Bölüm 8
◇
Demir kucağındaki kızı hızlıca beyaz renkteki sedyeye koyup, masada duran şırıngayı aldı. Kızın kıyafetini sıyırarak, şırınganın içindeki ilacı göğsünde olması gereken yere yavaşça enjekte etti. Ardından da kıyafetini yırtarak, karşısına çıkan çıplak göğüse kalp monitörünün kablo uçlarını bağladı. Daha sonra da yanındaki ayarlanmış defibratör* ile şok verdiğinde vücudunu şok etkisi yüzünden sadece sarsıntıyla tepki verdi.
Onun hareket etmediğini görünce, genç adam sinirle dişlerini sıkarak bir kez daha ayarlanan defibratörle şok verdi. İkinci şok etkisinde, kızın kalbinin atmasını sağladığında, elindeki defibratörü yanına aceleyle bıraktı. Nefes almaya başlayan kıza gülerek, alnını öptü "Sorun değil iyisin, benim yanımdasın!" kızın atan kalbine bakmak için, kalp monitörüne baktı. Her şeyin olması gerektiği gibi gittiğini gördüğünde, onun yaralarıyla ilgilenmek için geri çekildi.
“Bir kalp attı ve bir kalp durdu!”
◇
Çocuklar yere serdikleri çarşafların üzerine yatarken, kızlarda yatakta uyuyorlardı. Çok yorulmuşlardı, getirdikleri yiyecekler az olduğu için fazla karınları doymamıştı ve susuzlardı. Ama bu duruma rağmen dışarıya kolayca çıkamazlardı. Bunu yapmaları kendilerini kolayca tehlikeye atmak ve ölümün ayaklarına gelmesine sebep olmak olurdu.
Kaan uyuyan kızlara kısa bir bakış atıp, sakince mırıldandı. "Aramızdaki hain sizce kim?" sordu. Hakan da kızlara bakmayı bırakıp sakince ona döndü. Ömer ise kafasını iki yana sallayarak gözlerini kapattı. Şu an yapacağı bir tahmin ne kadar doğru olabilirdi?
"Bir düşman olduğu kesin ama kim? Bizden başka kimse hayatta değil ama sizi tanıyorum asla bunu yapmazsınız." dediğinde Ömer sakince onu reddetti. Artık kimseye güveni kalmamıştı genç adamın. Ve bu güvensizliğini dile getirmekten de çekinmedi.
"Bunu bilemeyiz, belki sen hainsin ya da ben. Tek bildiğim o sizden biriyse benim elimde ölecek olması!" sinirle yumruklarını sıktı. İki arkadaş da onun, bu sinirli sözlerine bir şey demedi çünkü sevgilisinin ölü bedenini gördü. Tıpkı Kaan gibi! Ve her ikisi de bunun intikamını istiyordu. Hakan elini onun omzuna koyarak,
“Bize yaşıyor ya da ölü de demedi! Unutmayın, belki işi bitti diye onu öldürmüş de olabilir!” onları uyardı. Bu sözlerinde haklıydı. Katilin artık onunla işi kalmadıysa, onu öldürmüş olabilirdi! Bu uyarıyla Kaan iç çekerek duvara yaslandı. Gözlerini kapatarak,
“Artık hiçbir şey bilmiyorum. Sadece... sadece bunu yapan o pisliklerden kurtulmak istiyorum.” dişlerini sıkarak konuştu. Ömer de kafasını sallayarak ona hak verdiğini sessizce, kendi kendine belirtti. Hakan onların bu haline iç çekerek arkasında duran yatakta yatan kızlara baktı. Sevgilisiyle beraber yatan diğer kıza da baktı. Kendi sevgisini kaybetse ne tür bir hüzün yaşardı, istemeden de olsa bunu düşündü. Ardından da kafasını iki yana sallayıp, derin bir nefes aldı.
“Sadece öfkeyle hareket etmeyin, bu bize yeter! Başka kimseyi kaybetmeyelim!” onları açıkça uyardı. Kendi başlarına hareket etmeye kalkışırlarsa bu birinin daha ölümüyle sonuçlanırdı ve bu genç adam artık kimseyi kaybetmek istemiyordu. Kimseyi, başta da sevgilisini kaybetmek istemiyordu!
