Şehrin en lüks otelinin otuz yedinci katından aşağıya bakarken, dünya bir karınca yuvasından farksız görünüyordu. İnsanlar, arabalar, parıltılı hayatlar ve o hayatların ardına gizlenmiş devasa yalanlar... Hepsi yukarıdan bakıldığında küçücüktü.
Alya, parmaklarının arasındaki profesyonel makinenin lensini yavaşça çevirdi. Gözünü vizörden ayırmadan, karşı binanın çatı katındaki cam kapıya odaklandı. Soğuk kasım rüzgarı saçlarını yüzüne savururken ne üşüdüğünü hissediyordu ne de saatlerdir aynı pozisyonda durmaktan ağrıyan omuzlarını. O, işini yaparken bir robota dönüşürdü. Duygularından, geçmişinden ve adından arınırdı.
Dünya onu gerçek adıyla, Alya olarak tanımıyordu.
Magazin dünyası, sosyete, hatta ülkenin en karanlık iş insanları bile onun peşindeydi. Attığı tek bir tweetle borsayı altüst eden, çektiği tek bir fotoğraflarla evlilikleri bitirip holdingleri batıran o gizemli gazeteciydiler o. Sektördeki lakabıyla: Evdeki Yabancı.
"Birkaç saniye daha..." diye fısıldadı kendi kendine.
Vebalını alacağı adam, ülkenin en ünlü iş insanlarından biriydi ve şu an evli olmasına rağmen genç bir modelle gizli dairesine girmek üzereydi. Lens netleşti. Adamın yüzü kadrajına girdi. Alya, nefesini tuttu ve deklanşöre bastı.
Klik.
Bir kariyer daha tam şu an, Alya'nın parmak uçlarında bitti.
Makineyi yavaşça indirip boynuna astı. Yüzünde ne bir zafer gülümsemesi vardı ne de pişmanlık. Bu onun kaçış yoluydu. Üvey ailesinin o kasvetli, sevgisiz evinde bir "fazlalık" gibi büyütülürken öğrendiği tek bir şey vardı: Eğer hayatta kalmak istiyorsan, kimsenin göremediği sırları göreceksin. Kendi ayaklarının üzerinde durabilmek için tırnaklarıyla kazıyarak bu gizemli imparatorluğu kurmuştu. Kimse yüzünü bilmiyordu, kimse adını duymamıştı. O sadece bir efsaneydi.
Otel odasının sıcaklığına geri döndüğünde bilgisayarının başına geçti. Fotoğrafları sisteme aktarırken, ekranın sağ alt köşesinde haftalardır üzerinde çalıştığı o gizli dosya yanıp söndü.
"Soykan Holding - Geçmiş Dosyaları."
Alya’nın kalbi, az önce bir skandalı yakalarken bile atmadığı kadar hızlı atmaya başladı. Bu dosya, sıradan bir magazin haberi değildi. Bu dosya, onun hayatının dönüm noktasıydı. Birkaç hafta önce Soykan ailesinin geçmişteki karanlık davalarını ve saklanan sırlarını araştırırken, yirmi yıl önce hastanede kaybolan bir bebek davasına denk gelmişti. Dosyayı derinlemesine deştikçe, o bebeğin doğum tarihi, kan grubu ve hastane kayıtlarındaki ipuçları tek bir kapıya çıkmıştı: Kendisine.
Alya, bir magazin haberi avlamak isterken kendi gerçek ailesini avlamıştı.
Soykanlar... Ülkenin en köklü, en zengin ailelerinden biri. Sert ve kuralları olan abiler, lüks bir hayat ve dışarıdan kusursuz görünen bir yuva.
Bilgisayar ekranındaki fotoğraflara baktı. En başta sert bakışlarıyla büyük abi duruyordu. Hemen yanında ise... Alya’nın gözü, dosyanın kenarında uzaktan çekilmiş bir fotoğrafa kaydı. Büyük abinin yanında duran, keskin çene hatlarına ve kapkara, delici gözlere sahip bir adam vardı. Fotoğrafın altındaki notu okudu: Bartu Kozcu. Soykanların iş ortağı, ailenin büyük abisiyle uzaktan bağlantılı.
