeye başladı. "Şşşh! Uyuyan güzel! Uyan geldik!"

Maya yavaşça başını oynattı ve yutkunarak gözlerini araladı. Bakışları tepesinde bekleyen maskeli adamla kesiştiği anda da korkuyla sıçradı ve doğrulup sırtını duvara yaslayana kadar kaçtı. "Uzak dur benden!"

"Amma drama yaptınız ya!" dedi adam bıkkınlıkla. "Kalkın amına koyayım! Dokunmayacağız size diyorum! Daha süreniz var!"

"Ne süresi?" diye sordum Maya'ya gözlerimle kalkmasını işaret ederken. Bir süre güvenmek ister gibi yüzüme baksa da nihayetinde yavaşça yataktan çıkmak için harekete geçti.

"Kırk sekiz saat süre verdi patron." Adam Maya'nın kolunu tuttu ve ayağa kalkmasını sağladı. "Kırk sekiz saat dolmadığı sürece güvendesiniz."

Nefesimi üfledim ve titrememi kontrol altına almaya çalışırken gözlerimle bana doğru gelmelerini izledim. Kırk sekiz saat dolduğunda ne olacaktı? Bize ne yapacaklardı? İstedikleri neydi? Şartları neydi? Kimden ne istiyorlardı? Dertleri Karan'laydı, biliyordum ancak ondan ne istediklerini anlayamıyordum.

Zihnime yoğun bir sis bulutu çökmüş gibiydi, düzgün düşünemiyordum. Kafam çok karışıktı, korkuyordum ve ne yapacağımı kestiremiyordum. Evet, bu ilk kaçırılışım değildi ama bu sefer tehlikede olduğumu biliyordum. Geçen sefer de tehlikede olduğunu sanıyordun Âlâ. Hoş geldin Alelâde, lütfen işimize yarayacak bir fikrin yoksa sus.

İkiye bölünmüş gibiydim. Bir yanım sadece Karan'ı düşünüyordu, diğer yanım kardeşimi korumak istiyordu. Maya'nın kılına zarar gelmeyecekti, buna asla izin vermezdim ancak Karan'ın akıbetini bilmiyor oluşum sakin kalmamı engelliyordu. Burada ölmek umurumda değildi. Eğer buradan çıktığımda ona bir şey olduğunu öğreneceksem beni şuracıkta öldürmelilerdi. Bu kasvetli düşüncelerini bir kenarı bırak. Karan kendini koruyabilir Âlâ, ya sen? Sen kendini koruyabiliyor musun? Maya kendini koruyabiliyor mu? Şu an sadece kendini düşüneceksin. Bencil olacaksın. Karan bunu yapmanı isterdi.

Karan hakkında geçmiş zamanlı konuştuğu için iç sesimi katletmek istiyordum.

"Düşün önüme," dedi adam Maya'yı da beni de önüne katarak odadan çıktığında.

Sakince kardeşimin elini tuttum ve içimdeki korkuyu saklayarak yürümeye başladım. Karanlık, duvarları dökülen koridorda ilerlerken Maya önüne dökülen saçlarını geriye almaya çalıştı ve o esnasa bana saf bir korkuyla baktı. Yutkundum. Ne yapıp etmeli, kırk sekiz saat dolmadan Maya'yı buradan çıkarmalıydım. O gittikten sonra bana ne olduğunun bir önemi yoktu. Maya'nın bu işlerle hiçbir ilgisi yoktu ve sırf ben aptal bir öpücük yüzünden Karan'ın peşine takıldım diye kardeşime bir şey olursa buna dayanamazdım. Kendimi asla affedemezdim. Sen buradan sağ çıkabilecek misin acaba Âlâ? Dur bakalım!

Nefesimi üfleyip gözlerimi güven vermek istercesine kapattım ve ona her şeyin yoluna gireceğini fısıldadım. Bunun bir faydası yoktu, kardeşimin nehir gözleri korkuyla parlıyordu.

"Sağdan."

Koridorun sonuna geldiğimizde sağa döndük. O esnada adama saldırıp kaçmak gibi bir plan yaptım ama aptalca olduğunu koridora daldığım anda aynı şekilde giyinmiş beş maskeli adamı daha görünce anladım. Buradan asla kaçamazdık, aksiyon filmi çekmiyorduk. Gerçekçi olmalıydım. Patronları her kimse onunla uzlaşmaya çalışacaktım. Belki merhametli biriydi ve eğer bize zarar vermek istemiyorsa iki gözyaşına tav olurdu? Sen yine de herkesi Karan sanma da Âlâ...

Alelâde'yi duymamaya çalışarak koridoru aştım ve Maya'nın elini daha sıkı tutarak bizim için açtıkları kapıdan içeri girdim.

Yine karanlık, yüksekteki ufak camlardan sızan ay ışığı dışında hiçbir ışık kaynağının olmadığı bomboş, büyük bir odaya adım attığımızda kapı arkamızdan kapandı. Korkuyla etrafa bakındık ikimiz de. Adamlar kapının ardında kalmıştı. Burada yalnızdık.

"Hoş geldiniz hanımlar."

Hayır, yalnız değildik.

Maya irkilerek bana sarıldığında gözlerimi kırpıştırarak sesin geldiği yöne baktım ve karanlığın ortasında bir berjerde oturan adamı gördüm. Ne olduğunu, kim olduğunu seçemiyordum. Bir siluetten ibaretti.

"Abla çok korkuyorum," diye fısıldadı Maya. Bana sıkıca tutunmuştu. Bizi tanıyanlar şu halimizi görse şok geçirirdi zira normal şartlarda dik başlı, güçlü duruşlu görünen hep Maya'yken; tırsak ve korkak görünen ben olurdum. Normal şartlarda değilsiniz Âlâ.

"Sakin ol," diye fısıldadım. "Halledeceğim. Çıkacağız buradan. Sen sadece arkamda dur ve tek kelime etme."

Maya'yı yavaşça arkama alıp siluete doğru ilerlemeye başladığımda kalbimin atışı kulaklarımı sağır edecek türdendi. Maya üzerimdeki yeleği arkadan sıkıca tutmuştu.

"Şey," dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. "Merhaba?"

Siluet ciğerlerindeki hırıltıyı fark edebileceğim gür bir kahkaha attı. "Bak sen şu işe! Karaca Kızlar pek bir cana yakın çıktı."

Terliyordum. Soğuk soğuk terliyordum ve içimde korkunun yanında öyle güçlü bir çaresizlik hissi vardı ki delirmek üzereydim. Bu kadar sakin görünebilmeme hayret ediyordum.

"Önyargılara gerek yok," diye mırıldandım siluete doğru yaklaşmaya devam ederken. "Anlaşabileceğimizi umuyorum."

Yaklaştım, yaklaştım ve patrona bir metre kala durdum. Maya hemen arkamdaydı. Üstelik boyu benden daha uzun olduğu hâlde arkamda kaybolmuştu.

Adam bir kahkaha daha attı ve yeterince yakın olduğumuz için ihtiyar yüzü gözlerimin önüne serildi. Yaşlıydı, atmışlarında görünüyordu. Beyaz saçları, kırışmış yüzü ve karanlıkta parlayan kahverengi gözleri vardı. Tombuldu. Onu burada görmeseydim, başka şartlarda tanışsaydık dünya tatlısı bir amca olduğunu söyleyebilirdim. Yine de karşımda tonton bir ihtiyar görmek bir nebze içimi rahatlatmıştı.

"İstediğimi alırsam elbette anlaşacağız," dedi tok bir sesle.

Derin bir nefes aldım. "Tam olarak..." Nefesimi üfledim. "Tam olarak ne istiyorsunuz?"

Adam gözlerini kısarak arkamı görmeye çalıştı ardından gülümsedi. "Kardeşiniz epey korkmuş."

Gözlerimi kapattım. "Onun bu işlerle hiçbir ilgisi yok. Maya'yı neden buraya getirdiğinizi anlamıyorum. Onun yanında gördüğünüz kişi benim, kardeşimi kaçırmanız sizin için gereksiz bir hamleden başka bir şey değil. Boşu boşuna efor sarf etmişsiniz."

Kaşları çatıldı adamın. "Kimin yanında gördüğümüz kişi sizsiniz?"

Gözlerimi kırpıştırdım. "Siz..." Neden herkes söylediklerim karşısında aptala dönüyordu? "Siz bizi ne için kaçırdınız tam olarak?"

Adam gözlerini kapatıp hafifçe güldü. "Paramı alabilmek için kaçırdım." Yüzüme baktığında kaşlarını çattı. "Siz ne sanıyorsunuz?"

Ona cevap vermek yerine, "Ne parası?" dedim şaşkınlıkla. "Anlamadım?"

