İçeriğe geç

SIRRIN BEDELİ GERÇEK AİLEM

Bölüm 6 · 4 dk okuma

SIRRIN BEDELİ GERÇEK AİLEM

Bölüm 6

6. Bölüm: Kurtlar Sofrası

Esma Soykan’ın o zarif ama emir niteliğindeki daveti, salonun ortasında görünmez bir buz kütlesi gibi duruyordu. Protokol masası... Soykan Holding’in, yani ülkenin en tepesindeki o elit azınlığın oturduğu, her bir sandalyenin milyon dolarlık güç savaşlarına sahne olduğu o yer. Alya, bir magazin muhabiri, gizli bir "Gölge" olarak o masanın dedikodularını çok yazmıştı ama şimdi o sandalyelerden birine oturmak üzere davet ediliyordu. Hem de iki gün önce varlığını öğrendiği öz ailesinin yanına.

"Çok naziksiniz, Esma Hanım," dedi Alya, sesindeki o mesafeli ve asil tonu koruyarak. "Fakat davetinizi kabul edip gecenizi bölmek istemem. Sizi izlemek bile yeterince keyifli."

"Lütfen, Alya," diye araya girdi Lara, ablasının eline çaktırmadan sarılarak. Gözlerindeki o çocuksu, masum yalvarış Alya’nın içindeki o sert duvarları çatlatıyordu. "O geceden beri seni bir daha göremeyeceğim diye çok korktum. Lütfen bizimle otur."

Alya, elini tutan küçük parmaklara baktı. Ardından bakışları hemen yanındaki Bartu’ya kaydı. Bartu, viski kadehini dudaklarına götürürken gözlerini Alya’nın yüzünden milim ayırmamıştı. O kara gözlerde açık bir meydan okuma vardı: ‘Bakalım bu masadan kaçabilecek misin?’ der gibiydi.

"Misafirimiz bizi kırmayacaktır Esma Teyze," dedi Bartu, sesindeki o kadife tonla durumu Alya adına çoktan karara bağlayarak. Elini hafifçe Alya’nın belinin arkasına yönlendirdi, dokunmadan sadece rehberlik ederek yolu gösterdi. "Sonuçta Soykanların teşekkürünü reddetmek, bu salondaki hiçbir konuğun harcı değildir, öyle değil mi?"

Alya, Bartu’nun bu sinsi hamlesine karşı dişlerini sıktı ama belli etmedi. Artık geri dönüş yoktu. "Peki," dedi sakince. "Eğer ısrar ediyorsanız."

Protokol masasına geçtiklerinde ortamdaki hava bir kat daha ağırlaştı. Masanın başında Esma Soykan oturuyordu. Sağında büyük oğlu Baran, solunda ise ortanca oğlu Ediz vardı. Alya ve Lara yan yana oturtulmuş, Bartu ise tam Alya’nın karşısındaki sandalyeye yerleşmişti. Masanın üzerindeki gümüş şamdanlar ve kristal kadehler, Alya’nın çantasındaki o gizli lensin yansımasında parıldıyordu.

Garsonlar servisi yenilerken, Esma Hanım’ın delici gözleri Alya’nın üzerinde gezinmeye devam etti. Kadın, karşısındaki bu kızda çözemediği bir şeyler olduğunu hisseder gibiydi.

"Eee, Alya," dedi Esma Hanım, tabağındaki yemeğe dokunmadan önce. Sesi samimi görünmeye çalışan ama altı tamamen analiz dolu bir tondaydı. "Bize biraz kendinden bahset. Lara o gece sadece adını öğrenebilmiş. İstanbul’da mı yaşıyorsun? Ailen, işin... Neler yaparsın?"

İşte en tehlikeli soru gelmişti. Alya, çantasının sapını masanın altında sıktı. O sahte kimlik duvarını örme vaktiydi. "İstanbul’da yaşıyorum, evet," dedi, sesini en doğal ritmine oturtarak. "Üniversite için gelmiştim, ardından burada kaldım. Sanat tarihi ve fotoğrafçılık üzerine çalışıyorum. Serbest zamanlı projeler alıyorum. Ailem ise... Oldukça sakin, kendi halinde insanlar. Göz önünde olmayı pek sevmezler."

"Fotoğrafçılık mı?" diye araya girdi Baran, kadehinden bir yudum alırken. Kaşları hafifçe kalkmıştı. "İlginç bir meslek. Özellikle de bu devirde doğru kareyi yakalamak büyük kazanç sağlıyor olmalı."

