Gecenin karanlığını yırtan far ışıkları, devasa demir kapıların ardındaki muazzam malikaneyi aydınlattığında arabanın içindeki sessizlik neredeyse elle tutulur cinstendi.
Alya, direksiyonu sıkıca kavrayan parmaklarını gevşetti. Aynadan arkaya, az önce mutlak bir kaçırılma olayından kurtardığı kıza baktı. Kızın adı Lara’ydı. Soykan ailesinin en küçüğü, pamuklara sarılarak büyütülmüş ama az önce hayatın en vahşi yüzüyle burun buruna gelmiş o küçük kız kardeş... Titreyen elleriyle üzerindeki montun yakalarını çekiştiriyordu.
"Geldik," dedi Alya, sesi bir profesyonelin olması gerektiği gibi buz gibi ve duygusuzdu. Ama içindeki fırtınayı sadece kendisi biliyordu.
Birkaç saat öncesine kadar sadece bilgisayar ekranındaki soluk fotoğraflardan ibaret olan o devasa mülk, şimdi tüm ihtişamıyla tam karşısındaydı. Burası Soykan Hanedanlığı’ydı. Onun yirmi yıl önce ait olduğu, ama birileri tarafından bir çöp gibi sökülüp atıldığı o ev. Şimdi ise kapısından bir yabancı olarak giriyordu.
Evdeki yabancı.
"Sen... Sen de benimle içeri gelecek misin?" Lara’nın sesi ağlamaklıydı. "Lütfen gel. Abimler... Onlar çok serttir. Yaşananları anlatırken yanımda olmanı istiyorum."
Alya derin bir nefes aldı. Planı, kızı kapıya bırakıp uzaktan izlemeye devam etmekti. Ama kader ipleri çoktan eline almış, onu o kapıdan içeri doğru itiyordu. "Tamam," dedi sakince. "Geliyorum."
Arabadan indiler. Güvenlikler Lara’yı görür görmez telsizlere sarıldı, devasa ahşap kapı daha onlar basamakları tırmanmadan ardına kadar açıldı. İçeriden gelen sıcak hava, Alya’nın yüzüne çarptı ama bu sıcaklık içini ısıtmaya yetmedi. Evin holdeki devasa kristal avizesi, adeta buradaki lüksün ve ulaşılamazlığın bir kanıtı gibi tepelerinde parıldıyordu.
"Lara!"
Merdivenlerden hızla inen ayak sesleri holü doldurdu. Gelen, ailenin büyük abisi Baran Soykan’dı. Tıpkı Alya’nın dosyalarında gördüğü gibi; jilet gibi keskin hatları, her şeyi kontrol altında tutmak isteyen o otoriter duruşuyla tam bir liderdi. Arkasından ailenin ortanca oğlu Ediz geliyordu.
Baran, kardeşinin titreyen omuzlarına sarılırken gözleri anında kapının eşiğinde, elleri montunun cebinde dikilen Alya’ya kaydı. O bakıştaki şüpheyi Alya çok iyi tanıdı. Bu, bir koruyucunun, alanına giren yabancıya attığı o tehlikeli bakıştı.
"Ne oldu Lara? Telefonların kapalıydı, otoparktaki adamlarımız korumaları bayıltılmış bulmuş!" Baran’ın sesi gürledi. Sonra gözlerini Alya’dan ayırmadan ekledi: "Bu kız kim?"
"Abi... Beni kaçıracaklardı," dedi Lara hıçkırarak. "Eğer o olmasaydı... Adamları tek başına alt etti. Beni o kurtardı."
Holdeki hava bir anda buz kesti. Baran ve Ediz’in bakışları derinleşti. Baran, Alya’ya doğru iki adım attı. Aralarındaki mesafe azaldığında, Alya onun heybetli cüssesi karşısında milim geri adım atmadı. Vizörün arkasında dünyayı dize getiren bir kız, birkaç abinin gölgesinden korkacak değildi.
"Demek kardeşimi kurtardın," dedi Baran, sesi minnettar ama yine de temkinliydi. "Kimsin sen? O saatte o ıssız otoparkta ne işin vardı?"
