İçeriğe geç

SIRRIN BEDELİ GERÇEK AİLEM

Bölüm 14 · 3 dk okuma

SIRRIN BEDELİ GERÇEK AİLEM

Bölüm 14

14. Bölüm: Günahın Kıvılcımı

Bartu’nun "Ve o kişi, holdingin en üst katındaki gücü, bizim arşivlerimizi çok iyi bilen, aileye sızacak kadar yakınımızda olan biri."

cümlesi, şömine salonunun o loş ve sıcak havasını anında dondurucu bir sessizliğe gömdü. Şöminede çıtırdayarak yanan odunların sesi, sanki odadakilerin kalp atışlarını bastırmak ister gibi daha da gürleşti.

Alya, masanın altında Bartu’nun elini o kadar sert sıkıyordu ki parmak uçlarının beyazladığını hissedebiliyordu. İçindeki o hırçın çocuk, yirmi yıl önce kendisini o soğuk hastane odasından koparan elin bu odadaki gölgelerden biri olma ihtimaliyle sarsılmıştı. Ama yüzündeki o asil, aşık kadın maskesini milim oynatmadı. Gözlerini, masanın başındaki kadına, yani onu doğuran ama varlığından bile haberdar olmayan Esma Soykan’a dikti.

Esma Hanım’ın yüzündeki o her şeyi kontrol altında tutan, mağrur ifade bir anlığına un ufak oldu. Elindeki kahve fincanı hafifçe titredi, porselen tabağa çarparken çıkan o ince, keskin ses odada yankılandı. Kadının gözlerinde yirmi yıllık bir yaranın, hiç kapanmamış bir acının ve daha da önemlisi, o acının arkasındaki ihanetin dehşeti belirdi.

"Bartu..." dedi Esma Hanım. Sesi ilk kez bir holding patroniçesi gibi dik değil, derinden sarsılmış bir anne gibi titrek çıktı. "Sen... sen ne dediğinin farkında mısın? O dosya yirmi yıl önce kapandı. Polisin, dedektiflerin bulamadığı o sızıntıyı, o haini şimdi holding arşivinde bulduğunu mu söylüyorsun?"

Baran, şömine rafına yaslandığı pozisyonu hızla bozarak öne doğru büyük bir adım attı. Yüzü öfkeden kasılmıştı, gözlerinden adeta alevler fışkırıyordu. Doğrudan Bartu’nun karşısına dikildi. "Bu kadarı fazla, Bartu!" diye gürledi, sesi odanın duvarlarında yankılandı. "Holdingin siber güvenliği senin sorumluluğunda olabilir ama ailemizin en büyük trajedisini, annemin hiç geçmeyen o yarasını böyle fütursuzca masaya yatıramazsın! Üstelik yanındaki... yanındaki bu yabancının önünde!"

Baran’ın parmağı Alya’yı işaret ederken, Alya içindeki o vahşi dürtüyü zorlukla bastırdı. "Yabancı" dediği kız, onun öz kız kardeşiydi.

Bartu, Baran’ın bu öfke patlaması karşısında en ufak bir irkilme bile yaşamadı. Sakince arkasına yaslandı, kolunu Alya’nın arkasındaki koltuk kenarında biraz daha kaydırarak genç kızı adeta göğsünün altına aldı. O kara gözlerinde, insanı çıldırtacak kadar soğukkanlı bir meydan okuma vardı.

"Alya bir yabancı değil Baran, o benim sevgilim. Yani benim bildiğim her şeyi bilmeye, bu aileye dair her sırrı paylaşmaya hakkı var," dedi Bartu. Sesi o kadar pürüzsüz ve kendinden emindi ki, Baran’ın öfkesi bu duvar çarpıp geri döndü. "Ayrıca, fütursuzca davranan ben değilim. Dün gece o arşiv odasındaki şifreli duvarı zorlayan, yirmi yıl önceki hastane log kayıtlarını tamamen yok etmeye çalışan her kimse, asıl fütursuz o. Ben sadece bir siber güvenlik uzmanı olarak görevimi yapıyorum. Ve holdingimizin geleceğini, bu ailenin geçmişini temizlemeye çalışan bir haine teslim edemem."

Esma Hanım, Baran’ın daha fazla konuşmasını engellemek için elini hafifçe havaya kaldırdı. Otoritesi hâlâ sarsılmazdı ama gözlerindeki o derin düşünceli, şüphe dolu bakışlar şimdi odadaki herkesin üzerinde tek tek geziniyordu. Bakışları Baran’da durdu, ardından sessizce köşede oturan ortanca oğlu Ediz’e kaydı, en son ise Alya’nın bileğindeki zümrüt şahmerana sabitlendi.

"Kim?" diye sordu Esma Hanım, sesi buz gibi bir netliğe bürünmüştü. "Sistemde o izi bırakan, o dosyayı silmeye çalışan kullanıcının arkasındaki isim kim, Bartu?"

Alya nefesini tuttu. Bartu’nun ne cevap vereceğini o da bilmiyordu. Holding odasında yaptıkları anlaşmada Bartu ona bir ipucundan bahsetmişti ama isim vermemişti.

Bartu yavaşça doğruldu, elini Alya’nın elinden çekip ayağa kalktı. Ceketinin önünü tek bir hareketle iliklerken salondaki herkesin gözü onun üzerindeydi. "Kullanıcı adı sahte bir IP üzerinden gizlenmiş, Esma Teyze," dedi, gözlerini Baran’ın üzerinden bir an bile ayırmayarak. "Ama sızıntının yapıldığı bilgisayar, yönetim katındaki ortak ağ sunucusuna bağlı. Yani o odaya, o bilgisayara erişimi olan sadece birkaç kişi var. Ben o dijital maskeyi düşürmeden önce, o hainin kendi rızasıyla hata yapmasını bekleyeceğim. Çünkü acele eden fare, kapana ilk kısılandır."

Bartu, Alya’ya doğru elini uzattı. "Bu akşamlık bu kadar aile saadeti yeter sanırım. Alya biraz yoruldu, onu evine bıraksam iyi olacak."

Alya, Bartu’nun uzattığı o büyük, güven veren eli tutarak zarifçe ayağa kalktı. Elbisesinin eteklerini düzeltirken, masadaki herkesin bakışlarındaki o ağır, kurşun gibi gerilimi hissedebiliyordu. Baran’ın yumrukları sıkılıydı, Esma Hanım ise derin bir sessizliğe gömülmüştü.

"İyi akşamlar," dedi Alya, sesindeki o gizemli ve mesafeli tonla.

Salondan el ele çıkıp malikanenin o devasa dış kapısına doğru yürürlerken, arkalarında bıraktıkları o evin artık eski Soykan malikanesi olmadığını ikisi de biliyordu. Bartu, o masaya öyle bir kurt düşürmüştü ki, bu gece o malikanede kimse uyuya

mayacaktı. En başta da, yirmi yıl önceki o günahın ortağı olan kişi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.