Adam başını önce sağa sonra sola çevirip, "Siz bana yanlış adam mı getirdiniz çocuklar?" diye sordu. Sakin görünümlü bir adamdı ama ürkünç bir yanı vardı. Yanında dikildiklerini o an fark ettiğim adamlardan biri karanlığın içinden, "Hayır efendim, ikisi de bize gösterilen kızlar. Bir yanlışlık yok," dedi.

"Ne saçmalıyor o zaman bu hanımefendi?" Yeniden bana döndü. "Evet?"

Sakinleşmeye başladığımı hissederek, "Bakın... ne parası anlamıyorum? Bizim kimseye borcumuz yok," dedim bastıra bastıra. "Öğrenciyiz biz. Soy Holding'ten aldığımız burslarla okuyoruz. Kimseyle bir işimiz yok. Bir yanlış anlaşılma olmuş sanırım. Benim o şahısla bir alakam yok. Sadece burs veriyor bize, Allah rızası için yani. Siz ne sanarak beni de kardeşimi de kaçırdınız bilmiyorum ama gerçekten boşu boşuna şey yapmış-"

"Kızım siz Halil Karaca'nın kızları değil misiniz?" dedi adam sinirlenerek. Daha çok azarlayan bir üniversite hocasına benziyordu şu anda. "Ne anlatıyorsun sen? Bana ne senin aldığın burstan? Allah Allah!"

"Evet?" dedim kaşlarımı çatarak. "Evet ama ne alakası var onun bununla anlamadım?"

"Kumar borcu kumar! Sizin salak babanızın bana kumar borcu var. Altı milyon lira borç takıp kayıplara karıştı, gelsin ödesin diye de sizi kaçırdım."

Babam kumar mı oynuyordu? Altı milyon Türk lirası borcu vardı ve biz bu yüzden mi kaçırılmıştık? Buyur buradan yak Âlâ. Bir Karan'ın düşmanlarının günahını almadığımız kalmıştı.

Ben olduğum yerde donup kalırken Maya'nın arkamdan çıktığını hissettim. "Siz... siz bizi babam yüzünden mi kaçırdınız?" dedi şok ve öfkeyle. "Babamın yediği bok yüzünden bizi mi kaçırdınız?!"

"Maya," diye fısıldadım ve bileğini sıkıca tuttum.

"Bırak abla ya!" Bana dönüp bileğini elimden çekti ve tekrar ihtiyar patrona döndü. Maya da böyleydi işte, damarına basıldığında ölüme bile koşacak olsa koşu ayakkabısı giyer öyle çıkardı yola.

"Maya!" dedim kısık bir sesle. Susması gerekiyordu yoksa ikimizi de yakacaktı.

Maya bana aldırmadı. "Bayağı ambiyans yaratmışsınız, adamlar falan! Süper ya! Keşke biraz o Halil dediğiniz adamı takip etseydiniz! Onun bizimle bir ilgisi yok! Bir senedir görmüyoruz bile!"

Adam rahat bir tavırla Maya'yı dinledikten sonra ağır ağır başını salladı. "Umurumda değil. Kırk dört saati kaldı. Ya borcunu öder ya da ben o parayı iki kızını da it gibi çalıştırarak üç ayda çıkarırım."

Kalbimin göğüs kafesimin içinde sıkıştığını hissettim. Çalıştırmak derken ne kastettiğini iki ay önce olsa anlamazdım ancak hayat insana bazı şeyleri kafasına vura vura öğretiyordu. Midem şiddetle kaynadı ve Maya adama bağırmaya devam ederken hızla eğilip ne var ne yoksa ayaklarımın dibine çıkardım.

"Abla?" dedi Maya korkuyla bana yöneldiğinde. "İyi misin?"

Elimi kaldırıp durmasını sağladım. "İyiyim," dedim zar zor çıkan sesimle. "İyiyim. Korkma."

Ardından başımı kaldırıp adama baktım. "Bırakın gidelim. Söz veriyorum ben ödeyeceğim borcu. Bana eğer bir yıl süre verirseniz..." Nereden bulacağız yedi milyon Türk lirasını Âlâ?

Adam kaşlarını kaldırdı ve akabinde de öyle bir kahkaha attı ki irkildim. Saniyeler boyunca yanındaki iki adamıyla beraber katıla katıla güldüler. Bir anda sustuğunda adamları hâlâ gülmeye devam ediyordu. Başını çevirip karanlığa ters ters baktı ve ikisi de ciddileşirken onları korkuyla izleyen bize döndü. "Bir yıl mı? Bir yıl sonra belki de yarı değerine inecek bir miktar için süre mi vereceğim sana? Oradan bakınca bunamış gibi mi görünüyorum?"

Yutkundum ve korku bir sarmaşık gibi kalbimi sararken çaresizliğin içine gömülüşümüzü izledim. Karan'la ilgili bir durum olduğunu düşünürken Maya'yı kurtarabileceğimden emindim ancak şimdi hiç sansımız yok gibiydi. Babam asla gelmezdi. Haberi olduğunu bile düşünmüyordum. Kayıplara karıştığını söylemişlerdi ve bu adamların babamın bizi arayıp sormadığından da haberi yoktu.

"Babam yokluğumuzu fark etmeyecek," dedim titrek bir sesle. "Yani verdiğiniz sürenin bir önemi yok. Lütfen bırakın gidelim. Ödeyeceğim, söz veriyorum ödeceğim size bu parayı."

"Ödeyeceksin tabii ki." Gülümsedi ve yavaşça sağındaki adama döndü. "Cavidan'ı ara ve yeni gelen malların epey güzel olduğunu söyle." Pis bir sırıtışla bize döndü ve midemin yeniden kaynamasını sağlayacak bakışlarla ikimizi de inceledi. "Manken gibi olduklarını söyle."

"Seni öldürürüm!" Hızla adama doğru atıldığımda Maya benden önce davranmıştı ama ihtiyarın adamları bizi sıkıca tutarak yanına bile yaklaşmamıza izin vermediler. "BIRAK BİZİ! SENİ ÖLDÜRÜRÜM! BUNU YAPAMAZSIN! BİZİM BİR SUÇUMUZ YOK!"

"Götürün şunları."

"BIRAK BİZİ! BİZİM BİR SUÇUMUZ YOK! BIRAK! KARDEŞİMİ BIRAK!"

Adamlar bizi zorlanmadan dışarı doğru sürüklerken ikimiz de avazımız çıktığı kadar bağırıyorduk. Buradan asla kurtulamayacağımıza dair yeşeren düşünceler öyle güçlüydü ve öyle hızlı büyüyorlardı ki sinir krizi geçiriyordum. İkimiz de çığlık çığlığa ağlarken debeleniyor, bağırıyor ve yalvarıyorduk ama kimsenin umurunda değildi.

"Âlâ, ben annemin orada neler yaşadığını düşündükçe delirecek gibi hissediyorum."

Karan'ın sesi zihnimin en karanlık köşesinden süzülerek çıktığında nefesim kesildi ve acı çığlıklarım feryatlara dönüştü. Hayır! Bu oluyor olamazdı! Bu oluyor olamazdı! Bunu yaşamıyorduk. Bunu yaşamıyorduk. Kâbus görüyor olmalıydım. Kâbus görüyor olmalıydım!

"Bırakın ne olur! Yalvarırım size bırakın bizi! Biz bir şey yapmadık! Acıyın ne olur!"

Kapıya yaklaştıkça çığlıklarım yükseldi, kulak zarımı yırtacak şiddete ulaştı. Öyle bir bağırıyordum ki tüm organlarım sesimin şiddetiyle parçalanmış olmalıydı.

"Yeter lan!" Beni tutan adam gür bir sesle bağırmadan hemen önce kulaklarımın çınlamasına sebep olacak bir tokat yedim. Ardından kapı açıldı ve dışarıya doğru fırlatıldım. Dizlerimin ve avuçlarımın parçalanmasına sebep olacak bir şekilde yere kapaklandığımda Maya, "Abla!" diye bağırdı avazı çıktığı kadar. "Bırak! Abla! Ablacığım!"

"Bırakın bizi!" diye bağırdım ayağa kalkamaya çalışarak. "Yalvarırım bırakın bizi!" Gözyaşlarım dur durak bilmiyordu. Sesim kısılmıştı. Avuçlarım ve dizlerim kanıyordu. "Lütfen bırakın bizi!"

Yüzünde maske olan adam üzerime eğildi ve ensemdeki saçları acıyla bağırmama sebep olacak bir kavrayışla tuttu. "Kes sesini yoksa ilk müşterin ben olurum!" Çığlık çığlığa bağırırken var gücümle onu ittirdim. "Ne o?" diye bağırdı. "Beğenmedin mi beni? Emin ol yarından itibaren öyle iğrenç adamların altına yatacaksın ki beni mumla arayacaksın."

