İçeriğe geç

Sırlar Oteli | Tamamlandı

Bölüm 9 · 10 dk okuma

Sırlar Oteli | Tamamlandı

Bölüm 9

Bölüm 9

Bölüm 9

◇

Grup kavgaya o kadar odaklanmışlardı ki arkadaki geri sayımı tamamen unutmuşlardı. Başlarına gelecek olanın farkına bile varmadan bayıltıcı gazın salındığı havayı kokladılar. Gaz kesildiğinde gençler bilinçsiz bir şekilde yerde yatıyorlardı. Tufan ve Demir sakince içeriye girerek gençleri tek tek bodrumdaki kapalı odaya taşıdılar. Onları ölümlerine ve gerçeklere doğru taşıdılar.

◇

Gazdan kaynaklı bayılan grup yavaşça kendilerine gelmeye başladılar. Karanlık odada Kaan ve Canan yan yana bir sandalyede bağlıydılar, Sevilay kapaklı bir platformun üzerinde bağlıyken, Hakan yerde boğazından ve ellerinden bağlıydı, Ömer ise yere uzanmış vaziyette beyaz bir çember ve çemberin iki yanında duran uzun direklerin arasında duruyordu.

Ömer kendine geldiğinde diğerleri de yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Ömer bağlı arkadaşlarını görünce aceleyle ayağa kalktı. Ama hareket etmeden camın diğer tarafında onları izleyen Demir'i ve karanlıktan dolayı yüzü görünmeyen kızı görünce, "Ne istiyorsunuz bizden!" bağırdı. Ama onun sinirle söylediği hiçbir sözü umursamadan, camın arkasındaki ikili sadece onları izlemeye devam etti. Oda karanlıktı ve korkunçtu, bu korkunçluğu arttıran şey ise içeriyi saran iğrenç kokuydu. Midelerinin kalkmasını sağlayan o iğrenç, yoğun koku! Aldıkları koku onlar için tanıdıktı. Ama nereden? Böylesine iğrenç ve pis bir koku ona nereden tanıdık gelebilirdi ki?

"Yerinde olsam çember den ayrılmazdım."

Uyardı. Ömer bu sesi duyunca istemeden de olsa kafasını eğdi. Yere baktığında büyük bir çemberin içinde olduğunu fark etti. Ve tabi onunla beraber duran iki ne direği de! Kafasını iki yana sallayarak, "Neden?" sordu. Ama karşılığı olarak sadece gülme sesi duydu. Bu sırada Kaan bağlı olduğu iplerden kurtulmak için sandalyeyi sallamaya başladı. Ve tabi oluşan öfke patlamasından dolayı,

"Bizden ne istiyorsun s*ktiğimin adi p*ç kuruları!" gibi benzeri küfürler etmeye başladı. Ama aldığı cevap Ömer de olduğu gibi yine bir gülme sesi ve onu takip eden küçük öksürüklerdi. Kaan ve Ömer'in bu cesaretinden dolayı diğerleri de bağırarak kendilerince konuşmaya başladığında Demir ve kız sadece gülmeye devam etti. En sonunda karanlıktaki kız öksürerek,

"Bu kadar konuşma yeter! Neden diye sormuştun. Size neden buraya geldiniz açıklayayım."

Diyerek karanlıkta duran kız yavaş adımlarla yürüyerek, karanlık odadan, onların bulunduğu alana doğru ilerledi. Camın hemen yanındaki büyük demir kapıdan dışarıya çıktı. Kapı açılıp içeriye girdiğinde karanlıktan kaynaklı yüzü tam olarak seçilemiyordu. Genç kızda zaten bunu umursamadan duvara yakın bir şekilde yürüdü. Yavaş adımlarla odanın çevresinde ilerlerken arkasında bıraktığı yerlerin küçük spot ışıklar açılmaya başladı.

