Baran’ın "Gerçekten daha önce hiç karşılaşmadığımıza emin misin?" sorusu, masanın ortasındaki porselenlerin soğuk tınısıyla birleştiğinde salonda ölümcül bir sessizlik peydah oldu. Alya, karşısında oturan ve kendisine tıpatıp benzeyen o sert çehreli adama, yani öz abisine baktı. Bakışlarındaki şüphe o kadar yoğundu ki, Alya bir an için elindeki maskenin parmaklarının arasından kayıp gideceğini sandı. Kan çekiyordu; Baran farkında olmadan o tanıdık Soykan hatlarını Alya’nın yüzünde görüyordu.
Alya tam dudaklarını aralayıp o profesyonel "Gölge" soğukkanlılığıyla bir yalan uyduracaktı ki, Bartu’nun masanın üzerindeki eli onun parmaklarını daha sıkı, adeta korumacı bir baskıyla kavradı.
"Hafızan seni yanıltmıyor olabilir Baran," dedi Bartu, sesindeki o iğneleyici ve son derece rahat tonla araya girerek. Bakışlarını Baran’a dikti, dudaklarındaki o ketum tebessümü büyüttü. "Alya, İstanbul’un en elit sergilerinde, protokol davetlerinde deklanşöre basan bir kadın. Muhtemelen holdingin sponsor olduğu o büyük lansmanlardan birinde, kalabalığın arasında onun vizörüne yakalanmışsındır. Doğru kareyi yakalamak için insanları izlemeyi sever."
Baran, Bartu’nun bu pürüzsüz savunması karşısında derin bir nefes aldı. Gözlerini Alya’dan ayırmadı ama arkasına yaslanarak kadehine uzandı. "Belki de," diye mırıldandı, sesi hala ikna olmaktan çok uzaktı. "Belki de sadece bir benzerliktir."
"Dünyada herkes birbirine benzer, Baran," diyerek söze girdi Esma Soykan. Sesi, ortamdaki o gergin havayı dağıtmak ister gibi tınlasa da gözleri hala bir şahin gibi Alya’nın üzerindeydi. "Ama önemli olan kimin nerede durduğunu bilmesidir. Alya kızımız bizim için çok değerli bir şey yaptı, Lara’yı kurtardı. Şimdi de Bartu’nun yanında, bizim masamızda. Bu da onu artık yabancı yapmaz."
Esma Hanım’ın bu sözleri masadaki o ağır bürokrasiyi biraz olsun hafifletmiş gibi görünse de Alya bunun bir ateşkes değil, sadece stratejik bir geri çekilme olduğunu çok iyi biliyordu. Yemek, holding işleri, vakıf projeleri ve sosyete dedikodularıyla devam ederken, Alya masanın altındaki dizini Bartu’nun bacağından bir milim bile çekmedi. Aralarındaki o gizli, yakıcı temas, bu kurtlar sofrasında Alya’nın tek dayanağıydı.
Yemeğin sonuna doğru, Esma Hanım kahvelerini salondaki şömine başında içmeyi teklif etti. Herkes ayaklanırken, Bartu yavaşça Alya’nın kulağına doğru eğildi. O odunsu kokusu ve sıcak nefesi Alya’nın boynunu okşadı.
"İlk raundu atlattın zümrüt kızı," diye fısıldadı Bartu, sesi sadece ikisinin duyabileceği bir frekanstaydı. "Ama Baran’ın radarına girdin bir kere. Şimdi benden ayrılma, o şömine başındaki konuşmada asıl bombayı patlatacağız."
Alya, Bartu’nun gözlerindeki o tehlikeli kıvılcımı gördüğünde içindeki o hırslı kadının uyandığını hissetti. Başını dikleştirdi, bileğindeki şahmeranı düzeltti. "Ben hazırım bay Kozcu," dedi fısıldayarak. "Bakalım senin o asıl bomban bu malikaneyi yıkmaya yetecek mi?"