Her şey o anda oldu. Kulakları sağır edecek bir patlama sesi duymadan önce birinin öfkeyle, tüm binayı inletecek kadar gür bir sesle haykırdığını duydum. Ardından saçımı kavrayan adamın eli beni bıraktı ve şaşkınlıkla başını kaldırdı. Bu, bir patlama sesi duymadan hemen önce yaptığı son şeydi. Sıkılan kurşun tam alnına saplandı ve önce dizlerinin üzerine çöktü sonra ölü bedeni üzerime yığıldı.

Kalbimin durduğunu sanacak kadar büyük bir şokla iki saniye öylece kaldım ama hemen ardından çığlık çığlığa, "Maya! Yere yat!" diye bağırdım. Maya'yı göremiyordum. Kimseyi göremiyorum. "Maya!" diye bağırdım korkuyla. Üzerime yığılan adamı ellerimle iterek soluma düşürdüm ve yerde sürünerek kardeşime ulaşmaya çalıştım. Silah sesleri ve teker teker yere yığılan adamların arasında kardeşimin sesini duymak çok zordu. "Maya!" diye bağırdım avazım çıktığı kadar.

"Abla!" Maya'nın çığlığındaki dehşet, tüm damarlarımda dolaşan kanın donmasına sebep olurken sesini takip ettim ve kapının yanında başını koruyarak yere kapandığını gördüm.

Hızla doğrulup ona doğru koştuğumda tanıdık bir ses, "Âlâ!" diye bağırdı. Maya'nın üzerine kapanıp başımı kaldırdım ama o esnada önümde duran maskeli adam vuruldu. İrkilerek başımı kollarımın arasına aldığımda şoka girmiş gibiydim.

Silah sesleri tamamen kesildiğinde, "Âlâ!" dedi aynı ses telaşla. Sesi öyle gürdü ki yeri göğü inletiyordu.

Zihnimin içinden geliyor olabilir miydi?

"Karan," diye fısıldadım.

"Âlâ!"

"Karan. KARAN!"

"Ne duruyorsunuz lan? İçeri girin!" diye bağırdı Karan. "O amına koyduğumun evladı ben gelene kadar gebermeyecek!"

Başımı kaldırmaya korkuyordum. "İyisin," diye fısıldadım. Üzerine kapandığım Maya'nın hıçkırıkları histerikleşmişti. "Maya sakin ol. Maya! Bak, Karan iyiymiş!" Gülüyordum. Delirmiş gibi gülüyordum. "Ölmemiş bak!"

"A-a-abla! Ölecek miyiz?"

"Şşşşh! Sus! Ölüm yok. Kimse ölmeyecek!"

"Abla se-se-seni çok seviyorum. Kalbini kırdığım her an için özür dilerim. Benim için yaptığın her şey için te-"

"Âlâ!" Biri beni koltuk altlarımdan tutup hızla kucaklayınca Maya irkilerek çığlık attı. "Âlâ, Âlâ iyi misin? Vuruldun mu? İyi misin? Bir şey söyle!"

Beni sıkıca saran bu kolların, güvende olduğumun en büyük kanıtı olan bu kokunun sahibini ne halde olursam olayım tanırdım.

Karan kucağındaki bedenimi hızlıca kontrol ederken telaş içindeydi. Elleri ve gözleri tüm bedenimi taradığında rahat bir nefes aldığını duydum, ardından beni sertçe göğsüne bastırdı. "İyisin."

"Karan!" dedim ona sıkıca sarıldığımda. "Sen de iyisin! Ölmemişsin!"

"İyiyim. İyiyim güzelim. Sen beni düşünme şimdi." Karan yere çömelmiş, beni dizlerinin üstüne alacak şekilde kucaklamıştı. Tek eliyle beni sıkıca tutarken diğer eliyle yerde korkuyla büzülmüş kardeşime uzandı. Maya, Karan'ın koluna dokunmasıyla bir çığlık daha basınca Karan donup kaldı. "Maya," dedi yumuşak bir sesle. Nefes nefeseydi, öfkeliydi ve ölüm gibiydi ama Maya'yı korkutmamaya çalıştı. "Sana zarar vermeyeceğim. Ben Karan Soykamer. Seninle hiç tanışmadık ama kim olduğumu biliyorsun, değil mi?"

Maya bilinçsizce ağlamaya devam ediyordu.

"Sizi almaya geldim. Güvendesiniz artık. Korkma benden, tamam mı? Şimdi sizi buradan çıkaracağım ve güvenli bir yere gideceğiz."

"Maya," dedim histerik bir öfkeyle başımı kaldırdığımda. "Kalksana!"

Karan yavaşça bana döndü ve dudaklarını saçlarıma bastırıp minik bir öpücükle sakinleşmemi sağladı. "Ben halledeyim."

"Bizi satacak!" diye çığlık attı Maya boğazı parçalanırcasına. "Bizi satacak!"

Karan'ın dişlerini sıktığını duydum, beni saran bedeni kaskatıydı. "Hayır," dedi net bir sesle. "Geçti. Öyle bir şey olmayacak. Maya, dinle beni."

Maya ellerini başından çekip kafasını kaldırdı ve kızarık, yaşlı gözleriyle Karan'a baktı.

"Geçti," dedi Karan temkinli bir şekilde elini Maya'ya uzatırken. "Geçti. Bitti. Sakin ol. Kimse size zarar veremez artık."

"Ona güven!" dedim kaşlarımı çatarak. "Karan bir şey söylüyorsa güveneceksin! Kalk!"

Maya'nın ürkek bakışları bana kaydığında gözleri yüzümü inceledi ve tedirgin bir sesle, "Abla?" dedi.

"Kalk dedim sana!" diye bağırdım. "Kalk şuradan!"

"Şşh! Kızma, tamam. Kalkacak şimdi." Karan'ın beni daha sıkı sardığını hissettim. Yavaşça Maya'ya döndü. "Ablan iyi olacak. Korkma."

Maya hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ederken Karan'ın elini tuttu ardından doğrulup boynuna sıkıca sarıldı. Karan diğer eliyle Maya'nın sırtını sıvazlarken, "Kaya," dedi bomboş bir sesle. "Gece'yi çağırabilir misin?"

"Buradayım," dedi Gece'nin sesi hemen arkamızdan.

Karan yutkundu. "Maya'yı arabaya götürür müsün? Çocuklara söyle yardım etmek için falan sakın kıza dokunmaya kalkmasınlar. Çok korkmuş."

"Tamam," dedi Gece. Sesi titriyordu. Ağlıyordu. Yanımıza geldiğini hissettim. "Maya," dedi burnunu çekerek. "Ben Avukat Gece Ünver. Sana yardım etmek istiyorum. Bana güvenebilir misin?"

Maya yavaşça Karan'dan ayrıldığında Gece'ye baktı ve başını salladı. Gece onu kollarının arasına çekip sıkıca sarıldı ve yavaşça ayağa kaldırırken, "Geçti," dedi. "Hadi gel birlikte arabada bekleyelim."

"Ablam? Ablam iyi değil. Şok geçiyor!"

Gece'nin topuklu ayakkabılarının uzaklaşan sesini duydum. "Karan abin onunla ilgilenecek. Merak etme. İyi olacak."

Gece, Maya'yı götürdüğünde Karan'ın kucağında, ona sıkıca sarılmış bir vaziyette öylece duruyordum. "İyisin," dedim bir kez daha. "Gittin sandım. Bana gideceğini söylemiştin."

"Buradayım," diye mırıldandı. Yavaşça yere oturup bacaklarını uzattı ve beni kucağına yatırıp yüzüme yapışan saçları geriye çekti. "Hiçbir yere gitmiyorum."

"Annem gitmen gerektiğini söyledi ama."

Karan'ın parmakları saçlarımdan yüzüme kaydığında karanlıkta zorlukla seçebildiğim yüzüne baktım. Gözleri pusluydu, solgun görünüyordu. "Annenin sözünü çiğnememe izin verir misin?" diye mırıldandı başparmağı yavaşça yanağımı okşarken.

"Neden?" Gözlerimi kırpıştırdım. Zihnimin içinde bomboş bir yerdeydim. Tıpkı rüyamdaki gibi zihnim de bomboş, ıssız ve bembeyazdı sanki.

"Gitmek istemiyorum." Parmakları dudağıma ulaştı ve az önce yediğim tokatın patlattığı dudağıma dokundu. Sızlayan yaram yüzünden kaşlarım acıyla çatılınca dişlerini sıktığını gördüm.

"Beni incitecekmişsin," dedim gözlerimi kapatarak.

"Haklı."

"Ama gittiğinde de incitiyorsun..."

Alnını alnıma yasladı. "Ne aptal bir adamım," diye mırıldandı.