Ayağındaki siyah stiletto ayakkabının, ince topuğundan çıkan sesle ilerledi. Her topuk sesinde bir ışık ve her ışıkta bir ceset ortaya çıktı. O cesetler sırayla, ölüm zamanlarına göre dizilmişlerdi. Bunları gören grup küfür ve öğürmelerle kafalarını başka tarafa çevirdiler. O kokunun kaynağı şimdi anlaşılmıştı. O tanıdık ve iğrenç koku, etraflarında sırayla dizilmiş olan bu cesetlere aitti. Onların solgun ve iğrenç bedenlerinden yayılıyordu. Oysaki bu cesetler, sevdikleri insanlar değil miydi? Şimdi neden onlara karşı bir sevgiyle değil de iğrenerek bakıyorlardı. İşte karanlıkta yürüyen genç kız bunu düşünmüştü. Sevdiklerini idea ettikleri kişilerin, ölmüş bedenleri onları nasıl tiksindirebilirdi ki?

Genç kız en sonunda köşede bir yerde durdu. Ömer ise kızın daha önceki uyarısını umursamadan kıza doğru atılmak istedi. Ama çemberin dışına adım atamadan karnındaki acıyla kafasını eğdi. Karnına saplanan görünmez ve keskin tele baktı. Acıyla kafasını kaldırdığında son ışıkta açılarak kızın hafif yanık ama tanıdık yüzü ortaya çıktı. Grup gördükleri tanıdık yüzle dilleri tutulmuş bir şekilde ona baktılar. Akıllarından sadece bu nasip olabilir, geçmişti!

"Seni uyarmıştım oysaki."

Dediğinde Ömer şaşkın bir vaziyette onu tanıdığı isimle, yani "Ömür." diye seslendi. Ama kız duyduğu isimle kafasını iki yana sallayarak güldü.

"Hayır, benim adım Deniz! Daha önce söylememe rağmen nasıl adımı hızlıca unutursunuz. Bu çok kalp kırıcı!"

Sözlerinin aksine güldüğünde Ömür'e yani gerçek adıyla Deniz'e şaşkınca bakmayı bırakamamışlardı. Nasıl bırakabilirlerdi? Gözleri önünde öldüğünü görmüşlerdi ama şu an, kanlı ve canlı karşılarındaydı. En sonunda şaşkınlığı en hızlı üzerinden atan Sevilay sinirle bağırdı. "Seni adi kal*ak! Biz sana güvenmiştik!" Deniz bu sözlere sadece güldü.

"Bunu neden yapıyorsun?" bağıran sesi duyunca bu seferde Hakan'a döndü. Hepsine bir, bir bakarak,

"Ah, bunu neden mi yapıyorum? Çünkü canım öldürmek istiyor!" grup korkuyla ona baktı. O ise gülerek "Şaka derdim ama siz iki aptalı zevk için öldürürken sadece bu iki aptalı, bana yaptıklarının bedelini çekmesi için öldürmek istiyorum. Hoş yine de bu zevk için öldürdüğüm gerçeğini değiştirmiyor ama bu kimin umurunda!"

Ömer acı içinde elini kan akan yarısına, karnına koyarak Deniz'e sinirle baktı. Ömer daha da dişlerini sıkarak, "Öyle mi? Deniz olan seni tanımıyoruz bile ama intikam? O zaman sana her ne yaptılarsa bunu yapanlardan intikam al!" dese de Deniz buna karşılık sadece güldü.

"Aslında hepsi bir şey yaptı. Sen hariç! Bu yüzden sen oradasın ve onlar orada! Her neyse çok abartma istersen çünkü sen hariç sadece onları zevkle öldürmeyi planlıyorum. Yani drama yaratma!"