Tam bir gazeteci sorusuydu. Alya, içindeki "Gölge"yi saklayarak en masum maskesini taktı. "Sadece yanlış zamanda doğru yerde olan biriyim," dedi pürüzsüz bir sesle. "Bir arkadaşımı bekliyordum. Çığlıkları duydum ve müdahale ettim. Hepsi bu."
Baran tam yeniden ağzını açacaktı ki, arkadaki büyük kütüphane odasının kapısı yavaşça açıldı.
Alya’nın bakışları o tarafa kaydığı an, kalbinin göğüs kafesine sertçe vurduğunu hissetti. Kapının eşiğinde duran adam, jilet gibi siyah takımı, yarıya kadar açık gömlek yakası ve elindeki viski kadehiyle holden içeri süzüldü.
Bartu Kozcu.
Dosyalardaki fotoğraflarından çok daha canlı, çok daha tehlikeliydi. Kapkara gözleri doğrudan holden içeri giren bu iki kıza odaklandı. Bartu, Soykanların öz abisi değildi ama bu evde bir gölge kadar sözü geçen, uzaktan bir iş ortağı, ailenin arkasındaki o asıl zeki beyindi.
Bartu kadehini hafifçe sallayarak merdivenlerin dibine doğru yürüdü. Adımları bir avcınınki kadar sessizdi. Bakışları Lara’nın üzerinden geçti ve tam Alya’nın gözlerinin içine çakıldı.
O an, Alya hayatında ilk kez birinin kendisini tamamen çıplak bıraktığını hissetti. Bartu’nun gözlerinde sıradan bir teşekkür ya da şüphe yoktu. O gözlerde, bir bulmacayı çözmeye çalışan bir dâhinin merakı vardı. Alya’nın duruşunu, kıyafetlerini, gözlerindeki o korkusuz ifadeyi inceliyordu. Normalde travma geçirmiş bir kızı kurtaran sıradan bir insanın bu evde, bu zenginliğin karşısında ezilmesi gerekirdi; ama Alya dik duruyordu. Ve Bartu bunu anında fark etmişti.
"Geçmiş olsun Lara," dedi Bartu. Sesi kalın, pes ve acayip karizmatikti. Bakışlarını Alya’dan ayırmadan Baran’a döndü. "Baran, kardeşin güvende olduğuna göre... Misafirimize bir teşekkür borçlusunuz sanırım. Tabii, buraya kadar sadece 'tesadüfen' gelmişse."
Bartu’nun "tesadüfen" kelimesinin üzerine basarak konuşması, Alya’nın sırtından aşağı bir soğuk ter damlasının sızmasına neden oldu. Bu adam tehlikeliydi. Alya’nın sakladığı o gizli dünyayı, magazin dünyasını sarsan o "Gölge" kimliğini sanki tek bir bakışla deşmek istiyor gibiydi.
Alya çenesini kaldırdı, Bartu’nun o delici bakışlarına aynı sertlikle karşılık verdi. "Kardeşiniz güvende olduğuna göre, benim işim bitti," dedi Alya, gitmek için arkasını dönerken.
"Bekle," diye araya girdi Baran Soykan, sesi bu kez daha emrediciydi. "Seni böyle gönderemeyiz. Adın ne demiştin? Hem... Sana borçlu kalmayı sevmeyiz."
Alya kapının kolunu tuttu. Arkasındaki dört çift gözün, özellikle de Bartu’nun bakışlarının sırtını yaktığını hissedebiliyordu.
"Adım Alya," dedi arkasına bakmadan. "Ve bana hiçbir şey borçlu değilsiniz."
Kapıyı açıp gecenin soğuna doğru adım attığında, arkasında sadece şok içindeki bir aile değil; onun attığı her adımı takibe alacak, hayatını bir kedi-fare oyununa çevirecek olan Bartu Kozcu’yu bıraktığından tamamen habersizdi. Oyun yeni başlıyordu ve "Evdeki Yabancı", o evin duvarlarını sarsmak için ilk tuğlayı çekmişti.
Evetttt nasıl buldunuz lütfen düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın sizi çok öptümm😚💗