Gülümsedim. "Gitme."

"İyi olacaksın."

Olacak mıydım gerçekten? Önümü göremiyordum. Her şey bomboştu sanki. Yerden göğe kadar bembeyaz olan o boşluktaydım ama Karan'ın karanlığına sığınmıştım.

"Maya çok korkak," dedim kaşlarımı çatarak. "Ben öyle değilim."

"Değilsin," dedi sakince. Başını kaldırıp dudaklarını alnıma bastırdı. "Sen bu dünyada tanıdığım en cesur kadınsın."

Gülümsedim. "Öyleyim, değil mi?"

"Öylesin."

Başımı göğsüne yaslayıp ona sıkıca sarıldım. "Sana bir şey olacak diye çok korktum."

"Ben de çok korktum. Yetişememekten." Nefes almaya çalıştı. "Ama geçti. Geçti ay ışığım. İyisin, bundan sonra daha iyi olacaksın."

"Sana bir şey olmasın, tamam mı?" Gözlerim kapanıyordu.

"Tamam." Nefes alamıyormuş gibi derin bir nefes daha çekti içine. "Ceylin'i özledin mi?"

"Çok!" Bir anda bağırmıştım. "Çok özledim ama gelemedim! Sen beni istemiyorsun diye gelemedim!"

"Özür dilerim." Alnını alnıma yasladığında parmaklarıyla tenime güvende olduğumu mühürlemeye devam ediyordu. "Seni Ceylin'e götürmemi ister misin? Uyumuştur ama sabah uyandığında seni yanında bulursa çok sevinir."

"Onunla mı uyuyacağım?" diye sordum bağırmaktan kısılan sesimle.

"İstemez misin?"

"Sen de gel," dedim, normal değildim. Çocuk gibi davranıyordum. "Mira'yla da uyumuşsun zaten!"

Karan kısa bir an sustu ardından bir şey söylemeden benimle beraber ayağa kalktı. "Şimdi sen Bartu ile beraber arabaya gidiyorsun, ben de şu adamın icabına bakıp geliyorum."

"Uyumuşsun ama!" dedim öfkeyle. "Ailenle! Benim ailem yok ama senin var! Ne güzel!"

"Geleceğim az sonra," dedi ve saçlarımı öperek beni yavaşça yere bıraktı. Ayaklarımın üzerine bastığımda çatık kaşlarımla yüzüne bakıyordum. Üstelik sesim kısıldığı için boğazımdan çok tuhaf sesler çıkıyordu. "Konuşacağız her şeyi. Söz veriyorum."

🔥

"Âlâ."

Başımı çevirip boş bakışlarla Gece'nin yüzüne baktığımda, "Efendim?" dedim. Arabadaydık. Siyah bir minibüsün arkasında karşılıklı oturuyorduk. Gece, Maya'yı kollarının arasında tutuyor; sakinleşmesi için saçlarını seviyordu. Maya ise korku dolu nehir gözlerini bir an olsun üzerimden çekmemişti. Tuhaf davranan benmişim gibi bakıyordu. Bu kadar korkak olması benim suçum değildi.

"Su ister misin?" diye sordu hafifçe gülümseyerek.

Başımı iki yana salladım. "İyiyim ben." Ardından sağa döndüm ve camın ardındaki harabeye baktım. "Nerede kaldılar?"

"Gelirler şimdi. Merak etme."

Gözlerim yeniden onu bulduğunda Gece bana temkinli bakışlarla bakıyordu. "Neden öyle bakıyorsun?" diye sordum kaşlarımı çatarak. "Delirmişim gibi?"

"Delirmiş gibi davranıyorsun çünkü!" Maya hızla Gece'nin kollarının arasından çıkıp bana yöneldiğinde Gece şok içinde irkildi. "Kendine gel artık! KENDİNE GEL! HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAMAZSIN!"

"Bırak!" diye bağırdım iki kolumu da tutup beni sertçe sarstığında. "Salak! Bırak beni! Korkak!"

"ABLA KENDİNE GEL!"

"Bıraksana be!" Onu göğsünden ittim. Maya ani bir hareketle elini kaldırdı ve ne olduğunu anlamadan önce tenin tene çarpma sesini duydum sonra sağ yanağımda bir kez daha keskin bir acı hissettim.

"Maya!" dedi Gece şaşkınlıkla. "Ne yap-"

"KENDİNE GELSİN!"

Elim yanağıma kaydığında şok içinde kardeşimin yüzüne baktım ve yüreğimde sıkışan her şey bir patlamayla birlikte içimdeki boşluğun yarattığı hissizliği parçalara ayırdı. Dudağımda hissettiğim acı keskinleşirken her şey bir bir zihnimdeki o boş, beyaz sayfanın zeminine kara lekeler halinde düşmeye başladı.

Babam.

Babam sadece annemin değil, bizim de hayatımızı mahvediyordu.

Babam benim kafamda yarattığım, varlığına sığındığım adam değildi.

Babam ne olursa olsun sevmekten hiç vazgeçmediğim o adam olmayı hak etmiyordu.

Babam pisliğin tekiydi.

Biz bugün babam yüzünden fuhuşa sürüklenecektik ve en acısı da bundan haberi dahi olmayacaktı.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımda Maya bana sıkıca sarıldı ve çaresiz bir sesle, "Geçti," diye fısıldadı. "Geçti. Canım ablam benim. Geçti. Güvendeyiz."

"Maya!" dedim acı içinde. Ağlamaktan konuşamıyordum. "Maya özür dilerim!"

"Senin özür dileyeceğin bir şey yok." Maya art arda yanağımı öpüyor, saçlarımı okşuyordu. "Senin suçun değildi. Senin bir suçun yoktu!"

Ciğerlerim sızlıyordu. Ne bağırmaya ne de ağlamaya halim kalmamıştı ama öyle büyük bir patlama yaşıyordum ki dudaklarımdan dökülen hıçkırıklar histerikti. Sinir boşalması yaşıyordum. Şoku atlatıyordum.

O esnada minibüsün kapısı açıldı ve gece serinliğinin arabaya dolduğunu hissettim.

"Âlâ," dedi Karan'ın sesi. Başımı kaldırıp yaşlı gözlerimle ona baktığımda Maya beni bıraktı. Karan eğilerek arabaya bindi ve yanıma oturup beni kendine çekti. "Ağla," diye mırıldandı başımı göğsüne yaslarken. "İstediğin kadar ağla, iyi gelecek. Ben buradayım."

Ona sıkıca sarılıp çığlık çığlığa ağlamaya devam ettim. Konuşmak istiyordum ama konuşamayacak durumdaydım. Tek yapabildiğim Karan'ın gömleğine sıkıca tutunmaktı. Beni saran kollarına sığınıp içimdeki zehri boşaltıyordum.

Kaya'nın da karşımıza oturduğunu duydum ardından motorun çalıştığını ve minibüsün topraklı yolda ilerlediğini hissettim. Gece'yi kollarının arasına çekmeden hemen önce yanımızda ne yapacağını bilemez halde oturan Maya'ya bakmış; onu kolundan tutarak yanına çekmişti. Üçü karşımızda oturuyordu. Kaya, Maya'ya da sarılmıştı ve ona bir şeyler söylüyordu ama kendi sesimden kimseyi duyamıyordum.

Ne kadar süre geçti bilmiyorum ancak bir süre sonra sakinleştiğimde gözümü dahi açamıyordum. Karan bir eliyle belimi sıkıca sarmış, diğer eliyle elimi tutmuştu. Çenesini başımın üstüne yaslamıştı ve sakinleşmemi beklerken öylece durmuştu.

"Bizi nasıl buldun?" diye sordum artık çıkmayan sesimle.

"Gece," dedi kuru bir sesle. "Takip etmiş seni kaçıran minibüsü. Kaya ve ben oradan çıktığımızda öğrendik. Bizden haber alana kadar beklemiş binanın yakınlarında."

"Neredeyse yanınıza gelip hepimizi yakacaktım," diye mırıldandı Gece ardından derin bir nefes aldı. "Kaya'ya ulaşana kadar kafayı yiyeceğimi sandım."

Gece'ye baktım. "Teşekkür ederim."

Gözleri hızla dolarken uzanıp dizime dokundu. "Saçmalama."

Gece'ye gülümsemeye çalıştım ama başaramadım. Geri çekilip tekrar Kaya'nın göğsüne yaslandığında Kaya başının üstünü öptü. Savaştan çıkmış gibiydi. Üzerindeki takım elbise kan ve toprak lekeleriyle doluydu.

"Siz nasıl çıktınız oradan?" Boğazımı temizledim ama sesim hakkında yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

"Boş ver sen şimdi bunları," dedi Karan kuru bir sesle. "Uyu biraz. Yolumuz uzun."

