Sabahın ilk ışıkları yattığım odaya doğduğu için erkenden uyandım. Elimi yüzümü yıkamaya giderken Beren' i gördüm ve
-Günaydın.
dedim ve o da
-Günaydın. Biliyorsun düğün akşama doğru başlıyor. Kahvaltı yapalım. Daha kuaföre gideceğiz. Çekime gideceğiz. Hadi hazırlan. Ama lütfen dün aldığım kıyafeti giy dedi.
Ben de
-Beren şimdi üniformamı giyeyim geldikten sonra söz onu düğününde giyeceğim.
Dedim ve o da başıyla onayladı. İşlerimi hallettim, kahvaltıyı yaptık ve kuaförün yolunu tuttuk. Beren benim saçıma da bir şeyler yaptırmak istedi ama ben evde kendim yapacağımı saçıma yabancı insanların dokunmasını sevmediğimi kulağına fısıladadım. O da anlayışla karşıladı. Kuaförden sonra çekimsle gittik. Gelinin nedimesi her şeyi ayarladığı için ben pek gerekmiyordu.Sadece koruma görevini üstleniyordum. Saat artık 3 olmuştu ve 4 te düğün başlayacaktı. Saat 4'e geliyordu konağın yolunu tuttuk ve ulaştıktan sonra ben de üzerime Beren'in aldığı kıyafeti giymek zorunda gibi hissediyordum. Böyle kıyafetler beni bozar nereden bulaştırdılar beni ya diye düşünürken bir yandan da zorla onu giyiyordum. Hemen saçıma da maşayla bir şeyler yaptım ve yüzüme de ufak bir makyajla tamamlamıştım. Dışarı çıktım ve askerlerimin yanına gidiyordum o sırada bazı misafirlerin bana maşallah çektiğini duydum ama oğulları olma ihtimaline karşı hiç dönüp bakmadım. Düğündeki yabanci insanlarin onların asker olduğunu bilmemesi lazımdı. Yanlarına gittim ve hepsi takımları çekmişti. Ben de onlara
-Aslanlarım ne yalan söyleyeyim çok karizmatik görünüyorsunuz. Dedim ve onlar da
-Sağ ol!
Dediler. Bu onları daha da karizmatik yapmıştı.
Düğün başlamıştı insanlar yavaş yavaş geliyordu.Birden Ahmet dönüp bana
-Komutanım iyi ki kınayı biz daha gelmeden yapmışlar. Aşiretler mübarek birde onu çekemezdim..
Dedi ve hepimiz güldük. Ahmet çok haklıydı. Hiç kaldıramazdık. Yavaş yavaş saatler geçiyor yöresel oyunlar oynanıyordu. Ben de askerlerimle bir masada oturmuş, duruyorduk. İnsanlar kendilerine özgü oyunlarını ve hareketlerini yapıyordu.Bizim masamızda herkes elini masaya koymuş ve aşırı ciddi bir şekilde ters bir durum var mı diye bakıyorlardı.en ücra köşedeki ama her yeri görebilen bir masada oturuyorduk. Albayın oturduğu sandalye duvara dayalıydı biz de onun etrafında kimi masadan tarafa kimiside dış tarafa bakıcak şekilde oturuyordu.Hava kararmıştı. En nihayetinde gelin ve damat ilk dansları için sahneye alındı. Yalan yok gerçekten yakışıyorlardı. İlk dans bitmiş sırada gelinin babasının seçtiği garip ama töreye ve yöreye özgü şarkilar çalmaya başladı. Bi anda herkes ayağa kalkınca bir sorun var sanıp biz de ayağa fırladık, ellerimiz otomatikman belimizde bulunan beylik silahımıza gitmişti. Beylik silahı hariç herkeste tabanca da bulunuyordu ancak risklere karşı erken çözüm buydu. Elbisenin yanına yönüne silah kemerini takmak zor olmuştu ama başarmıştım. Görünmemesi için üzerine ek ceket gibi olan ama ince bir şey giymiştim. Elbiseyi aldığımız yerde bu da vardı ve en uyumlusu buydu.
Biz daha ne olduğunu kavrayamadan yine herkes kalktığı gibi geri oturdu. Tim ve ben hala ayaktaydık. Elimiz belimizde, tetikteydik.
Bizi gören Bilal ağa gülerek bize yaklaştı
-sakın olun evladım Mardin'in büyük ağası geldi ondan kalktı herkes kimseye bir şey olduğu yok.
Alışık olmadığımız aksanı ile biraz anlamamakla birlikte anladığımızla yetinip yerimize oturduk.
Daha fazla oturmaya dayanamayacağımı anladığımda
- hadi biraz etrafı kolaçan edelim otur oturduğun nereye kadar, adamlar dışarıda bir yerde de olabilir dimi yani?
