Malikanenin o devasa ahşap kapısı Alya’nın arkasından kapandığında, kasım rüzgarı yüzüne sertçe çarptı. Ciğerlerine derin bir nefes çekti. İçerideki o boğucu lüks ve ağır hava, birkaç dakika içinde bile üstüne çökmeye yetmişti.
Hızla arabasına yürüyüp sürücü koltuğuna geçti. Aynadan yüzüne baktı; sakin görünüyordu ama kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Lara'yı o adamların elinden alırken hissettiği o saf korku ve koruma içgüdüsü yerini garip bir boşluğa bırakmıştı. O kız onun öz kardeşiydi. Aynı kanı taşıdığı, yıllarca varlığından bile haberdar olmadığı küçüklüğüydü...
Gaza basıp malikanenin bahçesinden çıkarken, dikiz aynasından arkasından bakan o silüetleri gördü. Özellikle de kapının eşiğinde, elindeki kadehle öylece durup gidişini izleyen Bartu’yu. "Fazla dikkat çektin Alya," diye mırıldandı kendi kendine. "Sadece sıradan bir insan gibi davranmalıydın."
Şehir merkezine, kendi kiraladığı küçük ve gözlerden uzak daireye döndüğünde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Üvey ailesinin o baskıcı, sürekli ne yaptığını sorgulayan evinden üniversite bahanesiyle ayrıldığından beri bu daire onun tek sığınağıydı. Burası ne lüks bir malikaneydi ne de sevgisiz bir yurt köşesi; sadece ona aitti.
Montunu fırlatıp mutfaktan kendine sıcak bir bardak bitki çayı hazırladı. Bilgisayarının başına oturduğunda, demin yaşanan o koşturmaca yüzünden parmaklarının hafifçe titrediğini fark etti. Ekranı açtı. Karşısında yine o tanıdık başlık duruyordu: Soykan Holding Kayıp Bebek Dosyası.
Kendi bebeklik fotoğraflarıyla, hastane kayıtlarındaki o mühürlü belgeleri yan yana koydu. O evde gördüğü Baran ve Ediz’in yüz hatlarıyla kendi yüzünü kıyasladı. Evet, inkar edilemez bir benzerlik vardı. Ama o insanlar onun için hâlâ birer yabancıydı. Kendisini neden aramadıklarını, geçmişte neler olduğunu öğrenmeden karşılarına çıkıp "Ben sizin kardeşinizim" diyemezdi.
Tam o sırada, magazin dünyasında "Gölge" olarak kullandığı gizli ve şifreli mail kutusuna bir bildirim düştü. Alya çayından bir yudum alıp maili açtı. Gelen mesaj, sosyetenin ünlü bir halkla ilişkiler sorumlusundandı ve ekte bir davetiye vardı:
"Gölge, iki gün sonra Soykan Holding'in geleneksel yıl dönümü daveti var. Yılın en büyük sosyete olayı olacak. İçeriden özel bir sızıntı istiyorsan, davetli listesi ve giriş kartı ekte. Kimliğini açıklamadan her zamanki gibi işini yapacağını biliyoruz."
Alya ekranın ışığında gülümsedi. Kader onu o eve, o ailenin içine doğru adeta zorla çekiyordu. Lara'yı kurtarmış olması sadece bir başlangıçtı. Şimdi, o davete bir magazin muhabiri olarak gizlice sızacak, kamerasıyla o kusursuz görünen ailenin açıklarını yakalamaya çalışacaktı. Onları kendi sahasında, yani gözlem koltuğunda izleyecekti.
"Peki ya o adam?" diye düşündü birden. Kafasında Bartu’nun o salondaki delici, her şeyi analiz eden bakışları canlandı. Bartu bir Soykan değildi ama o ailenin her şeyine hakimdi. Davette de kesinlikle orada olacaktı.
Alya arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı. Gizemli bir ajan değildi, sihirli güçleri de yoktu; sadece işini iyi yapan zeki bir kızdı. Ve o davet, onun hayatının en büyük kumarı olacaktı. Ya kendi gerçek ailesinin yüzündeki maskeyi düşürecekti ya da kendi maskesini Bartu’nun ellerine teslim edecekti.