"Ceylin'le uyuyacağım," dedim kaşlarım hafifçe çatılırken. "Şimdi uyumak istemiyorum."

"Tamam," dedi sadece. "Ceylin'le uyu."

İnadıma rağmen gözlerimi açamıyordum ve uykuya dalmak üzereydim ki tam o esnada, "Göğsün mü kanıyor senin?" diye bağırdı Maya panikle.

İrkilerek gözlerimi açtığımda kaşlarımı çattım. Karan'a bakıyordu.

"Önemli bir şey değil. Sıyırdı sadece."

"Ne?" dedim telaşla doğrulup Karan'ı çevirmeye çalışırken. "Karan? Vuruldun mu? Karan!"

Karan iç geçirerek beni tuttu ve yüzüme baktı. "Âlâ önemli bir şey değil."

"Ne demek önemli değil? Ne zaman oldu bu?"

"Yaklaşık beş saat önce," dedi Kaya. "Hastaneye gitmesini, benim halledeceğimi söyledim ama dinlemedi. Buraya gelmekte diretti."

Karan ona dönüp boş bir bakış attığında Gece, Kaya'ya döndü. "Sanki sen olsan aynı aptallığı yapmayacaktın."

Kaya keyifsiz bir şekilde güldü. "Yapacaktım."

"Karan kan kaybediyorsun!" dedim öfkeyle. Ben bunu nasıl fark edememiştim? Sol göğsü, kolu, gömleği, pantolonu ve elleri kan içindeydi. "Ben bunu nasıl görmedim?"

"Ben de şu an gördüm," dedi Maya. "Yeni oldu sandım."

"Kendinizde değildiniz," dedi Gece.

Karan'a döndüm. "Aç bakacağım! Ne biliyorsun sıyırdığını?"

Karan sabırla bir nefes aldı. "Bilirim ben. İlk defa olmuyor bu. Kurşun girseydi anlardım."

Kaşlarımı çattım. "Aç dedim!"

İtiraz dolu bakışlarla yüzüme baktı. "Âlâ, bu haldeyken bununla uğraşmanı istemiyorum."

Ona hayret içinde baktım. "Kan kaybediyorsun. Üstelik mikrop kapabilir! Acilen müdahale edilmesi gerek! Hastaneye gidelim."

"İstemiyorum. Bir an önce eve gideceğiz ve sen sıcak bir duş alıp uyuyacaksın."

"Karan! Aç şunu!"

Pes ederek nefesini üfledi ve gömleğinin düğmelerini açmaya başladı ama hızı yeterli olmadığı için ellerini çekip bunu ben yaptım. Yeleğini çıkarmıştı. "Sana inanmıyorum ya! Kanamanı durdurmak için hiçbir şey yapmamışsın!" Bakışlarım yüzüne çevrildi ve teninin solduğunu gördüğümde korku kalbimi avuçladı. Gözleri yorgun bakıyordu. Dudaklarının rengi solmuştu. Terliyordu.

Bakışlarım bilinçsizce etrafta dolaştı; aldığım o korku dolu nefesi duydum. Üzerindeki gömleği yırttığımda gücüm karşısında kendim de şaşırmıştım.

Yara açığa çıktığında gerçekten de sıyırdığını gördüm. Kurşun girişi yoktu. Derisinde çok derin olmayan bir yırtılma vardı ve usul usul kanıyordu. Dikiş atılması gerekiyordu. Üstelik çok şükür ki göğsüne değil, omzuna gelmişti.

"Dikiş atılması lazım," dedim toz ve kanla lekelenmiş parmaklarım yaranın çevresinde dolaşırken. "Mikrop kapacak."

"Bir şey olmaz. Hallederim ben." Karan eliyle yavaşça belimi sıvazlıyordu. Gözleri yüzümdeydi. "Korkulacak bir şey yok."

"Doktor evde mi?" diye sordum ona aldırmadan. Başımı çevirip Gece'ye döndüm. "Su verebilir misin? Bir de temiz bir bez lazım."

Gece aceleyle bir pet şişe su uzattığında Kaya'ya döndü. "Bence bir hastaneye gidelim. Şu an temiz bir bez bulabileceğimizi sanmıyorum." Bana baktı. "Herhangi bir bez yeterince steril olur mu?"

Başımı iki yana salladım. "Hayır. Steril edilmiş gazlı bir bez lazım."

"Dikiş atabilir misin?" diye sordu Karan. "Ameliyathanede malzeme var. Yarım saate evde oluruz. Ortalık karışık, gazeteciler her yerde. Malzeme vermek istemiyorum kimseye."

Daha önce hiç gerçek bir insana dikiş atmamıştım ancak yapabilirdim. Çok derin değildi, kaç dikiş atmam gerektiğini şu an kestiremiyordum ve panik halindeyken bunu yapabilir miydim emin değildim lakin görünüşe göre bunu yapmak zorundaydım.

"Doktor yok yani evde?" diye mırıldandım sıkıntıyla.

"Yok," dedi Karan, çok yakınımdaydı. Gözleri yüzümde dolaşıyordu. "Korkma. Yapabileceğini biliyorsun."

Yutkundum. "Kolonya," dedim. "Ya da alkol olan herhangi bir şey. Ellerimi temizlemem lazım."

Kaya elini geriye atıp şoförün olduğu kısma uzandığında minibüsü kullanan adamın söylediğimi duyup bir şişe kolonya uzattığını anladım. Ellerimi, avuçlarımın sızım sızım sızlamasına aldırmadan hızlıca; bol bol kolonya dökerek steril ettikten sonra bu sefer Maya'ya baktım. Üzerindeki kazağın altında yeşil bir gömlek vardı. Ankara hâlâ soğuk olduğundan sıkı giyinmişti ve şu an etrafımızdaki en temiz olan şey o kazağın altındaki gömlekti. "Maya gömleğini çıkar," dedim. Şaşkınlıkla yüzüme baktığında, "Gömleğini çıkar!" diye tekrarladım.

"Tamam!" Panikle kazağını çıkardı ve gömlekle kaldığında Kaya ve Karan başını başka bir yöne çevirdi. Hızlıca gömleğini çıkarıp kazağı yeniden giydiğinde bir çırpıda gömleği yırttım ve Karan'a yöneldim.

"Biraz acıyacak," dedim suyun kapağını açtığımda. "Dayanabilecek misin?"

Keyifsiz bir şekilde güldü ve yüzüme baktı. "Alışkınım. Ne yapman gerekiyorsa yap."

Dudaklarımı birbirine bastırıp elimdeki gömleğe baktım ve yeterince temiz olup olmadığını düşünmemeye çalışarak suyla ıslattım. "Evde antiseptik solüsyonla halledeceğim ancak şimdi kanamayı hafifletmem ve temiz kalmasını sağlamam lazım."

"Peki doktor hanım," dedi hoşnut bir sesle. Bakışlarım yüzüne kaydığında gözlerinde gurur dolu bir ifade gördüm.

Benimle gurur duyuyordu.

Şu durumda havaya girmem mümkün değildi ama mutlu olmuştum. Dudağımın kenarında minik bir gülümseme peydahlanırken bezi yavaşça yarasının etrafında gezdirdim. Hafif hafif basınç uygulayarak iyice temizlediğimde kanamanın durması için bir kumaş parçası daha ıslattım ve yarasını onunla kapatıp elimi üzerine bastırdım. "Acıyor mu?" diye sordum yüzümü istemsizce buruşturarak. Yarasına dokundukça onun yerine benim canım yanmıştı.

"Acımıyor," dedi ve beni yeniden göğsüne yatırıp yanağını saçlarımın üstüne yasladı. "Elin çok hafif."

"Öyleymiş. Hastalar da öyle söylüyor."

🌙

Yol bir türlü bitmiyordu. Gerçekten çok mu uzundu yoksa Karan'ın yarasıyla ilgili endişelendiğim için mi zaman geçmiyordu bilmiyordum ama saatlerdir gidiyorduk sanki. Kanaması durmuştu ama elimi yarasından çekemiyordum. Sanki çekersem tekrar başlayacaktı. Çok kan kaybettiğini düşünmüyordum, aşırı bir kanama durumu yoktu ancak yine de endişeliydim.

Maya biraz önce uyumuştu. Aklının çok karştığını, neler olduğunu henüz idrak edemediğini biliyordum. Karan hakkında beni sorguya çekeceğini de biliyordum. Kendine gelip şoku atlattığında yaşanılanların ağırlaşacağını da biliyordum. Sadece şu an çok yorgundu ve bunu erteliyordu.