“Her neyse, siz yatın. İki saat sonra Hakan, seni kaldırırım ve sen devam edersin.” sözleriyle Hakan kendine gelerek ona baktı. Ardından da kafasını sallayarak Kaan’a baktı. Yorgun duran arkadaşını gördüğünde, omzuna vurarak,
“Hadi dostum.” ayağa kalktı. O ayağa kalkınca, Kaan da beraberinde ayağa kalktı. Serili olan yer yatağına geçtiklerinde, Ömer yakın durduğu kapının hemen solundaki duvara yaslanarak boş boş duvarları izlemeye başladı. Kendi aralarında konuşma bitmişti ve bundan sonra sırayla uyumaya başladılar.
Sabah ise ilk uyanan Sevilay oldu. Uyuya kalmış insan grubuna iç çekerek elini ağrıyan başına koydu. Ardından da derin nefes alarak kuruyan boğazını yutkunarak ıslatmaya çalıştı. Susuzdu ve içebileceği herhangi bir su kaynağı da yoktu. Sevilay’ın hareketliliğinden dolayı Canan da gözlerini açarak tavana baktı.
Tek kişilik olan bu odaya girdiklerinde yabancı bir kızla yatağını paylaşacağı aklının ucundan geçmemişti. Hoş geçse ne olurdu ki? Onları dışarıda avlayan bir katil vardı. Bunu düşünmesi bile saçma olurdu. O zaman şimdi neden düşünmüştü. Aklına gelen şeyleri hatırlamamak için! Ama çok geç onları yavaşça hatırlamaya başlamıştı bile!
Aklına gelen her bir görüntü de sadece gözlerini kapatmakla yetindi. Onlar ölmüştü ve sıra şimdi kendilerine geliyordu ama neden? Yaptığı kötülüklerin karması mıydı? O da bilmiyor ama kesinlikle yaptıklarının karşılığı olmamasını diliyordu. Çünkü yaptıkları şeyleri yaşayamayacak kadar korkuyor ve kendinden nefret ediyordu.
Sevilay sessizce ağlayan, yanındaki kıza kısa bir bakış attı, daha sonra da iç çekerek etrafına baktı. Nöbet tutması gereken gençlerin uyuduğunu gördüğünde sadece kafasını iki yana salladı. Onları tanımıyordu ve ne demeye hakkı vardı ki? Zaten tanıdığı herkesi kaybetti. Kimi kaldı ki? Sadece kendisi ve tanımadığı bu insanlar. Gözleri dolduğunda kendini tutarak dişlerini alt dudağına geçirdi. Şu an ağlamamalıydı. Bunun yerine buradan çıkması gerekiyordu. Zaten geçmişi yeterince ona acı verirken şimdi de bu yaşadıkları. Sanırım bunlar yaptığının birer karmasıydı.
Hakan gözlerini açtığında uyanık olan kıza baktı. Onun dudağını ısırarak, ağlamasına engel olan halini gördüğünde tekrar gözlerin kapatıp, uyuya kaldığı duvara yaslanmaya devam etti. Sevgilisi uyuyor ve şu an iyi ama kendisi? Arkadaşları öldü. Kendisini çok sevdiği bu kadınla tanıştıran ve hastalıklı geçmişini bıraktıran o kız ölmüştü. En iyi dostu! Ve diğerleri. Hepsi öldü ve geriye sadece birkaç kişi kaldılar. Bu durum, bu ölümler onun hastalıklı, pis geçmişinin bir karması mıydı? Değilse bile artık öyleydi!
Kaan yavaşça nefes alsa da bu nefesin yakında duracağını biliyordu. Ömür ölmeden önce ne demişti? Sizin yüzünüzden. O zaman bu onun karmasıydı. Bu onun geçmişinde yaşattıklarının karmasıydı. Ve sonuna kadar hak ediyordu. Bunu biliyor ama yine de bundan kaçmak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. Zaten sevgilisi de ölmedi mi? Artık elinde kaybedebileceği bir şey yoktur. Bu yüzden de ne pahasına olursa olsun canı için direnecekti. Bu hayatta kalanların ölümü olacak olsa bile!
Aralarında sadece Ömer geçmişinin karması olduğunu düşünmüyordu. Geçmişte ne yapmıştı ki? Sadece Selin’le tanışmış ve onun hayatına girmişti. Ama o kadını üzecek bir şey yapamadığı halde neden kendi karması olduğunu düşünsün ki? O zaman bu kimin karmasıydı. Bu beş genç arasında oluşan, bu kusursuz katliam ne içindi? Kim içindi? Kimin için olduğu, kimin umurunda! Onlar ölecekti ve bu karma sadece bu işe yarayacaktı.
