Alya, omzundaki elin ağırlığı ve Bartu’nun o nefes kesen teklifi karşısında bir anlığından kalbinin durduğunu sandı. "O kapıdan içeri benim kadınım olarak gireceksin." Bu adamın zekasından her zaman korkmuştu ama bu kadarı Alya’nın bile sınırlarını zorluyordu. Bartu, Soykanların kalbine giden en kestirme yolun anahtarını elinde tutuyordu, evet. Ama o anahtarı kullanmanın bedeli, kendisini tamamen bu karanlık adama teslim etmek demekti.
"Sen ne dediğinin farkında mısın bay Kozcu?" dedi Alya, sesindeki o dik başlı tonu yeniden yakalamaya çalışarak. Omzundaki elinden yavaşça sıyrıldı ve aralarına bir adım mesafe koydu. "Ben oraya yirmi yılımın hesabını sormaya, hayatımı çalanları bulmaya gidiyorum. Senin o tehlikeli sosyete oyunlarına meze olmaya değil."
Bartu, elinin boşluğa düşmesini hiç umursamadan ceplerine geri yerleştirdi. Dudaklarındaki o ketum tebessüm, Alya’nın bu hırçınlığı karşısında daha da derinleşti.
"Meze olmak mı?" dedi Bartu, sesindeki o sakin ve kendinden emin ton odayı kaplarken. "Yanılıyorsun zümrüt kızı. Eğer o kapıdan tek başına sızmaya çalışırsan, Baran’ın şüpheleri ya da Esma Teyze’nin o keskin radarları seni iki günde yutar. Ama benim yanımda, benim değer verdiğim, hayatımdaki o gizemli kadın olarak girersen... Kimse sana soru sormaya cesaret edemez. Sana holdingin de, o malikanenin de tüm kapıları ardına kadar açılır. Sen içeride istediğin gibi ipuçlarını toplarken, ben de senin arkandaki o koruma kalkanı olacağım."
Alya, odanın devasa camından dışarıya, şehre doğru baktı. Mantığı ve kalbi büyük bir savaşın içindeydi. Bartu haklıydı. Soykanlar öyle kolay lokma değildi. Hele ki dün geceki o şahmeran bileklik oyunundan sonra, Esma Hanım’ın gözleri hep üzerinde olacaktı. Bir kalkan kullanmak, üstelik bu kalkanın ülkenin en güçlü adamlarından biri olması işini kolaylaştırırdı. Ama bedeli...
"Bu ortaklıktan senin kazancın ne, Bartu?" diye sordu ilk kez adını doğrudan kullanarak. Arkasını dönüp gözlerinin içine baktı. "Bana yardım etmek için hiçbir sebebin yok. Neden Soykanlara karşı benim yanımda duruyorsun?"
Bartu’nun gözlerindeki o alaycı ışık bir anlığına söndü, yerini derin ve karanlık bir ciddiyete bıraktı. Alya’ya doğru bir adım attı. "Çünkü o malikanenin içinde saklanan tek sır senin geçmişin değil, Alya. Benim de o duvarların arasında yarım kalmış bir hesabım var. Ve inan bana, o hesabı kapatmak için senin o hırslı, korkusuz zekana ihtiyacım var. Yani bu sadece seni korumak değil; bu, ikimizin de kazanacağı bir ittifak."
Alya derin bir nefes aldı. Masanın üzerinde duran zümrüt taşlı şahmeranı eline aldı ve parmaklarının arasında sıktı. Gümüşün o soğukluğu ona kim olduğunu, ne için savaştığını bir kez daha hatırlattı. Artık geri dönüş yoktu. "Gölge" olarak saklandığı o karanlık odadan çıkma ve sahneye adım atma vaktiydi.
"Pekala," dedi Alya, gözlerini Bartu’nun kara gözlerine dikerek. Sesi buz gibi net ve kararlıydı. "Oyununu kabul ediyorum, bay Kozcu. Ama unutma, eğer bana en ufak bir yanlışın olursa, o holdingi de senin o kusursuz siber kaleni de başındaki insanların üzerine yıkarım."
Bartu, Alya’nın bu tehdidi karşısında şaşırmadı, aksine aradığı o vahşi ruhu karşısında görmenin verdiği memnuniyetle gülümsedi. Masanın üzerindeki kahve fincanını alıp havaya kaldırdı. "Ortaklığımızın şerefine, zümrüt kızı. Hazır ol, çünkü yarın akşam Soykanların aile yemeği var. Ve biz oraya el ele gireceğiz."