Gece ve Kaya karşımızda birbirlerine sarılmış vaziyette sessizce duruyorlardı. Gece'nin de Kaya'ya bir şey olacağını sanıp delirdiğini biliyordum. Varlığına şükreder gibi sıkıca sarılmıştı ona. Bu korkuyu öyle çok yaşıyordu ki sanki, bıkmıştı artık. Kaya başını nişanlısının başına yaslamıştı, beline sardığı eliyle usul usul karnını okşuyordu. İkisi de yorgun görünüyorlardı.

Başımı kaldırıp Karan'a bakmaya çalıştığımda, "O adama ne oldu?" diye mırıldandım sessizce.

"Ölümden sonraki yaşam hakkında pek bir bilgim yok," dediğinde sesi ifadesizdi. Bu, 'öldürdüm' demenin başka bir yoluydu sanırım.

Bir tepki veremedim. İçimde olumsuz hiçbir duygu oluşmadığı için kendimi değişik hissediyordum ama beni ve kardeşimi fuhuşa sürüklemek isteyen birinin ölümüne üzülecek değildim.

"Şimdi ne olacak?" diye sordum. "Ben algılayamıyorum hâlâ. Bu gece yaşananlar..."

"Bir şey olmayacak." Başını eğip boşta olan elimi tuttu ve avcumu açıp başparmağını kanı kurumuş çiziklerin kenarında dolaştırdı. "Bu gece sende açılan her yaranın hesabını sormaya devam edeceğim."

"Kimden?" diye mırıldandım. "Hepsi öldü?" Dahası mı vardı?

"Asıl sorumlusundan." Sesi buz kesmişti. Babamdan bahsediyordu. İhtiyarı öldürmeden önce onu elbette konuşturmuş ve derdini öğrenmişti.

Panikle ona baktım. Çaresiz bir sesle, "Karan," dediğimde kaşlarını çatarak elini yanağıma koydu. "Şşh, korkma. Seni üzecek hiçbir şey yapmam."

Gözlerim dolmuştu. "Babamı seviyorum," dedim acizce. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Şu durumda bunu söyleyebiliyor olmam hatta hissedebiliyor olmam iğrenç geliyordu ama o benim babamdı. Ne olursa olsun her geldiğinde yanaklarını öptüğüm, döndüğü için kocaman sarıldığım babamdı.

"Biliyorum." İç geçirdi ve kısa bir an gözlerini kapattı. "Kız çocukları, babaları ne yaparsa yapsın onları sevmekten vazgeçmezler."

Gece'nin iç çektiğini duyduğumda gözlerim ona çevrildi ve bal rengi gözlerinin yaşlarla dolduğunu gördüm. Gözlerimiz buluşunca panikleyerek silmeye çalıştı ancak başaramadı.

"Gece?" dedim doğrularak. "Ne oldu?"

Kaya kaşlarını çatarak başını eğdiğinde ağladığını fark etti ve onu kendinden uzaklaştırıp yüzüne bakmaya çalıştı. "Gece?"

Gece gülümsemeye çalıştı. "Alış artık," dedi Kaya'ya. "Bir şey yok. Geldiler bana yine."

"Şu gelenlerin kim olduğunu bir öğrensem kafalarını koparacağım." Ona sıkıca sarıldı. "Geçti, tamam mı? Sakin ol artık."

🔥

Malikâneye ulaştığımızda Karan, Kaya ve Gece'ye bu gece burada kalmalarını teklif etmişti ancak Gece'nin abisi ve Kaya'nın kız kardeşi haberleri izleyip her şeyi öğrendikleri ve üst üste aradıkları için gitmişlerdi.

Çeşmenin etrafından dolanıp giriş kapısına ilerlerken Maya az önce uyandığı için sersem gibiydi. Üşüyordu. Kollarımı ona sarmıştım, Karan'ın arkasından yavaş yavaş yürüyorduk.

"Nika'ya söyle, misafir için oda hazırlasın," dedi Karan yanında ilerleyen adama. Adam başını sallayıp koşturarak arka bahçeye ilerlerken önce içeri girdik sonra salona ulaştık. Salona girdiğimizde ilk önce Lale ablayı gördüm.

Koltukta yatıyor, sessizce ağlıyordu. Minel, Ela ve Oya etrafındaydı. Ela tansiyonunu ölçüyor, Oya bileklerini ovalıyor, Minel ise başında bekliyordu. Hepsi ağlamıştı, gözleri kıpkırmızıydı. Sinan, babası ve birkaç adam da salondaydı.

İçeri daldığımızda önce Oya gördü bizi. İrileşmiş gözleriyle ayağa fırladığında, "Abi!" diye bağırdı.

Herkes ayaklanırken Lale abla irkilerek bize baktı ve saniyeler içinde doğruldu. "Karan!" dedi yüzü ağlamak üzere buruşurken. "Oğlum!"

Oya, Karan'a doğru koşup yanına ulaştığında ağlamaya başlamıştı. Ellerini göğsüne koydu, "Abi aklımız çıktı!" dedi sıkıca sarılmadan hemen önce. "Neden açmadın telefonu. Çok korktuk!"

"Abi vuruldun mu sen?" Ela telaşla bağırdığında Karan tek eliyle Oya'ya sarılıp nefesini üfledi. "Sakin. İyiyim. Ufak bir sıyırık sadece."

Maya ve ben Karan'ın arkasında durmuş tıpkı Minel ve diğerleri gibi sessizce olanları izliyorduk.

Lale abla zorlukla ayağa kalkmış, dengesini sağlamaya çalışarak bize doğru geliyordu. "Sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun?" diye bağırdı öfkeyle. "Saldırıya uğradığını öğrendiğimden beri sana ulaşmaya çalışıyorum ben! Öldüğünü sanıyor herkes! Haberlerde senin ve Kaya'nın öldüğünü söylüyorlar!"

"Mama," dedi Karan sakince. "İyiyim işte. Korkulacak bir şey yok."

"Korkulacak bir şey yoksa ne bu halin!?" Lale abla titriyordu. Öfkeliyken gerçekten canavara dönüşebildiğini şu an görebiliyordum. "Kan revan içindesin! Ne haldeyim kaç saattir haberin var mı? Kardeşlerin ne kadar korktu, ben ne kadar korktum haberin var mı? İnsan aramayı hiç mi düşünmez!" Başını sitemle yana eğdi. "Hiç mi kıymetim yok gözünde Karan? Hiç mi yok? Sen beni annen olarak kabul etmiyorsun diye endişelenmeyeceğimi mi sanıyorsun?" Hıçkıra hıçkıra ağlarken Karan'a yaklaştı ve tam karşısında durdu. Elini kendi göğsüne vuruyordu. "Bu kadar değersiz miyim gözünde? Bir alo diyemeyecek kadar bile aklına gelmiyor muyum oğlum?"

"Mama," dedi Karan alçak bir sesle. Susmasını istiyordu.

"NE?" diye bağırdı Lale abla acı içinde. "Ela, Oya ve Minel'den ayrı tutuyorsun kendini yıllardır! Neden Karan? Ayrı mı tuttum seni öz evlatlarımdan? Bir kez olsun yaptım mı bunu? Kendim doğurmuşum gibi sevmedim mi seni?" Ağlamaktan konuşamayacak duruma gelmişti. Karan'ın yumruklarını sıktığını gördüm. "Neden senin için endişelenen, yüreği ağzında gezen bir annen olduğunun farkında değilsin? Neden beni saymıyorsun? Neden b-"

Karan, Lale ablanın kolunu tuttu ve onu kendine çekip sıkıca sarıldı. "Sus," dedi kuru bir sesle. "Saçma sapan konuşma. Aklıma gelmediği için değil, seni arayacak halde olmadığım için haber veremedim."

Lale abla hıçkıra hıçkıra ağlarken Karan'a sıkıca sarıldı. "Baban öldüğünden beri yüreğim ağzımda geziyorum ben!" dedi feryat ederek. "Sen ister kabul et ister kabul etme benim evladımsın!"

Karan manevi annesini sakinleştirmek için sırtını sıvazlarken, "İnkâr eden mi var ya?" diye mırıldandı muzip bir sesle. İyi değildi, biliyordum ama Lale ablayı rahatlatmaya çalışıyordu. "Ama sen de anla artık, kötüye bir şey olmaz. Her seferinde cenaze işlemlerimi başlatacak duruma geliyorsun. Hoş değil."

Lale abla, Karan'ın göğsündeki elini yumruk yapıp hafifçe omzuna vurdu. Karan acıyla inleyerek güldüğünde canı acıdığı için irkildim ve yüzüm buruştu. "Ay! Şey! Yarası vardı orada!"

🌙

Herkes sakinleştiğinde, Lale abla olanları öğrendiğinde Maya'yı onlara emanet edip zaman kaybetmeden Karan'ı ameliyat odasına çıkarmıştım. Maya'yı yalnız bırakmak istemiyordum ama Lale abla onu öyle güzel sarıp sarmalamıştı ki içim rahattı.

