Holding binasından çıkıp otoparkın serin havasıyla yüzleştiğinde, Alya ciğerlerine derin bir nefes çekti. Direksiyon başına geçtiğinde ellerinin hafifçe titrediğini fark etti; bu korkudan değil, damarlarında gezinen o saf, dizginlenemez adrenalindendi. Arabayı çalıştırıp İstanbul trafiğinin karmaşasına karışırken, dikiz aynasından arkasında bıraktığı devasa gökdelene, Kozcu Holding’e baktı. Bartu Kozcu ile yolları kesiştiğinden beri hayatı fırtınalı bir denize dönmüştü ama geri adım atmaya hiç niyeti yoktu.
Gece boyunca Alya’nın gözüne tek bir damla uyku girmedi. Karanlık odasında, bilgisayar ekranlarının yaydığı o çiğ mavi ışığın altında saatlerce çalıştı. Soykanlar ailesinin her bir ferdinin şeceresini, son beş yıldaki borsa hareketlerini, Esma Soykan’ın vakıf gecelerinde giydiği kıyafetlerin tasarımcılarına kadar en ufak detayları yeniden ezberledi. Bir "Gölge" olarak hata yapma lüksü yoktu. Hele ki yarın akşam o masada, her hareketi bir mercek altında incelenecekken.
Ertesi gün zaman su gibi akıp geçti. Akşam saat yediye geldiğinde Alya, aynadaki yansımasına bakıyordu. Üzerinde, vücudunu bir zırh gibi saran, derin sırt dekolteli, zümrüt yeşili saten bir elbise vardı. Saçlarını ensesinde sıkı, modern bir topuz yapmış, makyajında ise sadece dudaklarını öne çıkaran koyu bir kırmızı tercih etmişti. Boynundaki boşluğa baktı ve dün çantasına attığı şahmeran bilekliği hatırladı. Onu yavaşça çıkardı, parmağından geçirip bileğine doladı. Aynadaki kadına baktı; bu kadın artık sadece intikam arayan yetim bir kız değil, avını köşeye sıkıştırmaya giden tehlikeli bir yırtıcıydı.
Tam sekizde, evin önünde boğuk bir motor sesi yankılandı. Alya pencereden baktığında, Bartu’nun simsiyah, asil spor arabasının kaldırımın kenarında durduğunu gördü. Aşağı indiğinde, Bartu arabadan çıkmış, sırtını kapıya yaslamış onu bekliyordu. Üzerindeki kusursuz kesim siyah takım elbise, beyaz gömlek ve hafifçe gevşetilmiş kravatıyla o kadar karizmatik görünüyordu ki, Alya bir an için nefes almayı unuttu.
Bartu’nun gözleri, apartman kapısından çıkan Alya’yı bulduğunda derin bir sessizliğe gömüldü. Bakışları genç kızın tepesinden tırnağına kadar ağır ağır, adeta tenini yakarak gezindi. Zümrüt yeşili elbisenin içindeki Alya, onun zihnindeki tüm planları altüst edecek kadar büyüleyiciydi. Özellikle de bileğindeki şahmeranı fark ettiğinde, dudaklarının kenarında o bildik, tehlikeli tebessüm peydah oldu.
"Vay be," dedi Bartu, ses tonu her zamankinden daha pürüzlü ve derindi. Yaklaşıp Alya’nın önünde durdu. "Zümrüt kızı demiştin ama bu gece tam anlamıyla bir felaketsin. Soykanların bu akşam ayakta kalabileceğinden şüpheliyim."
"İltifatları sonraya sakla, bay Kozcu," dedi Alya, sesindeki heyecanı gizlemeye çalışarak. "Maskem nasıl olmuş, sen ondan haber ver."
Bartu, Alya’ya doğru eğildi, kokusunu içine çekerken fısıldadı: "Masken kusursuz... Ama gözlerindeki o yangını tamamen söndürememişsin. Neyse ki bu gece o yangının arkasında ben duracağım." Kapıyı onun için açtı. Alya arabaya bindiğinde, içerideki o tanıdık odunsu ve tütün karışımı parfüm kokusu onu sarmaladı. Yol boyunca ikisi de konuşmadı. Radyoda çalan kısık sesli caz müziği, aralarındaki o gerilimli sessizliği besliyordu.
Araba, Boğaz’a nazır, devasa demir kapıları olan Soykan malikanesinin önünde durduğunda Alya’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Valeler kapıyı açtı. Bartu arabadan inip Alya’nın tarafına geçti ve elini uzattı. Alya, o sıcak ve büyük eli tuttuğunda, aralarındaki o elektriğin tüm vücuduna yayıldığını hissetti.