Dediğinde Ömer sinirle nefes alıp veriyordu ama ona ne diyeceğini bilemiyordu. Deniz onlara gülerek boğazı kesilmiş Melisa'nın cesedine doğru ilerledi. Diğerlerinin aksine daha normal duruyordu. Ama boğazındaki derin kesik bu normalliği sıfıra indiriyordu. Tıpkı görüntüsü gibi kokusu da onları rahatsız etmişti. Ama bu Deniz’in umurunda değildi. Çünkü o bu kokuya uzun zaman önce zor yollarla da olsa öğrenmişti.

"İlk ölen kişi Melisa, Kızıl Ay*! O salağı öldürdüm çünkü o sür*tük beni boğmaya çalıştı. Bunu da sırf Canan... Kıskançlığın Gözleri* istediği için yaptı. Doğal olarak ben de onu boğdum ve sonra da... daha çok mecburen boğazını kestim."

Açıklama yaparak Melisa'nın cesedinin yanına geçti. Kaan ise tekrar bu manzarayı görünce tüm kanı çekilmişçesine bembeyaz oldu. Sırf onu boğdu diye böyle olduysa, peki kendisine ne olacaktı? Sevdiği kadın, ortak olan geçmişleri yüzünden bu şekilde öldüyse peki ya o? Onun bu haline gülerek,

"Nasıl öldüğüne gelirsek de şey... Melisa salağından bana ait olan kolyeyi yani beni boğmak için kullandığı kolyemi gizlice aldım. Bu düşündüğümden kolay oldu! O aptal kendisine gösterilen odaya geçerken cebinde duran kolyeyi yere düşürdü. Boynuna taksaydı, belki işim bu kadar kolay olmazdı!"

Diyerek yavaşça yere tek diz olarak çöküp, solgun ve kokan cesede bir süre baktı. Daha sonra kafasını kaldırıp korkuyla onu izleyen gözlere baktı. Sözleri onları korkutuyordu ve bu da Deniz’in hedeflediği şeydi. O bir Ölü Kraliçe’ydi* ve o sadece yapılanların bedelini ödetmek istiyordu. Onların korkusundan zevk alarak,

"Kolyeyi ondan aldıktan sonra yapmam gereken tek şey Melisa'nın tek kaldığından emin olmaktı. Bunu da akşam yemeği düzenleyerek kolayca yaptım. Ve siz aptallar, ıssız bir yerde ne oldukları belirsiz bu insanların teklifini kabul ettiniz. Aptallar! Neyse Melisa kolyenin olmadığını fark esince geri dönmek istedi ve bu şekilde yalnız kaldı.” gözlerini kapattı. Ardından da tekrar gözlerimi açarak, “O yalnız kalınca yüzümdeki yanığı saklamak için yaptığım aptal makyajdan kurtulup... onun karşısına çıktım." diyerek bir süre dalgın bir şekilde öylece karanlık boşluğa baktı.

Hemen ardından da derin bir nefes alıp, "Beni gördüğünde gerçekten de çok şaşırmıştı. Ben de bu şaşkınlığını fırsat bilip, tıpkı onun yaptığı gibi yaparak kolye ile onu boğdum. Zincir kopana kadar onu boğmaya devam ettim. Ta ki kopuncaya kadar! Kolyenin biraz daha dayanacağını sanmıştım ama o aptalın yaptırdığı zincir bile hemen koptu. Koptuğun da ise mecburen boğazını kesmek zorunda kaldım. Kısa sürdü ama eğlenceliydi. Hem de fazlasıyla!"

Diyerek yüksek sesle güldüğünde gençlerin korkuları da onunla eş değer bir şekilde arttı. Deniz hızla ayağa kalkarak onların konuşmasına izin vermedi. Ve diğer ölüye doğru, ayağındaki siyah topuklu ayakkabının çıkardığı sesle ilerledi.

"İkinci ölü Aslı, lafın tam anlamıyla Çift Başlı* sabırsız bir salak! O bana bir şey yapmadı. Onu bir nevi zevk için öldürdüm." dediğinde hepsi dili tutularak ona baktı. O ise gülerek, "Aynı zamanda küçük bir kızın hayatını mahvetti. Onu tekerlekli sandalyeye mahkum etti. Hatta yaptığı şeyden ceza almayıp birde o kızla dalga geçti. Ölümüne gelirsek de Demir kafasına sıktı çünkü başta da dediğim gibi çok sabırsızdı."