İçeri girdiğimizden beri konuşmuyorduk. Ben çok gergin ve stresliydim, o ise kara kara Lale ablanın sözlerini düşünüyordu. Aklını okuyamıyordum elbette ama yüzündeki o puslu, sisli ifade bana bunu söylüyordu.

Üzerindeki gömleği çıkarmasını söylediğimden beri ona bakamıyordum. Yalan söyleme. Tamam, bir kez göz ucuyla bakmıştım ama kaslarını gördüğüm an utançla alev aldığım için arkamı dönmüştüm.

Ellerimi dezenfekte edip steril eldiven takarken iç geçirdim ve hazırladığım malzemeleri alarak yanına ilerledim. Bir gazlı bezi antiseptik solüsyonla ıslatırken, "Üzülme," diye mırıldandım. "Senin için endişeleniyor."

Karan iç geçirip boşluğa diktiği gözlerini bana çevirdi. "Söylediği her şeyde haklıydı."

Gazlı bezi yumuşak hareketlerle yarasının etrafına hafif hafif değdirirken gözlerim yüzüne çevrildi. Az önceki muzip tavrının rol olduğunu biliyordum ancak bunu bana göstermekten çekinmiyor oluşunu şu an fark etmiştim. "Gerçekten öyle mi?" diye sordum çekinerek. "Dediği gibi yeterince..." Cümlenin devamını nasıl getireceğimi bilemeyerek sustum.

"O elinden geleni yaptı," dedi ifadesiz bir sesle. Canının yandığına dair tek bir belirti göremiyordum, yarasını temizlemeye devam ettim. "Bana her zaman gerçek bir anne gibi yaklaştı ama bazı boşluklar ne yaparsan yap dolmaz."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Onu anlayabiliyordum. Suçlamıyordum da. Ne olursa olsun haklı olarak annesini istemişti ve bir çocuk için annesizlik hiçbir şeyle doldurulamayacak kadar büyük bir çukurdu.

"Onu annen olarak göremiyor musun?" Uyuşturma işlemi için az önce hazırladığım enjektöre uzandım. İğnenin ucundaki plastiği çıkarıp tırnağımla plastiğine vururken Karan beni izliyordu.

"Görüyorum," diye mırıldandı. "Sadece yeterince iyi bir evlat olamıyorum. Bunun onunla bir ilgisi yok." Kuru bir gülümseme oluştu yüzünde. "Annem yanımda olsa o da aynı şeyden şikayet ederdi, eminim."

"Kendini suçlama." Gözlerimi yarasına çevirip derin bir nefes aldım. "Lokal anestezi için iğne yapacağım... Biraz acıyabilir."

"Endişelenme." Karan yüzüme bakıyordu. "Kendinden emin görünmüyorsun?"

"İlk defa gerçek bir dikiş atacağım ve yanlış bir şey yapmaktan korkuyorum," dedim dürüst olarak. "Gerginim. Muhtemelen hastanede olsaydım ve başka biri olsaydı daha kolay olurdu ama..."

"Neden başka biri olsaydı daha kolay olurdu?" Gözlerim onu bulduğunda yüzümü incelediğini, bir cevap aradığını gördüm.

Bakışlarımı kaçırdım ve gergin bir şekilde güldüm. "Terzi kendi söküğünü dikemezmiş de ondan."

İğneyi tam olarak nereye yapmam gerektiğini kararlaştırmak için hafifçe üzerine eğildiğimde göz ucuyla kaşlarını kaldırdığını gördüm. "Beni bu kadar benimsediğini bilmiyordum."

Utançla donup kaldığımda gözlerim tekrar yüzüne çevrildi. Bakışları yüzümü incelerken saniyeler içinde dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı ve yüzünde minicik bir gülümseme oluştu.

Boğazımı temizleyip yeniden yarasına odaklandım. Kaşlarım hafifçe çatılmıştı. "Dikkatimi dağıtma," diyerek onu azarladım. "Ve beni sakın sinirlendirme çünkü hayatın ellerimde."

"Tehdit," dedi anında. Sesinde ilk defa rastladığım afacan bir tını vardı. "Peki. Sustum."

Başımı iki yana salladım ve derin bir nefes alıp iğneyi nazikçe derisine batırdım. Bunu yaparken istemsizce yüzümü buruşturmuştum. "Acıdı mı?"

"Hissetmiyorum. Elin hafif, söylemiştim."

Anestezik maddeyi yavaş yavaş deri altı dokuya enjekte ederken istemsizce gülümsedim. "Aferin. Suyuma git böyle."

"Başka bir şansım var mı?" dedi alaycı bir sesle. "Şahsi doktorum tarafından tehdit ediliyorum."

"Şahsi doktor?" Tek kaşım kalkmıştı. İğneyi yavaşça çıkarırken, "Beni bu kadar benimsediğini bilmiyordum," diye tekrar ettim az önceki söylediğini.

Sessizce homurdandı. Kıkırdadım ve enjektörü tıbbi atık kovasına atıp geri çekildim. "Şimdi biraz bekleyeceğiz. Tamamen uyuşması için."

Hafifçe başını sallayıp gözlerini kapattı ve yorgunlukla ensesini ovuşturdu.

"Nasıl çıktın oradan?" diye sordum bir kez daha. "Gerçekten çok korktum."

"Sayende." Gözlerini açıp boynunu sağa sola yatırdı. Sanırım boynu tutulmuştu. "Gelip beni uyarmasaydın belki de çıkamayacaktım."

Bunu düşünmek bile göğsümü sıkıştırıyordu. Sedyenin etrafından dolaşıp arkasına geçtiğimde ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi başını çevirdi ama bir şey söylemeden eldivenleri çıkardım ve iki elimle boynuna masaj yapmaya başladım. Böyle bir şey yapacağımı beklemediğinden şaşkınlıkla donup kaldı ve önüne döndü. Nefesini tuttuğunu, yavaşça geri üflediğinde fark etmiştim.

Başparmaklarımla ensesini ovarken bakışlarım belinden ensesine kadar ulaşan dövmesinde gezindi. Geniş sırtının ve dik duran omuzlarının ortasında çok güzel görünen bir kılıç dövmesiydi bu. Belinde, kılıcın sivri ucunda damlamak üzere duran bir kan damlası vardı. Keskin kenarlı kılıç yukarı doğru çıktıkça kanatlarını açmış bir kartala dönüşmüştü. Kartaldan kılıca öyle güzel bir geçiş yapılmıştı ki dövmeyi yapan sanatçının usta olduğu belliydi. Kartal, kılıcın kabzasıydı. Yukarı bakıyordu, gagası sanki acıyla haykırıyormuşcasına açıktı. Kanatları omuzlarına kadar ulaşıyordu ve tüyleri öyle detaylıydı ki gerçek gibiydi.

Bir elimle masaj yapmaya devam ederken diğer elimi aşağı doğru indirdim ve parmak uçlarım dövmesinin üzerinde gezindi. "Çok güzel," diye mırıldandım hayranlıkla. "Anlamı var mı?"

"Var," dedi. Elimin altındaki kaslarının gerildiğini hissediyordum.

"Özel değilse çok merak ettim." Derin bir nefes alıp masaja devam ettim.

"Güce hapsolmak," dedi kuru bir sesle. "Kartal güçlü ama tutsak. Özgürlüğün bir gün geleceğini umut ediyor."

Kısa bir an sustum, dövmeyi bir kez daha inceledim ve, "Kartal gitmek için kanatlarını açmış ama kılıca bağlı olduğu için uçamıyor," dedim sessizce. "Böyle mi hissediyorsun?"

"Bilmem. Pek düşünmedim." Boğazını temizledi. "Uyuştu bence. Sızlamıyor artık."

İç geçirip geri çekilirken, "Bir bakayım," dedim.

Uyuştuğuna kanaat getirip dikiş setini basınçlı buharla sterilize etmeye başladığımda Karan sessizce beni izliyordu. Burada bir otoklav cihazı olmasına inanamıyordum ancak sterilize etme işleminin beni fazla uğraştırmayacak olmasına memnundum.

Nihayet dikişi atmaya hazır olduğumda ona döndüm ve stresli bakışlarla yüzüne baktım. "Hazır mısın?"

Hafifçe gülümsedi. "Ben hazırım da sen pek hazır görünmüyorsun?"

"Değilim çünkü." Nefesimi üfleyip yarasına baktım.

"Kendine güvenmen için sana özel ders vermeliyim," diye mırıldandı ama ben ona cevap vermeyip tereddüt içinde durmaya devam edince, "Tamam. Gevşemen için ne yapabilirim?" diye sordu.

Gözlerine baktım. "Bilmiyorum. Çok gerildim. Ellerim titriyor."