Alya, ekrandaki Bartu’nun fotoğrafına bakarken içinde garip bir ürperti hissetti. Bu adamın bakışlarında tehlikeli bir zeka vardı. Sanki fotoğraftan bile insanın ruhunu okuyabiliyor gibiydi. "Bartu..." diye mırıldandı Alya. "Umarım yoluma çıkmazsın."
Çantasını topladı, makinesini sakladı ve otelden çıkış yaptı. Kafasındaki plan netti. Soykan ailesinin içine sızacak, onları uzaktan izleyecek ve gerçekten onun ailesi olmayı hak edip etmediklerini görecekti. Onlara hemen "Ben sizin kızınızım" diye koşmayacaktı. İpleri elinde tutacaktı.
Saatler sonra, şehrin biraz dışındaki lüks bir restoranın otoparkına geldiğinde hava tamamen kararmıştı. Soykan ailesinin küçük kızının (yani Alya'nın henüz tanışmadığı öz kız kardeşinin) arkadaşlarıyla burada olacağını biliyordu. Onu uzaktan görmek, nasıl bir ortamda büyüdüğünü izlemek istemişti.
Alya arabasından inip restoranın arkasındaki loş ışıklı bahçe yoluna doğru yürürken, aniden gelen bir çığlık sesiyle adımları bıçak gibi kesildi.
"Bırak beni! Kimsiniz siz, bırakın!"
Ses genç bir kıza aitti. Alya, ağaçların gölgesine sinerek sesin geldiği yöne doğru ilerledi. İki yapılı adam, lüks bir jipin arkasında genç bir kızı zorla arabaya bindirmeye çalışıyordu. Kız çırpınıyor, ağlıyordu.
Alya dikkatle baktığında kızın yüzünü tanıdı. Bilgisayar ekranında saatlerce incelediği o yüzdü. Küçük kız kardeşi...
Adamlardan biri kızın ağzını kapatmaya çalışırken, diğeri etrafı kontrol ediyordu. Fırsat kollayacak zaman yoktu. Alya’nın damarlarındaki kanın buz kestiğini hissetti ama zihni her zamanki gibi buz gibi soğuk ve netti. Çantasındaki elektroşok cihazını ve biber gazını kavradı.
Hiç düşünmeden, bir gölge gibi sessizce adamların arkasından yaklaştı.
İlk adama yaklaştığı an, cihazı adamın boynuna bastırdı. Adam acı bir çığlıkla yere yığılırken, diğer adam ne olduğunu anlamadan arkasını döndü. Alya, gözünün yaşına bakmadan biber gazını adamın yüzüne boşalttı. Adam küfürler ederek gözlerini tutarken, Alya kız kardeşinin kolundan tuttuğu gibi çekti.
"Yürü! Koş arabaya!" diye bağırdı Alya.
Genç kız şok içindeydi, ağlayarak Alya’nın peşinden koştu. Arabaya bindiklerinde Alya hemen gaza bastı, tekerlekler asfaltı ağlatarak otoparktan uzaklaştı.
Dikiz aynasından arkasına baktı. Kurtardığı kız, yani öz kız kardeşi, arkada titreyerek ona bakıyordu.
"Sen... Sen kimsin?" diye sordu kız, sesi titreyerek. "Beni nasıl kurtardın? Abilerime haber vermem lazım, beni kaçıracaklardı..."
Alya direksiyonu sıkıca kavradı. Aynadan kızın gözlerine baktı. İçindeki o büyük fırtınayı gizleyen sakin bir sesle cevap verdi:
"Ben Alya. Güvendesin."
Alya, o an o arabada sadece kız kardeşini kurtarmakla kalmamıştı; Soykan ailesinin dünyasına geri dönüşü olmayan, tehlikeli bir kapıyı kendi elleriyle ardına kadar açmıştı. Ve o kapının ardında, onu sadece yeni ailesi değil, onun gizemli kimliğini çözmeye yemin edecek olan Bartu da bekliyordu.
Nasıl buldunuzzz yorumlarınızı bekliyorum ve lütfen hatam varsa yorumlara açık açık yazabilirsini iyi okumalarr💗