Diyerek Aslı'nın cesedinin yanında durdu. Kafasını iki yana sallayarak bakarken Hakan'ın, "Ruh hastası!" dediğini duydu. Ona göz ucuyla baktığında genç adam korkuyla geri çekildi. Onun korkusuna gülerek tepkisini çok da kafasına takmayarak konuşmaya devam etti.

"Üçüncüsü Akın, o da Aslı'nın yardakçısı, diğer Ters Çift Başlı*. Ceza alması gerektiğini bile bile yardım etti ve yalancı şahitlikle o kızı suçlu durumuna düşürdü. "

Diyerek Akın'ın cesedinin yanına gitti. Deniz, sakin bir şekilde Ömer'e kısa bir bakış attı. Onun sakin kalmaya çalışmasına rağmen zorla nefes aldığını gördü. Ona bakmayı bırakıp konuşmaya devam etti.

"Sizin o odaya gitmenizi sağlamak hepsinden daha kolaydı. Size cam açık dedim ve hepinizde birer salak, hatta komut bekleyen köpek gibi beni sorgulamadan o odaya koştunuz. Cidden akılsız birer salak gibisiniz. Neyse sonuç olarak bu sayede cama giden ilk salağımız yani diğer sabırsız, Akın da elektrik akımın dan dolay bayıldı ve yüksekten aşağı düşerek öldü. Aslında aşağı düşmesine rağmen ölmemişti. Demir, onunla biraz oynamış olabilir."

Derken gülerek camın arkasındaki Demir'e baktı. Demir de onun gülen ifadesiyle, ciddi halini bir kenara bırakıp gülümsedi. Deniz de bununla beraber önüne dönerek ölü adama baktı. Ardından da kendi kendine omuz silkerek kısa bir süre öylece ayakta durdu. Kafasını iki yana sallayarak yine yürümeye başladı.

"Dördüncümüz senin biricik Selin'in, Sahte Karanlık* ise şey Canan'ın yardakçısıydı ve... benim geçmişimdeki sözde en iyi arkadaşımdı. Onu nasıl öldürdüğüme gelirsek... şey Demir odaya girdiğinde korkuyla bana döndü. Sanırım beni uyarmak istedi. Ama ne kadar beni uyarmak için dönse de ben onu Melisa'yı öldürmekte kullandığım bıçağı kullanarak kolayca bıçakladım.”

Sözlerini zevk alarak söylüyordu. Ve bu gençleri daha da ürkütüyordu. “Biliyor musunuz onun şok ifadesi çok zevk vericiydi. Bana şaşkın bir şekilde, Ömür sen ne yapıyorsun, dedi ama ben bu sözleri umursamadan ona kim olduğumu söyledim. Ve o... çok korktu. Bana yalvardı. Hayatta kalmak için ama her yalvarana merhamet etmek... bana göre değil!" diyerek kahkaha attığında kimse konuşamadı. O ise derin nefes alarak, "Daha sonra da dikkat çekmemek için biraz ilaç aldım ve ardından da kendimi de bıçakladım. Kalbim sizin hissetmeyeceğiniz kadar yavaşladı ve belli bir zaman sonra da durdu. Tekrar atmasını da Demir sağladı."

Diyerek güldüğünde Ömer, ne diyeceğini bilememiş bir şekilde ona bakmaya başladı. Dehşete düşen bir yüz ifadesi ile, "Sen ruh hastasısın! Kendini bıçakladın!" bağırdı. Bunun üzerine herkes Ömer’e döndü. Deniz sakin bir tavırla omuz silkti.

"Bıçaklanmak o kadar da acı verici değil!"