Karan şefkatle yüzüme baktı bir süre, ardından sağ eliyle belime sarılıp beni kendine doğru çekti. Kalbim heyecanla çarparken dudaklarımdan kesik bir nefes kaçtı. "Ne yapıyorsun?" diye fısıldadım.

Burnunu burnuma sürterken gözlerini kapattı. "Doktorumu sakinleştiriyorum," diye mırıldandı alçak bir sesle.

Bana her dokunduğunda böylesine sarsılmam normal değildi. Yutkundum ve kalbimi sakinleştirmeye çalışırken sol elimi sağ omzuna koyup gözlerimi kapattım. "Doktorunun bu şekilde gerçekten sakinleşeceğini mi sanıyorsun?" dedim gergin bir sesle.

"Öyle umuyordum," dedi belimdeki eli tenime biraz daha gömülürken. "Pardon. Doktorumun üzerinde yarattığım etkiyi atlamışım."

Bedenim karıncalanıyordu. Kaşlarım çatılırken geri çekilmek istedim ama izin vermedi. Böyle yaparak beni daha fazla heyecanlandırmaktan ileriye gidemiyordu. "Sinirlendirme beni," diye homurdandım.

Gözleri açılırken ukala bir gülümsemeyle kıvrıldı dudakları. "Sinirlensene."

"Karan," dedim uyarı dolu bir sesle.

"Efendim?"

"Bıraksana!" Geri çekilmeye çalıştım. "Dikiş atacağım."

"Attın zaten."

"Ne?"

"Hiç."

Eli belimi özgür bıraktığında sendeledim ve omzuna daha sıkı tutundum. Dengemi bozuyordu. Davette bana gelmeyeceğini söyledikten sonra şimdi böyle davranması gerçekten dengemi sarsıyordu. Üstelik elimin altındaki sıcak teni de zaten alev alan bedenimi körüklemekten başka bir şey yapmıyordu.

"Beni pastörize mi etmeye çalışıyorsun?" diye sordum onu bırakırken.

"Nasıl?" diye sordu kaşlarını çatarak.

Bir çift daha steril eldiven aldım ve hızlıca ellerime geçirdim. Dezenfektanla ellerimi bir kez daha dezenfekte ettim ve dikiş setinden cerrahi makası alıp ip takılı iğneyi ucuna yerleştirdim. "Pastörize," dedim bastıra bastıra. "Duymadın mı hiç?"

"Süt müsün sen Âlâ?" diye sordu dümdüz bir sesle. Karan repliklerimi çalıyor Âlâ.

"Davette bana söylediğin şeyden sonra bu yaptığın ne kadar istikrarlı?" diye mırıldandım iki parmağımla yırtılan derisini hafifçe birleştirdiğimde. "Yanına gelmekten bahsediyordum, sana gelmekten değil."

Karan sustu.

İğneyi derisinden geçirip diğer elime penseti aldım ve ipin ucunu onunla tuttum. "Hissetmiyorsun değil mi?"

"Yok," dedi ifadesiz bir sesle. "Devam et."

İç geçirip ipi X şeklinde yan yana düğümlemeye devam ettim. "Hiç aramadın. Evet, beni hayatında istemediğini söylemiştin ama yine de bir kez olsun aramanı bekledim. Halimi hatrımı falan sormanı..."

"Hayatımda istemediğimi söylemedim ben sana," dedi. "Hayatını mahvetmek istemediğimi söyledim."

Bir dikiş daha atıp düğümledim ve bakışlarımı yüzüne çevirdim. "Bu akşam benim hayatım gerçek anlamda mahvolacaktı," dedim ciddi bir şekilde. "Sen olmasaydın, sen gelmeseydin ben şu an..."

"O cümlenin devamını sakın getirme." Yüzü sertleşti. "Sakın."

Ağır ağır başımı sallayıp işime devam ettim. "Hayatımı mahvetme potansiyeli olan tek kişi sen değilsin," dedim iç geçirerek. "Yani sen gidince bahar gelmeyecek. Tam tersi eğer bugün sen benim hayatımda olmasaydın beni ve kardeşimi kurtaracak kimse yoktu. Babam bize ne olduğunu bile bilmeyecekti. İllaki öğrenecekti ama iş işten geçtikten sonra. Seni tanımasaydım şu an yaşamıyordum Karan. Öldürürdüm kendimi. Güneş doğmadan, yarın olmadan kendimi de kardeşimi de öldürürdüm."

"Böyle konuşarak beni o baban olacak herife karşı daha fazla kinlendirmekten başka bir şey yapmıyorsun." Öfkeyle soludu. "Yetişemeseydim ne olurdu düşünmemeye çalışıyorum çünkü eğer bunu düşünürsem babana yapacaklarımın bir sınırı olmayacak. O yüzden bana bir daha, gelmeseydim sana ne olacağıyla ilgili bir şey söyleme."

Bir dikişi daha düğümledim. Şimdilik iyi gidiyordum.

"O zaman sen de artık bahanelerin arkasına saklanma," dedim pat diye. "Bana gelmek istemediğini biliyorum ama bunun için boktan hayatımı mahvetmekten bahsetme."

"Bahane mi?" dedi hayret içinde. "Kör müsün kızım sen? Ne bahanesinden bahsediyorsun?"

"Bana iyi geliyorsun!" diye bağırdım bir anda durarak. İğne dersine saplı kalmıştı. Gözlerimi kapattım, sakinleşmek için nefes tazeledim ve yanlış bir hareket yapmaktan korkarak iğneyi çıkardım. "Asıl kör olan sensin! Yanında iyi olduğumu görmüyorsun! Gittiğinde ne kadar üzüldüğümü görmüyorsun! Sen yokken bomboş beyaz bir sayfada hapsoluyorum. Tamam, haklısın. Belli ki koluna takabileceğin bir kadın değilim gözünde, anlıyorum ve sana hak veriyorum ama dürüst ol bana karşı. 'Ben bir davetin onur konuğuyken sen elinde tepsiyle içki dağıtıyorsun. Basit bir garsonla olamam, seninle ne işim olur' de! Söyle bunu! Söyle kırılmam! En azından dürüst derim, kendimi zaten bildiğim bu gerçekle avuturum. Dürüst davranmadıkça beni daha fazla karıştırıyorsun, anlamıyor musun Karan? Senden bir beklentim yok. Sana asla sahip olamayacağımın farkındayım ben ama bunu senden duymak istiyorum. Davul bile dengi dengine demişler, boşuna dememişler farkındayım ama bunu bana sen sö-"

Karan bir anda ensemi tutup beni kendine doğru çekti ve sarf edeceğim kelimelerin tuzla buz olmasına sebep olarak dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Makası tutan elimi havada asılı kalırken sendeledim ve irileşen gözlerimi kapattım.

Dudakları büyük bir hasretle alt dudağımı öpmeye başladığında ensemdeki eli saçlarıma çıktı. Karşılık veremeyecek kadar şoktaydım ama dudaklarını öyle çok özlemiştim ki boşta olan elimi saçlarına daldırıp üst dudağını açlıkla öpmeye başladım.

Onunla ilgili her şeyi çok özlediğimi bugün fark ediyordum ancak dudaklarının yokluğu hepsinden daha yoğundu. Tadının, öpüşünün ve üzerimde yarattığı etkinin yokluğu daha büyüktü. Yasaklı meyve gibiydi onu öpmek. Cennetten kovulacağımı biliyordum ama karşı koyamıyordum.

Dudaklarımız vuslatın etkisiyle birbirine kenetlenmiş, uyum içinde hareket ediyordu. Bedenim her seferinde aynı tepkileri gösteriyor; bütün vücudum alev alev yanarken heyecanla titriyordu.

Öyle uzun öptü ki beni bir an hiç bırakmayacak sandım. Kana kana su içer gibi, beklediğine kavuşmuş gibi, hiç bırakmak istemiyormuş gibi öpüyordu. Özlemiş gibi öpüyordu.

Sabırsız ve telaşlı öpüşü git gide yavaşladı, bir süre sonra tamamen durdu. Dudaklarını dudaklarımdan ayırmamıştı. Nefes nefeseydik. Yarattığı ihtiras öyle kuvvetliydi ki bir yaprak gibi titrememe, hızlı hızlı soluklanmama sebep oluyordu. Saçlarındaki elimi omzuna indirip destek almaya çalıştım. Ayakta duramıyordum.

"Yeter," diye fısıldadı sertçe. Nefesleri titriyordu. "Yeter saçmaladığın. Madem öyle, madem yanmayı bu kadar çok istiyorsun; o zaman bundan sonra benimsin. Artık seçme şansın yok. Tam şu anda içeri girdin ve artık çıkışın yok."

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM!

Instagram: @ezgivani

@vanililatee

Twitter: @vanililate

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.