Şömine salonuna geçildiğinde, çıtırdayarak yanan odunların çıkardığı ses ve duvara vuran loş gölgeler, malikanenin o ağır havasını daha da tekinsiz bir hale getirmişti. Garsonlar kahve servislerini yaparken, Esma Soykan şöminenin tam karşısındaki devasa berjerine bir kraliçe gibi yerleşti. Baran, bir eli cebinde şömine rafına yaslanmış, gözlerini hâlâ Alya’nın üzerinden çekmemişti.
Bartu, Alya’yı şömineye yakın ikili koltuğa yönlendirdi ve kendisi de hemen yanına oturdu. Kolunu, Alya’nın arkasındaki koltuk kenarına rahatça uzatarak onu tamamen kendi sınırları içine aldı. Bu hareket, masadaki "sevgili" oyununun sadece bir yemekle sınırlı kalmayacağının açık bir ilanıydı.
"Evet, Bartu," dedi Esma Hanım, kahvesinden zarif bir yudum alıp bakışlarını doğrudan yeğeni gibi gördüğü genç adama dikerek. "Yemekte yarın sabahki holding toplantısından önce uğrayacağını söylemiştin. Siber güvenlik altyapısındaki o yeni güncellemeyi erkene çekmek istediğini duydum. Baran bu durumdan pek memnun değil."
Baran araya girerek, "Çünkü acele edilmiş bir sistem, arkasında her zaman sızılması kolay açıklar bırakır," dedi, sesindeki iması doğrudan Alya’ya bir göndermeydi. "Özellikle de çevremizde bu kadar çok gizemli insan varken, holdingin ana sunucularını bu kadar çabuk riske atamayız."
Bartu, Baran’ın bu açık hamlesine karşı hafifçe güldü. Gövdesini hafifçe öne doğru eğerek elindeki kahve fincanını masaya bıraktı. O kara gözlerinde, Alya’nın dün gece holding odasında gördüğü o tehlikeli ve zeki ışık yeniden yanmıştı.
"Sistem aceleye gelmiyor Baran, aksine geç bile kalındı," dedi Bartu, sesindeki o net ve sarsılmaz otoriteyle. "Çünkü içerideki sızıntı sandığından çok daha büyük. Holding sunucularına dışarıdan bir saldırı yok; sızıntı tam olarak içeriden, yönetim katının kalbinden geliyor."
Bu cümleyle birlikte salondaki tüm hava bir kez daha buz kesti. Lara şaşkınlıkla abisine bakarken, Esma Soykan’ın fincanı tutan parmakları kasıldı.
"Ne demek istiyorsun Bartu?" diye sordu Esma Hanım, sesi bu kez bir anne değil, holdingin asıl patroniçesi gibi sertti. "İçeriden biri holding verilerini mi sızdırıyor?"
"Sadece verileri değil, Esma Teyze," dedi Bartu. Bakışlarını Baran’dan çekip doğrudan Esma Hanım’ın gözlerinin içine dikti. Alya, yanındaki adamın kasılan omuzlarından ve sesindeki o boğuk tondan, asıl bombanın şimdi patlayacağını anladı. Bartu, Alya’nın elini masanın altından sıktı.
"Yirmi yıl önce bu ailenin canını yakan, o hastane odasındaki güvenlik ağını çökerterek Soykanların ilk bebeğinin kaçırılmasına neden olan o eski yazılım açığı... Dün gece holdingin arşiv sunucularında yeniden aktif edildi. Birileri, yirmi yıl önceki o kayıp bebek dosyasını içeriden tamamen silmeye çalışıyor. Ve o kişi, holdingin en üst katındaki gücü, bizim arşivlerimizi çok iyi bilen, aileye sızacak kadar yakınımızda olan biri."
Alya, duyduğu bu cümleyle masanın altında Bartu’nun elini öyle bir sıktı ki tırnakları adamın tenine battı. Bartu, onun geçmişini silmeye çalışan o hainin izini holdingde bulmuştu. Bu itiraf, sadece Soykanların değil, Alya’nın da hayatını sonsuza dek değiştirecek o büyük savaşın fitilini resmen ateşlemişti.