Ellerimizi çeken minik ellere şaşkınca bakıp zorluk çıkarmadan onları takip ediyorduk.
Miniklerin ihanetine uğramıştık...
Bu tür yöresel oyunlarla hiç alakamız yoktu, ve minikler bizi tam ortaya getirmişti. Tüm büyük, küçük, yaşlı, genç insanların gözleri bizdeydi. Ne yapıcağımızı bilemez şekilde insanlara bakmaya başladık.
Emre
-konutanım, ne yapalım
Diye sordu. O an aklıma gelen tek şeyi öne sürdüm. Herkesi çember şeklinde toplayıp planı söyledim ve plan kabul edilince şarkıları, türküleri çalan grubun yanına gittim. İstek parça gibi olmuştu, ama en nihayetinde bu kadar insanın arasında bir şeyler saçmalamaktan iyiydi.
Ritmin mükemmel ahenkine kendimizi şimdiden kaptırmıştık. En önde ben olacak şekilde arkaya doğru birer artarak , gelin-damat masasına doğru yüzümüzü dönmüştük. Ve mükemmel ritim başladı...
planı anlattığı zaman
Emre'nin sorduğu soru bir an düşünmemi sağlamıştı. Aklıma dahiyane denilecek bir fikir geldiğinde time hem el hareketi hem de konuşarak çember oluşturmalarını sağladım.
-şimdi hiç birimiz, Baran hariç, Mardin ilinin yöresel oyunlarını bilmiyoruz. Değil mi?
Hepsi onaylar mırıltılar çıkardı.
-ama hepimizin ortak olarak bildiği bir şey var,
Sözümü bitiremeden herkes aynı anda
-Zeybek
Dedi
-aynen öyle aslanlarım, gösterelim marifetlerimizi.
Esas duruşa geçerek
-Emredersiniz Komutanım!
Dediler. Şarkı türkü çalan grubun yanına ilerleyerek Zeybek çalmalarını söyledim, ve kenarda duran Al bayrağımızı da elime aldım. İyice rulo haline getirdiğim Al bayrağımızı elbisenin kemer kısmına geçirdim.
Zeybeğin muhteşem ritmi çalmaya başladığında biz de senkronize olmuş bir şekilde Zeybek oynamaya başladık. En sonuna doğru yaklaştığımızda bizim kendi askeri koreografiden alıntıladığımız bölüme gelmiştik.
Resmen bir kule gibi dizilmiştik.en alttan herkes birbirine kenetlenmişti.
İşte şimdi sıra bendeydi!
Serdar'dan ve Galip'in destek alarak en üste bir adım daha yaklaşmıştım. Diğerlerinin üstünde olan, onlara göre zayıf ama bana göre epey yapılı Altay'ın omuzlarına çıktım. Nefes nefeseydim.
Elbisenin kenarındaki Al Bayrağımızı yerinden çıkartıp havaya kaldırdım. Herkes tüyleri diken diken olmuş şekilde bize dikkat kesilmişti.
Son hamlemi yapmaya başladım..
Al bayrağımızın en üstünden tutup, rulo halde olduğu için, parmağımı kenardan çektim ve uçlarını tutmaya devam ettim. O sırada esmeyen Mardin havası al bayrağımızı dalgalandırmak ister gibi hafiften esti. Bayrağımız dalgalanmaya başladı.
Ne kadar da yakışıyor gökyüzüne
Diye geçirdim içimden.
O esnada müzik bitmişti. Aniden bir alkış tufanı ile karşılaştık. Düğünde bulunan herkes, gelin-damat , yaşlılar ağalar bile bizi deli gibi alkışlıyordu.
Etrafa göz attım.
Bilal Ağa, karısı,
Konuştuğum teyzeler,
Küçük çocuklar ve daha tanımadığım nicesi bize bakıyordu.
Babamla göz göze geldim.
Gururlu bakışları üzerimizde idi. Yüzünde ki küçük ama etkisi büyük tebessümü ile bize bakmaya devam etti.
Gözlerim etrafta gezerken bir çift gözde takılı kaldım.