-evet komutanım bence de bi bakalım etrafa oturmaktan sandalye ile bütünleştim neredeyse
Gülerken ayaklandım yanımda Baran ve Emre de geliyodu. Diğerleri albayın yanında kalmayı tercih ettiler.
Baran burada bulunan çoğu insanı tanıdığını ve hem sosyalleşmek amaçlı onlara selam vermemizi istedi. Biz de kabul ettik, nereden bilelim ki bu kadar insanı tanıdığını...
Sırayla herkese merhaba, hoş geldiniz, iyi mısınız vs gibi şeyler söyleyip bir diğer masaya geçiş yapıyorduk. Şimdiden yorulmuştum.yoruluduğumuz için selamlaşma işini Baran'a kitleyip tekrar masaya doğru ilerledik Emre ile.
Masaya ulaştığımızda kendimi direkt sandalyeye attım, tabi biraz hızlı olduğu için aşağı doğru hafif kaymıştım. Kendimi düzelterek elbiseyi aşağı doğru çektim.
Hala bıkmadan usanmadan yöresel oyun oynayan insanlara 'ben yoruldum siz niye yorulmuyorsunuz?' dememek için zor duruyordum.
Gözlerimi kısa süreliğine kapattığımda omzuma dokunulan ince parmaklar ile arkamı dönüp kim olduğuna baktım. Küçük bir kız çocuğu elinde tuttuğu tokası ve hafif peltek sesi ile
-saçımı öyebiliy mişin abya, abyam şenin öyebildiğini şöyledi?
Dedi, ablasının kim olduğunu sorgularcasına etrafa bir bakış attığımda gelin-damat masasından bana bakıp el sallayan Beren ile göz göze geldik. Onun kardeşi olduğunu anladığımda
-gel bakalım güzellik tabi ki örerim saçlarını
Dedim, saçları Beren gibi siyah, gözleri Bilal Ağa gibi hafif yeşil idi. İleri de çok güzel bir kız olacağını şimdiden anlamıştım. Hoş bana göre dünyadaki tüm kızlar güzeldi,hepsi açılamayı bekleyen birer inciydi gözümde.
Küçük kızı kucağıma oturtup elindeki tokayı alarak saçını örmeye başladim.bir yandan da utancı geçsin diye onunla konuşuyordum.
-ee güzel kız adın ne bakalım
-Kâmer, şenin adıyn ne
-Asena ben de memnun oldum
-beyn de memnuyn oydum
-napıyosun Mardin de,nasılsın?
-oyun oynuyoyum aykadaşlayımla, okula başlicam onun için çoyk heyecanyıyım
-yaa öyle mi, çok sevindim senin adına. Okul çok güzel bir yer biliyo musun, ben çok seviyorum okulu
-yia beyn de umayım seveyim okuyu
Biz sohbet ederken masadakiler düğünü izlemeyi bırakmış bize odaklanmışlardı. Herkesin gözünde o bakış dudaklarında o tebessüm vardı.
Bi an için utanıp önüme döndüm.
Kâmerin saçını bittiğinde kucağımdan indirip
-bitti bence çok güzel oldu
dedim,
-Bakmaya gideyim mi çoyk meyak ediyoyum?
-tabi ki gidelim, nerede olduğunu göster sen
-oyuyy
Kâmerin elini tuttum ve bana yolu tarif etmesini izledim. Konağın içerisine doğru ilerlediğimizde karşımızdan görevli ablalar ve bir kaç başka kişinin dışarıya pasta taşıdığını gördük. Pastaları görünce hem benim hem Kâmerin gözleri ışıldadı. Kâmere
-Kâmer güzelim hemen saçını yapalım da pasta yemeye gidelim koşş
Birlikte güle güle yukarıya çıktık, banyoda ki aynadan saçına baktı ve aşağıya aynı hızda indik. Kâmer aklına gelen fikir ile hemen durdu, o durunca ben de durdum
-mutfaya gideyim mi Aşena
-neden ki
-oyada daha çok paşta vay
-koş hemen gidelim
Kıkır kıkır mutfağa yol aldık. Mutfağa girer girmez iki tabak pasta kaptık ve kaçtık. Dışarıya çıkıp masaya gittik.
Masaya vardığımızda herkese zaten pasta verilmişti. Bizim yerimize de pasta koymuşlardı.
Fazla pastadan zarar gelmez diyerekten yemeye başladık.
Pastamız bittiğinde Kâmer ı annesi çağırdı ve o gitti. Kâmer gittiğinde yüzümde ki gülümseme silinmiş yerini albayı koruyan asker ciddiyeti geldi.
Tam Kâmer gitti ciddileştim derken tekrar geldi ve bi anda arkadaşları ile birlikte hem benim hem timin elinden tuttular. Elimizden çekiştirdiklerinde ayağa kalktık ve onları takip ettik
Diğer bölümde görüşürüz:))