"Hazır mısın?" diye sordu Bartu, gözlerinin içine bakarak.
Alya derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirdi ve gözlerine o aşık, kendinden emin kadın maskesini yerleştirdi. "Doğduğum günden beri bu anı bekliyorum."
El ele, malikanenin devasa mermer merdivenlerini tırmandılar. İki büyük ahşap kapı görevliler tarafından açıldığında, içeriden gelen elit kahkahalar, çatal bıçak sesleri ve hafif klasik müzik Alya’nın yüzüne çarptı. Salona girdikleri an, içerideki o uğultu bıçak gibi kesildi. Gözler tek bir noktaya, kapıda el ele duran Bartu Kozcu ve zümrüt yeşilli kadına çevrildi.
Masanın başında oturan, yaşından beklenmeyecek kadar dik ve otoriter duran Esma Soykan, elindeki şarap kadehini yavaşça masaya bıraktı. Gözlerini Alya’ya diktiğinde, o bakışlardaki şüpheyi ve kibri okumak hiç de zor değildi.
Bartu, Alya’nın elini hafifçe sıkarak ona güven verdi ve salona doğru bir adım attı. Herkesin duyabileceği net, meydan okuyan bir sesle konuştu:
"İyi akşamlar Soykan ailesi. Kusura bakmayın, biraz geciktik. Ama bu akşam yanımda çok özel biri var, sizi onunla tanıştırmak istedim. Sevgilim, Alya."
Masada buz gibi bir hava esti. Alya, Esma Soykan’ın gözlerinin içine bakarak hafifçe başını eğdi ve gülümsedi. Oyun şimdi resmen başlıyordu ve geri dönüşü olmayan o satranç tahtasına ilk hamlelerini yapmışlardı.
Bartu’nun "Sevgilim, Alya," itirafı, malikanenin yüksek tavanlı salonunda görünmez bir el bombası gibi patlamıştı. Masanın etrafında dizilmiş olan Soykan hanedanlığı, birkaç saniye boyunca adeta birer heykel gibi donup kaldı. Baran’ın elindeki kristal kadeh masaya sertçe indi, içindeki şarap hafifçe dışarı taşsa da o bunun farkında bile değildi. Gözleri kısıldı, bakışları önce Bartu’nun Alya’nın belini sıkıca kavrayan eline, ardından Alya’nın zümrüt yeşili elbisesinin içinde bir kraliçe gibi dikilen duruşuna kaydı. İki gün önce otoparkta hayat kurtaran, dün gece davette gizemli bir konuk olarak salınan bu kız, şimdi holdingin veliahdı gibi görülen Bartu Kozcu’nun sevgilisi olarak tam karşılarındaydı.
"Bartu..." dedi Baran, sesindeki o sorgulayıcı ve sert ton masadaki sessizliği yırtarak geçti. Sandalyesini hafifçe geriye itti ama ayağa kalkmadı. "Bu gerçekten... büyük bir sürpriz. Dün gece davette ailecek düzgünce teşekkür edememiştik ama anlaşılan o ki senin teşekkür etme yöntemlerin bizimkinden çok daha hızlı ve samimi."
Bartu, Baran’ın bu iğneleyici hamlesine karşı sadece hafifçe gülümsedi. Alya’nın belindeki elini milim kıpırdatmadan, kızı hafifçe kendisine doğru çekti. O tanıdık, odunsu parfümü ve vücudunun sıcaklığı Alya’ya bu kurtlar sofrasında bir duvar gibi siper oluyordu. "Hayat bazen hızlı akar, Baran," dedi Bartu, sesindeki o rahat ama üst perdeden tonla meydan okuyarak. "Alya ile yollarımız bir süre önce kesişti. Lara’nın olayı ise sadece bu bağın ne kadar kaçınılmaz olduğunu bize gösterdi."
"Alya!" diye bir çığlık koptu masanın diğer ucundan. Lara, annesinin protokol kurallarıyla örülü o mesafeli bakışlarını tamamen hiçe sayarak sandalyesinden fırladı ve hızla yanlarına geldi. Gözleri parlıyordu. "Gerçekten geldin! Üstelik... Bartu abiyle?" Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu ama Alya’yı gördüğü için duyduğu saf sevinç çok daha baskındı.
Alya, Lara’nın bu masum heyecanına karşı yüzündeki o aşık ve asil kadın maskesini bozmadan gülümsedi. "Söz vermiştim Lara, seni bir kez daha görmeden gitmek istemedim," dedi, sesini en yumuşak ritmine ayarlayarak.