Gençler en sonunda yattıkları yerlerden doğrularak birbirlerine baktılar. Canan hiç konuşmak istemese de kurumuş boğazıyla zar zorda olsa, “Suyu kestikleri için mutfağa gitmeliyiz.” çatlak sesiyle konuştu. Ve bunu düzeltmek için de birkaç kez öksürdü. Onun öksürmesiyle gözleri kapalı olan Hakan, gözlerini açarak öksüren kıza baktı. Ardından da dişlerini sıkarak gözlerini tekrar kapattı. Bunu kendisinin suçu olmalı! Başka neden burada acı çeksinler ki? O böyle düşünüyordu.
“Evet, hadi kalkın. Kimse bir yere tek gidemeyeceğine göre, hep beraber gidiyoruz.” sesiyle herkes Kaan’a döndü. O ise umursamadan ayağa kalktı. Yanında yatan Ömer’i de ayağıyla dürttü. Bunu yaptığında genç adam sessizce doğruldu. Gitmeleri gerekiyordu ve kimse zaman harcamak istemiyordu. Bu yüzden de hepsi yemek için mecburiyetten de olsa, daha önceden birkaç kez gittikleri yemek salonuna topluca ilerlediler.
Girdikleri yemek salonuna sakince kontrol ettiler. Ve yavaş adımlarla etrafta sorun olmadığından emin oldular. Bu sırada da mutfakta bazı yemek kapları olduğunu gördüler. İhtiyaç duydukları kadarını almak için o tarafa hareketlendiler. Ve almaları gerektiği kadarını aldıktan sonra odaya geri dönmek için çıkışa ilerlediler. Ama bunu istediklerinde yemek salonun kapısı birden kapandı ve beraberinde aşina olmaya başladıkları kilitlenme sesini duydular. Kapının kilitlenme sesiyle gençler hızlıca kapıyı açmak istediler ama kapı çoktan kilitlenmişti. Kapıya odaklandıkları sırada bir anons sesi daha duyuldu ama bu sefer anons yapan kişi bir kadındı.
"Merhaba çocuklar nasılsınız?"
Sesi üzerine grup hızlıca birbirine bakmaya başladılar. Çünkü bu ses onlara fazlasıyla tanıdık geliyordu. Ne kadar tanıdık gelse de kim olduğunu bir türlü çıkaramıyorlardı. Tanıdık ama kim?
"Nezaket gereği bile olsa cevap yok mu? Peki. Neyse bugün sizinle özel olarak ben oynayacağım ve bu yüzden tanışmalıyız. Ama dur... bir saniye siz zaten beni tanıyorsunuz! Öyle değil mi?"
Sorduğunda gruptan ses çıkmadı. Çünkü kızın da dediği gibi sesi onlar için fazlasıyla tanıdıktı. Bu yüzden de akıllarının karışmasına sebep oluyordu. Onların ortak olarak tanıdıkları kim olabilirdi? Kafalarındaki bu düşünceler onları sessizliğe sürüklüyordu. Ama diğerlerinin aksine Canan aklındakileri dışına vurmak istiyordu. Bunu da dışına vururken, hiç tereddüt etmedi. Tıpkı sesindeki sinirin, o insanların kedilerine gazap getirme ihtimalini hiçe sayarak!
"Seni tanımıyoruz manyak kadın, anladın mı?" bağırdı. Onun bağırması üzerine sadece o kadına ait bir gülme sesi geldi. O gülünce Canan bir daha, "Seni ruh hastası bizden ne istiyorsun?" bir daha bağırınca sessiz bir şekilde gülen kız, bu seferde kahkaha atmaya başladı. Kahkahası git gide sessizleştiğinde yemek salonu da onunla beraber sessizleşti. Ardından da biraz önceki eğlenir halini geride bırakıp, sakin bir tonla konuşmaya başladı.
"Beni gerçekten hatırlamıyor musunuz? Ben Deniz, beni hatırlamamanız kalbimi fazlasıyla kırdı. Sanırım ben de... bu yüzden sizin kalbinizi kırmalıyım! Bu sayede ödeşmiş oluruz, ha?"
Dediği anda Canan ve Kaan bu ismi duyunca şok içinde hoparlörlerin olduğu tarafa baktılar. İkisi de sessizce oldukları yerde 'Deniz' ismini mırıldandılar. Onların tanıdık ve fazla aşina oldukları ismi! Geçmişlerinin gerçek karmasını nasıl tanımazlardı. Sonuçta onların şu an takındıkları iyi insan maskesinin altında başka bir insan yatıyordu. Ama onlara insan demek uygun olur muydu ki?
"Ah, siz çocuklar gerçekten de... çok yaramazsınız! Beni hatırladınız öyle değil mi?"