"Doğru kareyi yakalamak sadece kazanç değil, Baran," dedi Bartu birden. Masanın üzerinden Alya’ya doğru hafifçe eğildi. O kapkara gözlerinde tehlikeli bir ışık yandı. "Bazen doğru kare, bir insanın tüm hayatını, tüm sırlarını ortaya dökebilir. Alya da vizörün arkasından dünyayı izlemeyi seven biri. İnsanların maskelerini düşürmeyi iyi bilir, yanılıyor muyum?"

Alya, Bartu’nun masanın altından ona vurduğu bu darbeyle irkildi. Adam resmen onun "Gölge" kimliğine, o gizli magazin dünyasına atıfta bulunuyordu. Salondaki hiç kimse bu cümlenin altındaki tehdidi anlamazdı ama Alya mesajı almıştı: Seni biliyorum ve buradaki herkesin ortasında seni açık edebilirim.

Alya, Bartu’nun gözlerinin içine dik dik baktı. Geri adım atmayacaktı. "Fotoğrafçılık maskeleri düşürmek için değil, bay Kozcu," dedi, sesi buz gibi bir netlikle masada yankılandı. "Aksine, insanların dünyaya göstermek istediği o kusursuz maskeleri ölümsüzleştirmek içindir. Tıpkı bu davetteki gibi. Herkes çok kusursuz görünüyor."

Esma Hanım, ikilinin arasındaki bu yüksek tansiyonlu diyaloğu sessizce izledi. Bartu’nun bir kadına karşı bu kadar ilgili, bu kadar didişen bir tavır takındığını muhtemelen ilk kez görüyordu. Dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Bartu haklı olabilir, Alya. Ama bu gece bizim maskelerle işimiz yok. Sana bir borcumuz olduğunu söylemiştim."

Esma Hanım, yanındaki çantasından şık, kadife bir kutu çıkardı ve masanın üzerinden Alya’ya doğru uzattı. "Bu, Soykan ailesinin kadınlarına ait özel bir koleksiyonun parçası. Kızımı bana bağışladın. Bunun maddi bir karşılığı olamaz ama bunu bizim bir minnet nişanemiz olarak kabul etmeni istiyorum."

Alya kutuyu açtığında içi titredi. Kutunun içinde, antika, zümrüt taşlarla süslenmiş çok zarif gümüş bir şahmeran bileklik duruyordu. Ama Alya’nın asıl dikkatini çeken, şahmeranın gözündeki o küçük oyuk ve üzerindeki ince işçilikti. Bu tasarımı çok iyi tanıyordu. Kendi arşivindeki, Soykan holdingin yirmi yıl önceki o kayıp bebek dosyasında, bebek Alya’nın bileğindeki o çalınan çocukluk fotoğrafında da aynı sembol vardı.

Bu bileklik, o ailenin gerçek kızına, yani kendisine ait olan o serinin devamıydı.

Alya’nın nefesi kesilir gibi oldu. Parmakları kadife kutunun kenarını sıkarken, masanın altından aniden bir sıcaklık hissetti.

Bartu, masanın altından uzun bacaklarını uzatmış, dizini hafifçe Alya’nın dizine yaslamıştı. Bu ani ve gizli temas, Alya’nın zihnindeki o panik dalgasını anında böldü. Başını kaldırdığında, Bartu’nun ona dikkatle, adeta ‘Sakin ol, sırrını açık ediyorsun’ der gibi bakan gözleriyle karşılaştı. Bartu onun bu kutu karşısındaki sarsıntısını fark etmişti.

"Çok... Çok güzel," dedi Alya, sesinin titremesini son anda engelleyerek. Kutuyu yavaşça kapattı. "Ama bunu kabul edemem Esma Hanım. Fazla değerli."

"Kabul edeceksin," dedi Esma Hanım, tavizsiz bir sesle. "Bir Soykan’ın uzattığı el geri çevrilmez."

Alya köşeye sıkışmıştı. Kutuyu çantasına koyarken, Bartu masanın altındaki dizini milim çekmedi. Aralarındaki o gizli temas, salondaki tüm o sahte parıltının ortasında Alya’nın hissettiği tek gerçek şeydi. Bartu Kozcu onun en büyük düşmanı mıydı, yoksa bu kurtlar sofrasında onu koruyan tek gölge mi? Bu sorunun cevabı, o m

asadaki kristal kadehlerden çok daha tekinsizdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.