İçeriğe geç

SIRRIN BEDELİ GERÇEK AİLEM

Bölüm 10 · 4 dk okuma

SIRRIN BEDELİ GERÇEK AİLEM

Bölüm 10

10. Bölüm: Zümrüt Kızı

Bartu’nun o her şeyi bildiğini sanan kibirli yüzünün, Alya’nın bu devasa itirafıyla nasıl buz kestiğini, o odadaki sessizliğin nasıl ağırlaştığını sindire sindire ve upuzun yazıyorum. Hadi bakalım, o odadayız şimdi:

Bartu, masanın üzerinde duran zümrüt taşlı şahmerana bakarken, odadaki zaman algısı tamamen altüst olmuş gibiydi. Az önce yüzünde asılı duran o alaycı, her şeyi kontrol altında tuttuğunu sanan kibirli tebessüm, dalga dalga yayılan bir şok dalgasıyla silinip gitti. Kara gözleri masadaki gümüş bileklikten yavaşça kalktı ve Alya’nın gözlerinin içine dikildi. İlk kez, o aşılmaz Kozcu duvarlarında derin bir çatlak belirdi.

Alya ise nefes nefese kalmış olmasına rağmen çenesini bir milim bile indirmemişti. Göğsü öfkeyle inip kalkıyor, yirmi yıldır ruhunu kemiren o kimsesizlik hissinin yakıcı tınısı hâlâ odanın duvarlarında yankılanıyordu. Sırrını bu adama teslim etmişti; onun siber ağını çözen zekasına karşı, elindeki en ağır, en kanlı kozu masaya fırlatmıştı.

"Ne dedin sen?" diye sordu Bartu. Sesi ilk defa o pürüzsüz tonunu kaybetmiş, boğuk ve kısık çıkmıştı.

Alya acı bir gülüşle bir adım geri çekildi, aralarındaki o boğucu mesafeyi nihayet açtı. "Duydun, bay Kozcu," dedi, sesindeki her bir kelime jilet gibi keskindi. "Yirmi yıl önce, o şatafatlı Soykan imparatorluğunun göbeğinden, daha göbek bağı bile kurumadan çalınan o bebeğin ta kendisiyim. Üvey bir ailenin yanında, her gün neden oraya ait olmadığını düşünerek büyüyen, sistemdeki tüm kayıtları silinmiş o kız... Soykanların asıl kızı."

Bartu, elini masadan yavaşça çekti. Bakışları hâlâ durumu tartmaya, bu bilginin ağırlığını zihnindeki o devasa holding ağına yerleştirmeye çalışıyor gibiydi. Birkaç saniye boyunca arkasındaki dev cam duvardan sızan kasım güneşine baktı, ardından tekrar Alya’ya döndü. Şoku şimdiden kontrol altına almaya başlamıştı; o profesyonel, soğuk zekası yeniden devreye giriyordu.

"Bu... Bu çok büyük bir iddia, Alya," dedi Bartu, sesini tekrar o kontrollü ritmine oturtarak. Masaya doğru yürüdü, şahmeran bilekliği parmaklarının ucuyla kavrayıp havaya kaldırdı. "Esma Teyze’nin dün gece sana verdiği bu bileklik, evet, Soykan kadınlarının aile yadigarı. Ama sadece buna dayanarak onların kızı olduğunu iddia etmek..."

"Sadece buna dayanmıyorum!" diyerek onun sözünü kesti Alya, öfkeyle masaya doğru iki adım atarak. "Yıllardır o 'Gölge' kimliğinin arkasına neden saklandım sanıyorsun? Magazin dünyasının kirli çamaşırlarını ortaya dökmek benim umurumda bile değildi. Ben sadece onlara yaklaşabilmek, hastane kayıtlarının saklandığı o gizli arşivlere sızabilmek için o kimliği yarattım. Elimde yirmi yıl önceki o çocukluk fotoğrafım var Bartu. Beşikten çalınmadan hemen önceki o fotoğrafta, bu bilekliğin bebek versiyonu benim bileğimdeydi. DNA testleri, mühürlü belgeler... Her şeyi tek tek topladım."

Bartu, elindeki bilekliği masaya bırakıp derin bir nefes aldı. Alya'nın gözlerindeki o saf, yakıcı dürüstlük ve intikam hırsı, yalan söylemediğinin en büyük kanıtıydı. Eğer Alya sıradan bir şantajcı olsaydı, bu bilgiyle doğrudan Baran’ın ya da Esma’nın karşısına dikilir, milyon dolarlık bir servet kopardı. Ama o buradaydı; sessizce, bir gölge gibi izliyordu.

"Eğer her şey elindeyse," dedi Bartu, gözlerini Alya’nın yüz hatlarında gezdirerek. Şimdi dikkatli bakınca, Baran’ın o tavizsiz çene yapısını, Esma Hanım’ın o asil, dik gözlerini bu kızda çok net görebiliyordu. Nasıl daha önce fark edemediğine lanet etti. "Eğer her şey elindeyse, neden dün gece o masada karşılarına çıkıp 'Ben sizin kızınızım' demedin? Neden hâlâ saklanıyorsun?"

Alya’nın gözleri karardı. "Çünkü o evin içine girmeden, o hastane odasından benim nasıl bu kadar kolay kaçırılabildiğimi öğrenmeden karşılarına çıkamam," dedi, sesi titredi ama bu kez öfkeden değil, içindeki o kırık dökük çocuk yüzündendi. "Ben çalındım mı, yoksa o kusursuz Soykan imajına zarar vermemek için birileri tarafından bilerek mi uzaklaştırıldım, bunu bilmiyorum Bartu. İçeriden birinin yardımı olmadan bir bebeği o hastaneden kimse çıkaramazdı. Ben o katillerin, o suçluların arasına körü körüne 'Ben geldim' diye dalamam."

Bartu sessizce onu dinledi. Odanın içindeki o gergin hava, yerini garip bir ittifakın ilk tohumlarına bırakıyordu. Bartu, Alya’nın ne kadar büyük bir tehlikenin içinde olduğunu o an her şeyden daha iyi anladı. Soykanlar dışarıdan ne kadar kusursuz görünürse görünsün, içerideki o güç savaşları insanı yutacak kadar derindi.

Bartu yavaşça Alya’ya doğru ilerledi. Bu kez yüzünde alay ya da tehdit yoktu. Tam önünde durduğunda, elini yavaşça kaldırıp Alya’nın omzuna koydu. Dokunuşu şaşırtıcı bir şekilde sıcak ve güven vericiydi.

"O zaman," dedi Bartu, sesi bir fısıltı kadar derinden geliyordu. "O zaman bu oyunu kurallarına göre oynayacağız, zümrüt kızı. Madem o evin içine sızmak istiyorsun, bunu bir muhabir gibi gizlice yapamazsın. Seni o kapıdan içeri ben sokacağım. Ama tek bir şartla..."

Alya, omzundaki elin sıcaklığıyla irkilerek gözlerini onun kara gözlerine dikti. "Ne şartı?"

Bartu eğildi, nefesi Alya'nın yüzünü delip geçerken dudaklarında o tekinsiz, karanlık tebessüm yeniden belirdi. "O kapıdan içeri benim kadınım olarak gireceksin. Her adımı birlikte atacağız, her sırrı birlikte çözeceğiz. Kabul mü?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.