Dediğinde ona şok olmuş vaziyette bakmalarını umursamadan Kaan'a döndü. Kaan bu bakışı kolayca anlamıştı. Geçmişini yansıtan bu sözlere karşı ne diyebilirdi ki? Ya da nasıl bakabilirdi?

"Bilirsin bıçaklanmak kısa süreli bir acı ama kemiklerinin kırılması bu daha da acı verici! Bunu tattıktan sonra bıçak yarası sadece küçük bir sinek ısırığı gibi ve önemsiz bir şey haline geliyor!"

Diyerek bakışlarını tekrar cesetlere çevirdi. Ömer ne diyeceğini bilemeden öylece kaldığında Deniz, onu umursamadan cesetlerin yanlarından yavaşça geçti. Onun için kimsenin sözü umurunda değildi. Şu an ama şu an sadece yapılanların bedeli onun umurundaydı.

"Beşinci kişi yani Sadrettin'e gelirsek, onu ben de bilmiyorum, açıkça çok fena parçalanmış! Demir neden bu kadar abarttın ki! Onu hayatta bırakabilirdik."

Dediğinde camın arkasındaki Demir kafasını iki yana sallayarak mikrofona doğru boğuk bir sesle mırıldandı.

"Çünkü sana dokundu, ona bu kadarını yaptığım için çok şanslı... biraz daha onunla oyun oynamalıydım. Ama zamanımı boşa harcamamamı söyledin."

İtaatkar bir tonla konuştuğunda, Deniz gülerek Ömer'e döndü.

"Ah, fazla kıskanç kusura bakmayın, neyse şimdi ki ölecekler gelelim."

Diyerek rahat bir konuşma yaptığında tüm grup ondan çok korkmuştu. Bu kız kesin bir intikam istiyordu. Çünkü hayatı mahvolmuştu. İntikam almadan rahatlamayacak bir kini vardı. Bu yüzden onun hayatını mahvedenlerin hayatını mahvedecekti. Mahvedilen hayata karşılık, birkaç hayat!

“Herkes bedel ödüyor.”

Hatırlamayanlar içindir! Tanıtım bölümüne aittir ve bu isimler onları temsil ediyor.

Bilgilendirme:

1. Kızıl Ay (Melisa Güler)

Ölümü temsil eder. Anılarla yaşar, gerçeklerde saklanır. Yakalanması zor ama bir yandan da kolaydır. Tek yapılması gereken bir kez yukarıya bakmak veya gözlerini kapatmak.

"Anılar bizi yaşatır."

2. Ölü Kraliçe (Ömür Tekin)

Korkulardan beslenir. Kendisine yapılan her kötülüğün karşılığını bulmasını sağlar.

“Ölüme çok yakınsın.”

3. Çift Başlı (Aslı Yaren)

Biri konuşur, diğeri uygular. Elini verirsen, tüm hayatını kaybedersin. Onlara dikkat etmelisin. Bir yarısı olmayan çürük elma gibiler.

"Köpek gibi sadık ama tutkusuz bir canı!"

4. Ters Çift Başlı (Akın Akıncı)

Biri konuşur, diğeri uygular. Elini verirsen ruhunu kaybedersin. Onlara dikkat etmelisin. Bir yarısı olmayan çürük elma gibiler.

“Düşünmeden adım atar!”

5. Sahte Karanlık (Selin İpek)

Bir gölge gibi sadece yalan ve sahte bir gerçekle oluşur. Onun doğrusu yoktur. Sadece amacı var.

"Sahte bir karanlığın içinde gerçeğe benzemek."

6. Zehirli Sarmaşık (Sadrettin Uslanmaz)

Sözleriyle sarılır. Kendine hapsetmeyi bilir. Onu yakalatan şey ise sarmaşığın zehri!

“Sözler bir yılan gibidir. Konuşmasını bilirsen ilerlemesini de bilirsin!”

Bölüm sonu

1 yorum