O burada olamazdı değil mi?
Halisünasyon görüyorumdur diye bakışlarımı anında çektim. Gözlerim istemsiz tekrar o taraf kaydığında bana göz kırpmadan baktığını gördüm. Bu muhteşem anı bozan Altayın mükemmel (!) sesi
-komutanım tamam ağır değilsiniz falan da ben hamlamışım azıcık. İnseniz olur muu
Elimdeki bayrağımızı kabaca katlayıp eski yerine koydum.Kafasına bi tane geçirip
-ağır mı diyosun lan sen bana? Hı, daha çok içtima yaptırıyım de gör sen.
-yok komutanım vallahi yok ne alaka
-duydum duyacağımı Altay, iş işten geçtiii
-yaw komutanım ama
-susta indir lan beni, daha konuşuyosun.
Altay inmişti ama ben hala onun omuzundaydım.
-indirmem ki komutanım,
-olum indir lan beni!
-hayır, siz içtimayı iptal edene kadar indirmem
-lan indir beni, herkes bize bakıyo
-iptal ettim diyin indiriyim
-tamam be iptal hadi yeter, kusucam şimdi üstüne
-ay aman kusmayın iğrenç, ıyy
-ne nazlı çıktın lan sende
Bunu söylerken aynı zamanda da Altay eğilmişti bende üstünden iniyordum.indiğim gibi aklıma o gözler geldi.
Bak gözler...
Cidden burada olabilir miydi?
Olduğu tarafa döndüm
Yoktu.
Delirmiş olma ihtimalin kaç acaba asena?!
Timle birlikte masaya doğru yürüdük. Ve oturduk.
Yaklaşık yarım saat sonra daldığım yerden babamın sesi ile ayrıldım.
-gel Öztürk gel
Soy ismi duyduğum an vücuduma elektrik verilmiş gibi titredim. Babam ayağa kalktı ve birisi ile tokalaştı. Sonrasında o 'bu zamana kadar nasıl yaşadım bu ses olmadan?'dediğim sesi duyduk.
-kıdemli yüzbaşı Baran Sancak Öztürk, Mardin emredin komutanım!
Kendine özgü sert, erkeksi ve tok sesi beni mest etmişti. Herkes aniden ayaklandığında ben hala mest olmuş şekilde yüzüne bakıyodum.
Biçimli kalın denemeyecek kaşları, kemiksiz biçimli burnu, hafif dolgun dudakları ve tam esmer olmayan teni ona aşırı yakışmıştı
Babamın yalandan öksürmesi dikkatimi ona vermemi sağladı.
-Yüzbaşım tekmil vermenizi bekleyen bir Kıdemli Yüzbaşı ve tekmil sırası bekleyen bir tim var.
-hı, HA pardon, ben.. Şey..
Aniden ayağa kalkıp tekmil verdim
-Yüzbaşı Asena Işınay Ateşal, Ankara. Emredin komutanım!!
Sırayla herkes tekmil verdiğinde masaya tekrar oturmuştuk. Ara ara yüzbaşı ile göz göze gelmemiz benş daha çok utandırıyoedu ve bende hemen gözlerimi çekiyordum.
Birbirleri ile öyle konuşurken ben onları dinleyemiyordum. Aklım hala muhteşem sesinde ve yüzünde idi.
İlk baştan bu kadar yakişikli olduğunun farkında değil idim.
Konuştukları konular ilgimi çekmeyince kendi dünyama daldım. Düşünüyordum kendimce.
Ne de olsa bana ne Beşiktaş tan fenerden dimii aa.
Düğünün sonlarına doğru geldiğinde ara ara göz göze gelmemiz beni daha çok utandırıyordu ve bende rahatlamak için lavaboya gidecektim
-müsadenizle lavaboya gidiyorum ben
Diyip ordan ayrıldım. Önüme gelen birine lavabonun yerini sorup lavaboya ilerledim.
İçeri girip yüzüme ve boynuma şu çarptım. Biraz daha kaldıktan sonra çıktım.
Ama karşımda yüzbaşını görmeyi beklemiyordum...