"O halde ayak üstü beklemeyin," diyerek duruma el koydu masanın başındaki asıl otorite. Esma Soykan, ellerini masanın üzerinde birleştirmiş, o delici, her şeyi analiz eden gözlerini Alya’nın üzerinde gezdiriyordu. Bakışları bir anlığına Alya’nın bileğindeki zümrüt taşlı şahmerana kaydı. Dün gece kendi elleriyle verdiği o yadigarın, genç kızın teninde bu kadar kusursuz durması, kadının içindeki o tekinsiz şüpheyi daha da tırmandırmıştı. "Geçin, oturun lütfen. Bartu, sevgilini bize daha yakından tanıtmak istemez misin?"
Bartu, Alya’nın sandalyesini centilmence geriye çekerek oturmasına yardımcı oldu ve hemen ardından yanındaki sandalyeye yerleşti. Garsonlar anında servisleri yenilerken, masadaki gerilim tavan yapmıştı. Ediz, yani ailenin ortanca ve sessiz oğlu bile gözlerini Alya’dan ayıramıyordu.
"Eee, Alya," dedi Esma Hanım, gümüş çatalıyla tabağındaki yemeğe küçük bir dokunuş yaparken. Sesi bir anne şefkatinden fersah fersah uzak, tam bir sorgu memuru soğukluğundaydı. "Dün gece fotoğrafçılık ve sanat tarihinden bahsetmiştin. Ama Bartu gibi hayatını sayılarla, algoritmalarla ve siber güvenlikle örmüş bir adamla yollarınızın nasıl kesiştiğini gerçekten çok merak ettim. Hangi sergide, hangi vizörün arkasında buluştunuz?"
Alya, masanın altından çantasının sapını sıkan parmaklarını serbest bıraktı. Tam konuşmaya hazırlanıyordu ki, Bartu’nun bacağı masanın altından yine onun dizine hafifçe yaslandı. Bu gizli temas, bir gün önce holding odasında yaptıkları anlaşmanın o canlı hatırlatıcısıydı: 'Gözün hep bende olacak.'
Alya başını hafifçe Bartu’ya doğru çevirdi, gözlerine o hayranlık dolu bakışı yerleştirerek gülümsedi. "Bazen zıt kutuplar birbirini çeker, Esma Hanım," dedi Alya, sesi masada bir kadife gibi yayıldı. "Bartu dünyayı şifrelerle ve mantıkla çözmeye çalışıyor, bense vizörümün arkasından o şifrelerin arkasındaki insan hikayelerini yakalıyorum. Bir sergi çekiminde, o benim kameramın açısına girdi... ve o günden sonra ikimiz de kendi dünyalarımızın sınırlarını kaybettik."
Bartu, Alya’nın bu kusursuz ve doğaçlama yalanı karşısında gözlerinde beliren o takdir dolu parıltıyı gizlemedi. Elini masanın üzerinden uzatıp Alya’nın elinin üzerine koydu, parmaklarını onun parmaklarına kenetledi. "Alya bana hayatın sadece sayılardan ibaret olmadığını hatırlatıyor, Esma Teyze," dedi Bartu, kadının gözlerinin içine bakarak. "Ve onun bu korkusuz, net duruşu... Soykanların o aşılmaz duvarlarının arasında bile bana kendimi güvende hissettiriyor."
Baran, ikilinin bu kenetlenmiş ellerine bakarken dişlerini sıktı. Bartu’yu çocukluğundan beri tanıyordu ve bu adamın bir kadına bu kadar teslim olacağına, onu bu kadar sahipleneceğine asla inanmazdı. Burada dönen başka bir oyun vardı ve Baran bunu çözmeye kararlıydı.
"Güzel bir hikaye," dedi Baran, sesindeki o meydan okuyan tonla masaya eğilerek. doğrudan Alya’nın gözlerinin içine baktı. "Ama biliyor musun Alya... Yüz hatlarında, o dik duruşunda bana çok tanıdık gelen bir şeyler var. Sanki seni bu otopark olayından çok daha önce, çok daha derin bir yerde görmüş gibiyim. Hafızam beni kolay kolay yanıltmaz. Gerçekten daha önce hiç karşılaşmadığımıza emin misin?"
Soru, masanın ortasına düşen ikinci bir bomba gibiydi. Alya’nın kalbi boğazında atmaya başladı. Bileğindeki şahmeran sanki tenini dağlıyordu. Baran, farkında olmadan öz kardeşinin yüzündeki o genetik kodları, o Soykan kanını hissetmeye başlamıştı. Alya tam maskesini koruyup bir cevap verecekti ki, Bartu’nun elini üzerindeki baskısı sertleşti. Savaş daha yeni başlıyordu.