Dediğinde ikili ne diyeceklerini bilemedi. Haklıydı, hatırlamışlardı. Geriye kalan üç kişi ise onlara anlam vermeyerek baktı. Ama aralarında bunu en çok Hakan yüzüne yansıttı. Söylenenlere anlam veremeyerek ikilinin şaşkın hallerini izledi. Bir hoparlörlere bir de onlara bakarak, "Siz... siz onu tanıyor musunuz? Kim... kim bu Deniz?" sordu. Bu soru üzerine ikili ne cevap vereceklerini bilemeyerek birbirlerine baktılar. Ne cevap verebilirlerdi ki! Nasıl utanç kaynağı olabilecek bir şeyden kolayca bahsedebilirlerdi ki?
Ömer ise bu sessizliğe daha fazla dayanamayıp sinirle, "Cevap versenize, kim bu kız?" bağırdı. Onun bağırmasıyla Canan derin nefesler alarak önce Hakan'a döndü. Ona geçmişinin karması olan bu ismi nasıl söyleyecekti? Ne kadar konuşmak istese de araya o kız girerek, ondan önce sessizliği bozmak için tekrar konuştu.
"Çok kötüsünüz çocuklar, neden ben den bahsetmiyorsunuz? Bu daha da incitti beni! Mm, o zaman ben mi bahsetsem... hm? Siz yaramazların beni bir depoda nasıl ölüme terk ettiğinden, nasıl yanmaya mahkum bıraktığından!"
Bu sözlerle Sevilay korkuyla ikiliye döndü. Onlardan uzaklaşarak, "Siz birini ölüme mi terk ettiniz?" sordu. Onun korku dolu sorusuyla Canan kafasını iki yana sallayarak onu reddetmek istedi. Geçmişten kaçmak istercesine kafasını iki yana salladı ve uygun sözler aradı. Çünkü bu sözler onu bir ok gibi yaralamıştı. Ve bu yüzden, söylediklerinin farkında olmadan ağzından itiraz kelimeleri çıkıyordu. Ama daha fazla bu itirazlara devam edemeden, o kızın kahkaha sesi bir daha duyuldu ve onların saçma reddetmelerini böldü.
"Hem de ne terk ettiler, anlatsam inanmazsın! Neyse konudan sapmayalım, siz yaramazlardan masanın üzerinde duran kutulardan sadece birini seçmenizi istiyorum, bu yüzden de beni bekletmeyin! Unutmayın saat işliyor... acele edin! Tik tak, tik tak..."
Dediği anda arka planda kırktan geriye doğru sayan yabancı bir ses duyuldu. Hepsi masadaki kutulara baktıklarında gördükleri sadece siyah renkte ve aynı boyda sade iki kutuydu.
Canan ve Kaan oldukları yerde kalarak sadece kutulara boş boş bakmaya başladılar. Ömer onların bu halini umursamadan bir anda Kaan'ın üzerine atladı. Kaan, Ömer'in kendisini itmesiyle, kendine gelerek geri çekildi. Ama Ömer geri durmayıp, sağ yumruğunu kaldırıp sert bir şekilde onun yüzüne geçirdi. Kızlar korkuyla köşelere çekilirken, Hakan da hızlıca onların arasına girip kavgayı ayırmaya çalıştı.
Bu şekilde kavga etmeye başladılar. Kavgaları o kadar şiddetlendi ki arkada sayan, geri sayımın farkında bile değillerdi.
“Ölümleri için olan sessiz bir geri sayım... tik tak, tik tak... zaman işliyor!”
◇
Kameralardan onların kavgasını izleyen genç kız geri çekilerek, "Kavga ediyorlar, sanırım onların cezalarına biz karar vereceğiz!" kendisini izleyen Demir'e güldü. Demir de ona karşılık vererek kameralara baktı.
“O zaman oyunumuz başlıyor mu?” onun gözlerine doğru heyecanla baktı. Yüzündeki yanığa rağmen ona her zaman güzel olduğunu hissettiren kadına baktı. Kadın ise arada gelen öksürükleri arasında onun heyecanına gülerek kafasını salladı. Oyun başlıyordu ve kimse onları durduramayacaktı, bunu biliyor ve bilmeyenlere gösterecekti.
Bilgilendirme:
1. Defibratör, Defibratör fibrilasyona girmiş bir kalbin normal ritmini geri kazanabilmesi için kalbe kısa sureli yüksek değerde akım veren cihaz. Kısaca elektro şok cihazı olarak tanımlanabilir. Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan sağlık cihazına defibratör denir.