Bartu’nun "Yarın akşam Soykanların aile yemeği var. Ve biz oraya el ele gireceğiz," sözü odanın yüksek tavanlarında yankılanırken, Alya içindeki o buz gibi kararlılığın daha da keskinleştiğini hissetti. Yarın akşam, onun hayatını çalan o insanların masasına, holdingin dahi çocuğunun sevgilisi olarak oturacaktı. Bu fikir hem tüylerini ürpertiyor hem de içindeki o intikam hırsını harlıyordu.
"El ele girmek mi?" dedi Alya, dudaklarının kenarında hafif, meydan okuyan bir tebessüm belirdi. Masaya doğru yaklaştı ve kendi kahve fincanını alıp Bartu’nun havada duran fincanına hafifçe vurdu. Porselenlerin çıkardığı o ince ses, aralarında imzalanan gizli bir anlaşmanın mührü gibiydi. "Umarım rolünü iyi ezberlemişsindir bay Kozcu. Çünkü Esma Soykan’ın gözünden hiçbir detay kaçmaz. En ufak bir açığımızda bizi o masada çiğ çiğ yerler."
"Sen benim oyunculuğumu dert etme, zümrüt kızı," dedi Bartu. Kahvesinden son bir yudum alıp fincanı masaya bıraktıktan sonra Alya’ya doğru bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Alya adamın gömleğinin altından yükselen o sıcaklığı ve sert göğüs kafesini hissedebiliyordu. Bartu elini yavaşça Alya’nın çenesine doğru uzattı, başparmağıyla genç kızın dudağının kenarını çok hafif bir şekilde, adeta tenini yakarak okşadı. "Sen sadece o masada bana bakarken gözlerindeki o hırçın, intikam isteyen casusu saklamayı öğren. Bir kadının sevgilisine nasıl bakması gerekiyorsa, bana öyle bakacaksın. Tutkuyla, bağlılıkla... Ve biraz da aşkla."
Alya, çenesindeki o sıcak dokunuşla irkilse de gözlerini milim kaçırmadı. Bartu’nun parmaklarının ucundan ruhuna sızan o tuhaf çekim dalgası, mantığının sınırlarını zorluyordu. Hızla geri çekilerek adamın elini boşlukta bıraktı. "O kısım bende. Ben bir 'Gölge'yim Bartu, hissetmediğim her duyguyu yüzüme bir maske gibi takmayı senden çok daha iyi bilirim," dedi ve çantasını omzuna taktı. Masanın üzerindeki şahmeran bilekliği de avucunun içine sıkıştırıp çantasına attı. "Yarın akşam kaçta, nerede?"
Bartu, elini sakince cebine indirirken Alya’nın bu ani kaçışını keyifle izledi. "Yarın akşam saat sekizde seni evinden alacağım. Adresini siber ağından bulmamı istemiyorsan, şimdiden buraya yazsan iyi olur."
Alya masanın üzerindeki boş bir kağıda hızla evinin adresini yazıp kalemi sertçe bıraktı. "Yarın sekizde. Geç kalma, bay Kozcu," dedi ve arkasını dönerek odanın devasa kapısına doğru yürüdü. Kapının kulpunu tutup tam çıkacakken, arkasından gelen o derin ses onu bir kez daha durdurdu.
"Alya."
Genç kız başını hafifçe omzunun üzerinden geriye doğru çevirdi. Bartu, elleri ceplerinde, camın önünde durmuş ona bakıyordu. Gözlerindeki o alaycı ışık tamamen gitmiş, yerine gece kadar karanlık bir ciddiyet gelmişti.
"O eve girdiğimiz an, sadece geçmişini arayan bir kız olmayacaksın. Artık resmen benim alanımdasın. Orada göreceğin hiçbir şeye tek başına tepki vermeyeceksin. Ne olursa olsun, gözün hep bende olacak. Anlaştık mı?"
Alya, bu uyarının altındaki o gizli tehlikeyi sezmişti. Bartu’nun da o evle, o aileyle ilgili sakladığı devasa bir hesap vardı ve yarın akşam o hesap da masaya gelecekti. Başını belli belirsiz salladı. "Anlaştık," dedi ve kapıyı açıp yönetim katının o sessiz koridoruna çıktı. Holding binasından ayrılıp arabasına bindiğinde, yarın akşamın sadece bir yüzleşme değil, hayatının en büyük savaşı olacağını çok iyi biliyordu.